Belkim Bir Kertenkeleyim

Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında anneminçatal matal kaç çataldım kim bilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım

düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde çağanozdum bir zaman

iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dışında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi
fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi

bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim.

Can Yücel

Baharla Ölüm Konuşmaları

I

Memelerim koparıyor
Yüzyıl süren bir yalnızlık
dile gelmişçesine
Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
Ve ağrıya
ağrıya tabi,
ağraya
ağraya ağbi..

Nakkaş Tepe de ancak
bezmimize böyle gelmiştir
Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
Yerbilimsel bir hapisten sonra

II

İçimdeki karanlığı patlatacağım
Zifiri bir su akacak
kamışımdan toprağa
Bir kedi yavrulayacak
köpek dişli bir kedi
Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
Yedikçe
kendi
kendini
mayhoş
Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
Mors’un en morundan bir karga
Konacak karşıki direğin doruğuna
Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
Ne kadar taşlasan boş
oynamıyor yerinden
Ben kargadan korkmam ama
bunun gözleri baykuş
Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
Ve ötüyor
ötüyor
ötecek
Beni ışığa bağlayan
(Bağlayın beni ışığa!
Gerin telleri gerin!)
beni ışığa bağlayan
o gelin telleri
o gelin telleri
kopuncaya dek…
Akpembe bahar yelkenleriyle
Güneşin rüzgarına gerilmiş
bir badem ağacı gibi…
İçimdeki karanlığı patlatacağım
Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
ağlaya
ağlaya
Yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa…

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

Can Yücel

Merhaba Nalân… bu sen misin,
Yoksa sen mi sandım;
Biri çimdiklesin beni…
Şöyle ışığa gel de göreyim,
Beni dümdüz eden,
O yalandan da yalan gözlerini…

Merhaba Nalân…
Amortiden mi çıktın güzelim?
Bak yine şapşal ettin bizi…
Oysa ne güzel unutmuştuk
Ve ne güzel sona ermişti,
O gerzek pembe dizi! ..

Hani, son bölümde sen yamuk yapıp
Fabrikatör Nubar Bey’in
Tarabya köşküne gitmiştin…
Hani, arkadaşım Halit Akçatepe’nin yanında
Beni acayip refüze etmiştin…
Ve işte o an gözümde,
Eskicinin bile almadığı
Bir eski eşya gibi, bitmiştin! ..

Merhaba Nâlan..
Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu…
Merhaba, artist olma hayallerinin
İkinci sınıf karakter oyuncusu! ..

Vay anasını sayın seyirciler,
Vay anasını be… vay anasını! ..
Bak, şimdi ağlarım ha,
Tez kapatsın biri,
Gözlerimin bozuk vanasını! ..

Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda
Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda.
Ve o gün, Nubar Bey’in çarpıp kaçtığı
Bir hayvancağızdı inleyen,
Yol kenarı çamurunda.

Ve hep kendine ayırdığın
O bencil yüreğin,
Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı.
Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim,
Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı! ..

Merhaba Nâlan… merhaba!
Yoksul mahallemizin en havalı kızı.
Merhaba, yanlış ağlara takılmış
Muhteşem deniz yıldızı! ..

Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi
Dolardım da bir türlü yağamazdım…
Sen bana bakınca,
Bir ağlamak düğümlenir boğazımda,
Gurur yapar, ağlamazdım…

Ne düşkündüm sana be!
Hani hayvanlar yavrusunu yalarmış,
Aynen öyle…
Ne tutkuydu bizimkisi be!
Hani Ferhat dağları nasıl delermiş,
Aynen öyle…
Ve o nasıl gidişti be!
Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş,
Aynen öyle…

Of Nâlan of! ..
Sen benim neler çektiğimi bilsen,
Bunu bilmekten ölürdün…
Şu kadarını söyleyeyim:
Hani taş olsan,
Yani taş olsan;
Ortadan ikiye bölünürdün…

Gitme Nâlan, dur!
Tekrar gitme ne olur! ..
Aldırış etme saçma sapan sözlerime.
Yoo… hayır, ağlamıyorum,
Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime.

Belki de sen haklıydın,
Bu mahallede ne bahtın açılır,
Ne de boyun uzardı.
Üstelik annen ölmüştü
Ve sokağınız,
Acını kaldıramayacak kadar dardı…

Terso gidiyordu herşey…
Milllet işi-gücü bırakmış,
Aklını bize takıyordu.
Altımızda çul yoktu,
Üstümüzde dam akıyordu.
Arap kızı camdan bakıyordu…

Sen gittikten sonra ben,
Hiç sorma…
El attığım her işi, çok geçmedi batırdım.
Çünkü seni unutmanın tek yoluydu;
Bütün kazancımı şaraba yatırdım.

Ama gelinliğin duruyor.
Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım.
Yalanım varsa kalkmayayım şuradan:
Ben seni bir tek gün,
Bir tek gün bile unutmadım! ..

Merhaba Nâlan,
Merhaba üzgün melek.
Merhaba kadersizim, talihsizim.
Merhaba titreyen elim, sancıyan belim,
Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim! ..

Ama Necdet Tosun öldü Nâlan,
Artık yemekleri sen,
Salatayı da ben yapacağım.
Sami Hazinses kadar olmasa da
Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım.

Kemal Sunal da öldü Nâlan,
İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık.
Ve dünya kirlendi,
Filmler bozuldu
O masum sevdalar yaşanmıyor artık…

Sen varsın, ben varım.
Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda…
Esas film şimdi başlıyor,
Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada! ..

Merhaba Nâlan, merhaba! ..
Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe…
Ulan seviyorum seni be! ..
Ulan, nereden inceldiyse,
Oradan kopsun be! ..

Yusuf Hayaloğlu

Kente yanlızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın bahardı

Yılmaz Erdoğan

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam…
Ben seninle bir gün Veyselkarani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi…
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu’larımız vardı…
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçeyle…
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara’da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara’ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van’daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Yılmaz Erdoğan

Al Bir Uzun Hava

Çekirgeydi Raşko’nun elindeki güvercin
Raşko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
Böyle aşk, böyle barış, Allah belamı versin!Bugün kitabımı verdim tek pedal matbaaya
Bu yol beni götürür sağlam Selimiye’ye
Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun
Vermişim ben canımı al-uzun bir havaya
Can Yücel

Akis

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme…
Dudaklarım öpüşmekten mosmor…
Bir putum sanki ilahilerle
Denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz…Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
Bilakis

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme

Can Yücel

Akdeniz Yaraşıyor Sana

Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliğiHayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım

Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine

Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi

Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer

Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru

Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

Can Yücel
Kaynak: Sekizibiryerde
Seni düşünürüm
Anamın kokusu gelir burnuma
Dünya güzeli anamınBinmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
Fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
Bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü

Sebebi ne
Seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
Sen böyle uzakken senin sesini duyup
Yerimden fırlamamın sebebi ne?

Diz çöküp bakarım ellerine
Ellerine dokunmak isterim
Dokunamam
Arkasından camın
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
Alaca karanlığımda

Ben sana bok diyemem;

Boklar duyarda ar eder,

Zerren düşse boka

Onuda mundar eder..

 

Tanrim senin hamurunu

Necazetle yogurmus

Anan seni sıcar iken

Yanlislikla dogurmus

 

Neyzen Teyfik

Günümüzde adeta bir efsaneye dönen ve o meşhur ‘’Tanrı bile batıramaz denilen gemi… Titanik… Titanik gemisi, toplumumuzda çok geniş bir kesim tarafından bilinen bir konudur.

Bu geminin bu denli geniş bir çevreye yayılmasındaki en büyük etken ise, ana temanın Titanik olduğu filmler gösterilmektedir. Daha çok yapılan filmler sayesinde toplumda popüler ve bilinen olan bu dev yolcu gemisi, bilindiği gibi bir buz dağına çarpmış ve batmaz denen gemi batmıştır. Fakat geminin batışıyla birlikte ortaya oldukça fazla senaryolar ve olasılıklar atılmış ve bu varsayımlar ve çıkarımlar değerlendirilmiştir. Fakat bunların dışında, Titanik gemisiyle ilgili kehanetlerde bulunmaktadır. Bu kehanetlerden en önemlisi ise, Titan kazası romanıdır.

Titan kazası çok da ünlü olmayan bir yazar tarafından gerçek Titanik kazasından tam 14 yıl önce kaleme alınmıştır. Roman 1898 yılında küçük bir kitap şekilde yayımlanırken, gemi ise 1912 yılında Atlantik’in soğuk sularına gömülmüştür. Kitabın en ilginç tarafı ve kehanet olarak görülmesinin nedeni ise, kitapta gerçekleşen olayın gerçekte yaşanan olayla oldukça fazla bir oranda benzerlikler göstermesidir. İlk önce Titan Kazası öyküsünün yazarını tanıtmak gerekirse, bu yazarın adı Robertson’dur.

Robertson eski bir denizcidir ve okuduğu bir öyküden esinlenerek yazar olmuştur. İlk öyküsünü sadece 25 dolara satabilirken, daha sonra yazdığı 4 kısa öyküden 1000 dolar gibi bir para kazanmıştır. Ardından uzun soluklu bir kitap yazmaya karar verir ve adını Titan Kazası verdiği o meşhur kitabı yazar. Kitap, yazıldığı dönemde çok satılmaz ve yazar için bu kitap tam bir fiyaskodur. Edebiyat dünyasını başarısız bir yazar olarak ise 1915 yılında kalp krizi geçirerek noktalamıştır.

3546_titanik1

Titan Kazası Romanında Anlatılanlar
Kitapta dev bir yolcu gemisi yani titan vardır. Bu geminin özelliği ise, asla batmamasıdır. Kitabın ana temasını ise aşk oluşturmaktadır. Öykünün kahramanları, bu batmaz denen dev gemiye binerler ve öykü böylece başlamış olur. Gemi İngiltere’den kalkıp Amerika’ya doğru yol almaktadır. Dünyanın en dayanıklı ve lüks gemisinde yaşanan bir aşkı anlatan olayda, hiç beklenmedik bir olay yaşanır ve de gemi buz dağına çarparak batar. Böylece batmaz denen gemi batar ve okyanusun derinliklerine doğru yol alır. Robertson’un satışı çok az gerçekleşen bu kitabında anlatılanlar bu ana tema çerçevesinde gerçekleşmektedir. Sadece bu ana temadan bile bu hayali olayın gerçek olayla olan yakınlığı çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat öykünün daha derinliklerine ve ayrıntılarına girildiğinde, durum çok daha karmaşık bir hal almakta ve ortaya çıkan sonuçlar insanları hayretlere düşürmektedir.

Kitapta yer alan bu ayrıntılar incelenirse eğer, akıl almaz benzerlikler şu şekildedir:

3546_titanik3

*Romandaki dev titan, New Foundland yakınlarında yer alan KuzeyAtlantik’teki bir buz dağına çarparak batmıştır. Gerçek olayda da, Titanik aynı koordinatlarda yer alan buz dağına çarparak batmıştır. Aynı zamanda gemilerin nasıl battığı da oldukça benzerdir.

*Romandaki dev titanda 24 adet filika bulunmaktaydı. Titanikde ise 22 adet filika ye alıyordu. Her iki olayda da can kaybının çok fazla olması filikaların eksik olmasına bağlanmıştır.

*Romandaki titan 3000 kişilikken, Titanik de 3000 kişiliktir. Yani her iki geminin yolcu kapasiteleri aynıdır. Romandaki kazada 1500 kişi hayatını kaybetmişken, gerçek Titanik kazasında ise 1513 yolcu hayatını kaybetmiştir.
*Her iki olaydaki gemiye de asla batmaz denilmiştir.

*Romandaki dev geminin boyu 248 metre, gerçek Titanik’in boyu ise 252 metredir.

*Romandaki geminin ağırlığı 70.000 ton ağırlığında bulunuyordu. Titaniğin ağırlığı ise 66.000 tondur.

*Romandaki gemi İngiltere’nin Southampton limanında yola çıkıp New York’a giderken, Titanik’de aynı limandan yola çıkmış ve New York’a gitmek için hareketlenmiştir.

3546_tit5

*Romandaki gemi ve Titanik’de de 3 adet pervane bulunuyordu ve bu pervaneler aynı sayıda yani 3000 yolcu taşıma kapasitesine sahipti.

*Romandaki Titan’a dönemin çok ünlü ve zengin kişileri binmişken, Titanik gemisine de çok zengin kişiler binmiştir.

*Romandaki gemide kaza yaşanırken orkestra ilahi çalmaktadır ve Titanik de gemi batarken ilahi çalınmaktadır.

Bütün bu bilgileri içeren ve çok az sayıda satan Robertson’un Titan Kazası romanı, gerçek Titanik kazasından tam 14 yıl önce yaşanmıştır ve kazadan yıllar sonra bu kitapta yazılanların farkına varılabilmiştir. Başarısız sayılan bir yazarcıdan çıkmış bu romanda, dünyanın en meşhur kazalarından birisi olan Titanik kazasının adeta resmi çizilmiştir. Ki geminin buz dağına nasıl çarptığı ve nereden darbe aldığı da romanda anlatılmış ve gerçek Titanik de bu anlatılan sahneye çok yakın bir şekilde batmıştır.

Robertson, hayalinde asla batmayan bir yolcu gemisi tasarlamış, onu yola çıkarmış ve de buz dağına çarptırarak batırmıştır. Geride ise, gerçek olayla olan akıl almaz benzerlikler kalmıştır.

Yazar: Erdoğan Gül

 

April 22, 2017

Ulusal egemenliğimizi kazandığımız 23 Nisan, çocuklara armağan edilmiş bir bayram. Bu ülkede yaşayan herkesin, o ya da bu şekilde 23 Nisan’la ilgili bir çocukluk hatırası vardır. Peki, bize bugünü sağlayan kahramanlarımızın çocukluk hatıralarını hiç düşündünüz mü?
The Sanat, yaptığı proje ile bize bugünü sağlayan kahramanlarımızı yeniden gündeme getiriyor. “Şu Çılgın Çocuklar” adını taşıyan proje, ulusal egemenliğimizi sağlayan kahramanların, hiç yaşayamadıkları çocukluklarına odaklanıyor. Atatürk’ten Seyit Onbaşı’ya, Hasan Tahsin’den Halide Edib’e 17 kahramanımızın en bilinen portre fotoğraflarından yola çıkarak çocukluk hallerini resmediyor. Onların da bir zamanlar çocuk olduğunu ve o çocukların hiç ölmediğini anlatmaya çalışıyor. 15 sanatçı ile gerçekleşen projenin yaratıcı yönetmenliğini Ali Ömür Ulusoy, sanat yönetmenliğini ise Nesli Meriç Sanioğlu üstleniyor. Saygı, hasret ve şükranla anıyoruz.

Kazım Karabekir

kazim-karabekir-1024x684

Eser: Nuri Keli

İtilâf Devletleri, Mondros Mütarekesi’ne dayanarak ülkeyi parçalayıp bölüşmeye ve stratejik yollara hâkim olmaya başlamışlardı. Tümgeneral Kâzım Karabekir, bu sırada İstanbul’a geldi. Fakat İstanbul’da bir şey yapılamayacağı kanısındaydı. Mustafa Kemal de kendisine, “Erzurum’a gitmesini ve orada halkı teşkilâtlandırmasını” önerdi. 15’nci Kolordu Komutanlığını kabul ederek Erzurum’a gitti ve Doğu Cephesi Komutanı olarak Kars ve dolaylarını kurtardı. Yaşadığı dönemde meydana gelen muharebelerin neredeyse tamamına katılmış, çok tecrübeli bir komutandı. Özellikle Doğu Cephesi Komutanı olarak kazandığı zaferler, tüm askerî otoriteler tarafından hayranlıkla karşılandı. En kritik dönemde davaya bağlılığı ve vefakârlığı ile bilinir. Kurtuluş Savaşı’nı başlatan komutanların arasında yer alır. Doğu Cephesi’nde gösterdiği başarılardan dolayı Kırmızı-Yeşil şeritli İstiklâl Madalyası ile onurlandırıldı.

Kara Fatma

kara-fatma-1024x687

Eser: Dilek Mansur

1919’daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal’le bizzat görüşebilmek için Sivas’a gitti. Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. İzmir’in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir’e geçerek kurtuluşu için savaştı. 300 kişiyi aşkın birliği ile I., II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Onbaşılığı döneminde, sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan subayı toplam 25 esir askerle geri döndü. İki oğlu ve Eşi savaşta şehit oldu. Kendisi ise çavuşluk rütbesiyle başladığı askerlikten üsteğmen rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı. Fakat kendisine gerektiği kadar yardım yapılmadığı için son yıllarında sefalete düşen Kara Fatma, geçirdiği hastalıktan sonra Darülaceze’ye yatırılmış ve burada 67 yaşında vefat etti.

Seyit Onbaşı

Eser: Şengül Altınok

Eser: Şengül Altınok

Balkan Savaşı’nda çarpıştıktan sonra, Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak göreve başladı. 18 Mart 1915’te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevliydi. Yapılan atışlar sebebiyle tabyada bulunan topun mermi kaldıran vinci parçalandı. Bunun üzerine Seyit Ali, 215 kilogram ağırlığındaki top mermilerini
sırtlayarak top kundağına yerleştirdi. Bu sayede, yeniden ateşe başlanabildi ve İngiliz zırhlısı Ocean’a ağır yara verdi. Ocean’da bu yaradan kısa bir süre sonra alabora olarak battı. Bu yüzden komutan ona onbaşılık unvanını verdi. Böylece Seyit Onbaşı, “Çanakkale geçilmez” dedirten sayısız kahramanlarımızdan oldu.

Gördesli Makbule

gordesli-makbule-1024x727

Eser: Rıza Türker

Makbule Hanım, daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Kuvay-i Milliye’ye katıldı. 15 Mayıs 1919 tarihinde, Yunan ordusunun Batı Anadolu’yu işgale başlaması sonrası, eşi Halil Efe ile Türk direniş çetelerine katıldı. Yunanlar, Sakarya Muharebesi’ni kaybederek Afyon mevzilerine çekildiklerinde, bir taraftan da Halil Efe’nin Gördes-Sındırgı- Akhisar bölgesinde faaliyet gösteren çetesinin saldırıları ile karşılaşıyorlardı. Gördesli Makbule, Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için öne atılınca başından şehit oldu.

Nene Hatun

nene-hatun-1024x719

Eser: Semih Oduncu

93 Harbi sırasında Erzurum’da Aziziye savunmasına katılan, Rus işgaline karşı Erzurum’daki halk direnişinin simgesi hâline geldi. Rusların Deveboynu savaşından sonra Erzurum’un varoşlarındaki tabyaları işgal etmesi üzerine, Nene Hatun, 3 aylık oğlunu evde bırakarak şehrin savunmasına katıldı ve sayısız kahramanlık gösterdi. Oğullarından ikisini şehit verdi.

Sütçü İmam

stcüimam

Eser: Yusuf Turğut

Tarih 31 Ekim 1919, yer Maraş… Fransızlar, üç Türk kadına “Burası artık Türk memleketi değildir.” diyerek sarkıntılık etti. Bu olayı gören Sütçü İmam, silahıyla ateş açtı ve bir Fransız askerini öldürüp bir diğerini de yaraladı. Kahramanmaraş’ta düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, Maraş’taki Kurtuluş hareketini başlatarak tarihe geçti.

Halime Çavuş

halime

Eser: Serhat Alparslan

Kastamonu’da doğan, anne-babasının “kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi tıraş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı. İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Mustafa Kemal, “Sen üşüyor musun böyle?” diye sordu. “Bey, 100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” dedi.

Hasan Tahsin

hasan_tahsin-1024x760

Eser: Hakan Taşkıran

Hasan Tahsin, mütarekenin karanlık günlerinde İzmir’e geldi. Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapan Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) Gazetesi’nin başyazarlığını yapmaya başladı. Kalemiyle, eylemleriyle Anadolu’ya yapılacak istilanın akıbetini göstermeye çalıştı. Fakat, 15 Mayıs 1919 sabahı, korktuğu başına gelmiş, Yunan Efzon Alayı, askeri gemiden inerek karaya çıkıyordu. Bu durumu kabullenemeyen Hasan Tahsin, kalabalığı yarıp ilk kurşunu attı ve Yunan sancaktarını yere serdi. Hiç beklenmedik bu ateş karşısında, önce paniğe uğrayan Yunanlılar gerilediler, peşlerindeki Rum kalabalığı arasından denize düşenler görüldü. Fakat karşılarında ateş
edenin yalnızca bir kişi olduğunu fark eden Yunan Alayı, hemen karşı ateşe başladı. Silahlardaki kurşunları biten Hasan Tahsin, süngü darbeleriyle şehit edildi. Hasan Tahsin’in attığı bu kurşun, Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini yaktı.

Yahya Kaptan

Yahya-Kaptan-1024x767

Eser: Esra Enis Kesicibilek

Gizli teşkilatlanma konusunda uzman bir çeteciydi. Kendi askerî kuvvetleriyle birlikte Kuvayı Milliye’yegeçti. O dönemin şartlarında çok önemli bir gelişmeydi. Bu sırada durumdan memnun olmayan İttihatçılar, kendi saflarındaki bu çözülmenin önüne geçmek için İstanbul’daki dönemin gazetelerinde, “Kuva-yi Milliye’de böyle bir eşkıyanın var olmasının yanlış olduğu; bu durumun Kuva-yi Milliye için bir kara leke olduğu” gibi karalayıcı yazılar çıkardı. Bu haberlerden bir süre sonra da Yahya Kaptan, İttihatçılar tarafından ele geçirildi ve ensesinden yediği kurşunla 8 Ocak 1920’de şehit edildi. Atatürk yazmış olduğu eseri Nutuk’ta, Yahya Kaptan’a 20 sayfa ayırdı; en çok yer sahibi olan kişi de dolayısıyla Yahya Kaptan oldu.

Şahin Bey

Ssahin-Bey-1024x655

Eser: Gülşen Arslan Akça

Şahin Bey, Kilis-Antep yolunun savunmasını üstlendi. Milis güçlerini organize ederek 1920 yılı başlarından itibaren Fransız güçlerine karşı mücadeleye başladı. Fransızların Antep üzerine sevkiyatlarını durdurdu ve bu güçleri geri çekilmeye zorlamayı başardı. 24 Mart’ta kalabalık bir Fransız gücü Urfa’ya harekata geçmiş, fakat milis güçleri tarafından konvoyun ilerleyişi durdurulabildi. Ancak Fransızların takviye birlikler ve ağır ateş gücü sonucu Şahin Bey ve diğer Türk birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı. Şahin Bey, 28 Mart’ta kendi komutasındaki birliklerce tutulan Elmalı köprüsünde meydana gelen çarpışmada şehit düştü.

Halide Edib

halide-edib-1024x703

Eser: Ecem Hatipoğlu

Halide Edib, 1919 yılında İstanbul halkını, ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatipti. “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.” cümlesi ile akıllarda yer tuttu. Çocuklarını İstanbul’da yatılı okulda bırakarak 19 Mart 1920’de at sırtında yola çıkan Halide Edib, hatipliğin haricinde, cephede, hastanede, iletişimde ve daha birçok alanda savaş sırasında aktif rol üstlendi. İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgaliyle hakkında idam emri çıkarılan ilk altı kişiden biri oldu.

Yörük Ali Efe

yörük-ali-1024x727

Eser: Murat Kara

Yunan karakoluna yaptığı baskın sonucu, karakol tümüyle imha edildi, cephane ve erzaklar ele geçirildi. Bu önemli başarı, halka ümit ve cesaret vererek, düşmanın yurttan atılabileceğine olan inancı arttırdı. Yunan Ordusu ise beklemediği bu baskın karşısında paniğe kapılarak Aydın istikametine çekildi. Ancak o emrindeki kuvvetlerle birlikte Aydın’ı da geri aldı. Böylece düzenli ordu kurulana kadar yirmi ay boyunca düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engellendi.

Nezahat Onbaşı

nezahat-onbaı-1024x735

Eser: Esin Karabenli

70.Alay komutanı olan babası Hafız Halid Bey, eşini kaybedince, kızını emanet edecek kimse bulamadı ve yanına aldı. Askerlerin içinde büyüyen Nezahat, 12 yaşına kadar at binmeyi ve silah kullanmayı öğrendi. Cephede gösterdiği başarılar sonucu da yine daha 12 yaşındayken onbaşı rütbesini almaya hak kazandı. Geyve Savaşı, Konya İsyanı, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz Muharebelerinde yer aldı. Gösterdiği kahramanlıklarla 70. alayın simgesi oldu, hatta 70. Alay, “Kızlı Alay” diye anıldı. TBMM’nin 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda, İstiklal Madalyası takdim edilmesine karar verilen ilk kişi oldu.

Mehmet Akif

mehmet-akif-1024x662

Eser: Dilek Mansur

Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci ve siyasetçi olarak katıldı. Milli Mücadele döneminde çıkardığı derginin etkisi o kadar büyüktü ki, yaydığı yoğun duyguların, hâkimiyetindeki Türk halklarını etkilenmesinden korkan Rusya, gazetenin ülkeye girişini yasakladı. Aynı dönemde, Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini ulusal marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı. Mehmet Âkif’in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler.
Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra, 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45’te ulusal marş olarak kabul edildi. Akif, ödül olarak verilen 500 Lira’yı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.

Fevzi Çakmak

fevzi_cakmak-1024x706

Eser: Hakan Taşkıran

I.Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Kafkas ve Suriye cephelerinde savaştı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında çok büyük görevler üstlendi. Düşmanın amacına ulaşmasını tekrar tekrar engelledi. Fevzi Çakmak’ın gayreti ile Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişliği göreviyle ve geniş yetkilerle Anadolu’ya gönderilmesine karar verildi. Özellikle düzenli ordunun kurulmasında büyük hizmetleri oldu. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Cephenin en ön saflarında bizzat çarpıştı. Bir taraftan da Ankara’ya gelerek savaşın gidişi yüzünden heyecana kapılan meclisi yatıştırıcı konuşmalar yaptı. Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğratan Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin savaş planları da Fevzi Paşa tarafından hazırlandı. 30 Ağustos Zaferi’nin kazanılmasında büyük rolü olan Fevzi Paşa’ya, Mustafa Kemal’in teklifiyle Büyük Millet Meclisi tarafından mareşallik rütbesi verildi. Türkiye’nin, Mustafa Kemal’den sonraki ikinci ve son mareşali olarak tarihteki yerini aldı.

İsmet İnönü

ismet-inönü-1024x678

Eser: Şahan Noyan

19 Mart 1920’de Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine gizlice Ankara’ya geçip, Milli Mücadelede önemli görevler üstlendi. Edirne Milletvekili seçilerek çalışmalara katıldı ve Genel Kurmay Başkanı olarak düzenli bir ordu kurmayı başardı. Batı Cephesi komutanlığına atanarak Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını kazandı. Generalliğe yükseldi ve İsmet Paşa olarak anılmaya başlandı. Sakarya ve Başkumandanlık Meydan Savaşlarında etkili oldu.

Mustafa Kemal

atatürk-1024x709

Eser: Rıza Türker

Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca vatan topraklarının işgalinin başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak milli mücadelenin ateşini yaktı. Havza ve Amasya Genelgelerini yayınladıktan sonra, Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladı. Sivas Kongresi ile bütün milli cemiyetleri tek çatı altında birleştirerek Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. Sivas Kongresi’nin ardından İstanbul Hükümeti ile Amasya Görüşmesini yaptı. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ile Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. 5 Ağustos 1921’de kendisine Meclis tarafından Başkomutanlık görevi verildi. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Gazilik ünvanı ve Mareşallik rütbesi ile onurlandırıldı. Büyük Taarruzu yöneten ve düşmanın tamamen yurttan atılmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilan edilmesi ile beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Saygı, hasret ve şükranla anıyoruz.

Emekli kalp cerrahı Dr. Ellsworth Wareham 103 yıllık hayatını, yarısını vegan olarak geçirdiği beslenme düzenine bağlıyor. Hayatı boyunca yüzlerce hatta binlerce kalp ameliyatı yapmış olan doktorumuzun kalbi sapasağlam. Sağlığını kendisi; “Eklemlerimde herhangi bir sorun yok, ellerim düzenini koruyor, dengem iyi ve bastonla yürümek zorunda değilim” diye anlatıyor. Hadi hep beraber emekli kalp cerrahının uzun yaşamının sırlarına bakalım.

1. “95 yaşıma kadar çalıştım.”

103-yasinda-ameliyat
“95 yaşıma geldiğimde aileme daha fazla zaman ayırabilmek için emekli olmaya karar verdim.”

2. “Hayatımın yarısını vegan olarak geçirdim.”

103-yasinda-cim-bicme
“Çiftlikte yaşadığımdan et bulmak kolay oluyordu. Ama evde pişen sebze yemekleri sayesinde çok fazla hayvansal besin tüketmiyorduk. Veganizm sağlıklı bir yaşam tarzı.”

3. “Her gün düzenli şekilde uykumu alıyorum.”

103-yasinda-doktor

4. “Günde birkaç kere evdeki merdivenlerden aşağı yukarı çıkıyorum.”

103-yasinda-oturuyor

5. “Gün ortasında yorgun hissedersem küçük bir uyku alıyorum.”

103-yasindaki-amca

6. “Gün boyunca enerjimi olabildiğince korumaya çalışıyorum.”

103-yasindaki-doktor

7. “Hayatın sorunlarına karşı sakin kalıp endişelenmemeye çalışıyorum.”

103-yasinda-konusma

8. “Hastalarıma sebze ağırlıklı beslenmeyi tavsiye ederdim.”

103-yasinda-kopek-seviyor
“Bana göre bu yol en sağlıklı beslenme şekli.”

9. “Kolesterol önemsememiz gereken bir konu.”

103-yasinda-kalp-krizi
“Eğer kolestrolünüz 140’ın altındaysa kalp krizi riskiniz çok düşüktür.”

10. “Yemek alışkanlığınızı yavaş yavaş değiştirebilirsiniz.”

DR. ELLSWORTH WAREHAM, 99 YEAR OLD RESIDENT OF A BLUE ZONE

“New York Times’da okuduğum bir yazıda anne sütü dışındaki bütün besinlerin tadını sonradan öğreniyormuşuz. Bu da çocuklarınızı sağlıklı besinlerle yetiştirirseniz ileride de sağlıklı besinleri sevmeye devam edecekler. Yetişkinler için hatta benim yaşımdakiler bile beslenme alışkanlıklarını değiştirebilirler.”

11. “İnsanlar yemeklerine aşırı miktarda tuz atıyorlar.”

103-yasinda-roportaj
“Yemeğinize kattığınız tuz miktarını gün ve gün azaltırsanız en sonunda tuzsuz yemeklerden de keyif almaya başlayacaksınız.”

12. “Doymuş yağlara dikkat edin.”

103-yasinda-takim
Hayvanların yağlarının hemen hemen hepsinde doymuş yağ bulunuyor. Hayvansal yağların aksine sebzelerde doymamış yağ bulunuyor. Bu yüzden hayvansal yağlardan uzak durmalısınız.

Bu yazıyı Dr. Ellsworth Wareham’ın buradaki konuşmasından derledik.

 kaynak:http://listelist.com

Yumurta maskesi

Duşa girin, çıktıktan sonra saçınızın fazla suyunu havlu ile alın. Saçınız kısaysa 1 uzunsa 2 yumurtayı çukur bir kapta iyice çırpın. Önce saç diplerinize masaj yaparak, ardından uçlara doğru yumurtayı yedirin. Saçlarınızı iki veya dört eşit parçaya ayırırsanız yumurtayı saçınıza daha kolay yedirebilirsiniz. 30 dakika bekledikten sonra tekrar duşa girin. Saçlarınızı soğuğa yakın ılık su ile yıkamanız gerektiğini unutmayın. Aksi taktirde sıcak su ile pişen yumurtayı saçlarınızdan temizlemeniz zorlaşır. Yumurta saçlarınızı parlatır, besler ve kırılmalara karşı saçlarınızı güçlendirir. Haftada bir yumurta maskesini tekrarlayın.

 

Mayonez ve zeytinyağı maskesi  

Saçınız uzunsa 4, kısa ise 2 yemek kaşığı mayoneze aynı miktarda zeytinyağı ilave edip iyice çırpın. Köklerden uçlara kadar masaj yaparak bu karışımı saçlarınıza yedirin. Saçlarınızı toğuz yapar gibi toplayıp üzerine sıcak bir havlu sarın. Vaktiniz varsa 1 saat, darsa 30 dakika bekleyin. Sonra duşa girin ve ılık suyla saçlarınızı yıkayın. İki yiyecek de saçlarınızı besler, güçlendirir ve parlak kılar. Kuru ve boyalı saçları nemlendirecek bu maskeyi 15 günde bir tekrarlayabilirsiniz.

 

Aramadığında
Sormadığında
Gelmediğinde
Nasılsın demediğinde
Neredeyim diye
Merak etmediğinde
Sevdiğini söylemediğinde
Aşkımızın sonu gelmişti zaten

Adımı andığında
Heyecan duymadığında
Gecenin en karanlığında
Kimsesiz kaldığında
Beni hatırlamadığında
Aşkımız bitmişti zaten

Ali mete

Koyu mavi ama lacivert değildi sensiz yürüdüğüm sahilin denizi
Yukarıda yemyeşil dalların arasından
Bana el sallarmış gibi parıldayan ayın cemali
Tüm edalarıyla oradan oraya salınan bir birini kovalayan yıldızlar
Uzun uzadıya kumsalda çıplak ayaklarına çakıl taşları batan ben
Ama bu kadar güzelliğin arasında yine yoktun sen

Sanki arp çalıyordun o narin parmaklarınla
Lirik bir müzik geliyordu alize bir rüzgarla birlikte karşı kıyılardan
Her şeyi aşmıştık oysaki en güzel duygularla
Ama aşamadık bir türlü kendimizi

Boğulduk çığlık çığlığa imdat diyemeden
Söküp alamadım seni koparamadım gittiğin yerden
Gurbet kuşlarının bile uğramadığı sarı tarlaların en derinlerinden

Ben seni unutmaya çalışırken yine yaz geldi sanki aniden
Yakamoz denizi bitirmiş en tepelerden seni bana getirmek için
Peşim sıra koşar adım yetişmeye çalışıyor
Umurumda değil artık yokluğun bunu en iyi sen biliyorsun

Bir deniz feneri çıkıyor karşıma kayalıkların içinden
Göbeğine kurulmuş tam ortasına denizin
Sanki beni kendine çekiyor adım adım
Ha işte o zaman seninle
Dalgalar arasındaki kayalıklarda oturduğumuzu tekrar hatırladım
Seni alıp götürdü beyaz köpükler ama ben orada yalnız kaldım
Konuştuk havadan sudan şeylerden
Patika yoldaki tahtadan yapılmış her yeri çürümüş sandalyelerle

İnan bana yemin ederim hatta oh olsun senin adını hiç anmadık
Tevessül edeceğimi mi sandın seni hatırlamaya
Kelamlar dolusu cümleler kurmaya
Dedim ya alıştırıyorum kendimi bir eksik yaşamaya yarım kalmaya

Şimdi yalnızca şiirlerimdesin sana olan kelamlarımda da biteceksin
Zamanla cümlelerimden kelimelerimden çıkaracağım seni
Hatta unutacağım adını unuttuğun gibi adımı ve beni

Şimdi uzaklaşıyorum sahilden yavaş yavaş
Gemiler de kayboluyor gecenin karanlığında haşmetli gidişlerle
Minicik kayıklar kafa tutuyorlar koca yürekleriyle o muhteşemliğe
El sallamak istiyorum onlara tek tek
Seni istiyorum zannedecekler diye vazgeçiyorum
İşte böyle beni yanlış anlarlar diye korkuyorum
Kendime dönüyorum yol yordam bilmeden
Kimselerden adres sormadan
Kılavuzum olmasın istiyorum insanoğlundan

Zaten bakmamış mıydım çoban yıldızına saatlerce
Dinlememiş miydim öğütlerini sessizce

O demişti bana
Sabah oluyor gece bitti sende unut onu
Bir daha anma adını değmez üzülmelerine
O seni çoktan unuttu
Anılarını göm ömür boyu yürüdüğün sahile
Haydi git işine gelme artık umutsuzca bu yerlere
Tüketme ömrünü boş yere hayallerle diye

Ali Mete

Her şiirime başlarken …
Bu son diyorum …
Kinim mi var nefretim mi
Kim bilir hasretim mi
Yoksa deli gibi sevgim mi bilemiyorum
Ama
Yine yazmaya devam ediyorum
Sana olan
Mısralarım bir türlü bitmiyor …


Seninle
Sözlerle yıkık
Dünya
Hayatın cizgisiydi
Tersine giden
Habersizce senden
Benden
Halen kopamazken
Korku sinmiş
Gönüle
Hatırlamak istemez
Kalp
Ne zaman unuttuğunu
Bilemezsinki kuytularda
Hayallerinle uyuduğumu
Gelirse bir haber
Benden
Dersin yeterki
Sesini duyayım
Sus sevgili
Sus ve ağla

Günler ağarmaz
Olur
Ciğere bıçak
saplanır gibi
Yangınlar düşer
Hak haram
Olmuş
Küskün olur
Gözden çıkarmalar
Hatıra ölüm
Olur
Uzaklara düşer
Gönül
Vicdan yerin
Dibinde
Sızlar sevgili
Sızlar yüreğin
Birgün
Dersin elbet
Bir sesini
Duyayım
Sus sevgili
Sus ve ağla

M emin bingöl

Bir an düşün
Dönde bize
Bak
Olmayacak aminlerde
Olmazlarda
Yıkılas

ı korkulardan
Bir yuva huzuruna
Delice tutkularına
Gerçek olması
Zor olası
Yanlışına kapılırcasına
Hırçın yağmurlara
Sel misali
Kapıldığım tufanlarında
Senle olan
Her anlar
O anlar
Herşeyden güzel

Hiç düşünemeden
Öylece seninle
Kat gitsin
Benide Yollarına
Korkma korkutma
Senle ıslansın
Bahtım Yaşanası
Umutlarım
Dur desede
Kader
Durma sen
Yine gel
Vur delicesine
İnadına
Hayatın dibine
Bir umut bir
Gülücük kat
Sevdiğine
Düşün bir an
Bizi
Seninle olan
Her anlar
O anlar
Herşey seninle
Güzel

M emin bingöl

Domatesi ıspanakla birleştiren hafif bir atıştırmalık.

Öğün arası ya da aperatif olarak hazırlayabileceğiniz, düşük kalorili ıspanaklı domates dolması…
Malzemeker
-1/2 ıspanak
-2 diş sarımsak
-200 gr. süzme yoğurt
-6 adet prta boy domates
-Tuz, bibder, kırmızı biber
Yapılışı
Ispanaklar iyice yıkandıktan sonra tuzlu suda haşlanır. Süzüldükten sonra ince ince kıyılır. Süzme yoğurt, kırmızı biber, tuz, karabiber ve ezilmiş sarımsakla beraber karıştırılır. Ispanaklar ilave edilir. Dometesler ikiye ayrılp içleri boşaltılır. Ispanaklı yoğurtlu harç ile domatesler doldurulur,üstüne istenirse iri dövülmüş ceviz eklenir.

Limon suyunun faydaları nelerdir?

Taze limon suyu içerdiği antioksidant ve anti-kanser maddeleri nedeniyle, çeşitli hastalıkların tedavisinde yüzyıllardır kullanılıyor. Her sabah bir bardak ılık suya yarım limonun suyunu sıkın ve için.

,

Sabahları içilen ılık limonlu suyun faydaları saymakla bitmez. Sabah gözünüzü açar açmak gidip su ısıtıcının düğmesine basıyor ve kendinize koca bir bardak kahve hazırlıyorsanız, size önerimiz bu alışkanlığınızı biraz ileri zamana ertelemeniz olacaktır. Sabahları içeceğiniz ılık limon suyu kafein bağımlılığınıza son verecek. Ilık limon suyu içmenin, özellikle de kış aylarında bir çok faydası vardır. Bu harika kafein alternatifini hazırlaması da çok kolaydır: bir bardak ılık suya yarım limonun suyunu sıkın.

 

Limon suyunun belli başlı faydaları şunlar:

Limon suyunun mucizelerinden faydalanmak için, sabahları güne bir bardak ılık suyun içine sıktığınız yarım limon suyu ile başlayın.

 

Limon PH Alkalin seviyesini dengeler

Kronik hastalıklarla savaşmak için vücuttaki alkalin dengesini korumak çok önemli. Limon asit içermesine rağmen, tüketildiğinde vücudun alkalize olmasına yardımcı oluyor.

Limon suyu bağışıklık sisteminizi güçlendirir

C vitamini açısından çok zengin olan limon, aynı zamanda bağışıklık ve sindirim sistemlerinin düzenli çalışmasına, vücudun kanserle savaşmasına ve yaraların çabuk iyileşmesine de yardımcı…

Limon suyu kanı temizler

Limon suyu vücudun kandaki toksinleri temizlemesine yardımcı oluyor.

Limon suyu kan şekerini dengeler

limon suyu içerisinde bulunan asit, besinlerin kan şekeriniz üzerindeki etkilerini hafifletiyor.

Limon suyu kilo vermenize yardımcı olur

İçerdiği pektin lifler sayesinde limon açlık hissini azaltacaktır. Genel olarak alkali besinleri daha çok tüketirseniz, daha hızlı kilo verirsiniz.

 

 

Limon suyu harika bir idrar söktürücüdür

Vücudu temizleyip, toksinlerden kolayca arındırılmasını sağlar. Bu sayede, idrar yolunuz sağlığını korur.

Limon suyu sindirime yardımcıdır

Taze limon suyu böbrekleri ve sindirim sistemini temizliyor. Vücudun toksinleri atmasına yardımcı oluyor.

Kemik erimesini durdurur

Limon suyunun içinde bulunan C vitamini vücudun kalsiyumu absorbe etmesine ve dolayısı ile kemik erimesi ile savaşmaya yardımcı oluyor.

Bebeklerin kemik gelişimine yardımcıdır

İki yemek kaşığı taze sıkılmıs limon suyu, suyla karıştırılarak hamilelikte içildiğinde, bebegin kemik gelişimine yardımcı oluyor.

Limon suyu uykusuzluğa iyi gelir

Limon suyu daha iyi uyumanızı sağlıyor.

 

Limon suyu cildinizi temizler

C vitamini kırışıklığınıza ve siyah noktalarınıza iyi gelir, kandaki toksinleri temizler. Sabahları içtiğiniz ılık suyun etkisini arttırmak adına, limon suyunu doğrudan cildinize de sürebilirsiniz.

 

Limon suyu sinirlere iyi gelir, konsantrasyonu ve hafızayı güçlendirir

Limon suyunun içinde bulunan potasyum, beyne ve sinir hücrelerine yardımcı oluyor. Konsantrasyonu ve hafızayı güçlendirip, sinir sistemini sakinleştiriyor. Zihniniz stres altında iken, vücudunuz C vitamini kaybeder. Limon, bu vitaminleri geri kazanmanızı sağlar.

 

 

Limon suyu enfeksiyonlarla savaşır

İçerdiği sitrik asit nedeniyle, enfeksiyonlarla savaşmada yardımcı

 

Limon suyu soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir

Bir bardak sıcak suya balla birlikte eklenip, karıştırıldığında nezle ve griple savaşmada çok etkili.

 

Limon suyu astıma alerjilere iyi gelir, nefesinizi tazeler

Bir tatlı kaşığı limon suyu, bir miktar ılık suyla karıştırılıp yemeklerden önce içildiğinde, nefes alımına yardımcı oluyor.

 

Limon suyu mide bulantısı ve araç tutmasına iyi gelir

Limon suyu karıştırılmış su yudumlanarak içildiğinde, mide bulantısının azalmasını sağlıyor.

 

Limon suyu saç bakımında kullanılır

Saça sürüldüğündü saçın parlamasını ve güçlenmesini sağlıyor.

 

Limon suyu evleri temizlemekte de kullanıyor

Limon suyu sadece sağlık için değil, evlerde dezenfekte ve temizlik amaçlı da kullanılıyor.

kaynak:hthayat.com

 

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Atlı, meme kanserinden korunmanın yollarını anlatıyor.

 

Meme kanseri, sık görülen kanserlerden birisi olduğu halde, erken tanıyla memenin tamamı ve koltuk altı lenf bezleri alınmadan tamamen tedavisi mümkün olabilmektedir. Bu konuda kadınlarımız bilgilendirilmeli ve bilinçli hareket etmeleri sağlanmalıdır. Periyodik kendi kendine muayene yaparak memelerini tanımalı ve farklılık hissettiklerinde hemen bir genel cerrahi uzmanına başvurmalıdırlar. Kırk yaşından itibaren yıllık mamografi taramasından geçmek çok önemlidir. Birinci derece akrabalarında meme kanseri olan bireylerin ise kanser olan aile ferdinin kansere yakalandığı yaşın 15-20 yıl öncesinden itibaren 6 ayda bir doktor kontrolüne girmeleri gerekmektedir. Genç yaşta meme kanserine yakalanan hastaların yakınlarına genetik test yapılarak kansere yakalanma riskleri belirlenebilmektedir.

 

Erken tanı önemli olmakla birlikte ideal olan kansere yakalanmamak için önlemler alabilmektir. Bazı faktörlerin meme kanserine yakalanma riskini artırdığı bilinmektedir: Ailede meme kanserli birey olması, erken yaşta adet görmek ve geç yaşta menopoza girmek, doğum yapmamak veya geç yaşta yapmak gibi. Kişinin bunları değiştirebilmesi zor veya imkansızdır.

Hayat tarzında yapılabilecek değişiklikler meme kanseri riskini azaltabilir mi?

 

Yapılan araştırmalar sonucunda hayat tarzındaki değişime bağlı olarak meme kanseri gelişme oranının yüzde 1.6 oranında azaldığı görüldü. Bu, 1 milyonluk kadın topluluğunda 16 bin kadının kansere yakalanmaması anlamına gelmektedir. Üstelik ailesinde kanser olan deneklerde bu oran yüzde 3.2 ile daha da yüksek bulundu.

Hayat tarzındaki değişimden kastedilen ise:

 

  • Düzenli egzersiz yapmak,

 

  •  Vücut kitle indeksinin düşürülmesi yani kilo vermek,

 

  • Alkol tüketimini azaltmak.

 

Bahsedilen değişim ile aslında sadece meme kanseri değil diğer birçok kanser türünden de korunmak mümkün olabilir.

 

Yazı: Doç. Dr. Mesut Atlı

Nazım Hikmet Dostluk

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın…


Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilme
……….
……….

Nazım Hikmet Ran


Karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü!
İşte gidiyorum,
Toprak alsın benim de bu hazin öykümü…

İşte gidiyorum… gurbet yorgunu gövdemi,
Çukura kim indirecek?
İşte gidiyorum,
Bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek?

Çürüdü gözlerim,
Çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde.
İşte gidiyorum,
Beni kaldırın, hicranım kalsın teneşirde.

Size, yüzyıllardır sesini kaybetmiş
Bir türküyü söyleyecektim;
Ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle
Kirpiğinizin ucundan öpecektim…

Bir masum türküydü sadece
Yüz binlerce mağdurun gönlünde;
Belki söyleriz hep birlikte
Belki… mahşerin birinci gününde.

Nasıl sevmiştim hepinizi,
Nasıl böyle oldu akıbetim?
Ve nasıl çöle döndü,
O benim gül-gülistan memleketim?

İşte gidiyorum,
Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız.
Ben başımı verdim, sizinse
İnsafsız bir linç oldu karşılığınız.

 

İşte gidiyorum,
Penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine…
İşte gidiyorum,
”Saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne! ”

Sonunda kaptırdım gönlümü
Ölüm denen o kaypak türküye.
Ve işte kurtuldun benden
Şen olasın ey sevgilim; Türkiye!

Elbet benim de vardı,
Kendime ve yurduma dair umutlarım.
Belki bıraktığım yerden sürdürür;
Dostlarım, karım ve çocuklarım…

Çatladı yüreğim, çatladı sazım.
Demek ki böyleymiş yazım.
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım.

Bu nasıl hapis Tanrım
Sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis?
Kalbime son mermiyi sıkmak
Sana mı düştü, ey güzel Paris?

İşte gidiyorum,
Kalmadı söyleyecek son bir sözüm.
Dediğiniz gibi olsun be!
Dediğiniz gibi olsun gözüm!

İşte gidiyorum,
Tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair.
Belki benim için birkaç mısra döktürür
Hayaloğlu diye bir şair! ..

Yusuf Hayaloğlu

İstenmeyen tüylere bitkisel çözüm önerileri

Hemen hemen her kadının genel sorunlarından birisidir istenmeyen tüyler. Fakat yapılacak belli başlı bitkisel maske ve kürlerle bunların üstesinden gelebilirsiniz. Sizlere ev ortamında rahatlıkla hazırlayıp uygulayabileceğiniz bitkisel tarifleri vererek istemeyen tüylerden kurtulmanıza yardımcı olmak istiyoruz.

 zerdeçal kürüZerdeçal kürü

  • 2 yemek kaşığı zerdeçal
  • Yeterince süt

Macun kıvamına gelene kadar 2 kaçık zerdeçala yavaş yavaş süt ekleyerek karıştırın. Bu karışım özellikle yüz bölgesindeki istenmeyen tüylere karşı etkilidir ama diğer bölgelere de uygulanabilir. 15 – 20 dakika bekledikten sonra ılık suyla yıkayarak temizleyin.

NOT : Zerdeçal yüzde geçmesi zor sarı izler bırakabiliyor. Bunlardan kurtulmak için su ile karbonatı karıştırarak bu karışım ile temizleyebilirsiniz.

portakal kürüPortakal kürü

  • 1 yemek kaşığı zeytin yağı
  • 1 portakalın kabuğu

Portakalın kabuğunu rondodan geçirin. Daha sonra zeytin yağını da ekleyerek karıştırın. Kıl köklerini yakıcı bir etki edecek bu kür, ağda yaptıktan sonra ağda yapılan bölgelere uygulanır. Yaklaşık bir saat beklendikten sonra, ılık suyla yıkanarak temizlenir.

nohut kürüNohut kürü

  • Yarım kase nohut tozu
  • Yarım kase süt
  • 1 yemek kaşığı zerdeçal

Krem kıvamı alana kadar tüm malzemeleri güzelce karıştırın. Bu karışımı istenmeyen tüy olan bölgelerinize, tüyün çıkış yönünde sürün. 30 dakika kurumaya bırakın. 30 dakika sonra tüylerin çıkış yönünün aksi yönüne doğru ovalayarak soyun. Eğer karışım çok kurumuşsa ellerinizi hafifçe nemlendirerek bu işlemi yapabilirsiniz. Daha sonra bölgeyi güzelce suyla yıkayarak temizleyin.

limon kürüLimon kürü

  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 adet limonun suyu

Malzemeleri birbirine karıştırdıktan sonra elde edilen karışımı ağda yaptığınız bölgelere, ağda işleminin bitmesinin 2-3 dakika ardından pamukla sürün. Kıl köklerini zayıflatacak etkiye sahip olan bu karışım 3-4 uygulamadan sonra hızlı sonuçlar verebilmektedir.

şeker kürüŞeker kürü

  • 2 yemek kaşığı şeker
  • 2 çay kaşığı taze limon suyu
  • 10 yemek kaşığı su

Malzemeleri birbirine karıştırın. Şeker karışımın içerisinde tamamen çözülmeyebilir, tamamen çözmeye çalışmayın. Bu karışımı, istenmeyen tüylerinizin olduğu bölgelere sürün. 20 dakika sonra ılık suyla ovalayarak temizleyin. Bu karışımı haftada 2 veya 3 kere uygulayabilirsiniz.

sarımsak kürüSarımsak kürü

Soğanı rendeleyerek suyunu ayrı bir kaba koyun. Bu kaba sarımsağı da rendeleyerek karıştırılır. Ağda bölgenize bu karışımı bastırarak sürerseniz, soğanın kıl köklerini bitirmeye yönelik etkisini göreceksiniz. Temizlemeden önce 1 saat etki etmesini görün.

yumurta kürüYüzdeki istenmeyen tüyler için yumurta kürü

  • 1 yumurta akı
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • Yarım yemek kaşığı mısır unu

Şeker ve mısır ununu yumurta akına ekleyin. Krem kıvamı alana kadar ezerek karıştırın. Bu maskeyi yüzünüze sürün ve kurumasını bekleyin. Kuruduğunda ince bir yüz maskesi halini alacaktır. Elinizle sıkı bir şekilde çekerek bu maskeyi çıkarttığınızda istenmeyen tüylerin de geleceğini göreceksiniz.

İstenmeyen tüylerden kurtulmak için uyarılar

Bu kürleri ağda işleminde sonra uygulayabilirsiniz fakat kesinlikle jiletle tıraş ettikten sonra kullanmayınız. Çünkü jiletle, tüyleri köklerinden ayıramazsınız ve köklere ulaşamayacağınız için kürlerin etki göstermesi zor olur. Tüylerinizin tekrar çıkmasını istemiyorsanız, bitkisel olarak östrojen açısından zengin olan besinler tüketebilirsiniz.

kaynak:ciltsitesi.com

Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…
Can Yücel

Ay! Ay! Ay!

Şu gökteki ay var ya
Şu boktan şu yarım ay
Bakarsan bakarsan bakarsan
Bi tek sözüme bakıyor benim
dolunay olmak içinO bana bakıyor
Ben ona.
O bana bakıyor
Ben ona,
Hepimiz ama
Hepimiz
Hepimiz
Bakıyoruz hep birbirimize
bakıyoruz hep bakıyoruz
ADAM olmak için hepAy! Ay! Ay!

O bana bakıyor
Ben ona.
O bana bakıyor
Ben ona
Canım yanarcasına
Ne zaman
Ama ne zaman olacak bu iş?

Bakıyorum bakıyorum da aya
Bakıyorum da ayın ayaklarına
Yatırmışlar yine Ahmed’i falakaya

Can Yücel

Aslandan Al Haberi!

Romalılar aslanlara atarlarmış Hıristiyanları.
O Hıristiyanlar ki
Romalılardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir
düzene
inanmaktan başka suçları yoktu…
Romalılar oyalamak için işsiz yığınlarını
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlarmış sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları
O Mehmet Turgut ki
İşsiz olmaktan başka suçu yoktu
İşsiz parasız evsiz-barksız
Ve aslanın kafesine girdiğini farketmeyecek
kadar uykusuz…
O Mehmet Turgut ki
Libya’ya gitmek için sıra bekleyen bir
Kunuri Aslanıydı
Adana’nın Girne yolunda bir lunaparkta
Buldular parçalanmış vücudunu…
Sade Adana’nın Girne yolunda değil
Roma’da da böyle
Oyalamak için işsiz yığınlarını
Ve belki de azalsın diye işsizlerin sayısı
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlardı sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları…
Ama Ali adındaki
O kendi de müebbete mahkum aslan
Aslanlar akıllanıyorlar mı nedir
Yemedi kardeşim yemedi
Kore Gazisi Mehmet Turgut’un göğsündeki
Silver Star nişanını!
Can Yücel

Al Bir Uzun Hava

Çekirgeydi Raşko’nun elindeki güvercin
Raşko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
Böyle aşk, böyle barış, Allah belamı versin!Bugün kitabımı verdim tek pedal matbaaya
Bu yol beni götürür sağlam Selimiye’ye
Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun
Vermişim ben canımı al-uzun bir havaya
Can Yücel

Akış

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme…
Dudaklarım öpüşmekten mosmor…
Bir putum sanki ilahilerle
Denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz…Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
BilakisSen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme

Can Yücel

Akdeniz Yaraşıyor Sana

Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliğiHayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştımBen senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşineNeden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi

Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer

Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru

Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

Can Yücel
Kaynak: Sekizibiryerde

Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın Bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı.

 

Yılmaz Erdoğan

Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım
Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara
Kaldırdık tüm tutuşmaları
Yasak kelime oyunu yapmak
Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
Tomurcuklanmak günah

Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün ardarda uyumamak
Kimse ölmesin diye kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
Güneşi ayı hatta hiç bir tabiat olayı
Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
Ne deniyorsa onu atacak kalp
Ve süresi yirmidört saate çıkartılacak meskun mahallerde ağlamanın

Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım
Ya sen bana fazla geldin
Ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

 

Yılmaz Erdoğan

Haksızlığa karşı haksızlık yapmak istersin ama bazen haksızlık yaptı diye vazgeçemezsin sevmekten. Senin canını yaktı diye canını yakmak istersin ama sonunda yaktığında o canı asıl haksızlık ona bu kadar üzülmeden edemezsin.

Haksızlığa uğrayan adam bir daha haksızlığa uğramamak için kapar kendini; taa ki bir daha istese de bir şey hissedemeyene dek. Haksızlığa uğrayınca bir kere en zoru inanmaktır yine kendine, hakkı yenen adam öfkeli değildir sırf utanır, utanır bütün bunlara izin verdiğine.

Haksızlıktan değil utancını kapasın diye karar verir kötü olmaya. Başkalarının umutlarına saplar hançerini çünkü korkar kendi umutlanmaya. Asıl haksızlık ihanet değildir, ihanetle aydınlığı kapamaktır, umutları öldürmektir. Taa ki hayat kendi nefesini sana ödünç verene dek, taa ki bir daha aynaya bakmaya cesaret edene dek.

Şimdi herkes sevdiğinin ona gelmesini bekliyor. Herkes mutluluğu kendi hakkı biliyor. Herkes onca acının sonunda karşılığını istiyor. Peki bu hikayede kim sonunda mutlu olmayı hak ediyor.

Haklı olmak yeterli değildir her zaman. Olur mu? Her şeye rağmen zayıfları ezen kocaman kötülere rağmen küçük mucizeler olur mu hayatta? İyiliklerinden başka hiç bir şey kuşanmamış küçücük savaşçılar hak ettikleri mutlululuğa kavuşacak mı sonunda?

Bu sefer herkes hakettiğini bulsun istiyorsun. Bu sefer içlerinden biri ölsün biri kurtulsun istiyorsun…

 

 

Kaynak

http://lyricstranslate.com/tr/tuncel-kurtiz-haks%C4%B1zl%C4%B1k-lyrics.html

Sadakat, ne menem şeydir bu sadakat…
Sessiz kalmak mıdır? …
Kıyametin kopacağını bile bile…

Ölüm gibidir sadakat pazarlığı olmaz,
Bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü…

Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat,
Çeker gider sadık kalmaz sana….

Ama kötülük öylemi?
Hep yanı başındadır insanın..

Sözler verilir sözler unutulur…

Gün gelir ihanet eden sadakat ister…

Sadaka gibi verilmez sadakat…
İsteyen hepsini ister…

Sevdiğine sadık kalan adam,
Kendinden vazgeçebilen adamdır…

Sadakat sevdiğinin kalbini çıkarıp,
Elinde tutmaktır…
Ama sadakat yeğenim gerektiğinde o yüregi,
Alıp yere fırlatmaktır…

Sadakat ya birine koşmaktır
ya da birinden kaçmaktır…

Sadakat, erdem değildir esasında
sevgiden kör olmaktır…
Hep kaçtığın şeye,
Eninde sonunda yakalanmaktır, sadakat…

Yemin etmeden bir daha düşün…
Çünkü, sadakatla başlayan herşey ihanetle biter…

 

http://lyricstranslate.com/tr/tuncel-kurtiz-sadakat-lyrics.html

Okumaya devam

Adam ;

Şiir yazasım var yine,

Dertleşesim var kağıtla..

Şöyle kalemi kağıda haykırta haykırta;

Hani düşlerimi,

Hani özlemimi,

Hani bitmek tükenmek bilmeyen hasretini…

Hani sevgimi,hani nefretimi,

Seni işleyesim var her satıra..

Yine çayım demli ve şekersiz..

Yine titreyen parmaklarimda düşürmedigim sigara..

Tüm darma duman ruhhallerimi bürünmüşüm tepeden tırnaga..

Biraz umursamaz biraz endişeli..

Yoruyor insanların samimiyetsiz rolleri..

Ve herzamanki ben iste;

bir yanim durağan,bir yanım isyan..

Bir yanım ılık bahar yeli,bir yanım deli Tufan..

  1. Süreyya Avcı

 

 

 

 

Okumaya devam

Okumaya devam

Kız Kulesi Efsanesi ve Tarihçesi

İstanbul’un simgelerinden harika bir görsel şölene sahip bu muhteşem tarihi yapı hakkında sizlere bilgi vermeye çalışacağım.İstanbul Boğazı girişinde inaş edilmiş gözetleme kulesi,deniz feneri amaçlı kullanılmıştır. Elbette günümüze kadar gelebilmesi için birtakım bakım,onarım ve restorasyon işlemlerine maruz kalmıştır. Lokanta ve balkonuyla İstanbulda da halka arz edilmektedir.Aşkların, sevdanın bir sembolü olarak belirtilen Kız Kulesi filmlere ve birçok hikayeye edebiyatın birçok alanına adını yazdırmayı başarmıştır.

Tarihte birçok efsaneye de yer vermiştir bu tarihi yapı, en çok bilineni ile başlamak istiyorum. Kehanete göre krala kızının 18’ine bastığında bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin orta yerine bu kuleyi inşa ederek çaresizce kızını buraya kapatır.  Hatta ve hatta yılan tehlikesine karşı birçok önlem alınır. Bir gün Kral’ın kızı hastalanır, ateşlenir ve yataklara düşer bunun üzerine tüm hekimler seferber olur ancak çare bulunamaz en sonunda bir hekim Kral’ın kızını iyilerştirir ve Kral o günü bayram ilan eder kutlamalar, törenler ardı arkası kesilmez.

Kuleye gönderilen üzüm sepeti hesaba katılmamıştır bu sepetin içinde küçük bir yılan vardır ve Kral’ın kızını sokar ve söylenenler çıkmış Kral’ın kızı ölmüştür. Kral kızına ayasofya’nın üzerinde bir tabut yaptırmıştır ve rivayete göre yılanın kızı hala rahatsız ettiği söylenmektedir.

M.Ö 341 yılına dayanmaktadır bu mimari yapılanmanın başlangıcı ilk olarak gümrük kontrol noktası olarak kullanılmıştır daha sonraları birçok kişiye ev sahipliği yapan bu yapılanma Osmanlı döneminde savunma kalesi olarak kullanılırken 1453’ten sonra birçok gösteri ve şölenlere de eşlik etmiştir. Osmanlı döneminin çöküş döneminde savunma rahata kavuştuğu dönemlerde ise eğlence ve gösteri amaçlı kullanılan bu kulenin bir efsanesi ise kaybeden aşıklardır.
Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkı anlatılır bu efsanede,Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka tövbelidir.Uzun zaman sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleyi terk eder ve orada Leandros ile karşılaşır. Bu iki genç birbirine aşık olur ve gizli gizli buluşurlar ve görüşürler. Yağmurlu bir kış gününde yüzerek sevdiğine ulaşmaya çalışan Leandros serin sulara gömülerek hayatını kaybeder bunun üzerine Hero’da Kızkulesinden atlayarak acısını sona erdirir. Bu hikaye ile birlikte Kız Kulesi kavuşamayanların uğrak yeri olarak bilinir.

ZD YouTube FLV Player

Yazar: Ali ERSOY

Seni düşlemek;

Seni yaşamak gibi bir şey…

Gecenin son demi…

Sigaramdan cektigim nefesin cigerimi yakmasi gibi  bazi durumlarin izahi…

Telafuzu zor,

Bir okadar keyifli,

Okadar da aci

Ve başlı başına hastalikli…

Insan Insana susarmi?

Iflah olmaz bir susamislik bu benim ki..

Tenine susamışlık ,kokuna,basli basina sana..

Seni düşlemek;

Seni yaşamak gibi bir şey

Gecenin en koyu yeri…

Bir el silahin beynimde patlamasi gibi bazi düşüncelerimin izahi

Telafuzu karmaşık,

Bir okadar dehşet verici,

Okadar matem havasi,

Başlı başına can cekisme..

Insan insana acikirmi?

Senelerce iftar yuzu gormemiş oruclu gibi aciktim sana.

Seni düslemek;

Seni yasamak gibi bir sey..

Gecenin en son rengi..

Bir intahar tesebbüsü gibi bazi davranişlarin izahi..

Telafuzu umutsuz..

Bir okadar dengesiz,

Okadar malup,

Başlı başına vazgecmiş..

Insan insana üşürmü?

Yoklugun en deli boran,kar kış kıyamet,zemheri ayi gibi, üşüdüm sana..

Seni düşlemek;

Seni yaşamak gibi birşey,

Gecenin en kırılgan yeri..

Bir mahkumun özgürlük umudu gibi bazi düşlerimin izahi..

Telafuzu boş,

Bir okadar tutuklu,

Okadar hırcın,

Başlıbaşına zaptedilemez..

Insan insana yanarmi?

Bir yanginin ortasinda,alev alev tutusmuscasina,etim kemigime yapismiscasina yanginim sana…

Seni düşlemek;

Seni yaşamak gibi bir şey…

Gecenin son noktasi,

Bir aşığın Sevgiliye aşkı gibi bazi duygularımın izahı…

Telafuzu yok..

Bir okadar tutkulu,

Okadar delirmiş,

Başlı başına divane…

Insan insana susarmış,acıkırmış,üşürmüş,yanarmış;

hatta yorulurmuş,

Insan insana ölürmüş,yaşarmış…

Seni düşlemek;

Seni yaşamak gibi bir şey..

Her Gece…

Beynimde bütün durumlarda,tüm düşüncelerimde,her davranişimda,hep düşlerimde ve duygularimda..

Bir okadar Cinayet teşebbüsü,

Okadar Intahar girişimi,

Ama başlı başına “HAYATSIN SEVGİLİ”

@Süreyya Avcı

 

 

 

 

 

Okumaya devam

Hep seni seviyorumlu siirler yazdim…

Seni sevmek görevim gibi birsey..

Cayimi karistirirken,sigaramdan nefes cekerken,soyle efkarli bir gecede dut olana kadar icerken,

Hani aklimin bir ucunda olusun tum hayatimi tamamliyor sanki…

Sevaptada gunahtada sensin..

Hep sensin..

Bir mac izlerken mesela,

Yada bir filmde en heyecanli yerinde

Okudugum hersayfada hep biraz sen varsin..

Hani sanki seni sevmek hayat anlayisim hayata bakisim,

Hani beni ben yapan birsey..

Her soze her davranisa her olaya biraz seni katmak ..ve senle harmanlanmak..

Seni seviyorumlu siirler yazdim hep sana…

Oysa ki bu Aşktan da öte birsey…

Hani sana “Sen Aşksın”demiycem…

Hani insanin icinde tuttugu bir Allahla paylastigi bir duasi vardir ya..

Sen benim kefaretim,ödülüm,imtahanimsin..

Sen yasam tarzim,

Sebebimsin..

4 Mevsim ..

Sevmelere sigdiramadigim…

Sana “Sen Aşksın”demiycem.

“SEN VE SENSİZLİGİNLE, HAYATİMDA HAYATSİN”SEVGİLİ..

 

SUREYYA AVCİ

Beni Ayakta tutan tek sey aslinda inadim?

Naif kirilgan olusuma bir kalkan gibi,bir guard gibi,bir baskaldiri gibi…♥

  1. Yazılarında ‘göt’ kelimesini açık açık kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını ‘Ne diyeyim hakim bey? Bizim köyde göte göt derler’ diye bitirir, ancak öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede. (Can Yücel bu davadan beraat etmiştir…

Fıkra şöyle:

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere.

Köylüler tabi ‘ Tamam doktor bey’ deyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.
Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret değil mi doktoru arayacak bir köylü.

Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, ‘Biz ne yapacağımızı bilemedik doktor bey’ falan der. Karşıdan doktor bir şeyler söyler. Muhtar döner arkasına: ‘Makattan verin dedi doktor’ der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar falan ama makat ne bilen yoktur yine.

Hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor bayağı. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bir yandan söylenmektedir: ‘Çok kızacak doktor,çok! ‘ diye.

Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:

‘Ben çok kızacak demiştim size; götüne sokun dedi’.

  1. Hissettigin yasta,hissettigin sekilde hissettigin gibisin…

Ben seni Şiirlere yazdim,

Senle süsledim satırlarımı,

Hani gelip gelmeyisin önemli degil…

Sevip sevmeyisinde..

Sevmek istedim ve sevdim,

Senlik durum yok ..Bil istedim…

Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar,
Basit biriyim…
Nede seni sıradan sevgiye,
Malzeme yapacak kadar,
Herhangi biri…

Okumaya devam

önüne gelenin ugrastigi bir Insan olmak ciddi ayricalik..

Meyve veren agac taslanirmis…

Bi gelin size Sarilicam???

Aynalara göstermedigin bir yüzün

Kimsenin bilmedigi bir hüzün;vardir demis Şair…

Aynaya baktiginda bazen yüzün yerine hüzün belirir karsinda,

Ne yaparsan yap derip toplayamazsin…

Yasanmisligin yorgunlugu vardir yuzundeki her cizgide

Hayalkirikliklari keser icindeki bir yerleri ,kanatir,

Ve her yıkılisın enkazi barinir üstünde

Sen koskoca bir gülüsün arkasina gizlersin hepsini

Icin kan aglaya,aglaya…

Ben yalnizligi sectim Adam;

Kanadi kırık bir kuş hesabi..

Öyle yaralandim ki;

Uzanan yardim eli bile körüklüyor korkularımı

Ben yalnizligi sectim adam;

Yorgun yuregim,hayattan bezginligim..

Ve ben sensizligi kabullendim

Umutlarimi tukettim,

Yinede senden gecemedim Adam…

Gecemedim iste..

 

 

Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur…
Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.

Necip Fazıl Kısakürek

Nisbetleri bozuldu,yedi ses,yedi rengin;
Mart kedisinin dili,bizimkinden çok zengin…
1974

Necip Fazıl Kısakürek

Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizimYokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim…

Necip Fazıl Kısakürek

Denizin ve güneşin battığı yerde,
Bilin ki yeni umutlar da yeşerir,
Gündüzün bittiği, karanlığın bastığı yerde,
Bekler durur gece bitmez.Her haliyle bitecek o gece,
Yerini bırakacak, güne gündüze,
Ağaçlar yemyeşil rengi besbelli,
Yaşıyorum hala bu yeni günle.

Denizin ve güneşin birleştiği yerde,
Umutlar tükendi ve umutlar bitti,
Gündüz bitse de, karanlık gelse de
Umrunda değil artık bir yudum insanın..

Necip Fazıl Kısakürek

sana ey kanımda eriyen kadın
can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.

bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.

bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdiğim gün bu genç çağımda
öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın

Necip Fazıl Kısakürek

 

Yaşamasini bilene;

Yaşanması gereken bir masal gibi Kadın…

Güzelligin on para etmez,

Şu bende ki Aşk Olmasa..

Hani herşeyi göze alırdı ya aşık olan;

Hani daglar falan delinirdi bir zamanlar

Hani ne bakmaya kiyilirdi ne dokunmaya

Eh! İste o bahsedilen aşk artık yok

Sade resimlerde,sade sözlerde ve şiirlerde… Okumaya devam

Hayatin zorlugu yetmiyormus gibi birde insanlarin cijardigi zorluklara ugrasmak zorunda kaliyoruz.

Ama bunu bir Irk ve Islamiyete mal etmeyi dogru bulmuyorum..
Dunya’nin heryerinde cocuk istismari cocuk pornosu vs. vs.vs. hayyukta.
Insanlar islamiyeti karalamak adina Peygamber efendimizin evliliklerini goz önüne getirmekte ..
Bir Avusturyada yakin gecmiste yasanan cocuk istismari ve kölelikle ilgili olaylar.
Taylandda aileleri tarafindan fuhuş sektorune satilan cocuklar aile ici yasanan ersest iliskiler vb. cok örnek verilebilir.Islamiyeti iyi arastirmadan kulaktan dolma duyumlarla islamiyeti karalamak Turk Irkına saldirmak tam bir sacmalik.Sürekli bu konu ile ilgili Dinime ve Irkıma saldiran diger ırk ve dinler adina söylüyorum..herkes benim gözümdeki cöpe bakacagina cok affedersiniz kendi kicindaki mertegi gorecek..Sapkinligin dini dili Irkı yoktur ..Sapkinlik Sapkinliktir..Islamiyet vucut gelişimi tamamlanmamış bir kiz cocugunla iliskiyi yasaklar caiz görmez…Dini kendine uyduran şarlatanlarin davranislari nedeniyle ne Islamiyet karalanabilir nede Bir Irk yargilanabilir..(Nokta)”Kendi görüsüm ve kurallarim geregi cizgi resim kullanmayi tercih ettim.Kücücük bir cocugun yasadigi travmayi boy boy resimlerini atarak daha cok ruhsal sagligina zarar vermeyide kiniyorum)

Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla