30’unda 18 yaşındaymış gibi görünen Japon kadınların beslenme alışkanlıklarını açıklıyoruz.
Japon kadınların ince kalma sırları

Japon kadınlar, güzel siluetleri ve duru güzellikleriyle dünyadaki en güzel kadınlar arasında sayılıyor. 30 yaşındayken 18 yaşındaymış gibi görünüyor ve uzun yaşıyorlar. Dünyanın hemen her yerinde gençlere taş çıkartan Japon kadınlara siz de rastlamışsınızdır.

Peki bunun sırrı ne?

Dengeli besleniyorlar

Japonların yalnızca suşi yedikleri yaygın bir yanlıştır. Oldukça çeşitli bir yemek anlayışları var.Balık, deniz yosunu, sebze, soya, pirinç, meyve ve yeşil çay öncelikli tercihleri.

Japon diyeti, yüksek kalorili gıdalardan ve abur cuburlardan tamamen uzak.

Onlar için, sebzelerin taze ve mevsime uygun olması çok önemli. Mevsime uygun beslenmeyi tercih ediyorlar. Bu da hazır gıdalardan uzak durduklarını gösteriyor. Japonlar, kışın geleneksel olarak et, balık ve sıcak içecek ve çorbaları, yaz sıcağında ise soğuk çorbalar, deniz ürünleri ve salataları tercih ediyorlar.

Pişirme yöntemleri farklı

Japonlar, geleneksel olarak yemeklerini, az miktarda yağ ile özel bir tepsiye dikerek, ızgara yaparak veya buharda pişiriyor. Sebzeleri, daha iyi görünmesi ve daha çabuk pişmesi için dilimliyorlar. Bu yöntemle, gıdaların besleyici özelliklerini kaybetmemelerini sağlıyorlar. Birçok yemekte sebze suyu kullanıyor, baharatları mide, karaciğer ve böbreklere fazla yük olmadan, az miktarda kullanıyorlar. Japon mutfağının özü; doğal güzelliği, rengi ve lezzeti korumak.

Yemek kültürü

Yemek, Japonya’da bir ayin gibidir. Yavaşça, küçük tabaklarda, küçük parçalar halinde yemek yiyorlar. Her yemek için farklı tabak kullanır ve asla ağzına kadar doldurulmaz. Böylece aşırı yemek yemezler.

Ekmek yerine pirinç

Pirinç, her yemeğin önemli bir parçasıdır ve özellikle tuz veya tereyağı olmadan pişirilir.

Kahvaltı en önemli öğün

Kahvaltı, Japonların en önemli yemeğidir. Kahvaltı bizim bildiğimiz şekilde değil, birkaç yemekten oluşan ana yemek şeklinedir. Balık, pilav, omlet, çorba, deniz yosunu ve yeşil çay.

Çok az tatlı var

Japonya’da tatlı tüketimi çok azdır. Tatlı çeşitleri de oldukça kısır. Pirinçten yapılan bir dondurmaları var. Japon tatlıları genelde az yağlı ve az şekerlidir.

YORUMLAR

Sıradan gibi görünen bu kozmetik ürünü, içerisindeki bileşenlerle sağlığımıza ciddi zararlar veriyor.
 
Sık oje sürmek kanseri tetikliyor

Çok sık oje kullanıyorsanız, bu haberi dikkatlice okumalısınız. Hepimizin bildiği gibi, çok sık oje kullanmak, bir süre sonra tırnakların kurumasına ve sararmasına neden olur. Ojelerin tehlikeli olmasının başlıca nedeni zehirli olmasıdır. Bu sıradan gibi görünen kozmetik ürünü, içerisindeki bileşenlerle sağlığımıza ciddi zararlar verir. Bu bileşenler ve verdiği zararlara bir göz atalım.

Üreme bozukluğuna neden oluyor

Ojelerin içinde bulunan toluen maddesi; tırnaklar üzerinde daha pürüzsüz bir yüzey oluşturur ve rengi sabitlemeye yarar. Bunu yaparken de merkezi sinir sistemini etkileyebilir ve üreme bozukluklarına neden olabilir. Baş ağrısı, halsizlik, bayılma ve mide bulantısı da bu maddenin olası sonuçlarından sadece birkaçıdır.

Kanseri tetikliyor

Bir diğer madde formaldehittir. Ojenin ömrünü uzatan renksiz bir gazdır. Eğer alerjiniz varsa bu maddeyle temas olası kimyasal yanıklara neden olabilir. Ayrıca kalp ritim bozukluklarını, ve kanseri tetikleyebilir.

Hormonal hasar veriyor

Ojelere koku veren dibütil rehitalat maddesi, hormonlar ve metabolizma üzerinde hasarlara, jinekolojik hastalıklara ve solunum yolları hastalıklarına neden olabilir.

Sonuçlar kaygı verici

Bilim adamlarının yaptığı bir araştırmada, 24 kadından oluşan bir grupta, tırnaklarının boyanmasından 6 saat sonra difenil fosfat seviyelerinin yükseldiği görüldü. Bu madde hormon dengesini bozarak, yağ depolanmasına ve aşırı kilo alımına sebep oluyor.

Özellikle Uzak Doğu’da vücuttaki herhangi bir ağrı için doğal çözümler bulunuyor. İşte bunlardan biri. Bütün gün bilgisayar karşısında oturarak çalışmanın sonucu, akşamları yaşayacağınız sırt ve boyun ağrıları oluyorsa, size önereceğimiz kompresle ağrıyı hafifletebilirsiniz.

Pirinçle doğal kompres

Yapacağınız şey çok basit. Eski bir çorabı pirinçle doldurun, isterseniz içerisine rahatlatıcı bir esans yağı da ekleyebilirsiniz. Çorabı bağlayın veya dikin. Ardından mikrodalgada 40 saniye ısıtın.

Boynunuza ve sırtınıza yapacağınız bu pirinçli kompres, ağrılarınızın hafiflemesini sağlayacaktır.

Yaşam şeklinizde yapacağınız küçük değişiklikler ve edineceğiniz alışkanlıklar hafızanızı güçlendirebilir.
 
Hafızayı güçlendirmenin 7 yolu

Her sabah evden çıkarken ütünün fişini çekmediğinizi hatırlamıyor ve geri dönüyorsanız, yapacağınız işler unutuyorsanız, okuduğunuz kitabın içeriğini hatırlamıyorsanız, sizin de hafızanızla ilgili problemler olabilir. Hafızayı güçlendirmek için yaşam şeklinizde yapacağınız küçük değişiklikler ve edineceğiniz alışkanlıklar size yardımcı olacaktır.

Bulmaca çözün

Bilgisayar, telefon ya da gazete eklerindeki bulmacaları çözün. Bulmaca çözerek sadece bilgilerinizi tazelemekle kalmayacak, aynı zamanda eski bilgilerinizi hatırlamaya çalışırken beyninizdeki sinapslar da yeniden aktifleştirecektir.

Uykunuza dikkat edin

Rahat uyuyamadığınız gecelerden sonraki gün yaptığınız işlere odaklanmanız ne yazık ki zor olur. Çünkü uyku ve hafıze birbiriyle bağlantılıdır. Öğrenmek ve odaklanmak için ihtiyacınız olan uykuyu almanız gerekir. Ayrıca siz uyurken beyniniz, yeni öğrendiğiniz bilgiyi kavramanıza yardımcı olur.

Sebze ve meyve tüketin

Sebze ve meyveler, hafızayı kuvvetlendirir ve zihin sağlığını güçlendirir. Özellikle meyveler, bilişsel fonksiyonu güçlendiren antioksidan türlerinden biri olan antosiyanin kaynağıdır ve Alzheimer hastalığına karşı savaşmanıza yardımcı olur. Brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeler, bilişsel gerilemeyi yavaşlatırken; avokado ise beyne kan akışını hızlandırır.

Açık havada yürüyün

Araştırmalara göre her gün 40 dakika yürümek ya da koşmanın beyin sağlığında etkili olduğunu gösteriyor.

Kahve için

Siz de güne kahve içmeden başlayamayanlardansanız şanslısınız. Çünkü kahve tüketimi, uzun süreli hafızaya sahip olmak için pozitif etki yaratıyor.

Vitamin desteği alın

Hafıza güçlendirici vitaminlerden destek alın. Vitamin desteği almak, ileriki yıllarda yaşayabileceğiniz unutkanlığı önlemeye yardımcı olacaktır.

Gülmeyi ihmal etmeyin

Araştırmalara göre gülmenin yetişkinlerde kısa süreli de olsa hafızayı kuvvetlendirdiği görülmüş. Siz de yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyerek hafızanın kuvvetlenmesine yardımcı olun.

Aşk bir delilik midir, bir duygu mudur, bir uçuş mudur?

Platonik aşk takıntısı nedir

Takıntı haline gelen platonik aşkların kökeni çocukluk hatta bebeklik dönemine kadar uzanıyor. Güvenli bağlanma problemlerinin platonik takıntının gelişmesinde önemli bir faktör olduğunu belirten uzmanlar, “Güvenli bağlanma, kişinin kendisini sevilmeye değer bir kişi olarak algılaması anlamına gelmektedir. Güvenli bağlanma problemi olan kişilerde takıntılı aşka daha sık rastlanmaktadır” diyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesinden Uzman Klinik Psikolog, Psikoterapist Gülçin Şenyuva, takıntı haline gelen platonik aşklarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Şenyuva, şunları söyledi: “İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan bir kavram AŞK! Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Hades ve Persephone. Aşk efsaneleri, aşk hikâyeleri, aşk şiirleri, aşk şarkıları, aşk ölümleri. Daha nicelerini okuduk, gördük ve belki de yaşadık…

AŞK, bir delilik midir, bir duygu mudur, bir uçuş mudur?

Eğer aşk bir uçuş ise aşkta tek kanatla uçulmaz ki, iki kişi gerekir. Sevdiğini yalnızca seven kişinin bildiği, sevilen kişinin haberinin olmadığı aşklar olsa bile

Başkaları ile güvenilir, samimi ilişkiler kurmak insan için önemlidir. Bunu sürdürme isteği de insani bir davranış olarak görülmektedir. Bu nedenle sağlıklı insan ilişkileri kişinin yaşam memnuniyetini, fiziksel ve ruhsal sağlık durumunu etkilemektedir. Takıntı, kişinin zihnine sürekli, tekrarlayan, istenmeyen şekilde gelen, kişide sıkıntının oluşmasına neden olan, rahatsız eden düşüncelerdir. Bu düşüncelerin yoğunluğu ve yarattığı sıkıntı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz yönde etkilenir.

Platonik, gerçekte var olmayan, düşte kalan, hep öyle kalması istenilen anlamına gelmektedir. Platonik takıntı kavramı, takıntılı aşk, aşk bağımlılığı ya da ilişki bağımlılığı olarak değerlendirilir. Takıntılı aşk, kişinin gerçek ya da ulaşılamayan bir aşkı takıntı haline getirmesi, tüm yaşamını kişiye göre yönlendirmesi, yoğun duygular yaşamasıdır. Ancak tarihler boyu güzel olarak addedilen bu kavram bir süre sonra kişinin kendisine ve çevresine zarar vermeye başlayabilmekte ve kişinin işlevselliğinin düşmesine neden olabilmektedir.

Platonik takıntılı kişinin, karşısındakine güven duyma, ayrılık ile ilgili kaygıları sürekli zihnini meşgul eder. Bu kaygılarından kurtulmak için de kendini rahatlatacak, sürekli onu aramak, takip etmek, “beni seviyor musun” diye sorular sormak gibi davranışlarda bulunur. Bu davranışlar bir süreliğine kişinin kaygısının düşmesine yardımcı olmaktadır. Daha sonrasında zihnini meşgul eden düşünceler gelmeye devam eder. Platonik takıntılı kişi sadece aşık olduğu kişinin kendisini mutlu edeceğine inanır ve kendisi mutsuz olduğunda aşık olduğu kişinin de mutlu olmasını istememektedir. Yani zihninde yarattığı kişinin kendisinde oluşturduğu varlığa-anlama aşık olmuştur.

Kişinin reddedildiğini düşünmesi, fiziksel ve duygusal olarak devamlı kendisini kabul ettirmeye çabalamasıdır. Kişinin hedeflerinin olmaması, tatmin olmadığı iş ve sosyal hayatının olması ile ortaya çıkan anlamsızlık duygusu platonik takıntının nedenlerinden sayılabilir. Bununla birlikte, özgüven düşüklüğü, başarısızlık, yetersizlik ve zayıflık hissi kişide kaygıya sebebiyet vermektedir. Böylece kişinin zihninde oluşturduğu platonik sevgili kişinin varlığı ile var olduğunu düşünmesine ve yaşadığı boşluğu doldurmasına sebebiyet verebilmektedir. Güvenli bağlanma problemleri platonik takıntının gelişmesine önemli bir faktördür. Güvenli bağlanma, kişinin kendisini sevilmeye değer bir kişi olarak algılaması anlamına gelmektedir. Bu kişiler ilişkilerinde karşısındaki kişiye bağlı olmaktan dolayı mutludur, terkedilmeye dair ya da istenmediklerine dair kaygıları bulunmamaktadır. Uzun soluklu ilişki kurabilirler. Güvenli bağlanmanın oluşabilmesi için, birincil bakım veren kişinin bebeklik ve çocukluk döneminde ilgi ve ihtiyaçlarının karşılanması, bebeğin-çocuğun bakım vericisinin orada olduğunu bilmesi ile gelişebilen bir durumdur. Güvenli bağlanma problemi olan kişilerde takıntılı aşka daha sık rastlanmaktadır.

Bağımlı ve obsesif kişilik özelliği olan kişilerde takıntılı aşka daha sık rastlanmaktadır. Bağımlı kişilik özelliği olan kişiler, terk edilme korkusu ile yaşar, ilişkinin bozulmaması için ellerinden geleni yapar, hayattan keyif almaya dair zorunlu olduklarına ve mutlu olduklarını hak etmediğine inanırlar, özgüvenleri genelde düşüktür. Obsesif kişilik özelliği olan kişilerde, belirsizlik çok fazla rahatsız eder, hata yapmaktan korkar, mükemmeliyetçi yapıları vardır.”

Sağlıklı aşk var mı?

Gülçin Şenyuva, “İlişkide güven ve saygının olması en önemli unsurlardır. Kişilerin istek ve ihtiyaçlarını konuşabiliyor olmaları, birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına duyarlı olmaları sağlıklı ilişki ve sağlıklı aşkın zeminini oluşturmaktadır. Duygusal yaşantılarımız yaşadığımız olaylar ile belirlenmez, olaylarla ilgili düşüncelerimiz ile belirlenir. Yani yaşamımızda değişiklik istiyorsak, alternatif düşüncelerin oluşmasına izin vermeliyiz.”tavsiyesinde bulundu.

Çoğuuzmun farkında olmadığı 10 kişilik bozukluğu

Çoğumuzun farkında olmadan sergilediği davranışlar, kişilik bozukluklarının işareti olabilir.

Çoğumuzun farkında olmadığı 10 kişilik bozukluğu

Kişilik bozuklukları, insanların duygularını, davranışlarını ve ilişkilerini nasıl yönettiklerini etkileyen bir tür zihinsel rahatsızlıktır. Günümüzde kişilik bozukluklarının % 40 -% 60’ına teşhis konulabilir. Çoğunlukla önemli kişisel, sosyal ve mesleki bozulma ile ilişkili davranış kalıplarının kalıcı bir şekilde değişmesiyle kendini gösterir. Bu davranışlar, sorunlarla başa çıkmaya çalışırken kendini gösterir. Aşırı kaygı, sıkıntı veya depresyona gibi psikolojik rahatsızlıklara neden olabilir.

Çoğumuzun farkında olmadan sergilediği davranışlar, kişilik bozukluklarının işareti olabilir.

1. Paranoid kişilik bozukluğu

Hasta her zaman korumacıdır ve şüpheli eylemlere dikkat eder. Reddedilmeye aşırı derecede duyarlıdır. Son derece hassastırlar. Utanç ve aşağılanma hissedebilir ve hatta kin tutabilirler. Başkalarını suçlama eğilimleri yüksek olduğu için yakın ilişkiler kurmakta zorlanırlar.

2. Şizoid kişilik bozukluğu

Şizoid, dikkati birinin iç dünyasına doğru yönelmesi ve dış dünyadan uzaklaşma gibi eğilimi belirtir. Zengin bir iç dünyaları vardır ve oldukça hassastırlar. Samimiyet için derin bir özlem duyar, ancak yakın ilişkileri başlatma ve sürdürmeyi başaramazlar. Bu nedenle iç dünyalarına geri çekilirler.

3. Borderline kişilik bozukluğu

Bu kişiler anksiyete ve psikotik bozukluk arasındaki sınırda bulunurlar. Duygusal istikrarsızlık, eleştiri karşısında öfke patlaması, intihar eğilimi ve kendine zarar verme eylemleri yaygındır. Kişi özünde bir benlik duygusundan yoksundur. Boşluk duygusu ve terk edilme korkusu yaşarlar.

4. Şizotipal kişilik bozukluğu

Şizotipal kişilik bozukluğu olan insanlar genellikle garip veya eksantrik olarak tanımlanır. Bu kişilerin, genellikle yakın ilişkileri azdır. Bu kişilerde, şizofreninin gelişme ihtimali ortalamanın üzerindedir.

5. Histrionik kişilik bozukluğu

Bu kişilik bozukluğuna sahip insanlar, kendilerini çekici ve büyüleyici görürler. Sürekli başkalarının dikkatini çekmeye çalışır, aşırı tepki vermeye eğilimleri vardır. Kendi değerlerine sahip değildirler ve devamlı olarak başkalarının onayına bağımlıdırlar.

6. Narsisistik kişilik bozukluğu

Bu bozukluğu olan insanlar kendi kendine yetme hissi taşırlar ve kendilerine hayranlık duyarlar. Üstün olduklarına inandıkları için, başkalarının duygu ve düşüncelerine saygı duymazlar. Başarılı olmak için başkalarını sömürmeye eğilimlidirler ve empatiden yoksundurlar. Dışarıdan, kendi kendini öven, hoşgörüsüz, bencil veya duyarsız görünebilirler. Eleştirilmeleri durumunda şiddete başvurabilirler.

7. Anankastik kişilik bozukluğu

Anankastik kişilik bozukluğu olan bir kişi tipik olarak şüphecidir. Temkinli, kontrollü bir yapısı vardır. Kendi kontrolü dışındaki gelişen durumlar karşısında kaygı ortaya çıkar.

8. Kaçınma kişilik bozukluğu

Bu kişilerin kedilerine saygısı düşüktür ve sürekli utanma, eleştirilme veya reddedilme korkusu taşırlar. Genelde beceriksizdirler. Sevilmeme korkusu nedeniyle insanlarla tanışmaktan kaçınırlar. Araştırmalar, bu bozukluğa sahip insanların, hem kendi hem de başkalarının iç dünyalarını aşırı derecede izlediğini ortaya koymaktadır.

9. Antisosyal kişilik bozukluğu

Bu bozukluğu olan insanlar, genellikle başkalarının bakış açılarını dikkate almadan hareket eder. Antisosyal kişilik bozukluğu, erkeklerde kadınlardan çok daha yaygındır ve başkalarının duygu ve düşüncelerini dikkate almama şeklinde kendini gösterir. Bu kişi sosyal kuralları ve yükümlülükleri göz ardı eder, sinirli ve agresiftir, dürtüsel davranır ve pişmanlık duymaz, suçluluk hissetmez.

10. Bağımlı kişilik bozukluğu

Bağımlı bozukluk, kendine karşı aşırı güven eksikliği şeklinde kendini gösterir. Kişi, günlük kararlar almak için bile yardım ister ve önemli kararları başkalarının almasını bekler. Bu kişiler, soyutlanmaktan korkar ve asla yalnız duramazlar.

Kaynak:Nermin mazlum

Günde 2 muz yemek için 5 sebep

Muz yedikten sonra vücudunuzda ne gibi değişiklikler olduğunu biliyor musunuz?
Günde 2 muz yemek için 5 sebep

Sağlıklı yiyecek her zaman lezzetli değildir. Ancak muz için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Muz yiyerek, hem damak zevkinizi tatmin edip hem de sağlığınıza önemli faydalar sağlayabilirsiniz.

1. Fazla kilolarınız kaybolur

Muz, lif bakımından zengin bir meyvedir. Sizi tok tutar. İçindeki nişasta nedeniyle de iştahınızı azaltır ve kilo almanızı durdurur. İnsülin direncine karşı kandaki şeker seviyesini hem düşürür hem de yükseltir.

2. Kansızlığa iyi gelir

Anemi solgunluk, yorgunluk ve nefes darlığına neden olur. Bu, vücuttaki kırmızı kan hücrelerindeki azalma ve kandaki hemoglobin seviyesinin düşüklüğünün bir sonucudur. Muz, kırmızı kan hücrelerinin üretimini uyaran çok miktarda demir içerir. Ayrıca, kandaki şeker seviyesini düzenler. Önemli düzeyde B6 vitamini kaynağıdır.

3. Sindirimi düzeltir

Muz, gelenekse kanaatin aksine kolay sindirilir ve mide-bağırsak sistemini tahriş etmezler. Muzda bulunan dirençli nişasta sindirilmez. Kalın bağırsağın içerisinde sağlıklı bir bakteri olarak kalır. Eğer gastrit ve mide ekşimesi şikayetiniz olursa rahatlıkla muz yiyebilirsiniz. Ayrıca ishal yaşıyorsanız muz yiyerek kaybolan mineralleri geri alabilirsiniz.

4. Stresi engeller

Muz, ruh halini de iyileştirir. Serotonin almak için bedenimiz tarafından gerekli olan triptofan içerirler. Ortalama olarak, her muzda yaklaşık 27 mg magnezyum bulunur. Bu mineral, iyi bir ruh hali ve sağlıklı bir uyku için çok önemlidir.

5. Enerji verir

Muzda bulunan potasyum kaslarınızı kramplardan korurken, içindeki karbonhidrat sayesinde ağır bir egzersizi sürdürecek enerjiyi sağlar.

YORUML

Bir bardak taze demlenmiş çay, vücudumuza zannetiğimizden çok daha fazlasını yapıyor.
 

Siyah çayın bilinmeyen 10 faydası

Türkler için çayın yeri başkadır. Sabah kahvaltısı çaysız olmaz, yemek sonrası bir bardak çaya kimse hayır diyemez. Ayrıca çay, bizde sosyalleşme aracıdır. Bir kahve yerine, bir çay içelim daha yaygındır. Hiçbir kültürde de ‘hadi bir çay koy, geliyorum’ tarzı cümleler kurulmaz.

Bizim için olmazsa olmaz olan çayın, ne zaman ve nasıl içilmesi gerektiğine dair birçok görüş bulunuyor. Fazla içildiğinde demir eksikliğine yol açtığı, çok sıcak içildiğinde boğaza zarar verdiği ve şekerli çayın kilo aldırdığı yönündeki bu olumsuz görüşleri, tersine çevirecek bilgilere ulaştık.

İşte çayın bilmediğiniz 10 faydası.

1. Ağız Sağlığına iyi gelir

Çalışmalar, siyah çayın çürük oluşumunu engellediği, bakterileri öldürdüğü ve dişlerdeki plak oluşumunu engellediğini ortaya koyuyor. Daha İyi Bir Kalp: 2009’da yayınlanan bir araştırmada, günde 3 veya daha fazla çay içen insanlarda inme ve felç riskinin daha az olduğu açıklandı.

2. Antioksidandır

Siyah çay, tütün veya diğer toksik kimyasallarla ilişkili DNA hasarını engellemeye yardımcı olan antioksidanlar olan polifenoller içerir.

3. Kanseri önler

Bazı araştırmalar, çayın içerisindeki polifenol gibi antioksidanların bazı kanser türlerini önlemeye yardımcı olabileceğini gösterdi. Siyah çay içen kadınların, yumurtalık kanseri olma ihtimalleri, içmeyenlere göre daha düşüktür.

4. Kemikleri güçlendirir

Çayda bulunan fitokimyasallar nedeniyle düzenli çay içenlerin, daha güçlü kemiklere sahip olduğu ileri sürülmüştür.

5. Diyabet riskini düşürür

Akdeniz adalarında yaşayan yaşlı insanların üzerinde yürütülen bir çalışmada, günde 1-2 bardak siyah çay tüketenlerin, Tip 2 diyabet hastalığına yakalanma olasılığının %70 daha düşük olduğu görüldü.

6. Strese karşı birebir

Hepimiz siyah çayın sakinleştirici ve rahatlatıcı faydaları konusunda bilgili ve deneyimliyiz. Uzun ve yorucu bir günün ardından ilen bir bardak sıcak çay, daha iyi konsantre olmayı sağlıyor. Ayrıca stres hormonu düzeylerini de azaltıyor.

7. Bağışıklığı güçlendirir

Siyah çay, bağışıklık sistemini güçlendiren alkilamin antijenleri içerir. Buna ek olarak, virüslerle mücadele eder. Günlük hayatımızda grip ve diğer yaygın virüslerden korunmamızı sağlar.

8. Sindirim sistemine faydalıdır

Bağışıklık sisteminizin iyileştirilmesine ek olarak, mide ve bağırsak hastalıkları üzerinde terapötik bir etkiye sahiptir ve ayrıca sindirim aktivitesini düşürmeye yardımcı olur.

9. Kalbi korur

2009’da yayınlanan bir araştırmada, günde 3 veya daha fazla çay içen insanlarda inme ve felç riskinin daha az olduğu açıklandı.

10. Mutluluk verir

İyi demlenmiş güzel bir fincan çay, kendinizi şımartmaya yardımcı olur ve mutlu eder. Daha ne olsun!

Bronşiolit

Gözümüzün nuru, biricik yavrularımızın en ufak bir rahatsızlığı biz ebeveynleri son derece üzer ve endişelendirir. Biz de sizlerin bu endişesini biraz olsun giderebilmek ve sorunlarınıza çözüm getirebilmek amacıyla şimdiye kadar birçok hastalık hakkında değerli uzmanlarımızın görüşlerine baş vurduk. Ve işte bugün de brnşiolitle ilgili aydınlanmanız için Uzm.Dr. Erdem Uzunoğlu ile söyleştik. Umarız derdinize deva olabilir.
Bronşiolit Hakkında Genel Bir Bilgi Verebilir misiniz?
Bronşiolit, genellikle süt çocuklarında görülen, genellikle tüm havayollarını, ama en çok da akciğerlerdeki küçük hava keseciklerini  (Bronşiol) etkileyen bir hastalıktır. Aynı zamanda nezleye de sebep olabilen birçok farklı virüs tarafından ortaya çıkarlar. En sık neden, RSV olarak kısaltılan respiratuar sinsisial virüstür Bazı küçük çocuklar ve bebeklerin akciğerleri tam olgunlaşmamış, bronşlarının çapı dar, bronşları çevreleyen kıkırdak halkaları çok yumuşak olduğu için viral enfeksiyonlarla sık sık bronşiolit geçirmeleri mümkündür. Yaş ilerleyip akciğerler olgunlaştıkça virüsler bronşiolite neden olamamaktadır. Küçük çocuklar hastalığı, enfekte olan diğer şahıslardan kaparlar. Sıklıkla hafif grip ve soğuk algınlığı olan başka aile fertleri vardır. Çocuğun veya eşyaların bulunduğu ortamda öksürüp aksırılması ile virüsle dolu tükürük damlacıkları ortama saçılır. Enfeksiyon temas ettiği eşyalara bebeğin temasıyla bile bulaşabilir, hastalık 3 – 7 gün içinde başlar (Soğukta kalma, üşütme vs halk arasında söylenen sebeplerin etkisi yoktur).
Bronşiolit Nasıl Seyreder?
Bronşiolit, genellikle ateş ve burun tıkanıklığının eşlik ettiği soğuk algınlığı şeklinde başlar. 2–4 gün içinde bronşiollere inerek tahriş ve küçük hava yollarında daralmaya neden olur. Bu da çocukta öksürüğe ve nefes verme sırasında duyulan ıslık gibi (vızıltı) yapar. Bazı çocuklarda solunum hızı ve eforu artıp öksürük boğuklaşarak astım gibi tıkanmaya ortaya çıkabilir. Bu dönemde genellikle ateş düşer, çoğu çocuk iştahsızlaşır, süt çocuklarında emme güçlüğü ortaya çıkar. Uykuda huzursuzluğa sık rastlanır.Hırıltı 3–5 günde gerilese de burun tıkanıklığı daha uzun sürer, öksürük ise 1-2 hafta devam edebilir.
Bronşiolit Tedavisi nasıl Yapılır?
Bronşiolitlerin hafif olanları tedavisiz bile düzelebilir. Akciğer salgılarının yumuşaması için soğuk buhar yapıcı makineler, balgam sökücüler, önerilir. Burun salgılarının koyulaşmasına engel olmak için sık sık tuzlu sulu burun damlaları ve birkaç saat ara ile burun aspiratörü ile burun temizlemesi yararlıdır. Ateş için paracetamol içeren ateş düşürücüler kullanılmalıdır; aspirin bronşiolit gibi viral enfeksiyonlarda kesinlikle kullanılmaz.Bronşiolit viral bir enfeksiyon olduğundan genellikle antibiyotik kullanılmaz. Ama beraberinde orta kulak veya boğaz iltihabı da varsa antibiyotik verilebilir. Çocuğunuzun aktivitesini kısıtlamanız gerekmez; zaten o nefes darlığı hissediyorsa kendi aktivitesini kendi kısıtlayacaktır.
Hastalık Sürecinde  Öksürmenin Yararı Var mıdır, Öksürüğü baskılamak nelere sebep olur?
Evet vardır. Öksürük,  havayollarını temizlemeye yarayan güzel bir reflekstir. Öksürüğü baskılayan ilaçlar ve dekanjestan şuruplar salgıların koyulaşmasına ve hastalığın ilerlemesine neden olabilir.
Astım İle Bronşiolitin İlişkisini Nasıl Açıklarsınız?
Okul öncesi dönemde (özellikle ilk 4 – 6 yaşta) viral bronşiolit geçiren çocukların bir kısmında bu bronşiolitler astıma dönebilmektedir. Bronşiolitlerin astım olarak devam etmesini nedeni tam olarak bilinmemektedir ancak bazı risk faktörleri vardır:
1. Son 1 senede 3 kez bronşiolit geçirme,
2. Mevcut başka bir alerjinin olması,
3. Anne – baba veya kardeşlerde astım veya başka alerjilerin olması
4. 9–12. aylarda yüksek IgE değeri,
5. Sigara dumanına maruz kalma,
6. Bronşiolitin ağır seyretmesi.
Unutmayın: Her 5 çocuktan 1’i hayatının ilk 2 yılında bronşiolit geçirebilmektedir. Her bronşiolitin astıma çevireceğini öngörmek asla mümkün değildir. Ancak risk faktörleri yüksekse dikkatli olmak gereklidir.
 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Anıl YeşildalDoktoramcamdranil@doktoramcam.comTÜM YAZILARI
Kaynak: http://www.doktoramcam.com/bronsiolit/
Bu  bölüm de  ilginizi çekebilir:
KBB – Kulak Burun Boğaz

Öncelikle bunu düşünenlerin içini rahatlatmak isterim ki, uzmanların da dediği gibi vitaminler kilo aldırmaz. Vitaminler, vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlar. Besinlerden vitamin almadığımız zaman metabolizmamız bozulur. Vücudun dengesi tamamen değişir ve hastalıklar baş gösterir. Vitaminler vücutta yakılmadığından doğrudan onlardan kalori almıyoruz. Suda çözülen vitaminler sıvılarla dışarı atılır, yağda çözünen vitaminler ise yağ dokusunda depolanır. Bu tür vitaminleri fazla dozda tüketmek sorunlara yol açacaktır.

A ve D vitaminlerinin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Aşırıya kaçılmamalıdır. Birçoğu karaciğerde depolanır. Bu iki vitamin iyi depolandığından eksikliği uzun süre hissedilmez çünkü yeterince tutulur. B vitamini ve komplekslerinde ise durum tam tersidir. Az süre tutulurlar ve eksikliği mesela unutkanlık gibi etkileri hemen yaşanır. En ciddisi de C vitamini eksikliğidir çünkü skorbit hastalığı ortaya çıkar ve ölümle sonuçlanabilir.

Vitaminlerin hepsi bizim için gereklidir. Aklınıza gelebilecek hemen hemen her hastalığa iyi gelmekte ve mutlaka tüketilmesi gerekir. Doğal yolla alınan yani sebze, meyve ve benzeri besinlerden alınan vitaminler kilo aldırmaz fakat dolaylı yolla alınan vitamin hapları daha fazla enerji ihtiyacı doğuracağından vücudun kalori alma isteğini artırır. Daha çok yeriz ve iştah açılınca dengesiz beslenmeye başlarsak, kilo alırız! Yani tamamen bize kalmış. Vücut bir takım besinlerden aldığı enerjiyi yakmazsa kiloya dönüşür..

Bu bakımdan sporumuzu yapıp sağlıklı ve dengeli beslenerek kilo alımını durduruz. Hatta zayıflama planımıza da devam edebiliriz. Diyet yaparken halsiz kalan kişiler destek amaçlı vitamin hapları alıyor. B vitamini hapları dolaylı yoldan kilo aldırabilir. Bu yüzden diyetisyeninize danışarak bu tür takviyeleri alın. Sizin bünyeniz çabuk yağlanan ve tutan bir bünye ise işiniz daha zordur. Bunun dışında vitaminler doğal yollar ile alındığında son derece güvenilir ve gereklidir. Sağlığa olan faydalarından kısaca bahsedeyim.

A, D, E ve K vitaminleri kalıcı, B ve C vitaminleri geçici ve suda eriyenlerdir. B grubu vitaminler, sinir hücrelerini korur, zararlı maddeleri engeller, hafızayı güçlendirir. C grubu vitaminler, katarakta iyi gelir, bazı kanser türlerini durdurur. Folik asit, doğum kusurlarını önler, kanser ve beyin hastalıklarına karşı korur.

A vitamini, göz hastalıklarını önler ve göze iyi gelir. Daha iyi görmeyi sağlar. Fazlası kemiklere zarar verir. D vitamini, kemik kırılmalarını önler. Kolon ve yumurtalık gibi kanser türleri ile savaşır. E vitamini, hücreyi dış etkenlerden korur. Alzhimer ve kansere iyi gelir. K vitamini, kan ve kemikler için birebirdir. Vücudumuz için gereken vitaminlerin tamamını besinlerden alabiliriz. Bunun için ek takviyelere gerek yok .

3 ana besin maddesini almamız yeterlidir. Karbonhidrat, yağ ve protein. Hiçbir diyette bu besin gruplarından taviz verilmemelidir. Aksi halde değil kilo vermek nefes bile alamayız, yaşamsal faaliyetlerimiz aksar hatta durur. Yani vitaminlerin sağlığa olan faydalarının yanısıra gerekliliği de var. Yaşamı devam ettiren ana damarlardan biridir vitaminler..

 

Hamilelik belirtilerinden başlayarak, 9 aylık hamilelik dönemi boyunca anne adayının vücudunda birçok değişiklikler yaşanmaktadır. Yaşanacak değişiklikleri önceden bilmek anne adaylarını rahatlatır diye düşünüyorum.Hamilelik boyunca yaşanan 8 çok önemli değişiklik… 

 

 

1. Adet Gecikmesi

images (2)
Düzenli adet gören ve düzenli cinsel ilişkisi olan bir kadının adet gecikmesi olduğunda bunu gebeliğin ilk belirtisi olarak düşünmek gerekir. Gebelik olmasına rağmen, ilk 2-3 ay “üstüne görme” tabir edilen adet kanaması nadiren yaşanabilir. Fakat bu kanama her zaman normal adet kanamasından daha az miktarda ve daha kısa süreli olur.

2. Hormonal Değişim

images (3)Gebeliğin ilk aylarındaki hormonal değişimlerle birlikte vücutta sıvı tutulumuna bağlı ödem gerginlik, karında şişlik, kilo artışı, bulantı, kusma görülebilir. Yeme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi, tuzun azaltılması, hareketliliğin arttırılması ile bu değişimler sıkıntı oluşturmayacak boyuta getirilebilir. Bulantıları az az sık sık yağsız daha çok katı gıdalar yiyerek kontrol altına almak çoğu kez mümkündür.Fazla tatlı isteği belirir dikkat edilmelidir.

 

3. Kansızlıkla Birlikte Uyku İsteği Artıyor

images (5)

 

 

Gebelikle beraber kanın sulanmasına bağlı kansızlık tablosu oluşabilir. Bu dönemde yorgunluk hissi ve uykuya meyil atar. Anne adayının, bebek doğduktan sonra olabilecek uykusuzlukları düşünerek bu dönemde bolca uyumasında hiçbir sakınca olmaz.

 

4. Göğüslerde Hassasiyet Yaşanması Normal

images (6)
İlk üç ayda görülen değişimlerden biri de göğüslerde gerginlik, hassasiyet ve büyümedir. Destekli sutyen kullanarak ve de bu değişimleri anne olmak adına kabul ederek sıkıntı hissedilmez.

 

5. Psikolojik Değişimler Her Annede Farklı Yaşanıyor

images (8)
Gebelikte değişen hormonal düzenle birlikte anne olmaya bilinçaltının bakış açısı, zihinsel düzeyde gebelik ve annelik hatta doğum algıları anneyi psikolojik olarak negatif veya pozitif yönde etkileyebilir.

 

6. Sağlıklı Uyku İçin Huzurlu Bir Hamilelik

indir (1)Bilinçaltında hamilelik sürecine, kadınlığa, anneliğe ait negatif şartlanmalar, kadın olmayla ilgili sıkıntılar varsa gebelik boyunca bulantı, kusma, çeşitli ağrılar, sinirlilik, huzursuzluk, alınganlık, ağlama nöbetleri, yakın çevre ile iletişim sorunları, uyku bozuklukları sıklıkla yaşanmaktadır. Zihinsel sıkıntıların bedene yansıması olarak yaşanan bu şikâyetler zihinsel iyileşme teknikleri ile kontrol altına alınabilir.

7. Bel Ağrıları Yaşamamak İçin Kiloya Dikkat

images (7)
Genellikle 5. aydan itibaren iştahtaki artma kontrol edilmezse hızlı kilo alma ve buna bağlı şeker hastalığı, yüksek tansiyon riski ortaya çıkar. Diyetin düzenlenmesi, gebelikte yapılabilecek egzersizlerin devreye sokulması kilo kontrolü ile beraber ilerleyen aylarda ortaya çıkan bel ve kasık ağrılarını ortadan kaldırır.

8. Son Ayları Rahat Geçirmek İçin Doğum Korkusu Kontrol Edilmeli

images (9)Son aylarda özellikle şehir annelerindeki en büyük sıkıntı doğumla ilgili kaygı ve korkulardan kaynaklanır. Buna bağlı olarak uyku bozuklukları, mide, bağırsak sistemi şikâyetleri ortaya çıkar. Bu dönemi huzurlu geçirip doğumu keyifle yaşayabilmek adına anne doğumun ne olup ne olmadığı konusunda bilinçlenmeli geçmişten getirdiği doğum korkularını zihinsel iyileşme teknikleri ile akıtmalıdır. Doğum ağrılarının öğrenilmiş ağrılar olduğu bilinciyle, anne keyifli ve ağrısız bir doğuma hazırlanmalıdır.

Sevgiler…

Berna

KAYNAK:KADINCA.COM

Sağlıklı bir besin ve protein kaynağı olan balığı herkesin tüketmesi önerilirken, hamilelerde bu durum farklılık gösteriyor.

Deniz ürünleri hamile kadınların beslenmesinde önemlidir ve dengeli olarak yer almalıdır. Deniz ürünleri yüksek kalitedeki protein ve diğer besin öğeleri bakımından iyi bir kaynaktır. Ancak civa maddesi içeren bu tür balıklar tüketildiğinde, basit bir şekilde vücut tarafından emilirek, buradan plasentaya geçer. Yapılan araştırmalar gebelik döneminde yüksek civa barındıran balıkları sık sık tüketmenin, fetusun beyin ve sinir sistemi gelişimini olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bebeğin bilişsel becerileri, motor becerileri, dil becerileri ve görme yeteneği bundan az veya çok etkilenebilmektedir.

Yapılan araştırmalar gebelik döneminde yüksek civa barındıran balıkları sık sık tüketmenin, fetusun beyin ve sinir sistemi gelişimini olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Deniz ürünleri hamile kadınların beslenmesinde önemlidir ancak civa içeren balıklar tercih edilmemelidir.Örneğin; Somon, ton balığı, sardalya, beyaz balık, alabalık ve uskumrunun gebelik döneminde tüketilebilecek balıklar olarak söyleyebiliriz.
Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri yönünden oldukça zengin bir besin türü olan balığın gebelik döneminde tüketilmesi, anne karnındaki bebeğin beyin ve göz gelişimi için oldukça önem taşıyor. Aynı zamanda hayvansal protein kaynağı olan balığın diğer hayvan etlerinden önemli farklılıkları bulunuyor. Protein ve D vitamini açısından da zengin bir besin kaynağı olan balık bebeğin gelişimine kritik derecede katkı sağlıyor. Sağlıklı bir gebelik için tüketilmesinde oldukça fayda var. Ancak bazı balıklar içlerinde barındırdıkları yüksek düzeyde civa maddesi sebebiyle gebelik döneminde anne adayları ve bebek için zararlı etkilere yol açabiliyor. Bu tür balıkların tüketimi bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Civa içeren balıklar, bebeğin beyin ve sinir sistemini olumsuz etkiliyor

Hamileler ve çocuklar dikkat etmeli
Son yıllarda tartışılan önemli bir konu da, hangi balıkların yenmesi gerektiğidir. Bu durum özellikle hamile kadınlar ve çocuklar açısından büyük önem taşıyor. Denizlerin kirlenmesiyle birlikte suyun derinlerinde ağır metaller birikmeye başladı. Toksik maddelerin başında ise kurşun, kadminyum ve civa geliyor. Bu sularda yaşayan balıkların da sağlık açısından risk oluşturabileceği biliniyor. Zehirlenme başta olmak üzere, üreme bozuklukları, DNA ve kromozomlarda bozulma, öğrenme bozuklukları gibi ciddi etkileri olabiliyor. Bunun dışında kısa vadede ishal, bulantı, kusma, şiddetli baş ağrıları gibi etkilere de rastlanmaktadır. Bu nedenle hamile kadınlar ve çocuklar bu konuda çok dikkatli olmalıdır.

Kilo almamıza neden olan iştahınızı kontrol altında tutabildiniz peki hızlı kilo vermek için başka neler yapmalısınız….

1. Merdiveni kullanın, asansörü değil

Muhtemelen bunu daha önce duydunuz, ancak hiç denediniz mi? Bir arkadaşım, sadece apartmanında merdiveni kullanarak, birkaç hafta içinde 15 kilo verdi. 30 dakika merdiven çıkmakla yaklaşık 300 kalori kaybedecek ve aynı zamanda kalp rahatsızlığı yaşama ihtimalini azaltacaksınız. Sadece merdivenin iyi havalandırılmış olduğundan emin olun.
2. Hızlı kilo vermek istiyorsanız, yakın bir park yeri aramayın
Bunun yerine, daha uzağa park edin ve yürüyün! Ayrıca bir hafta sonu, alışveriş merkezi girişine yakın güzel bir yer bulma umuduyla çevresinde daireler çizmemek size zaman tasarrufu bile sağlayabilir. Hem kilo kaybetmek, hem de aynı zamanda zamandan tasarruf? Kulağa gayet iyi geliyor.
3. Marketin ortasından kaçının
İşlenmiş gıdalar hep buralardadır. Bunun yerine, taze ürünlerin, kepekli tahılların bulunduğu kenarları deneyin. Ben şahsen, girişteki meyve ve sebze bölümlerini seviyorum. Orada alışveriş sepetinizi doldurun, böylece orta koridorlara yaklaşırken sepetinize daha fazla şeyler koyma gereği hissetmezsiniz. Bu şekilde, az kalorili sağlıklı gıdalar ile kolay, hızlı kilo vermek mümkün olacaktır.
4. Kilo kaybetmeye başlamak için bir yiyecek günlüğü tutun
Gün boyunca yediğiniz ve içtiğiniz her şeyi kaydetmek için küçük bir dizüstü bilgisayar ya da bir not defteri harika bir yol olacaktır. Bir hafta boyunca deneyin ve notları gözden geçirin. Yaptığınız tüm seçimleri açıkça görmek mümkün olsun.
5. Dışarıda yemek yerine, evde kendi yemeğinizi hazırlayın
Restoranlarda porsiyon büyüklüğü olması gerekenin 2 ila 3 katıdır. Evde ise porsiyonlar normal bir boyutta olacaktır.
6. Bir porsiyonun ne olduğunu öğrenin
Bir başka önemli nokta, normal bir porsiyonun ne kadar gıda içerdiğini bilmektir. Bir porsiyon et veya balık, bir deste kağıdı boyutunda olmalıdır. Neredeyse her şeyin bir porsiyonu, avuç içinize sığacak büyüklüktedir. Ve en önemlisi, doyduğunuzu düşünüyorsanız, kendinizi tabağınızdaki her şeyi yemek zorunda hissetmeyin. Vücudunuzu dinleyin, o yemeyi durdurmak için doğru zaman ne zamandır bilir.
7. Daha hızlı kilo kaybetmek istiyorsanız, ekmekten kaçının
Ekmeği tamamen bırakmak en iyisi, ama mutlaka yiyecekseniz, işlenmiş beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih edin. Bu ekmekte lif ve daha az kalori vardır. Ve çok daha lezzetlidir! Az ekmek yemeye başlamak biraz zaman alabilir, ancak bir kez başardınız mı, bunun kilo vermek için en etkili ve en hızlı yollardan biri olduğunu göreceksiniz.
8. Kilo vermenin en hızlı yollarından biri: Kolaya “Hayır” demek
Kolayı tamamen bırakmak ve sadece su içmek kilo vermek için mükemmel bir yoldur. Ancak, bu alışkanlığı kırmak kolay değildir. Eğer kola veya başka bir şekerli içecek olmadan yaşayamıyorsanız, taze sıkılmış meyve suyu ya da ev yapımı limonatayı tercih edin. Günde yarım litre içtiğinizi varsayarsak, kolayı bırakmakla yılda 43.000′den fazla kalori tasarruf edersiniz. Bu aynı zamanda genel sağlık için de büyük bir gelişme olur! Bazı insanlar, diyet kola içmek kilo yapmaz diye düşünür. Ama aslında diyet kola normal koladan bile daha kötüdür.
9. Salata soslarını bırakın
Salatalar ve yeşillikler mükemmel ve düşük kalorili besleyicilerdir, salata sosu ve kıtır ekmek içermedikleri sürece. Kilo vermenin en hızlı yollarından biri, sadece biraz sirke, zeytinyağı ve limon suyu ile salata yemektir.
10. Yemek yemeden önce 1 bardak su için
Yemekten 15-20 dakika önce bir bardak su içmeye çalışın. Bu şekilde açlığı yenmeniz mümkün olacaktır. Ve sonuç olarak daha az yemek = kolay ve hızlı bir şekilde kilo vermek.

 

Esneyen veya kaşınan birini görmeniz sizin de bu davranışı istem dışı tekrarlayarak çevrenizdekilerine bulaştırmanız için yeterli. Bu durum davranış bilimi üzerine çalışan araştırmacıların uzun yıllar dikkatini çekmiştir. Peki gerçekte ne oluyor da kaşınan birini görmemiz bizde de aynı davranışı tekrarlama hissini oluşturuyor?

Bulgular bulaşıcı davranışların yalnızca insanlarda değil, bir çok canlıda da bulunduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde Science’da yayınlanan çalışmada araştırmacılar, fareler üzerinde yaptığı deneylerde bu davranışın farelerde de mevcut olduğunu gözlemlediler. Deneylerde kullanılan fareye video aracılığı ile sürekli kaşınan bir başka farenin görüntüsü izletildi. Fare, kendisine izletilen videodaki kaşınan fareyi görür görmez saniyeler içerisinde aynı kaşınma davranışını sergiledi. Bunun üzerine kaşınan fare videosunu izleyen farenin, hangi beyin bölgesindeki sinirlerin aktif olduğunu inceleyen araştırmacılar; uyku-uyanıklık ve biyolojik saatten sorumlu olan suprachiasmatic nucleus (SCN) bölgesindeki sinirlere ulaştılar.

İlerleyen deneylerde SCN bölgesindeki sinirlerin; fareler bulaşıcı kaşınma davranışını sergilemeden önce bir sinir hücresi proteini olan GRP (gastrin realising peptide) salgıladıkları aydınlatıldı. Daha önceki araştırmalarda GRP’nin kaşınma davranışının oluşmasını sağlayan deri ve omurilik arasındaki bağlantıda görev aldığı belirlenmişti.

Önceki bulgularla da örtüşen bu çalışma bulaşıcı kaşınma davranışının vücudun empati yoluyla veya fizyolojik nedenler ile oluşturduğu bir süreç olmadığı; aksine bireyin kontrolünün dışında beyine kodlanmış bir tepki olduğu belirlenmiş oldu.

Mustafa Korkutata

Çörek otu yanı sıra çörek otu yağı da birçok yerde popüler olmaya başladı. Bu şifalı yağ sayesinde birçok hastalığa şifa bulundu. Çok eski yıllardan beri bilinen bir şifalı bitkidir. Hatta Mısırlılar zamanında bile birçok hastalık yada güzelleşmek için kullanılırdı. Hindistan’da yaygın olarak yetiştirilir. Birçok hastalığa fayda sağlaması kullanım ve yetiştirme alanını arttırmıştır. Birçok ülkede siyah tohum yada kara tohum isimleriyle de bilinir.

ÇÖREK OTU YAĞININ FAYDALARI NELERDİR?

Son zamanlarda dikkat çeken ve oldukça ünlenen çörek otu yağının faydalarından bazıları şunlardır:

  • A, B, ve C vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum, magnezyum ve çinko gibi değerli bileşenleri içerir.
  • Yaraları iyileştirici özelliği vardır.
  • Baş ağrısına iyi gelerek baş ağrısını geçirir.
  • Bağırsak kurtlarını düşürücü etki yapar. Bağırsak parazitlerini geçirir.
  • Sindirim sistemini rahatlatır. Gaz giderici özelliği vardır.
  • Kabızlığı gidermeye yardım eder.
  • Dizanteriye karşı fayda sağlar.
  • Hemoroid yani basur için de iyileştirici özelliği vardır.
  • Burun tıkanıklığını giderir.
  • Astım yada alerjik reaksiyonları olan kişilere de fayda sağlar.
  • Bronşit ve öksürüğe iyi gelir. Özellikle kış hastalıkları olan nezle, grip için etkilidir.
  • Ateş düşürmeye yardım eder.
  • Amfizem rahatsızlığına karşı kullanılabilir.
  • Kan basıncını ve yüksek tansiyon yani hipertansiyonu düşürür.
  • Kolesterolü düşürücü etkisi de vardır. Kolesterolü dengeler.
  • Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı direnç sağlar.
  • Diş ağrılarını geçirmeye yardım eder.
  • Gebelikten sonra emzirme dönemini arttırır, doğum yağmış annelerde süt artışı sağlar.
  • Eklem ağrıları, artrit ve romatizmaya iyi gelir.
  • Uykusuzluk çekiyorsanız şifayı çörek otu yağında bulabilirsiniz.
  • Kas ağrıları için bir çay bardağı çörek otu yağı ile masaj yapabilirsiniz.

 

  • Mide bulantısı ve mide ağrıları için yarım tatlı kaşığı taze zencefil suyu ile yarım tatlı kaşığı çörek otu yağını karıştırıp günde iki kez içebilirsiniz.
  • Kalbi korur.
  • Kansere karşı koruma sağlar.
  • Sinüzite iyi gelir.
  • Saçların yapısını korur ve saçların kolay, sağlıklı uzamasına yardım eder.
  • Saç dökülmesini önler, saçların erken beyazlamasını engeller.
  • Sinir, stres depresyon ve gerginlikten uzaklaştırır.
  • Diyabet diğer bir adıyla şeker hastalığı için de faydalıdır.
  • Kan damarı duvarlarının esnekliğini arttırmaya yardımcı olur.
  • Kronik yorgunluğa iyi gelir.
  • Safra kesesi taş oluşumu ve böbrek taş oluşumuna karşı etkilidir.
  • Dolaşım sistemine yarar sağlar.
  • Cinsel gücü arttırıcı etkisi vardır.

Çörek Otu Yağı FaydalarıÇÖREK OTU YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

  • Cildi güzelleştirir. Eski zamanlarda ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra’nın güzelliğinin çörek otu yağından geldiğine inanılırmış. Bu yüzden güzel görünmek için bu şifalı bitkinin yağı ve tohumları kullanılırmış.
  • Cildin kurumasını, kuruyarak çatlamasını engeller. Cildi onarır.
  • Bir deri hastalığı olan sedef hastalığının iyileşmesine yardım eder.
  • Sedef hastalığının yanı sıra egzama gibi cilt hastalıkları için de kullanılabilir.
  • Ayaklarda kaşıntı yapan tırnak mantarı ve deri mantarı ile mücadelede de etkilidir.
  • Akneleri iyileştirici özelliği vardır.

ÇÖREK OTU YAĞININ HAMİLELİK İÇİN KULLANIMI NASILDIR?

Hamile kalmak için bazı durumlarda birçok yöntem denenir. Doktorlara gidilir, şifa aranır ve çeşitli bitkisel karışımlar kullanılır. Çörek otu yağı da hamile kalmak için kullanılabilecek yağlardan biridir. Gebe kalmak istenen süreden 6 ay kadar önce bu şifalı bitkinin yağının yada tohumlarının kullanımına başlanabilir. 1 ay boyunca çörek otu, bal ve tarçınla karıştırılarak adet dönemi başlaması sürecinde 10 gün yenirse gebe kalmayı kolaylaştırır.

Hamile kalındıktan sonra hemen çörek otu yağı yenmesi kesilmelidir. Çünkü hamilelik döneminde bu bitkinin tohumlarının yada yağının tüketilmesi düşük yapma riskini arttırır. Fakat doğum yapıldıktan sonra tekrar çörek otu yağı kullanılabilir. Böylece anne ve bebek daha sağlıklı olur. Emzirme döneminde ve gebelik döneminden sonra anne ve bebek sağlığı açısından ilaç kullanılamayacağı için çeşitli şifalı bitkiler kullanılır. Çörek otu tohumları ve yağı ile emzirme dönemi daha sağlıklı ve uzun geçer.

ÇÖREK OTU YAĞININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?

Hamilelik döneminde kesinlikle kullanılmamalıdır.

KAYNAKLAR:

Greenmedinfo : skin-healing-properties-black-seed-oil
 Webmd : vitamins-supplements
Homeremediesweb : black-seed-oil-health-benefits
Activationproducts : black-cumin-healing
Nabiblackseedoil : health-benefits-of-black-seed-oil-benefits

Saç dökülmesi dünya üzerinde birçok kişinin derdi olarak karşımıza çıkıyor. Kadınlardan erkeklere kadar birçok kişi saçlarının dökülmesinden rahatsızlık duyuyor. Duştan sonra tararken saçların ele gelmesi, tarakta bir sürü saç teli görmek, havlu ile kuruladıktan sonra havludaki teller herkesi rahatsız eder. Özellikle erkeklerde başın üst kısmının yada  ön kısmının dökülmesi birçok kişiyi huzursuz eder. Tabii saç dökülmesinin birçok nedeni vardır. Genetik faktörler bu nedenlerin başında gelirken, stres, yorgunluk, hayat mücadelesi de dökülmenin sebepleri arasındadır. Bu dökülmelere çözüm yolları aranırken, sonuç olarak saç ektirenler bile vardır. Saçlarını kazıtan yani sıfıra vurduranlar, şampuanını, bakım ürünlerini değiştirenler, çeşitli yağları kullananlar da çözüm yolları arayan kişiler arasındadır.

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI UYGULANACAK ÇÖZÜMLER

Bu dökülmelerin birçok nedeni vardır. Tabii vitamin eksikliği, genetik yani aileden gelen faktörlerle dökülmeler, stres başlıca nedenler arasındadır. Tabii bu şekildeki dökülmelere karşı uygulanacak çözüm yolları da mevcuttur. Özellikle bitkisel çözümler uygulamak hem cilde zarar vermez, yani bir yan etkisi yoktur hem de dökülmelere karşı fayda sağlar.

  1. İlk yöntem olarak herkesin bildiği bir yoldan bahsedeceğiz. Kına yakmak eski bir yol olsa da dökülmeleri engeller, güçlenmesine yardım eder. Ayrıca kınanın içine hazırlanma aşamasında ceviz kabuğu, soğan kabuğu, zeytinyağı gibi maddeler eklenirse saç tellerinin daha da güçlenmesine yardım eder. Bu maddeler parlaklık da kazandırır.
  2. Vitamin eksikliği nedeniyle dökülmeler yaşanıyorsa avokado yağı da kullanılabilecek bitkisel çözüm yolları arasındadır. Özellikle boyalı ve güçsüzleşmiş saçlar için kullanılabilir. İçerdiği A, B, C, D ve E vitaminlerinin yanında antioksidan özelliği taşıması büyük fayda sağlar. Kuru deriyi canlandırır ve dökülmeleri önler. Bu etkisi için masaj yaparak avokado yağını saçınıza uygulayın. Saçınızı bir havlu ile sarın. 2-3 saat kadar bekleyin. Ilık su ile saçınızı şampuanlayarak yıkayın. Zamanla saçlarınızın güçlendiğini göreceksiniz.
  3. Zeytinyağı da avokado yağı gibi önemli bir etki yapar. Aynı avokado yağındaki kullanım gibi saçınıza zeytinyağını sürün. 2 saat kadar bekletin ve şampuan yardımıyla yıkayın. Aslında zeytinyağı ile avokado yağını karıştırarak da bu etkiyi elde edebilirsiniz. Yarı yarıya bu yağları karıştırıp kullanabilirsiniz.
  4. Badem yağı da saçların güçlendirilmesi için büyük fayda sağlar. Badem yağı ile haftada iki kez kafa derinize masaj yapın. Başınızdaki kan dolaşımı artacak ve saçlarınız güçlenecek.
  5. Aynı zamanda argan yağını da kullanabilirsiniz.
  6. Hindistan cevizi yağı saçları güçlendirir ve bakım yapar. Hindistan cevizi sütü de masaj yapar şekilde baş derisine uygulanırsa dökülmeyi önler.
  7. Üzüm çekirdeği yağını da saçların canlanmasında kullanmak mümkündür.
  8. Tabii ki herkesin bildiği ve birçok faydası olan biberiye yağı da tüm faydalarının yanında saçların da güçlenmesinde önemli rol oynar.
  9. Kayısı yağı ve fındık yağı saç dökülmesinde oldukça etkilidir.
  10. Isırgan otu ile hazırlanan tentür de dökülmelere karşı faydalıdır. Bu tentür ile saç derinizi günde iki kez masaj yaparak ovun. Ayrıca dökülmelere karşı ısırgan otu çayı da içebilirsiniz.
  11. Yediğiniz yiyeceklere de dikkat etmenizde yarar var. Şeker, un içeren yiyecekleri çok fazla tüketmemeye dikkat edin.
  12. Biberiye otu, adaçayı, dulavrat otu, ısırgan otu ve şeftali yaprakları toplanır. Bu yaprakların üzerine çıkacak kadar olan kaynamış suya atılır. 10 dakika demlendirilir. Su soğuduktan sonra bu su ile baş yıkanır.
  13. Aloe vera da dökülmelere karşı kullanılan bitkiler arasındadır. Kafa derisi gözeneklerini temizler ve pH’ı dengeler.
  14. Dökülmeleri engellemek için taze meyve, taze sebze, süt, yoğurt, soya ve balık tüketmek de önemlidir.
  15. Sarımsak yağının saç dökülmesine karşı kullanıldığını da bilmeyen yoktur. Bu yağ sayesinde saçlarınızı güçlendirebilirsiniz.
  16. Yine lavanta da kullanılacak bitkiler arasındadır. Kaynayan suya bir miktar lavanta atın. 5 dakika daha demlendirin. Soğuyunca süzün ve saçlarınızı bu su ile yıkayın.
  17. Civanperçemi ve melisa otu da kullanılabilir.
  18. Yeşil çay içmek de  dökülmelerin önlenmesine yardım eder.

İşte bu bitkileri kullanarak saç dökülmelerini önlemeniz mümkündür. Eğer saçınızın her bölgesi değil de bir bölgedeki saçlarınız dökülüyorsa, hazırladığınız karışımları özellikle bitki yağlarını bu bölgelere uygulayın.

Kahve telvesi, Türk kahvesi içildikten sonra fincanın dibinde kalan kısımdır. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırının olmasının yanı sıra kalan telvenin de faydaları çoktur. Kahve telvesinin faydaları arasında selülitlere iyi gelmesi, vücut çatlaklarını geçirmesi, çiçeklere gübre olması, kötü kokuları gidermesi sayılabilir.

KAHVE TELVESİ NELERE İYİ GELİR?

  • Kış aylarında soğuk sular sebebiyle ellerinizde çatlaklar oluşabilir. Çatlaklar ile birlikte ellerde sertleşme ve kırışma da görülür. Türk kahvesinin telvesi ile ellerinizi yumuşacık hale getirebilirsiniz. Ellerinizin yumuşacık olması için; kahve telvesini alın, ellerinize masaj yaparak yedirin. Beş dakika kadar ellerinizi telve ile birlikte bekletin. Beklenilen süre sonunda ellerinizi ılık su ile yıkayarak durulayın. Ellerinizin yumuşacık olduğunu göreceksiniz.
  • Şeker hastalığına karşı koruma sağlar.
  • Mide ağrılarına iyi gelmesi de kahve telvesinin faydaları arasındadır.
  • Siroz ve sarılık gibi hastalıklara karşı karaciğeri korur.
  • Toksin maddelerden arınmayı sağlar.
  • Cilt ile temas ettiğinde kan dolaşımını hızlandırır.
  • Depresyona da iyi gelerek ruh sağlığına yarar sağlar.
  • Astım hastalığını engellemeye yardım eder.
  • Çeşitli kanser türlerine karşı koruma sağlaması da kahve telvesinin faydaları arasındadır. Özellikle kolon kanseri, göğüs kanseri, pankreas ve prostat kanserlerine karşı koruma sağlar.
  • Yorgunluk giderir. Dinlenmeye yardım eder ve enerji verir.
  • Sindirim sistemi rahatsızlığı çekiyorsanız adresiniz yine kahve telvesi olmalıdır. Sindirim sistemini rahatlatır. Bağırsaklarının düzenli çalışmamasından şikayet edenler de kullanabilirler. Bağırsak çalışmasını düzenler, hazmı kolaylaştırır, metabolizmayı hızlandırır

    Kahve Telvesi Faydaları

    .

  • Parkinson hastalığına karşı koruma sağlaması da kahve telvesinin faydalarından biridir.
Kahve Telvesi Faydaları

SELÜLİTLERE KAHVE TELVESİ İLE ÇÖZÜM!

Selülitler özellikle hanımların istemediği oluşumlardır. Selülitlerin yok edilmesi için biberiye yağı gibi birçok bitkisel yağlar kullanılır. Bu yağların yanı sıra günlük içilen türk kahvesinin telvesi de selülitler için çözüm sağlar. Selülitlere karşı türk kahvesini kullanmak için birkaç fincan kahve telvesini bir kaseye alın. Duş almaya başlamadan önce selülitli bölgelere türk kahvesini sürerek kese ile telveyi sürdüğünüz bölgeler kızarana kadar ovun. Sonrasında duş alarak ovaladığınız bölgeleri ılık suyla yıkayın.

BAŞ AĞRISI ÇEKENLER DİKKAT!

Baş ağrısı çekenler, ağrı kesici içtiği halde baş ağrısı geçmeyenler de tüketirse etkili olur. Başınız ağrıyorsa ağrı kesici içtikten sonra etki etmesini bekleyemiyorsanız, öncelikle ağrı kesicinizi için. Ardından hemen bir türk kahvesi yapın. Hazırlamış olduğunuz türk kahvesini telvesi ile birlikte tüketin. Ağrı kesicinin daha çabuk etli ettiğini ve baş ağrınızın daha kısa sürede geçtiğini fark edeceksiniz.

KAHVE TELVESİ GÖBEK YAĞLARINI ERİTİR Mİ?

Türk kahvesi telvesi ile göbek eritmek de mümkündür. Göbek yağları birçok kişinin uğraştığı fakat eritemediği yağlardır. Göbek yağlarını eritmek için birçok yöntem denenir. Kahve telvesi de denenecek yöntemler arasındadır. Göbek eritmek için, göbeğinize yetecek kadar kahve telvesini bir kasede biriktirin. Kahve telvesine bir miktar zeytinyağı ekleyin. Zeytinyağı ile telveyi güzelce karıştırın. Zeytinyağı, kahve telvesi karışımını göbeğinize yedirerek sürün. Streç film ile telveyi sürdüğünüz bölgeyi sarın. İki saat kadar streç film ile bekleyip sonrasında göbek bölgenizi ılık su ile yıkayın.

 

KAHVE TELVESİNİN DİĞER FAYDALARI VE KULLANIM ALANLARI NELERDİR?

  • Tıkanmış Lavabolarda Etkili: Lavabo açmak için kimyasal birçok ürün kullanılabilir. Kimyasal ürünler kadar doğal ürünler ile de lavaboları açmak mümkündür. Bir miktar su kaynatın. Kaynamış suyun içine bir miktar karbonat ve bir miktar kahve telvesi atın. Bu suyu tıkanmış lavaboya dökün. Bu şekilde lavabo açılacaktır.
  • Kötü Kokuları Giderir: Buzdolabındaki kötü kokuları gidermek artık sizin elinizde ve kötü kokuları gidermek için farklı birçok yöntem mevcuttur. İçtiğiniz kahvenin telvesini çöpe atmak yerine bir kaseye koyarak kurutun. Kurutulmuş telveyi buzdolabına koyun. Buzdolabındaki kötü kokuları çekmekte oldukça etkili olacaktır.
  • Çiçeklere Gübre Olarak Verebilirsiniz: Çiçeklerinize doğal gübre hazırlamak mümkündür. Sardunya, açelya gibi hemen hemen herkesin evinde bulunan çiçeklere telve verilebilir. Bu şekilde telve, gübre görevi görür ve toprağı besler. Ayrıca çiçeklerinize telveyi gübre gibi ekleyerek salyangozları, sinekleri de çiçeklerden uzak tutabilirsiniz.
  • Sarımsak Soğan Kokusunda Etkili: Soğan yada sarımsak doğradıktan sonra herkesin elleri kokar. Bu kokudan kurtulmak için kolonya dökülür, eller güzelce yıkanır. Fakat yine de etkili olmaz. Ellerdeki soğan ve sarımsak kokusunu geçirmek için kahve telvesi ile eller güzelce ovularak yıkanır. Bu şekilde ellerdeki soğan ve sarımsak kokusunun geçmesi sağlanabilir.
  • Yanık Tencerelere Çözüm: Yemek yaparken kimi zamanlar yemeğin dibi tutabilir. Dibi tutan yemek çöpe atılsa da bir de dibi tutan tencerenin temizlenmesi gerekecektir. İşte dibi tutan tencerenin kolay temizlenmesi için de telveye başvurulabilir. Yanan tencerenin içine bir miktar kahve telvesi atın. Sünger yada tel yardımı ile dibi yanan tencereyi ovalayın. Yanan kısmı bu şekilde kahve telvesi sayesinde temizleyebilirsiniz.

Sinameki çayı, sinameki bitkisinin demlenmesi ile elde edilen bir çaydır. Sinameki bitkisi ise Mısır, Sudan, Hindistan, Somali gibi ülkelerde yaygın olarak yetişmesine rağmen ana vatanı Afrika olarak bilinir. Bitkinin baklaya benzeyen meyveleri ve sarı çiçekleri vardır. Özellikle sinameki çayının faydaları arasında kabızlığa iyi gelmesi ve zayıflatması olduğu için öne çıkan bir çay olmuştur. Zayıflamak isteyenlerin kullanabileceği bir çaydır. Tabii ki sadece bu çayı içip zayıflayayım diye beklemek yanlış olur. Bu nedenle bu çayı içmenin yanı sıra diyet ve spor yapılmalı, yenilen yiyeceklere dikkat edilmelidir. Linoleik asit, palmitik asit gibi organik asitler içermesi ile birlikte bakır, krom ve çinko gibi mineral maddeler de ihtiva eder.

Sinameki Çayı

SİNAMEKİ ÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?

  • Hazımsızlık için oldukça faydalıdır. Kabızlığa iyi gelmesi sinameki çayının faydaları arasındadır. Bağırsak hareketlerini teşvik ederek bağırsakları rahatlatır.
  • Herkes tarafından bilinen müshil etkisi olmasıyla birlikte, kuvvetli bir ishal yapıcıdır.
  • Bağırsakları yumuşatır ve bağırsaklardaki gazın dışarı atılmasına yardım eder.
  • Hemoroid için fayda sağlaması da sinameki çayının faydalarından biridir.
  • Sinameki çayının yanı sıra sinameki bitkisinden çeşitli kremler elde edilir. Elde edilen bu kremler egzama ve basur gibi cilt hastalıklarına da yarar sağlar.

SİNAMEKİ ÇAYI NASIL YAPILIR?

Sinameki çayı hazırlamak için öncelikle bir fincan su kaynatın. Kaynamış suyun içine bir çay kaşığı sinameki yaprağı atın. Bu şekilde sinameki yaprakları ile suyu 10 dakika kadar demlendirin. Sonrasında sinameki yapraklarını süzerek, çayınız ılındığında içebilirsiniz. Sinameki çayını isteğe göre balla tatlandırabilirsiniz. Müshil etkisi olduğundan dolayı içtikten sonra tuvalete gitme ihtiyacı duyabilirsiniz.

SİNAMEKİ ÇAYININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?

  • Mide ağrısı, ishal ve kramplara sebep olabilir.
  • İshal olanlar kesinlikle içmemelidir. Kabızlığı ishal yapıcı etkisinden dolayı, ishali daha da kötüleştirebilir.
  • Kalp hastalığı, crohn hastalığı, yüksek tansiyon hastalığı olan kişilerin de tüketmekten kaçınması gerekmektedir.
  • Hamile ve emziren bayanların kullanmaması tavsiye edilir.
  • Vücudunuzda potasyum eksikliği varsa da bu çayı tüketmemelisiniz.
  • Sinameki çayı içen bazı kişilerde mide bulantısı ve kusma görülebilir.
  • Kalp hastalığına yada karaciğer rahatsızlıklarına yol açabilir.

KAYNAKLAR:

Webmd : vitamins-supplements/ingredientmono-652-senna
Livestrong : 121254-dangers-senna-tea
Livestrong : 174419-senna-leaf-health-benefits
Herbwisdom : herb-senna

İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNA NE İYİ GELİR?

İdrar yolu enfeksiyonu, birçok kişinin hayatı boyunca en az bir kere dahi olsa geçirdiği bir rahatsızlıktır. Diğer adı sistik olan idrar yolu iltihabı, özellikle kış aylarında sıkça görülür. Kış aylarında havaların soğuk olması sebebiyle ayakların üşütülmesi yada soğuk yere oturma sonucu ortaya çıkabilir. Kadınlarda erkeklere oranla daha çok görülür. İdrar yolu enfeksiyonuna karnabahar kürü, maydanoz kürü ve soğan suyu gibi bitkilerin kürleri fayda sağlar.

İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden Olur?

İdrar yollarına giren bakteriler yada virüsler sebebiyle idrar yolu enfeksiyonu oluşur. Nadiren mantarlar sebebiyle de iltihap oluşabilir. İltihaplı hücrelerin var olmasıyla idrar yolu iltihabı ortaya çıkar. İdrarda iltihaplı hücrelerin oluşmasının çeşitli sebepleri vardır. İdrar yolu enfeksiyonu özellikle kadınlarda daha çok ortaya çıkar. İşte idrarda iltihaplı hücrelerin oluşma sebeplerinden bazıları:

  • İdrar yolu enfeksiyonu
  • Böbrek taşı
  • Mantar enfeksiyonları
  • Viral enfeksiyonlar
  • Dış gebelik sonucu iltihap oluşması
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
  • Kimyasal zehirlenmeler
  • İdrar yollarında oluşan tüberküloz
  • Cinsel organlarda yada üriner organlarda kanser
  • Erkeklerde prostat bezleri hastalıkları

İdrar Yolu Enfeksiyonu Belirtileri Nelerdir?

  • Sık sık idrara çıkmak
  • Her an idrarın varmış gibi hissetmek
  • İdrara çok sık çıkmaya rağmen çok az idrar yapmak
  • Ağrılı ve yanma hissi ile idrar yapmak
  • İdrarını yaparken zorlanmak
  • İdrarda ağır koku olması
  • Pembe, kırmızı renkte idrar yapmak
  • Kanlı idrar yapmak
  • Kadınlarda pelvik, erkeklerde rektal ağrı olması
İdrar Yolu Enfeksiyonu

İdrar Yolu Enfeksiyonunun Türleri Nelerdir?

İdrar yolu enfeksiyonu üretra, mesane yada böbrekte oluşabilir. Genellikle üretra yada mesanede oluşan iltihap tedavi edilmezse böbreklere de yayılabilir.

  • Üretra: İdrar yaparken yanma hissi oluşuyorsa, enfeksiyon üretrada başlamış demektir.
  • Mesanede Oluşan Enfeksiyon: Yine idrar esnasında yanma hissi oluşması ile birlikte kasıklarda basınç hissi oluşuyorsa mesanede idrar yolu iltihabına yakalanmış olabilirsiniz. Bu durumda kanlı idrara çıkma da görülebilir.
  • Böbreklerde Oluşan Enfeksiyon: Böbreklerde oluşan idrar yolu enfeksiyonu biraz daha farklı şekillerde kendini gösterir. Mide bulantısı, kusma hissinin yanı sıra sırt kısmında yanma ve yüksek ateş de hissedilebilir.

İdrar Yolu İltihabına Ne İyi Gelir?

  • Öncelikle enfeksiyonun geçmesi için bolca su içilmelidir. Gün içinde tüketilen bol su ile iltihaba neden olan bakteriler vücuttan atılabilir.
  • Limonlu su da idrar yolu enfeksiyonuna iyi gelen yöntemlerden biridir. Bu enfeksiyondan kurtulmak için bir litre suyun içine bir adet limonun suyu sıkılır. Gün içinde hazırlanan limonlu su içilir. Bu şekilde şifa bulunabilir.
  • Elma sirkesi de uygulanabilecek diğer bir yöntemdir. Bu yöntem için büyük bir bardak suyun içine bir yemek kaşığı elma sirkesi, limon suyu ve bir tatlı kaşığı bal eklenir. Güzelce karıştırılarak içilir. Hazırlanan elma sirkesi karışımı 4 gün boyunca içilebilir. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere tüketebilirsiniz.
  • Hatmi kökü çayı da faydalı içecekler arasındadır. Hatmi kökü çayının hazırlanması için bir bardak su kaynatılır. Kaynayan suyun içine bir çay kaşığı hatmi kökü tozu eklenerek 10-12 dakika kadar demlendirilir. Demlenen çay süzülerek ılınınca içilir. Günde birkaç sefer uygulayabileceğiniz bu çayı bal ile tatlandırarak da içebilirsiniz.
  • Sarımsak suyu içilirse enfeksiyona fayda sağlanabilir.
  • Papatya çayı da yarar sağlayan çaylar arasındadır. Papatya çayı hazırlamak için öncelikle bir bardak suyu kaynatın. Kaynayan suyun içine 1 tatlı kaşığı kurutulmuş papatya atın. 10 dakika kadar papatyaları suda demleyin. Sonrasında süzerek ılınınca papatya çayını içebilirsiniz. Günde 2 yada 3 bardak içilebilir. Papatya çayı sadece idrar yolu iltihabını geçirmekle kalmaz, böbrek ve mesaneyi de temizler.
  • Kızılcık suyu da idrar yolu iltihabına iyi gelen bitkisel çözümler arasındadır. Günde 2 bardak kızılcık suyu tüketebilirsiniz. Şeker ilavesiz tüketmenizde fayda var. Yalnız böbrek taşı sorunu yaşayan kişiler kızılcık suyu içmemelidir.
  • Sabah ve akşamları yaban mersini suyu içilerek de fayda sağlanabilir. Aynı şekilde yemeklere de yaban mersini eklenebilir.

İDRAR YOLU İLTİHABI İÇİN BİTKİSEL KÜRLER

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU İÇİN KARNABAHAR KÜRÜ!

Karnabahar idrar yolu enfeksiyonuna iyi gelen mucizevi bitkilerden biridir. Eğer kronik idrar yolu iltihabı rahatsızlığı yaşıyorsanız mutlaka karnabahar kürünü denemelisiniz. Bu kür için öncelikle 1,5 bardak su kaynatılır. Yalnız kaynatılan su, içme suyu olmalıdır. Bir yada iki çiçek demeti şeklinde karnabahar koparılarak parçalara ayrılır ve kaynayan suyun içine atılır. 5 dakika kısık ateşte karnabaharlar bu suyun içinde haşlanır. 5 dakika sonunda hazırlanan karnabahar suyu ocaktan alınarak bir bardağa süzülür ve ılınınca içilir. Haşlanmış karnabaharlar da salataya eklenerek tüketilebilir. Karnabahar suyu aç karnına yada tok karnına içilebilir.

Karnabahar kürü öncelikle 7 gün sabah akşam taze hazırlanarak uygulanır. Sonrasında 3 gün ara verilir ve 7 gün daha aynı kür uygulanarak 3 gün daha ara verilir. Son olarak 7 gün daha uygulanan karnabahar kürü sonlandırılır. Yani toplamda bu kür  gün uygulanmış olur. Özellikle kronik idrar yolu iltihabı olan kişiler için harika bir kürdür. İbrahim Saraçoğlu da idrar yolu enfeksiyonuna çözüm olarak karnabahar kürünü önermektedir.

İDRAR YOLU İLTİHABI İÇİN MAYDANOZ KÜRÜ!

250 gram maydanozu yıkayın. Bir kabın içine ufak parçalar halinde maydanozları ufalayın. Maydanozların üzerine 250 gram limon kabuğu doğrayın. Maydanoz–limon karışımını blendırdan geçirin. İyice ufalanan maydanoz limon karışımının üzerine 250 gram kadar bal ve biraz zeytinyağı ekleyin. Tüm malzemeleri güzelce karıştırın. Karışımı buzdolabına atın. Hazırladığınız maydanoz küründen her gün bir yemek kaşığı tüketebilirsiniz. Yalnız hazırlanan maydanoz kürü alerjiye neden olabilir. Kürün içindeki besinlerden birine alerjiniz varsa bu kürü tüketmemelisiniz. Ayrıca hamile ve emziren bayanlar kürleri uygulamadan önce mutlaka doktora danışmalıdır.

İDRAR YOLU İLTİHABI İÇİN MAYDANOZ SUYU!

Maydanoz suyu hazırlamak için, 2 bardak su kaynatılır. Kaynayan suya yarım demek maydanoz atılır. 10 dakika kadar maydanozlar demlendirilir. Ilındıktan sonra süzülerek maydanoz suyu içilebilir. İçmeden önce maydanoz suyunun içine bal ve limon suyu ilave edilebilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNA KARŞI SOĞAN SUYU!

Soğan kürü, idrar yolu iltihabından, fazla ve sık adet görmeye, kadın hastalıklarına ve yumurtalık kistlerine kadar birçok rahatsızlığa iyi gelmektedir. Soğan suyu hazırlamak için beyaz ve mor soğanlar yerine sarı soğan tercih edilmelidir. Soğan kürü için öncelikle 2 bardak su kaynatılmalıdır. Bir adet soğanın kabukları soyulur ve 4 parçaya bölünür. Hazırlanan soğan kaynamış suyun içine atılarak 5 dakika kadar demlendirilir. Demlendikten sonra soğanlar süzülür ve soğan suyu ılınınca içilir. Öğlen ve akşam yemeklerinden önce bir bardak içilebilir. Her öğün öncesi içmeden taze hazırlanmalıdır. Bu şekilde taze hazırlanarak 15 gün boyunca tüketilmeli, sonrasında mutlaka içmek bırakılmalıdır.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU NASIL GEÇER?

İdrar yolu iltihabına karşı uygulanan kürlerin yada bitkisel çözümlerin yanı sıra, bazı önlemler ile iltihabın çabuk geçmesini sağlamak elimizdedir.

  • Bol bol su içilmeli bu sayede bakterilerin vücuttan atılması sağlanmalıdır.
  • Sıcak su torbası hazırlayarak ağrıyan bölgeye koyabilirsiniz.
  • Baharatlı gıdalardan uzak durun, bu dönemde tüketmeyin.
  • Çay, kahve yada kola gibi kafein içeren içecekler tüketilmemelidir.

İdrar Yolu İltihabına Yakalanmamak İçin Neler Yapılabilir?

  • Özellikle havalarında soğuk olduğu kış aylarında ayakları üşütmemek gerekir. Çıplak ayakla soğuk yerlere basılmamalıdır.
  • Soğuk yerlere oturulmamalıdır.
  • Cinsel birleşme yaşandıktan sonra duş alınmalı ve tuvalet ihtiyacı karşılanmalıdır.
  • Tuvalet ihtiyacı geldiğinde tutulmamalı, idrar çıkılmalıdır.
  • Gün içinde bol bol su içilmelidir.
  • İdrar yolu enfeksiyonuna yakalanmamak için her gün olmasa da sık sık duş alınarak temizlenilmelidir.
KAYNAKLAR:

Healthline : health/bladder-infection-treatments
Everydayhealth : urinary-tract-infections/helpful-home-remedies-for-urinary-tract-infections
Webmd : a-to-z-guides/tc/urinary-tract-infections-in-teens-and-adults-home-treatment

DONDURULMUŞ LİMONUN FAYDALARI NELERDİR?

  • C vitamini, pektin, çeşitli flovoidler ve hücre oksidasyonunu yavaşlatan 22 farklı bileşiğe sahiptir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir. Bunun sonucunda özellikle kış aylarında sık sık yakalanılan soğuk algınlığı, grip ve nezle gibi hastalıklara karşı koruma sağlar.
  • Sinir sistemine etki ederek sinir bozukluklarına ve depresyona da iyi gelir. Strese karşı fayda sağlaması da donmuş limonun faydaları arasındadır.
  • Vücuttaki toksin maddeleri dışarı atar.
  • Vücutta bulunan bakteri, enfeksiyon, mantarlara karşı etki etmesi ile birlikte antimikrobiyal etkisi ile kurt ve parazitlere karşı da koruma sağlar.
  • Cildi gençleştirir, cildin yaşlanmasını engeller. Cilde ışıltı ve parlaklık sağlar.
  • Vücuda enerji vermesi de dondurulmuş limonun faydaları arasındadır. Konsantrasyonu da arttırır. Konsantrasyonu arttırması sebebiyle zindelik verir, kolay odaklanmayı sağlar.

DONMUŞ LİMON KANSERE KARŞI ETKİLİ Mİ?

1970 yıllarından bugüne limon ile ilgili araştırmalar yapıldığı belirtilmiştir. Özellikle çok büyük bir ilaç firması limonun kanser hastalığı üzerine etkisi olduğunu açıklamıştır. Yapılan araştırmalar sonucuna göre limon özü kanser hücrelerini öldürmeye yardım eder ve kemoterapi kadar etkilidir. Meme kanseri, prostat, pankreas, kalın bağırsak ve akciğer kanseri gibi kanser türlerine etki ettiği belirtilmiştir. 1970 yılından itibaren 20’den fazla farklı laboratuar testi sonucuna göre; limonun kötü huylu hücreleri yok ettiği ve kanserin büyümesini, yayılmasını engellediği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de kanserin büyümesini engelleme konusunda kemoterapi kadar etkili olduğu belirtilmiştir.

Donmuş Limon

DONDURULMUŞ LİMON ZAYIFLAMAYA ETKİ EDER Mİ?

Limon bilindiği gibi detoks sağlayan, vücudu yenileyen bir bitkidir. Dondurulmuş limon da vücuttaki yağ birikimini azaltarak kolay kilo vermeye yardım eder. Yağ depolanması engellendiği için kilo alımı da engellenmiş olur. Sağlıklı bir şekilde uygulanan diyet programına donmuş limon katılarak sağlıklı şekilde kilo vermeye devam edilebilir.

DONMUŞ LİMON NASIL HAZIRLANIR?

Basit bir şekilde hazırlanan dondurulmuş limonlar ile yemeklerinize de değişik tatlar katabilirsiniz. Bu şekilde limonu ekledikten sonra yemeklerinizde farklı, hoş ve doğal bir koku olduğunu fark edeceksiniz. Donmuş limon ile lezzetinize lezzet katabilir, küçük bir dokunuşla farklı tatlar yaratabilirsiniz. Ülkemizde genellikle salatalarda, çorbalarda ve daha birçok yerde limonun sadece suyu sıkılarak kullanılır. Oysa limon kabuğu faydaları da limon suyunun faydaları kadar çoktur. Yemeklerde, salatalarda limon suyu ile birlikte limon kabuğu da kullanılırsa yararlanılan faydaları artar.

Dondurulmuş limon hazırlamak aslında oldukça basittir. Öncelikle limonlar yıkanır. Yıkanan limonlar buzdolabının buzluk kısmına koyularak bekletilir. İhtiyacınız olduğunda yada kullanmak istediğinizde bir adet limonu çıkararak kabuklarını soymadan bu şekilde rendeleyebilirsiniz. Donmuş limonu rendeleyerek salatalarda, yemeklerde, makarnalarda kullanabilirsiniz.

DONDURULMUŞ LİMON NASIL VE NERELERDE KULLANILABİLİR?

Limonları dondurduktan sonra ne şekilde kullanacağınızı kestiremeyebilirsiniz. Aslında dondurulmuş limonların günlük hayatta tükettiğimiz yiyecekler içinde birçok kullanım alanı mevcuttur.

  • Gün içinde karnınız acıktığında, ara öğün tüketmek istediğinizde bir kase yoğurt tüketebilirsiniz. Tüketeceğiniz bir kase yoğurdun içine buzlukta dondurmuş olduğunuz limondan bir parça rendeleyin. Böylece hem yoğurdunuza farklı bir tat katmış olacaksınız, hem de ara öğünde dondurulmuş limon tüketeceksiniz.
  • Yeşil çayı tadının acı olması sebebiyle tek başına içmek biraz zor olabilir. Öğle yemeğinden sonra tüketilen yeşil çayın içine de rendeleyebilirsiniz. Bu şekilde hem daha daha sağlıklı bir yeşil çay içersiniz hem de yeşil çayın içimi de kolaylaşır.
  • Makarna sosları için ve çorbalar için de kullanılabilir.
  • Öğle yemeği için yada akşam yemeği için kendinize salata hazırladınız. Hazırladığınız salatada marul, roka, maydanoz gibi birkaç farklı yeşillik, kiraz domates olabilir. İşte bu salatanıza hemen biraz dondurulmuş limon da rendeleyin. Bu şekilde hazırladığınız salata daha da sağlıklı bir hal alacaktır.
  • Hazırladığınız yeşil salataya ekleyebileceğiniz gibi meyve salatasına da ilave edebilirsiniz. 5-6 adet kiraz, biraz ananas, bir adet kivi ile hazırladığınız salataya mis gibi kokan dondurulmuş limonu rendeleyebilirsiniz.

KAYNAKLAR:

Steptohealth : frozen-lemon-therapy-good-health
Healthunlocked : amazing-frozen-lemons-cures-cancer-other-ills
Whydontyoutrythis : heres-why-you-should-always-freeze-your
Elephantjournal : why-i-grate-frozen-lemon-over-food-drinks

Yeşil çay özellikle Çin ve Hindistan’da yıllardır tüketilen ve faydaları bilinen bir çay türüdür. Çay dünya genelinde sudan sonra en çok içilen içecektir. Tüketilen çayın %78’i siyah çay iken %20’si yeşil çaydır. Bu çayın kullanımı yaklaşık 5000 yıl öncesine kadar dayanmakta, yani M.Ö. 3000 yılına kadar gitmektedir. Rivayete göre bu yıllarda Çin imparatoru tarafından bulunmuş bir çay olduğundan bahsedilmektedir.

Beyni korumasından, diş çürüklerini önlemesine kadar birçok faydası bulunan yeşil çay, zayıflamak için de kullanılmaktadır. Kilo vermeye etkisinin yanı sıra, son zamanlarda çağımızın hastalığı kansere karşı da etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Birçok kanser türüne karşı koruma sağlaması yeşil çayın faydaları arasındadır.

YEŞİL ÇAYIN FAYDALARI NELERDİR?

  • Oldukça güçlü bir antioksidandır.
  • Yeşil çayın içerdiği maddeler diş sağlığına fayda sağlar, çürük oluşumuna neden olan bakterilere etki ederek çürümeleri engeller. Aynı zamanda ağız kokusunun azalmasını da sağlar.
  • Japonya’da yapılan bir çalışmada, yeşil çay içen kişilerin şeker hastalığına yakalanma oranının % 42 daha düşük olduğu belirtilmiştir.
  • Kalp hastalığı ve felç gibi kardiyovasküler hastalıklar dünyadaki en büyük ölüm nedenleri arasındadır. Bu şifalı çay, kalp hastalıklarına yakalanma riskini de düşürmektedir.
  • Karaciğere fayda sağlaması da yeşil çayın faydaların arasında yer almaktadır.
  • Amerikan Kalp Derneği Dergisinde yapılan bir araştırmaya göre düzenli yeşil çay tüketiminin felç geçirme riskini azalttığı da ortaya çıkmıştır.
  • Düzenli tüketilmesiyle deride oluşan rahatsızlıklara karşı da fayda sağlar. Özellikle ciltte kepek oluşumu ve sedef hastalığına iyi gelir.

ÇEŞİTLİ KANSER TÜRLERİNE KARŞI KORUMA SAĞLAR!

Kanser rahatsızlığı günümüzde dünyada önde gelen ölüm nedenleri arasındadır. Yeşil çay mükemmel bir antioksidan kaynağı olması sebebiyle kansere karşı koruma sağlar. Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmalarına göre, yeşil çayın kanserin etkilerini azaltmada etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda, yeşil çayın kadınlarda meme kanseri riskini % 22 oranında azalttığı, erkeklerde ise prostat kanseri riskini % 48 oranında azalttığı ortaya çıkmıştır. Meme kanseri ve prostat kanseri yanı sıra, mide kanseri, mesane kanseri, deri, yumurtalık ve akciğer kanseri gibi diğer birçok kanser türüne karşı da koruma sağlar. Özofagus yani yemek borusu kanserine karşı da etkilidir.

YEŞİL ÇAY BEYNİ KORUR!

Beyin fonksiyonlarını geliştirmeye yardım etmesi de yeşil çayın faydaları arasındadır. Beyin fonksiyonlarını çeşitli rahatsızlıklara karşı korumasının yanı sıra yaşlanınca da beyni korur. Özellikle yaşlanınca ortaya çıkan alzheimer ve parkinson gibi beyin rahatsızlıklarına karşı iyi gelir. Bunamaya karşı koruma sağlar.

Yeşil Çay Faydaları

YEŞİL ÇAY İLE DİŞ VE AĞIZ SAĞLIĞINIZI KORUYUN!

Diş çürümesine dişlerde biriken plaka ve tabakalar neden olabilir. Çünkü biriken plaka ve tabakalar ile dişlerdeki bakteri oluşumu artar. Bu bakteriler de çürümeye sebep olur. Yapılan bir araştırmaya göre düzenli yeşil çay tüketimiyle dişlerde bakteri birikiminin azaldığı ortaya çıkmıştır. Diş çürüklerini azaltmasının yanı sıra boğaz enfeksiyonlarına da yeşil çay iyi gelir.

YEŞİL ÇAY ZAYIFLATIR MI?

Yeşil çay fiziksel performansı arttırır. Yapılan araştırmalara göre, metabolizmayı hızlandırır. Bunun sonucunda da vücuttaki yağ yakımını arttırır. 12 hafta boyunca toplam 240 kadın ve erkek üzerinde yapılan bir çalışmada yeşil çay içen kişilerin içmeyenlere göre karın bölgesinde ve bel çevresinde oluşan yağlanmada azalma görünmüştür.  Bu şekilde yeşil çay ile zayıflamak mümkündür. Obezite riskine karşı koruması da yeşil çay faydaları arasındadır.

DEPRESYONA KARŞI YEŞİL ÇAY İLE KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?

Günlük hayatta yaşanan stres ve gerginlikler sonucu zaman zaman depresyona girilebilir. Bir nevi ruhsal çöküntü olan depresyondan çıkmak kolay değildir. Yeşil çay yapraklarında doğal olarak theanine adı verilen bir aminoasit bulunur. Bu aminoasit kişiler üzerinde sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Bu sayede depresyona girme olasılığı da azalmış olur.

YEŞİL ÇAY CİLT BAKIMI SAĞLAR!

Yeşil çay içeriğinde antioksidan ve anti inflamatuar maddeler bulundurmaktadır. Bunun sonucunda da ciltte yaşlanma ve kırışıklık belirtilerini en aza indirir. Ayrıca yapılan çalışmalarda ciltteki güneş ışınlarının hasarını da en aza indirdiği gözlemlenmiştir. Hücreleri yeniler ve göz altı şişliklerinin oluşmasını engeller.

YEŞİL ÇAY NASIL HAZIRLANIR?

Tadının biraz acı olması sebebiyle bazı kişilerin çok da hoşuna giderek içtiği bir çay değildir. Bu çayı bal yada tarçınla tatlandırarak içmek mümkündür. Ayrıca tadının acı olmaması için kurutulmuş yeşil çay yaprakları kaynamış suyun içinde fazla bekletilmemelidir. Bekledikçe çayın tadı daha da acı hale gelir. Peki yeşil çay nasıl hazırlanır, nasıl demlenir?

Yeşil çay demlemek için öncelikle bir fincan su kaynatılır. İçme suyu kullanmanız çayın tadını daha da güzelleştirecektir. Kaynamış su hafif soğuması için 5 dakika bekletilir. Çünkü çok sıcak suda bu çayı demlediğinizde istenilen verimi alamayabilirsiniz. 5 dakika beklettikten sonra bir çay kaşığı yeşil çay suyun içine atılır. 3 dakika kadar yeşil çaylar suyun içinde demlenmesi için beklenir. İşte tam bu noktada yeşil çayları suyun içinde fazla bekletirseniz tadı acı olacaktır. 3 dakikanın sonunda süzgeç yardımıyla çay bardağa süzülerek içilir.

YEŞİL ÇAY MASKESİ NASIL HAZIRLANIR?

Hücreleri yenilemesi, kırışıklıkları engellemesi gibi etkileri için yeşil çay maske yapılarak da kullanılabilir. Evde yapılabilecek bu maske için öncelikle bir bardak suyu 6 dakika kadar kaynatın. Bir yemek kaşığı yeşil çayı kaynatılan suya ekleyin ve 6 dakika kadar demlendirin. Yeşil çayı süzün. Süzülen çayın üzerine badem yağı ve bir yemek kaşığı çiçek balı ilave edin. Tüm bu karışımı güzelce karıştırın. İyice karışmasını sağlayın. İyice karıştırdıktan sonra hazırlamış olduğunuz maskeyi yüzünüze uygulayabilirsiniz. 20 dakika sonra yüzünüzü yıkayıp maskeyi temizleyin.

YEŞİL ÇAYIN KALORİSİ VE BESİN DEĞERİ NEDİR?

Faydaları bu kadar çok olan bu çay, aslında içeriğindeki antioksidan maddeler, theanin, kafein ve fenolik bileşikler sayesinde değer kazanır. Antioksidan maddelerin başında içerisinde bol miktarda bulunan kateşin gelir. Theanin ise bir aminoasit olup özellikle sakinleştirici etki yaparak depresyona girmeyi engeller. Kafein maddesi birçok kişi tarafından duyulmuş olup bilinen bir maddedir. Yeşil çay ile birlikte kahvede de bulunur.

YEŞİL ÇAYIN ZARARLARI VE YAN ETKİLERİ NELERDİR?

Yeşil çayın faydaları olmasının yanı sıra, bazı kişiler için  yan etkileri olabilir ve istenmeyen durumlar yaşanabilir.

  • Yeşil çay bir miktar kafein içerir. Kafein içermesi sebebiyle kafein hassasiyeti olan kişilerde uykusuzluk, ishal, aşırı sinirlilik hali, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi sonuçlar ortaya çıkarabilir.
  • Hamilelik veya emzirme dönemindeki kadınlar tüketmemelidir.
  • Kalp hastalığı, yüksek tansiyonu, kansızlık, mide ülseri, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları bulunan ve ilaç kullanan kişiler yeşil çay tüketmeden önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır.
  • Ayrıca kemoterapi ilaçları, doğum kontrol hapları, kalp ritmini düzenleyen ilaçlar, çeşitli antibiyotikler ve kan inceltici ilaçlar kullanan kişiler de mutlaka doktorlarına danıştıktan sonra yeşil çay tüketmelidir.

KAYNAKLAR:

Authoritynutrition : top-10-evidence-based-health-benefits-of-green-tea
Medicalnewstoday : articles/269538
Webmd : food-recipes/features/health-benefits-of-green-tea
Lifehack : 11-benefits-of-green-tea-that-you-didnt-know-about

Alchemilla vulgaris olarak bilinen aslan pençesi bitkisi çok eski çağlardan beri birçok hastalığa fayda sağlaması sebebiyle kullanılmaktadır. Aslan pençesi çayı faydaları arasında adet döngüsünü düzenlemesi, menopoz döneminde fayda sağlaması, ciltteki yaralara iyi gelmesi sayılabilir. Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika’da 300’den fazla türü bulunan çok yıllık bir bitkidir. Ayı pençesi, aslan ayağı gibi isimlerle de adlandırılır. Nisan ile ağustos ayları arasında ormanlarda, meralarda, dağlık bölgelerde yetiştirilen bir bitkidir.

İçeriğinde flavonoidler, salisalik asit, mineral tuzları ve tanenler bulundurur. Uzun yıllardır içeriğindeki maddeler sebebiyle özellikle yaraları iyileştirmek için kullanılmıştır.

ASLAN PENÇESİ ÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?

  • Kas spazmlarına yani kas ağrılarına iyi gelir.
  • Sindirim sorunlarına iyi gelmesi, hazmı kolaylaştırması da aslan pençesi çayı faydaları arasındadır.
  • Mide ağrılarını ve krampları hafifletir.
  • Menopoz belirtilerine iyi gelir ve adet döneminde de yararlı bir çaydır.
  • İshale fayda sağlar.
  • Ağızda gargara yapılırsa ağız yaralarına da iyi gelir.
  • Şeker hastalığına iyi gelir.
  • Bazı böcek ısırıklarına da iyi gelir.
  • Özellikle kış aylarında, soğuk günlerde görülen boğaz ağrısı için de faydalı bir çaydır.

ADET DÖNGÜSÜNÜ DÜZENLEMESİ ASLAN PENÇESİ ÇAYININ FAYDALARI ARASINDADIR!

Kimi kadınların adet döngüleri çeşitli sebeplerden dolayı düzensiz olur. Bir ay adet görürken diğer ay zamanında adet görmezler yada haftalarca gecikme yaşanabilir. Bu durum da strese, bitkinliğe, sinirli ruh haline yada daha çeşitli birçok şeye sebep olur. Aslan pençesi çayı adet döngüsünü düzene sokar. Aynı zamanda bazı kadınlarda şiddetli adet sancıları görülür. Karın ağrısı, kasıklarda ağrı, kramplar oldukça can yakabilir. Adet dönemindeki ağrı ve sancıları azaltması da aslan pençesi çayının faydaları arasındadır. Fazla miktarda olan adet kanamalarının azaltılmasına da yardım eder.

Aslan Pençesi

AKNELER, YARALAR VE EGZAMA İÇİN ASLAN PENÇESİ ÇAYI İÇEBİLİRSİNİZ!

Ciltteki akneler, döküntüler birçok kişinin çare aradığı ve görmek istemediği durumlardır. Ciltteki aknelere ve döküntülere iyi gelmesi de aslan pençesi çayı faydaları arasındadır. Aynı zamanda ciltteki kesiklere ve yaralara da yarar sağlar. Egzama gibi cilt rahatsızlıklarına da iyi gelir.

ASLAN PENÇESİ ÇAYI NASIL HAZIRLANIR?

Aslan pençesi çayı hazırlamak için öncelikle 2 bardak su kaynatılır. Kaynamış suyun içine 3 gram kadar kurutulmuş aslan pençesi atılır. Bitkinin suyun içinde demlenmesi için 10 dakika beklenir. 10 dakikanın sonunda çay süzülerek içilebilir. İsterseniz içine bir çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz. Aslan pençesi çayı ile ilgili kesinlik kazanan fazla araştırma yoktur ve olası yan etkileri oldukça fazladır. Bu nedenle içilirken, kullanılırken oldukça dikkatli olunmalıdır. Günde en fazla 1 bardak içilmelidir. Bir hafta içildikten sonra bir süre ara verilmelidir. Daha sonra tekrar içilebilir.

CİLTTEKİ YARALAR VE KESİKLER İÇİN NASIL KULLANILMALIDIR?

Ciltteki kesikler ve yaralar için yukarıda belirtilen tarifteki gibi aslan pençesi çayı hazırlanmalıdır. Çayın soğuması beklenmelidir. Bir kaseye bir yemek kaşığı yulaf ezmesi konur. Soğuyan aslan pençesi çayının bir kısmı yavaş yavaş yulaf ezmesinin üzerine eklenip karıştırılarak macun kıvamı elde edilmelidir. Macun kıvamına geldikten sonra kesiklerin, yaraların yada egzamanın üzerine sürülebilir.

ASLAN PENÇESİ ÇAYININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?

  • Bu bitkinin çayı ile ilgili fazla sayıda araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle kesinlikle doktora danışmadan kullanılmamalıdır. Özellikle bir hastalığınız varsa mutlaka kullanmadan önce doktorunuza danışmalısınız.
  • Hamilelik veya emzirme döneminde de kullanılmamalıdır. Vajinal kanamanın tetiklenmesine yol açarak erken doğum veya düşük tehlikesine sebep olabilir.
  • Çocukların kullanması sakıncalıdır.
  • Özellikle kalp hastalığı olanlar ile kanser rahatsızlığı olan kişiler kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır.
  • Anemi yani kansızlık rahatsızlığı olanlar ile yüksek tansiyonu olan kişiler de bu çayı tüketmemelidir.
  • Kansızlık için demir takviyesi ilacı kullananlar ile kan inceltici ilaç kullanan kişiler bu çaydan uzak durmalıdır.

KAYNAKLAR:

Health.in4mnation : ladys-mantle-benefits-alchemilla-vulgaris
Healwithfood : health-benefits/ladys-mantle-tea
Herbal-supplement-resource : ladys-mantle-benefits
Theherbalacademy : ladys-mantle-tea
Home-remedies-for-you : herbs/lady-s-mantle

Rezene, özellikle Çin, Hindistan başta olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinde bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Rezenenin faydaları arasında hazımsızlığa iyi gelmesi, beyne fayda sağlaması, kolesterolü ve tansiyonu düşürmesi sayılabilir. Rezene çayı, yağı ve tohumları birçok hastalığa karşı kullanılır.

A ve C vitaminleri açısından zengin bir bitkidir. Sodyum, magnezyum ve kalsiyum bulunduran rezenenin faydalarından bazıları:

  • Kansızlığa fayda sağlayan bir bitkidir. İçeriğinde bol miktarda demir mineralinden bulundurur. Demir ile birlikte histidin adı verilen bir bileşik de ihtiva eder. Demir hemoglobinin ana bileşenini oluştururken, histidin hemoglobin üretimini uyarır. Bu iki bileşen sayesinde anemiye karşı fayda sağlar.
  • Hazımsızlık için de kullanılabilir. Mide ve bağırsak iltihabını azaltır, besinlerin emilimini kolaylaştırır, sindirim ve mide suyu salgılanmasını uyarır. Aynı zamanda kabızlık için de yarar sağlar. Rezene tohumu kabızlığı yok edici etki yapar.
  • Bağırsaklardaki gazları giderir. İçeriğinde bulunan aspartik asit nedeniyle gaz giderici özelliği vardır. Şişkinliği azaltır, mide ve bağırsaklardaki gazların kolay çıkarılmasına yardın eder.
  • Kolesterole karşı yarar sağlar. İyi bir lif kaynağıdır. Bunun sonucunda kandaki kolesterol oranını dengeler. Kolesterolü dengelemesiyle de kolesterol sonucu oluşabilecek kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.
  • Rezene tohumu özü kansere karşı koruma sağlar. Tümörlü hücrelerin büyümesini engeller. Birçok kanser türüne karşı koruma sağlar.
  • Tansiyonu düşürücü özelliği vardır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Potasyum, kan damarlarının gerginliğini azaltır ve kan basıncını düşürür. Bu sayede kan basıncını düşürerek tansiyonu da düşürücü etki yapar. Ayrıca tansiyon yüksekliği sebebiyle kalp krizi, felç geçirme gibi hastalıklara karşı da koruma sağlar.
  • Beyne karşı yarar sağlar. Potasyum, rezene çiçeğinin soğan kısmında ve tohum kısımlarında yüksek miktarda bulunan bir mineraldir. Potasyum sayesinde beyin fonksiyonları güçlenir, beyne fazla oksijen ulaşır.
  • İyi bir C vitamini kaynağıdır. C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir, cilt dokusunu onarır. Cilt için kolajen bir yapı oluşturur.
  • Menopoz döneminde de faydalıdır. Vücuttaki hormonal aktiviteleri düzenler. Özellikle menopoz dönemindeki kadınlar için rahatlatıcı ve ağrı kesici bir etkiye sahiptir.
  • Göğüsleri büyütücü etki yapar. Rezene tohumunda bulunan flavonoidler, bir uyarıcı gibi davranır ve vücuttaki östrojen miktarını arttırır. Memedeki yeni hücrelerin ve dokuların oluşumunu arttırdığı için göğüslerin büyümesini sağlar.
  • Göz sağlığını korur. Erken yaşlanmayı azaltmasının yanı sıra, yaşlanma sebebiyle ortaya çıkan göz bozukluklarına da iyi gelir. İçeriğindeki C vitamini, arginin gibi maddeler yaşlanmayı engellemesinin yanı sıra göz yorgunluğunu giderir. Göz sağlığını korur.
  • Balgam söktürür. Tohumları balgam söktürücü etki yapar, boğazı ve burun kanallarını açar. Solunum yolu hastalıklarına iyi gelir. Bronşit ve öksürüğe fayda sağlaması da rezenenin faydaları arasındadır.
Rezene Faydaları

REZENENİN SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Vücuttaki toksin maddelerin dışarı atılmasını sağlar.
  • Romatizmaya iyi gelir.
  • İdrar miktarını ve sıklığını arttırarak idrar söktürücü etki yapar.
  • Emziren annelerde süt üretimini ve süt salgılanmasını arttırır.
  • Vücudu rahatlatır.
  • Ses kısıklığı ve boğaz ağrısı için gargara şeklinde kullanılabilir.
  • Saçları güçlendirir, saç dökülmesini önler.
  • Astıma fayda sağlar.
  • Gut hastalığına yarar sağlar.
  • Depresyon, anksiyete gibi sinir sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Cinsel isteği arttırıcı özelliği vardır.
  • Yaraların iyileşmesini hızlandırır.

REZENENİN ZARARLARI NELERDİR?

Rezene yağı ve rezene tohumu tüketilirken çok dikkatli olmak gerekir. Kronik bir hastalığınız, düzenli kullandığınız bir ilacınız varsa mutlaka doktorunuza danışarak kullanmalısınız.

  • Aşırı miktarda kullanılmamalıdır. Aşırı miktarda kullanımı çarpıntı, düzensiz kalp atışı, nefes darlığı ve sinirsel bozukluklara yol açabilir.
  • Aynı zamanda fazla miktarda rezene tohumu tüketirseniz cildinizde kızarıklık, kaşıntı gibi alerjik reaksiyonlar ortaya çıkabilir.
  • Kanser tedavisi gören kişiler kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır.
  • Düzenli kullandığınız bir ilaç varsa rezene kullanmadan önce doktorunuza danışmalısınız.
  • Sara hastaları bu bitkiyi kullanmamalıdır.
  • Hamilelik döneminde tüketilmemelidir.
  • Süt salgısını arttırdığı belirtilse de, emzirme dönemindeki kadınlar doktorlarına danışmadan bu bitkiyi kullanmamalıdır.

 

KAYNAKLAR:

Organicfacts : health-benefits/herbs-and-spices/health-benefits-of-fennel
Herbwisdom : herb-fennel
Drugs : fennel
Draxe : fennel-essential-oil
Herbal-supplement-resource : fennel-herb

Üzüm çekirdeği yağı, üzüm çekirdeğinin soğuk pres yoluyla sıkılmasından elde edilen bir yağdır. Kozmetik alanında kullanılmasının yanı sıra cilde, saça ve sağlığa faydaları olmasıyla da dikkat çekmiştir. Saç dökülmesini önlemesi, kepeği yok etmesi, göz altı morluklarına iyi gelmesi, saç uzamasını sağlaması üzüm çekirdeği yağının faydaları arasındadır.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ FAYDALARI NELERDİR?

Cilde direk uygulanabilen, hassas ciltlerde bile kullanılabilen üzüm çekirdeği yağının faydaları şöyledir;

  • Yüksek oranda E vitamini içerir. Aynı zamanda iyi bir antioksidan ve esansiyel yağ asitleri kaynağıdır.
  • Omega 3, omega 6 ve omega 9 yağ asitlerini içerir.
  • Hücreleri doku hasarına karşı korur.
  • Kolesterolü düşürücü etkisi vardır. Bunun sonucunda kolesterolün sebep olabileceği kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.
  • İçeriğindeki linoleik asit sayesinde diyabete karşı da iyi gelir.
  • Hasar görmüş kılcal damarları ve kan damarlarını onarmaya, güçlendirmeye yardım eder. Dolaşım sistemine yarar sağlar.
  • Artrit nedeniyle ortaya çıkan ağrı ve şişmelere karşı rahatlama sağlar. Romatoid artrit gibi kemik hastalıklarına karşı faydalı olması da üzüm çekirdeği yağının faydaları arasındadır.
  • Üzüm çekirdeğinde bulunan antioksidan maddeler birçok kanser türüne karşı da koruma sağlar. Bu yağ özleri kolon kanseri, prostat kanseri, mide, göğüs ve akciğer kanseri gibi kanser türlerine karşı korur.
  • Astım ve alerji gibi solunum yolu rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlar.
Üzüm Çekirdeği Yağı

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞI NASIL KULLANILIR?

Saç için, cilt için ve çeşitli rahatsızlıklar için kullanılabilecek bir yağdır. Direk olarak cilde uygulanabildiği gibi başka yağlarla da karıştırılarak uygulanabilir. Etkisi fazla olan bir yağ olduğu için direk kullanımda az miktarda kullanılmalıdır. Az miktarı bile etkisini gösterir. Cilde uygulanacaksa birkaç damla üzüm çekirdeği yağı parmak uçları ile masaj yapar şekilde cilde uygulanabilir. Düzenli olarak krem kullanıyorsanız kreme damlatarak da kullanabilirsiniz.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

Mükemmel bir nemlendirici olan üzüm çekirdeği yağı, bu özelliği sebebiyle birçok yerde kullanılır. Özellikle kremlerde, dudak balsamında, nemlendiricilerde, güneş kremlerinde ve losyonların içeriğinde bulunur.

  • Cildi nemlendirici özelliği vardır. Kuru cilde sahip olan kişilerin kullanabileceği bir yağdır.
  • Masaj yapmak için sık sık kullanılan bir yağdır.
  • Hafif sıkılaştırıcı ve antiseptik özelliğe sahip bir yağdır. Bunun sonucunda da cildi onarır.
  • Antioksidan özelliği sayesinde gözeneklerin tıkanmasını önler.
  • İçeriğindeki linoleik asit sayesinde ciltteki aknelere, sivilcelere ve deri iltihabına iyi gelir. Aynı zamanda egzama gibi cilt hastalıklarına karşı da fayda sağlar.
  • Cildi sıkılaştırır.
  • Cildi tazeler, yenilik kazandırır.
  • Güneşin zararlı etkilerini azaltır.
  • Yaraları iyileştirici özelliği de vardır. Cilt ve hücre zarı için oldukça önemli olan linoleik asit yağ asidi seviyesi yüksektir.
  • Vitamin ve mineral açısından zengin olduğu için ciltte tahrişe neden olmaz.
  • Yaşlanma karşıtıdır, yaşlılık belirtilerinin oluşmasını engeller.
  • Cildi rahatlatır, besler ve onarır.
  • Gözlerin altındaki morluklara ve koyu halkalara iyi gelir. Göz altı morluklarını ve göz altındaki koyu halkaları yok eder.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ SAÇA FAYDALARI NELERDİR?

  • İçeriğindeki E vitamini, linoleik asit, proteinler ve mineraller sayesinde saçı ve saç derisini besler.
  • Saçların çabuk ve kısa sürede uzamasını teşvik eder.
  • Saçları yumuşatır.
  • Son derece iyi bir nemlendirici olması sebebiyle kafa derisini de nemlendirir. Bunun için üzüm çekirdeği yağını saçlarınıza sürün. 10 dakika boyunca yağ saçınızda bekletin. 10 dakika sonunda saçınızı soğuk su ile yıkayarak durulayın.
  • Kepek oluşumunu engeller.
  • Saç köklerini güçlendirir.
  • Saçların koparak dökülmesini engeller.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞI SAÇA NASIL UYGULANIR?

Saçları güçlendirici etkisi de vardır. Saçları güçlendirerek içeriğindeki E vitamini ve linoleik asit sayesinde saç uzamasını teşvik eder. Bu etkisi için gece yatmadan önce üzüm çekirdeği yağı ile saç diplerinize masaj yapın. Saçınızı bir havlu ile sarın ve gece bu şekilde uyuyun. Sabah saçınızı normal şekilde yıkayın. Bu şekilde saçlarınız güçlenecek ve parlak, canlı bir görünüm kazanacaktır.

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞI NASIL KULLANILIR?

Yağ içeriğindeki antioksidan maddeler nedeniyle saç dökülmesine sebep olan hormona etki ederek saç dökülmelerini azaltır. Aşırı stres nedeniyle dönem dönem saç dökülmesi görülebilir. Bu yağ ile saç dökülmeleri azaltılır. Bu etkileri için bir kasenin içine 2 çay kaşığı üzüm çekirdeği yağı koyun. Üzerine 2 damla jojoba yağı ilave edin. Yağları iyice karıştırın ve bu yağlarla saç diplerinize masaj yapın. Saç dökülmelerini azalttığını fark edeceksiniz.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞI GÖZ ALTINA SÜRÜLÜR MÜ? GÖZ ALTI MORLUKLARINA İYİ GELİR Mİ?

Göz altı morlukları direk yüze bakıldığında fark edilen ve kişileri rahatsız eden morluklardır. Morlukların çeşitli sebepleri olabilir. Fakat genel olarak göz altı morlukları için üzüm çekirdeği yağı kullanılabilir. Bu yağ cilde direk uygulanabildiği gibi tahriş etme riski de düşük olan bir yağdır. Bu nedenle cilt için, göz altı morlukları için çok fazla tercih edilir. Göz altlarındaki şişlikleri azaltır, damarları güçlendirir ve morlukları yok eder. Bu etkisi için parmak uçlarınıza birkaç damla üzüm çekirdeği yağı damlatın ve masaj yapar şekilde göz altlarınıza sürün. Düzenli kullanımla birkaç hafta içinde morlukların azaldığını fark edeceksiniz.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ FİYATI NEDİR?

Farklı boylardaki şişelerde üzüm çekirdeği yağı satışı yapılmaktadır. 50 cc olan ürünler mevcut olduğu gibi 250 ml olan ürünler de mevcuttur. Bu tip yağlar alırken çok ucuz olduğu için tanınmamış markaları tercih etmeyin. Bilinen tanınmış markalı ürünleri almaya çalışın. Fiyatlar değişkenlik göstermekle birlikte, ortalama 50 cc üzüm çekirdeği yağı 18 TL ile 25 TL arasında, 250 ml üzüm çekirdeği yağı ise 70 TL ile 80 TL arasında fiyatlarla satılmaktadır.

Üzüm Çekideği Yağı

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

  • Kan basıncının yükselmesi, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve hazımsızlık gibi yan etkileri görülebilir.
  • Deriye uyguladığınızda, deride pul pul olma, döküntü ve kaşınma görülebilir. Bu durumda hemen yağı kullanmayı bırakın. Görülen yan etkileri artarsa mutlaka doktora başvurun.
  • Üzüme alerjisi olan kişiler bu yağı kullanmamalıdır.
  • Kolesterol düşürücü yada kan basıncını düşüren ilaçlarla birlikte kullanılmamalıdır.
  • Üzüm çekirdeği yağı kan sulandırıcı ve kan inceltici ilaçlarla birlikte de kullanılmamalıdır.

KAYNAKLAR:

Draxe : grapeseed-oil
Seedguides : grapeseed-oil
Stylecraze : amazing-benefits-of-grape-seed-oil-for-skin-hair-health
Livestrong : benefits-of-grapeseed-oil-for-hair

Adaçayı birçok farklı türü bulunan, farklı şekillerde kullanılan, aktarlarda ve marketlerde kolaylıkla bulunabilen bir bitkidir. Adaçayı yağı da faydaları sayesinde bitkinin kendisi gibi aktarlarda yerini aldı. Adet düzensizliğine iyi gelmesi, karın ağrısını rahatlatması, vücut çatlaklarını gidermesi adaçayı yağının faydaları arasındadır.

ADAÇAYI YAĞI FAYDALARI NELERDİR?

Ülkemizde acı elma yağı olarak bilinen adaçayı yağı bitkisinin salvia triloba türü yetiştirilir. Özellikle Ege bölgesinin Muğla ve Fethiye kısımlarında yetiştirilen bir bitkidir. Adaçayı yağının faydalarından bazıları;

  • Yüksek oranda antioksidan maddeler içerir. Antioksidan kaynağı olması sebebiyle, cilt bakım ürünleri ve yaşlanma karşıtı ürünlerde kullanılır. Vücuttaki oksidanlar ve serbest radikaller kırışıklıklara ve yaşlanmaya sebep olur. Antioksidan etkisi sayesinde oksidanlara ve serbest radikallere karşı etki ederek ciltteki sarkmaları, dokuların bozulmasını ve kırışıklıkları engeller.
  • Vücutta oluşan çatlaklara iyi gelir. Doğumdan sonra oluşan çatlakları, karın çatlaklarını, kilo alıp verme sebebiyle oluşan çatlakları yok etmeye yardım eder. Aynı zamanda yara izlerini de geçirir. Kesiklerin ve yaraların çabuk iyileşmesini sağlar.
  • Adet döngüsünü düzenler. Östrojen hormonunun aktivitesini arttırarak adetin düzensiz gelmesini engeller. Adet döneminde görülen bağ ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, yorgunluk, depresyon, ruh halinin değişmesi gibi durumların görülmesini azaltır. Bu dönemde fayda sağlar. Adet düzensizliğine yararlı bir yağdır.
  • Soğuk algınlığına iyi gelir. Özellikle kış aylarında görülen öksürük, soğuk algınlığı, göğüs ağrısı, solunum yollarında soğuktan kaynaklanan tıkanmalara iyi gelir. Aynı zamanda balgam söktürücüdür. Astım ve bronşite de fayda sağlar.
  • Alzheimer rahatsızlığına iyi gelir. Michigan Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, dört ay boyunca adaçayı yağı kullanmanın alzheimer hastalarının bilinçsel işlevlerini geliştirmekte önemli gelişmeler sağladığı görülmüştür.
  • Diş eti iltihabı ve diş hastalıklarına da iyi gelir. Michigan Üniversitesinde diş eti iltihabı ve diş hastalıkları üzerine bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, adaçayı yağı, nane, ekinezya, papatya,karanfil ve başka yağlar karıştırılarak diş hastalıklarına karşı etkisi ölçülmüştür. Yağlarla hazırlanan karışım yarım bardak su ile birleştirilerek ağızda gargara yapılarak tükürülür. Adaçayı yağı, ağız kokusunu engeller, diş etlerine iyi gelir.

ADAÇAYI YAĞININ SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Antifungal özelliği vardır. Bu nedenle mantar enfeksiyonlarını önler. Dizanteri ve deri hastalıklarına iyi gelir.
  • Küçük yaraları ve kesikleri enfeksiyonlara karşı korur.
  • Bakterilerin vücuttaki büyümelerini engeller. Kulak, burun, boğaz, göz, kolon ve bağırsaklardaki bakterilerin, enfeksiyonların gelişmesini önler.
  • İyi bir antioksidan kaynağıdır.
  • Karın ağrısı, bağırsak ağrılarına iyi gelir.
  • Mideyi rahatlatır. Ülsere karşı koruma sağlar.
  • Terleme yoluyla toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır. Bu sayede kanı temizler.
  • İltihaplanma sebebiyle oluşan ateşi düşürür.
  • Sindirim sistemini rahatlatır. Bağırsakları uyarır ve boşaltımı kolaylaştırır. Kabızlığı önler.
  • Dermatit ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıklarına yarar sağlar.

ADAÇAYI YAĞININ TÜRLERİ NELERDİR?

Adaçayı birçok türü olan bir bitkidir. Farklı türlerinin yapraklarından yağlar elde edilir. Adaçayı yağı satın aldığınızda ambalajın üzerinde farklı latince isimler görebilirsiniz. Bu isimler adaçayının yağ elde edildiği türlerindendir. Adaçayı yağı sineol yapraklarından elde edilir. Sineol buhar yöntemiyle damıtılarak sonucunda yağ elde edilir.

  • Salvia triloba: İlk olarak salvia triloba ülkemizde yetişen bir adaçayı türüdür. Bu türden yağ elde edilmesiyle adaçayı yağı diğer ismiyle acı elma yağı elde edilir.
  • Salvia officinalis: Adaçayının yağ elde edilen yaygın türü ise salvia officinalis’tir. Bu türünden elde edilen yağ birçok hastalığa iyi gelir. Sindirim sistemini rahatlatır, antioksidan özelliği vardır.
  • Salvia sclarea: Salvia sclarea ise diğer bir türdür. Cilde faydaları oldukça fazladır, sakinleştirici özelliği vardır. İngilizcesi clary sage olarak adlandırılır.
  • Salvia lavandulifolia: Özellikle Avrupa’da bilinen ve kullanılan diğer bir türü ise salvia lavandulifolia’dır. Diğer bir adı İspanyol adaçayıdır. Hafızayı güçlendirici etkisiyle bilinir.

ADAÇAYI YAĞI NASIL YAPILIR?

Bitkinin çiçeklerinden ve yapraklarından elde edilen bir yağdır. Bitkinin çiçekleri ve yapraklarına buhar distilasyonu yapılarak elde edilir. Özellikle salvia officinalis türü yağ elde edilmekte kullanılır.

ADAÇAYI YAĞI NASIL KULLANILIR?

Oldukça yoğun ve etkili bir yağdır. Bu nedenle kesinlikle seyreltilerek kullanılmalıdır. Eğer seyreltilmeden kullanılırsa ciltte tahrişlere yol açabilir. Cilt bakımı için kullanılacaksa hindistan cevizi yağı ve badem yağı ile seyreltilerek kullanılabilir.
Haricen kullanılacaksa, su ile seyreltilerek kullanılmalıdır. Bir fincan suyun içine 2-3 damla damlatılarak kullanılabilir. 2-3 damla yaklaşık olarak yarım çay kaşığından biraz daha az bir miktara denk gelmektedir.

Adaçayı Yağı

ADAÇAYI YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

  • Hamilelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır. Özellikle hamilelik döneminde rahim kaslarını etkileyerek düşük yapmaya sebep olabilir.
  • Seyreltilmeden doğrudan cilde uygulanmamalıdır.
  • Epilepsi yada histeri rahatsızlığı olanlar kullanmaktan kaçınmalıdır.
  • Migren rahatsızlığı olanların kullanması tavsiye edilmez.
  • Ağızdan alarak kullanılmamalıdır. Ağızdan alınacaksa da etiketinde ağızdan alınabilir yazılı olan ürünler tercih edilmelidir.
  • 2 yaşından küçük çocuklara ve bebeklere kesinlikle verilmemelidir. 2 yaşından büyük olan çocuklarda ise çocuğa içirilmemeli, dahili olarak verilmemelidir.
  • Tansiyonu yükseltici etkisi olduğu için tansiyon hastaları kullanmamalıdır.
  • Kan şekerini düşürücü etkisi olduğu için şeker hastalarının kullanması tavsiye edilmez.

KAYNAKLAR:

Organicfacts : health-benefits/essential-oils/sage-essential-oil
Articles.mercola : herbal-oils/sage-oil
Livestrong : benefits-sage-oil

Ozon yağı 20 yüzyılın ilk yıllarında solunum yoluyla tüberkülozun tedavi edilmesiyle fark edilmiştir. 1904 yılında ozon yağının faydaları Nikola Tesla tarafından duyurulmuş ve dünya çapında eczanelerde satışına başlanmıştır.

OZON YAĞI FAYDALARI NELERDİR?

Bazı yerlerde zeytinyağı ile birleştirilmiş ozon yağı olarak adlandırılır. Bunun sebebi zeytinyağı ile elde edilmesidir. Hücreleri yeniler, cilde fayda sağlar. İşte birçok faydası bulunan ozon yağının faydaları;

  • Tırnak mantarı için faydalıdır. Bu etkisi için bir leğene su doldurun ve ayaklarınızı 10 dakika bu suyun içinde bekletin. Sonrasında ayaklarınızı sudan çıkarın ve kurulayın.Ozon yağını ayaklarınızın özellikle mantar olan bölgelerine sürün.
  • Saçlardaki kepek oluşumunu azaltır. Parlaklık ve hacim kazandırır. Bu etkileri için saç diplerinize ozon yağı ile masaj yaparak 1 saat bekletin. Saça doğrudan uygulanabilen bir yağdır.
  • Sindirim sistemine fayda sağlar. Metabolizmayı hızlandırır, sindirimi rahatlatır.
  • Ağrıları hafifletir ve sinirleri yatıştırır. Bu etkileri için ağrı olan bölgelere masaj yapılır şekilde sürülebilir. Özellikle kas ağrıları, romatizma ağrıları ve baş ağrısı için faydalıdır.
  • Cilt için faydalı bir yağdır. Cilde birçok faydası vardır. Bu etkileri için özellikle akşam yatmadan önce cilde masaj yapar şekilde sürülebilir. Günde sadece bir kez kullanılmalıdır.
  • Vücuttaki terlemeyi azaltır. Aynı zamanda ter kokusuna neden olan bakterilerin etkisini de yok eder. Bu yağ ile ter kokusundan kurtulmak mümkündür.
  • Ayakların dinlenmesine yardım eder. Bunun için bir miktar sıcak su hazırlanır. Suyun içine 2 çay kaşığı ozon yağı karıştırılır. Ayaklar bu su ile yıkanabilir.
  • Selülitli bölgeler için kullanılabilir. Selülitlerin yok olması için avucunuza bir miktar bu yağdan dökün. Diğer elinizin parmak uçlarıyla selülitli bölgeye masaj yaparak yağı yedirin. Zamanla selülitlerin azaldığını fark edeceksiniz.

OZON YAĞININ SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Doğal bir antioksidandır.
  • Vücudu zararlı toksinlerden arındırır.
  • Güneş yanıklarına karşı da kullanılabilecek bir yağdır.
  • Böcek ısırıklarına ve böcek sokmalarına iyi gelir.
  • Hemoroid için etkili bir yağdır. Ağrılı basurlu bölgelerde ağrıyı azaltabilir.
  • Mantar enfeksiyonlarına faydası olan bir yağdır.
  • Hücreleri canlandırır.
  • Kan dolaşımını arttırır.

OZON YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

  • Aknelere, sivilcelere ve uçuklara iyi gelir.
  • Cildi temizleyerek kir ve bakterilerden arındırır.
  • Sedef hastalığı, egzama, zona gibi cilt hastalıklarına iyi gelir.
  • Selülitleri azaltıcı etkisinin olması da faydaları arasındadır.
  • Kırışıklıkları azaltıcı etkisi vardır.
  • Dermatite iyi gelir.
  • Cilt için oldukça faydalı bir yağdır. Cilt yaralarına iyi gelerek hızlı bir şekilde iyileşmelerine yardım eder.
  • Ciltteki şişkinliği ve kızarıklığı azaltır.
  • Nemlendirici özelliği sayesinde kuru ciltleri nemlendirir.
  • Ciltteki kesikler, yaralar ve morarmalara fayda sağlar.
  • Dudak çatlaklarına iyi gelir.

OZON YAĞI NEDİR?

Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren bir yağdır. Zeytinyağıyla karıştırılmış ozon yağı olarak da adlandırılır. Bunun nedeni zeytinyağı ile birleştirilerek elde edilmesidir. Bu yağ elde edilirken saf oksijen molekülleri zeytinyağına nakledilir. Bu şekilde zeytinyağı ozonu tutar ve jel kıvamına gelir. Ozonla birleşmeden önceki zeytinyağının kıvamı ve rengi, ozonla birleştikten sonra değişir. Bu işlemler sonucunda soğuk bir ortamda çok uzun yıllar bu yağı saklamak mümkündür.

OZON YAĞI FİYATI NEDİR?

Piyasada çok çeşitli ml’lerde ve farklı markalarda satışı yapılmaktadır. Genellikle 100 ml olarak satışa sunulmuştur. Fiyatlar değişkenlik göstermekle birlikte genellikle 25 TL ile 50 TL arasında ml’sine göre değişiklik gösterir.

OZON YAĞI SİVİLCELERE KARŞI NASIL KULLANILIR?

Sivilceler özellikle ergenlik döneminde herkesin canını sıkar. Sivilcelere karşı ozon yağı kullanılabilir. Bunun için öncelikle yüzünüzü yıkayarak temizleyin. Sonrasında temizlenmiş cildinize yağı masaj yaparak sürün. Bu uygulamayla hem sivilce ve aknelerden kurtulacaksınız, hemde cildiniz zararlı toksinlerden arınacak. Aynı zamanda cilde uygulanmasıyla kan dolaşımını da arttırır.

OZON YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

  • Öncelikle bilinen yerlerden satın alınmalıdır. Kesinlikle hakiki ozon yağı olup olmadığına dikkat edilmelidir.
  • Aşırı miktarda tüketilirse sindirim sistemini olumsuz etkiler.
  • Çocuklar için kullanılırken çok dikkatli olunmalıdır. Ozon yağı mutlaka seyreltilerek kullanılmalıdır.

KAYNAKLAR:

Globalhealingcenter : natural-health/ozonated-olive-oil
Thealternativedaily : ozonated-olive-oil-benefits
Ozonate : ozonated-olive-oil
Mypromolife : the-many-benefits-of-ozonated-oil

Çam Terebentin Yağı

Çam terebentin yağı gözle temas ettiğinde gözlerde kızarıklık ve yanma görülebilir. Bu nedenle şampuanla karıştırıldığında saçınızı yıkarken gözle temas etmemesi için dikkatli olunmalıdır. Çam terebentin yağının şampuanla kullanımı için, saç şampuanı içine 20 damla çam terebentin yağı konur, şampuan iyice çalkalanır. Daha sonra şampuanla saçlar yıkanır. Bu şekilde çam terebentin yağını saç için kullanırken seyreltmiş olursunuz. Aynı zamanda her yıkamada bu yağı şampuana ilave etmek zorunda kalmazsınız.

BADEM YAĞI İLE ÇAM TEREBENTİN YAĞI SAÇ İÇİN NASIL KULLANILIR?

Bir kasenin içine eşit miktarda çam terebentin yağı ile badem yağı koyun. Güzelce karıştırın. Hazırladığınız yağ karışımını saçlarınızın her yerine masaj yaparak sürün. Önceden ısıtılmış bir havlu ile saçlarınızı sarın. 2,5 saat kadar saçlarınızı bu şekilde bekletin. Sonrasında ise ılık su ile saçlarınızı yıkayın. Bu karışımı ayda 2 yada 3 kez bu şekilde kullanabilirsiniz.

ÇAM TEREBENTİN YAĞININ SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Romatizma, eklem ağrısı ve kas sertliğine iyi gelir.
  • Banyo suyuna ilave edildiğinde vücudu rahatlatır.
  • İdrar yolu rahatsızlıklarına fayda sağlaması da çam terebentin yağının faydaları arasındadır. Vücuttaki fazla ürenin dışarı atılmasını sağlar.
  • İdrar yolu enfeksiyonlarını rahatlatır.
  • Akciğer hastalıkları ile birlikte gelen göğüs ağrılarını azaltmak için kaynar suya damlatılarak buharı solunabilir.
  • Hemoroide iyi gelen bir yağdır.
  • Metabolizmayı hızlandırır.
  • Bağırsaklara fayda sağlar.
  • Enerji verir. Stresi ve yorgunluğu giderir.
  • Konsantrasyon eksikliği olan kişiler için de oldukça yararlı bir yağdır.
  • Göz sağlığına fayda sağlar.
  • Balgam söktürücü özelliği vardır. Solunum yollarına iyi gelir.
  • Emzirme döneminde süt arttırıcı özelliği vardır.

ÇAM TEREBENTİN YAĞININ FİYATI NEDİR?

Çam terebentin yağının fiyatı ortalama olarak 5 ile 10 TL arasında değişmektedir.

ÇAM TEREBENTİN YAĞI İLE CİLT BAKIMI NASIL YAPILIR?

Cilt rahatsızlıklarına iyi gelen bir yağdır. Sedef hastalığı, kaşıntı, sivilce, egzama gibi cilt rahatsızlıklarına yarar sağlar. Pürüzsüz, parlak ve yenilenmiş bir cilt için kullanılabilir. Serbest radikaller sağlıklı cilt hücrelerine etki ederek ciltte kırışıklıklar ve yaşlanma belirtileri oluşturur. Çam terebentin yağı ciltte kırışıklık ve yaşlanma belirtileri oluşmasını engeller. Aynı zamanda kozmetik sektöründe de kullanılır. Parfüm yapımında kullanılmasının yanı sıra masaj yağı ve banyo yağı yapımında da kullanılır.

ÇAM TEREBENTİN YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

  • Bazı kişilerde cilt kızarıklığı ve tahrişe neden olabilir.
  • Çok hassas ciltli kişilerde tahriş yapabileceği için mutlaka seyreltilerek kullanılmalıdır.
  • Kullanmadan önce cildinizin küçük bir bölümüne sürerek alerjiniz olup olmadığını test edebilirsiniz. Test ettikten sonra kullanmak için 24 saat – 48 saat bekleyin.
  • Böbrek rahatsızlığı olan kişilerin kullanmaması tavsiye edilir.
  • Tansiyonu yükselterek hipertansiyona sebep olabilir.
  • Çocukların ve yaşlıların kullanmaması önerilir.

KAYNAKLAR:

Articles.mercola : herbal-oils/pine-oil
Organicfacts : health-benefits/essential-oils/pine-essential-oil
Ayurvedicoils : ayurvedic-health-benefits-of-pine-essential-oil

Nane Yağı

Nane yağı ağız kokusundan kas ağrılarına kadar birçok rahatsızlığa iyi gelen bir yağdır. Başka yağlarla seyreltilerek cilde uygulanabileceği gibi, su ile seyreltilerek gargara yapılarak da kullanılabilir. Baş ağrılarına iyi gelmesi, saçlardaki kepek oluşumunu yok etmesi, hazımsızlığı önlemesi, güneş yanıklarına yarar sağlaması nane yağının faydaları arasındadır.

NANE YAĞININ FAYDALARI NELERDİR?

Nane yağı, nanenin taze yapraklarının su buharı şeklinde damıtılmasıyla elde edilir. İşte birçok yararı bulunan nane yağının faydaları;

  • Mide ağrılarını azaltır.
  • Ağız kokusunu giderir.
  • Zihni geliştirir. Odaklanmayı ve konsantre olmayı arttırır.
  • Sindirim sistemini rahatlatarak hazımsızlığı önler.
  • Enerji verir.
  • Baş ağrılarına iyi gelir.
  • Antimikrobiyal özelliği vardır.
  • Ciltteki kaşıntıları azaltır.
  • Stres, depresyon ve kaygıyı azaltır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Kan dolaşımını arttırır.

NANE YAĞI NELERE İYİ GELİR?

  • Kas ağrılarını azaltır. Doğal bir kas gevşetici ve ağrı kesicidir. Özellikle sırt ağrılarına iyi gelir. Ağrıyan kasların ağrısını hafifletir. Bu etkileri için ağrıyan kaslar nane yağı ile ovulabilir.
  • Sinüsleri rahatlatır. Soğuk algınlığı, öksürük, astım, bronşit gibi sebeplerle sinüsler dolabilir. Bu yağ sinüslere etki ederek boğazı rahatlatır.
  • Eklem ağrılarına iyi gelir. Bunun için bir miktar nane yağı ile lavanta yağı karıştırılarak eklemlere masaj yapılabilir.
  • Doğal bir enerji kaynağıdır. Kronik yorgunluğa iyi gelir. Dinlenmeyi sağlar.
  • Alerjik reaksiyonlara karşı koruma sağlar. İlkbaharda polenler sebebiyle oluşan yada havadaki pis maddeler sebebiyle oluşan alerjiye iyi gelir. Burun kaslarının rahatlamasını sağlar.
  • Konsantrasyonu arttırır. Kıyafetlerin yakasına yada yastığınıza birkaç damla damlatabilirsiniz. Bu sayede hem zihniniz canlanır, konsantrasyonunuz artar hemde geceleri rahat bir şekilde uyursunuz.
  • İyi bir ateş düşürücüdür. Hindistan cevizi yağı ile birlikte karıştırılarak boyun ve ayak altları ovulursa yüksek ateşin düşmesine yardım eder.
  • Doğal bir böcek kovucudur. Hamamböceği, fare, sivrisinek, karınca ve örümcek gibi haşerelere etki etmesinin yanında bitler için bile kovucu bir yağdır.
  • Baş ağrısına iyi gelir. Gerginlik sebebiyle oluşan baş ağrılarını yatıştırır. Almanya Kiel Üniversitesi Nöroloji Kliniğinde yapılan bir araştırmaya göre, nane yağı da dahil olmak üzere bazı yağların bağ ağrılarını geçirdiği sonucuna varılmıştır. Özellikle migren ağrılarını hafifletir. Bunun için baş kısmı, alın ve şakaklar bu yağ ile ovulabilir.
  • Güneş yanıklarına karşı rahatlama sağlar. Güneş yanığı oluşmuş cildi rahatlatır. Bunun için bir miktar nane yağı hindistan cevizi yağı ile karıştırılarak kullanılabilir.
  • Mide bulantısını yok eder. Mide bulantısına karşı kulak arkası birkaç damla nane yağı ile ovulabilir.
  • Hazımsızlığı giderir. Bağırsaklarda gaz oluşumunu azaltır, bağırsak spazmlarını önler. Bağırsak kaslarının rahat çalışmasını sağlar. Sindirim sistemini rahatlatır. Bu sayede şişkinlik ve gaz oluşumu giderilir. Bunun için yemeklerden önce bir bardak nane çayı içilebilir.
  • Ağız kokularını yok eder. Bilindiği üzere çoğu diş macunu nane içeriklidir ve ağız kokularını giderir. Ağız kokusunun yok olması için dilinizin altına bir damla nane yağından damlatın. Sonra bir bardak suyu ağzınıza alarak gargara yapıp tükürün. Ağız kokusu bu şekilde engellenebilir. Aynı zamanda diş ve diş etlerine de yarar sağlar.
Nane Yağı
Nane Yağı

NANE YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

  • Nemlendirici etkisi vardır. Bu nedenle vücut losyonu ile karıştırılarak kullanılabilir.
  • Ciltteki iltihaplanmalara iyi gelir.
  • Egzama ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıklarına yarar sağlaması da nane yağının faydaları arasındadır.
  • Antimikrobik özellikleri vardır. Bunun sonucunda akneler için de faydalıdır.
  • Dudak çatlaklarına iyi gelir.

NANE YAĞININ SAÇA FAYDALARI NELERDİR?

  • Hasar görmüş saçları onarır ve besler.
  • Saç uzamasını teşvik eder. Saçlara parlaklık verir.
  • Saç dökülmesini azaltır, saç incelmesini durdurur. Bu etkileri için şampuana 2-3 damla nane yağı karıştırılarak kullanılabilir.
  • Saçlardaki kepeklenmeyi önler. Saçlardaki kepek oluşumunun azalması için kullanılabilir. Bu etkisi için şampuana yada saç kremine 2-3 damla nane yağı ilave edin. Bu şekilde saçlarınızı yıkayın. Zamanla saçlarınızdaki kepek oluşumunun azaldığını fark edeceksiniz.

NANE YAĞI NASIL KULLANILIR?

Nane yağını hangi rahatsızlığa karşı kullanacaksanız o şekilde uygulama yapmanız gerekmektedir. Ağızdan alınarak kullanılacak ise bir bardak suyun içine 2-3 damla nane yağından damlatılarak gargara yapılabilir. Harici olarak deriye uygulanacaksa, bir parça pamuğa 2-3 damla nane yağı damlatın. Yağlı pamuğu ağrıyan bölgeye sürebilirsiniz yada masaj yapar şekilde ovabilirsiniz.

Sinüzit tedavisi için ise nane yağı suya damlatılarak buhar şeklinde koklanabilir.

NANE YAĞI FİYATI NEDİR?

Nane yağını internet sitelerinden yada aktarlardan alabilirsiniz. Genellikle 10 cc, 20 cc ve 1 litre olarak satışa sunulmuştur. Çoğunlukla 20 cc boyutu satılır. 20 ml nane yağı fiyatı değişkenlik gösterir. Genel olarak 20 ml nane yağı fiyatı markasına göre 7,50 TL ile 20 TL arasında değişmektedir.

NANE YAĞININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?

  • Güçlü bir yağ olduğu için tatlı badem yağı yada su ile inceltilerek kullanılmalıdır.
  • Hamile kadınlar kullanmadan önce doktorlarına danışmalıdır. Gebelik döneminde özellikle mide bulantısı için kullanmadan önce mutlaka doktorunuza başvurmalısınız.
  • Bebekler ve 7 yaşının altındaki çocuklar için kullanılmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.
  • Safra kesesi rahatsızlığı olanlar, safra kesesi taşı olanlar bu yağı kullanmadan önce doktorlarına başvurmalıdır.
  • Düzenli ilaç kullanan kişiler, alerjik bünyesi olan kişiler yada kronik rahatsızlığı olan kişiler kullanmadan önce doktora danışmalıdır.
  • Nane yağı bazı kişilerde deri döküntüsü, karın ağrısı, ishal, mide bulantısı, kusma, depresyon, bilinç kaybı yada üriner rahatsızlıklar gibi yan etkilere sebep olabilir.

KAYNAKLAR:

Draxe : peppermint-oil-uses-benefits
Organicfacts : health-benefits/essential-oils/health-benefits-of-peppermint-oil
Articles.mercola : herbal-oils/peppermint-oil

Lavanta Yağı

Güzel bir koku yaydığı için oda kokusu ve parfüm yapımında kullanılır. Sağlığa birçok olumlu etkisi olan lavanta yağının faydalarından bazıları;

  • Strese iyi gelir. Lavanta aromaterapisinin strese iyi geldiğine dair birçok çalışma yapılmıştır. Bunlardan birinin sonucuna göre, günde 80 mg lavanta yağı kullanan kişilerde depresyon oranında %32.7’ye kadar azalma görüldü.
  • Uykusuzluğa iyi gelir. Uykusuzluğa iyi gelmesinin yanı sıra uyku kalitesini de arttırır. Yapılan bir araştırmaya göre bu yağ uykuya dalma süresini ve uykusuzluk belirtilerini azaltmıştır. Uykusuzluğa karşı etkileri için, uyumadan önce boynunuza, göğsünüze yada bileklerinize lavanta yağı sürebilirsiniz. Bu sayede vücudunuzda rahatlama olur ve rahat bir şekilde uyuyabilirsiniz.
  • Baş ağrılarını hafifletici özelliği vardır. Migren gibi şiddetli baş ağrılarına iyi gelir. Nöroloji European Journal dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, 15 dakika boyunca lavanta yağı solunduğunda migren ve baş ağrılarında önemli azalmalar görülmüştür.
  • Soğuk algınlığı için oldukça faydalıdır. Boğaz enfeksiyonları, öksürük, grip, astım, sinüs tıkanıklığı, bronşit, boğmaca, larenjit ve bademcik iltihabı gibi çeşitli solunum yolu rahatsızlıkları için kullanılabilir. Bazı etkileri için boyun ve göğüs bu yağ ile ovulabilir. Balgam söktürücü özelliği de vardır.
  • Doğal bir parfüm olarak kullanılabilir. Mükemmel kokusu sayesinde adeta bir parfüm özelliği vardır. Parfüm olarak kullanmak ve güzel koku yaymak için 2-3 damla yağı avuç içinize damlatın. Ellerinizi birbirine sürtün ve kıyafetinize yada cildinize sürün. Bu şekilde güzel kokabilirsiniz. Parfüm elde edilebilecek bir diğer yöntemde ise püskürtme yapabileceğiniz bir şişeye bir bardak su doldurun. Suyun içine 2 damla lavanta yağı damlatın. Püskürtme şişesini çalkalayıp püskürtebilirsiniz. Bu sayede güzel koku etrafa yayılacaktır. Sedir ağacı yağı gibi yağlarla birleştirerek de kullanabilirsiniz.
  • Dudak koruyucu olarak kullanılabilir. Güneş yanığı olmuş, çatlamış ve kurumuş dudaklar için de kullanılabilecek bir yağdır. Lavanta yağı, shea yağı, jojoba yağı ve hindistan cevizi yağı ile birlikte karıştırılarak kullanılırsa güneşin zararlı etkilerinde dudakları korur. Vücudunuzun diğer bölgelerini de güneş yanığından korumak için bu yağların karışımını kullanabilirsiniz. Güneş yanığından sonra cildin daha hızlı iyileşmesini sağlar, güneş yanıklarından sonra oluşabilecek kaşıntıyı ve yanmayı önler.
  • Mide bulantısını yatıştırır. Mideniz bulanıyorsa yada midenizin bulanacağını hissediyorsanız, yine bu yağı kullanabilirsiniz. Bunun için kıyafetlerinize birkaç damla lavanta yağı püskürtebilir yada bileklerinize bu yağdan sürebilirsiniz.
  • Kas ağrılarına fayda sağlar. Aynı zamanda romatizma, burkulmalar, sırt ağrısı gibi ağrılar için de faydalı bir yağdır. Düzenli şekilde masaj yapılarak kullanıldığında ağrıları hafifletir.
  • İdrar yollarına faydalıdır. İdrar üretimini uyarıcı etki yapmasından dolayı üriner sisteme de yarar sağlar. İdrar yolu enfeksiyonlarına iyi gelir. İltihabı azaltır.
Lavanta Yağı

LAVANTA YAĞININ SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Alzheimer hastalığının belirtilerini ve gelişmesini azaltıcı etki yaptığı gözlemlenmiştir.
  • Boğaz ağrısına iyi gelir.
  • İyi bir antioksidan kaynağıdır.
  • Kan basıncını düşürür, bu sayede tansiyonu düşürücü etkisi vardır.
  • Sindirim sistemini rahatlatır. Hazımsızlığı önler.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.

LAVANTA YAĞININ SAÇA FAYDALARI NELERDİR?

  • Saç dökülmesini önler. Erkeklerin saç dökülmesi için de kullanılabilecek bir yağdır.
  • Saçkıran için de kullanılabilecek bir yağdır. Özellikle sedir ağacı yağı, biberiye yağı, lavanta yağı ve kekik yağı karıştırılarak kullanılırsa saçkırana fayda sağlar.
  • Bitlenmeyi engelleyici özelliği de vardır. Lavanta yağının kokusu sayesinde bitler saçtan uzak durur. Yalnız çocuklar için kullanacaksanız öncelikle mutlaka bir doktora danışmalısınız. Erkek çocuklarda aşırı lavanta yağı kullanımının hormonal dengeyi değiştirdiğine dair söylemler vardır.
  • Kepekleri yok eder.
  • Saçların daha çabuk uzamasını sağlar.

LAVANTA YAĞI SAÇA NASIL UYGULANIR?

Lavanta yağının saça olan faydalarını görmek için; 3 damla lavanta yağı, 2 damla sedir ağacı yağı, 3 damla biberiye yağı, yarım yemek kaşığı jojoba yağı, 4 yemek kaşığı üzüm çekirdeği yağı, 2 damla kekik yağı bir kasede iyice karıştırılır. Bu karışımı saçınıza uygulamadan önce cildinizde küçük bir bölgeye sürün ve alerjik reaksiyon olup olmayacağını görün. Eğer alerjik reaksiyon olmadıysa, yağı masaj yaparak saç diplerinize uygulayın. Saçınıza havlu sarın ve 10 dakika bu şekilde bekletin. Haftada 4 gün bu uygulamayı yapabilirsiniz. Saça olan faydalarını tam görebilmek için bu uygulamayı 2 ay boyunca tekrarlayın.

LAVANTA YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

  • Yaşlanma karşıtı olarak kullanılabilir. Yaşlanma ile ortaya çıkan kırışıklıkların azaltılmasına fayda sağlar.
  • Yanıkların ve yaraların çabuk iyileşmesine yardım eder.
  • Egzama ve sedef hastalığı gibi cilt hastalıklarına yarar sağlar.
  • Akne ve sivilceleri yok edici etkisi vardır.

LAVANTA YAĞI NASIL KULLANILIR?

Lavanta yağı başka yağlarla seyreltilerek kullanılabilir. Saç için kullanımında saç derisine masaj yaparak kullanılırken, cilt için kullanıldığında boyun, göğüs veya bilekler ovularak kullanılır. Aynı zamanda su ve diğer yağlarla karıştırılarak parfüm olarak da kullanılabilir.

LAVANTA YAĞININ FİYATI NE KADARDIR?

Doğal lavanta yağı kullanmak bu yağın faydalarını arttırması açısından büyük önem taşır. Satın aldığınız ürün orjinal damgalı olmalıdır. Lavanta yağının fiyatı ortalama olarak 10 ile 40 TL arasındadır.

LAVANTA YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

Chia Tohumu Yağı

Omega 3 yağ asitlerini yüksek miktarda bulunduran bir yağdır. Omega 3 yağ asitleri ile birçok hastalığa karşı koruma sağlar. Chia tohumu yağının faydaları;

  • Yüksek oranda antioksidan maddeler ve esansiyel yağ asitlerinden alfa linolenik ve linoleik asit içerir.
  • A, B, D ve E vitaminlerinin yanı sıra, magnezyum, manganez, kükürt, demir, iyot gibi mineraller ihtiva eder.
  • Eklemlerin güçlenmesine fayda sağlar.
  • Göz kuruluğunu azaltır. Göz kuruluğu ile birlikte oluşan, gözlerde kaşıntı, yanma ve batma gibi durumlara da iyi gelir.
  • Kolesterolü düzenler.
  • Kan basıncını dengeler.
Chia Tohumu Yağı

CHİA TOHUMU YAĞININ SAĞLIĞA FAYDALARI NELERDİR?

  • Önemli miktarda omega 3 yağ asidi içerir. Omega 3 yağları, beyin hücrelerinin oluşumuna yardım eder. Beyin iltihabı oluşumunu azaltır. Bu durum hafızayı güçlendirir, bunamaya karşı koruma sağlar. Ruh halinin iyileşmesine katkı sağlar. Böylece depresyona yakalanma olasılığı düşer.
  • Kansere karşı koruma sağlar. Alfa lineik asit açısından zengin olması sebebiyle birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği vardır. 2013 yılında Journal of Molecular Biochemistry alfa lineik asitin meme kanseri ve rahim ağzı kanserine iyi geldiğini belirtmiştir.
  • Kalp sağlığını korur. İçeriğindeki omega 3 sayesinde kalp sağlığını koruyucu etkisi vardır. Günlük bir çay kaşığı chia yağı tüketilmesi kalp krizi ve felç riskini azaltır.
  • Önemli miktarda lif içeriği vardır. Lif, vücudun insülin düzeylerinin dengelenmesine yardım eder. Ulusal Sağlık Enstitüsüne göre, keten tohumu ve chia tohumu gibi tohumlar, yüksek lif içeriğine sahip oldukları için doğal kan şekerini düzenleyici etkiye sahiptir.
  • Sindirim sistemini düzenler. İçeriğindeki yüksek lif miktarı sebebiyle, bağırsak sistemine fayda sağlar. Bu sayede dışkılamayı kolaylaştırır ve sindirim sistemini  rahatlatır.
  • Bağırsaklara yarar sağlar. Chia tohumları midede jelatin benzeri bir madde oluşturur. Bu jel, chia tohumlarındaki lif maddesinden kaynaklanır. Prebiyotik olarak bağırsaktaki probiyotik bakterilerin büyümesini destekler.
  • Şeker hastalığına iyi gelir. Arjantin Üniversitesi ve Litoral Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından chia tohumunun şeker hastalığına olan etkisi ile ilgili bir çalışma yapıldı. Benzer şekilde Beslenme British Journal’da bu konu ile ilgili bir araştırma yayınlandı. Bu sonuçlara göre, alfa linolenik asit ve lif açısından zengin olduğu için, diyabete karşı koruma sağladığı belirtilmiştir.
  • Kemikleri korur. İyi bir kalsiyum kaynağıdır. Günlük önerilen kalsiyum tüketiminin %18’ini karşılar. Bu sayede kemik sağlığını korur. Kemik sağlığı için başka bir besin olan bor mineralini de içerir.
  • İyi bir protein kaynağıdır. Bu durum, kas oluşumunu destekler, kan şekerini seviyelerini dengeler. Aynı zamanda spor yaparken kaybedilen mineral maddelerin geri alınmasını sağlar.
  • Diş sağlığına iyi gelir. İçeriğindeki A vitamini, çinko, kalsiyum ve fosfor sebebiyle dişlerin yapısını korur. Özellikle kalsiyum dişlerin yapı taşı gibidir ve diş sağlığı için gereklidir. Çinko ise, diş plaklarını korur ve tartar oluşumunu önler. Aynı zamanda ağız kokusunu önleyen antibakteriyel bir etkisi vardır. A vitamini ve fosfor güçlü dişler ve sağlıklı bir ağız için önemlidir.

 

CHİA TOHUMU YAĞININ CİLDE FAYDALARI NELERDİR?

  • Kuru ciltleri nemlendirir.
  • Güneşin zararlı etkilerine karşı cildi korur.
  • Dudaklara yarar sağlar.
  • Yaşlanmaya karşı koruma sağlar.
  • Cilde parlaklık ve ışıltı verir.
  • Saç derisini besler. Bunun için saç kremine ilave edilerek kullanabilir.
  • İçeriğindeki antioksidan maddeler sayesinde, cildi onarır, cilt hasarını önler. Buna bağlı olarak da erken yaşlanma gecikir.
  • İçeriğindeki B3 vitamini ve çinko sayesinde tıkanmış gözeneklerin açılmasına yardım eder.

CHİA TOHUMU YAĞININ ZARARLARI NELERDİR?

Migrende kontrolsüz ve aşırı ağrı kesici kullanımının “İlaç kötüye kullanım baş ağrısı”na sebep olduğunu biliyor muydunuz?

Günlük baş ağrısının en sık görülen nedeni olan migren, yol açtığı dayanılmaz baş ağrıları ile hayatı zorlaştırırken; hastaları da sürekli ilaç almaya zorluyor. Öyle ki çoğu hasta bir uzmana danışmadan tanıdık tavsiyesiyle ağrı kesici alarak ağrıyı dindirmeye çalışıyor. Ancak geçmeyen migren ağrıları nedeniyle kontrolsüz alınan ilaçlar durumu daha da kötüleştirebiliyor. Ağrıyı kontrol altına almak amacıyla alınan fazla ilaçların “İlaç kötüye kullanım baş ağrısı” olarak tanımlanan bir durum oluşturduğuna dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Müge Koçak, “Akut ağrı tedavisinde alınan ilaçların çok sık kullanılmasına bağlı olarak baş ağrısı süreklilik kazanabiliyor, hatta dozu da artabiliyor. Yapılan araştırmalar, bu kişilerde ağrı kesici bırakıldıktan 2 ay sonra ağrının kesildiğini ya da ilk haline geri döndüğünü gösteriyor. Bu nedenle bilinçsizce ağrı kesici almak ağrıdan kurtulmak için doğru bir yol değil” diyor.

 

Tetikleyiciler kişiden kişiye değişiyor

Migren ağrılarından kurtulmanın doğru tedavi ile mümkün olabileceğine dikkat çeken Dr. Müge Koçak, “Ağrı kesiciler sadece migrenin şikayetini azaltıyor ancak tedavi sürecinde genel ilke hastaların ataklardan korunmasını sağlamak. Hastalar yaşam biçimini düzenleyerek ve tetikleyicilerden uzak durarak atakları azaltabilir. Bu nedenle kişilerin migrenini tetikleyen faktörleri bilmesi ve bunlardan uzak durması önemli. Ek olarak kişiye uygun bir ilaç tedavisine başlanmalı” dedi.

 

Migren ataklarına yol açan tetikleyiciler kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Kimi uyku ve yemek düzeni değişikliğinden, kimi yüksek sesten kimi ise keskin kokulardan sonra atak geçirebiliyor. Dr. Müge Koçak, “Stres, uyku ve yemek düzeni değişikliği, yüksek ses, keskin kokular, titreşen ışıklar gibi birçok çevresel faktör migren atağını tetikleyebiliyor. Bu nedenle hastaların kendisini dinlemesi ve hangi faktörlerin hastalıklarını tetiklediğini anlaması önemli. Bu değiştirilebilir faktörlere ek olarak değiştirilemeyen unsurlar da olabiliyor. Özellikle lodoslu havalar ve kadınlarda adet dönemi migren atağı şikayetlerini artırıyor” ifadelerini kullandı.

 

Bu yiyeceklerden uzak durun!

Migreni tetikleyen en önemli faktörlerden biri de beslenme şekli. Bazı besinler içeriğindeki maddeler nedeniyle atakları çok hızlı bir şekilde tetikleyebiliyor. Özellikle koruyucu madde bulunan et, sosisli sandviç gibi nitrit içeren; şarap, peynir gibi tiramin içeren ve çikolata, sarımsak, soğan ve kabuklu çerezler gibi feniletilamin içeren besinler bunların başında geliyor. Ek olarak alkol, tatlandırıcılar, turunçgiller, turşu ve sirke gibi yiyecekler de migreni tetikleyebiliyor. Bu besinlerden uzak durmanın migrenle mücadelede çok önemli olduğunu belirten Dr. Müge Koçak, “Bununla birlikte tamamen diyetten çıkarılsa bile diğer faktörler nedeniyle ataklar devam edebilir” şeklinde konuştu.

 

 

Günde 2-3 fincan kahve…

Migreni olan kişilerin en çok uzak durduğu besinlerin başında kahve geliyor. Ancak Dr. Müge Koçak sanılanın aksine az miktarda kafeinin, migren belirtilerini azalttığını belirtiyor. Hatta kafeinin migren tedavisinde ek olarak da kullanılabileceğini söyleyen Dr. Koçak, “Araştırmalara göre günlük 2-3 fincan kahveyi geçmemek şartıyla kafein alımı, baş ağrılarını azaltmakta yardımcı olabiliyor” dedi ve ekledi: “Tabii kafein miktarı artırılırsa, bir süre sonra rahatsız edici baş ağrılarının görülme riski de aynı oranda artıyor.”

 

İnatçı ağrılara botoks tedavisi!

Migrende ağrı ile baş etmeye yardımcı önleyici tedavilere de değinen Dr. Koçak, özellikle son dönemde kullanılmaya başlanan botoks uygulamalarının migren şikayetlerini azaltmada etkili bir yöntem olduğuna dikkat çekti. Özellikle muayenede servikal kas spazmı tespit edildiyse, migren ve gerilim tipi baş ağrılarında botoks uygulaması sıklıkla uygulanabiliyor. Migren tedavisinde rastlantı sonucu etkinliği bulunan botoks uygulaması; daha önce çok sayıda ilaç tedavisi görmüş ancak fayda görmemiş hastaların çoğunda 3-4 uygulamadan sonra etkili olmaya başlıyor.

 

 

Migren mi, baş ağrısı mı?

Dr. Müge Koçak, migren için belirleyici kriterleri şöyle sıralıyor:

 

  • 6 aylık bir zamanda en az 5 atak olması,

 

  • Baş ağrılarının birkaç saatle birkaç gün arasında sürmesi (4-72 saat),

 

  • Baş ağrısının orta şiddette veya çok şiddetli olması,

 

  • Fiziksel aktiviteyle ağrının kötüleşmesi,

 

  • Tek taraflı olması,

 

  • Zonklayıcı (pulsatil) karakterde ağrının görülmesi,

 

  • Baş ağrısının, bulantı veya kusma ile gürültü veya ışık hassasiyeti özelliklerinin en az biriyle ilişkili olması,

 

  • Hasta öykü ve muayenesinde başka bir baş ağrısı sebebi bulunmaması.

Uyku sorununun nedenleri nelerdir?

Uzmanlar iyi bir gece uykusu için yapmanız gerekenleri anlattı. Aşağıdaki makale uyku sorununuza çözüm getirebilir.

Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı, uyku hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

 

Uyku nedir?

Uykuyu bilimsel açıdan tanımlamak çok zor. 1950’lere kadar birçok insan uykunun günlük hayatımızın eylemsiz bir parçası olduğunu zannederdi. Ama şimdi uyku sırasında beynimizin çok etkin olduğunu biliyoruz. Dahası uykunun beden ve ruh sağlığımızı etkilediğinden eminiz.

Neler uykusuzluk yapar?

Nefes açıcı ilaçlar-spreyler, kafeinli içecekler, diyet hapları, hastalıklar, yatak odasındaki kötü koşullar…

Sigara olumsuz etkiler mi?

Hem de çok. Sigara tiryakileri genellikle tavşan uykusu uyurlar. REM uyku (göz hareketlerinin aktif olduğu uyku) miktarları azdır. Uyuduktan 3-4 saat sonra kanda nikotin miktarının kritik düzeyin altına düşmesi nedeniyle uyanırlar. Alkol de uykuyu bozar. Uykusuzluk çeken insanların çoğu sorununu alkolle çözmeyi dener. Ama bu yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır. Çok farkına bile varmadan alkolik olur! Oysa ki alkol sadece hafif uyku dönemini tetikler. Uykunun tamir işlevi olan diğer bölümlerinin miktarını azaltır.

 

İdeal uyku süresi nedir?

Yenidoğanlar genellikle 16 saat uykuya ihtiyaç duyar. Çoğu erişkinde 7-8 saat uyku yeterli olur. Genç erişkinler ortalama dokuz saat uykuya ihtiyaç duyarlar. Gebeliğin ilk 3 ayında, kadınların uyku gereksinimi artar. Normal süresinden çalınmış bir uyku miktarı, bir tür ‘uyku borcu’ yaratır. Vücut, eninde sonunda bu borcun geri ödenmesini ister. Uykunun yetersiz olması muhakeme yetisi ya da tepki süresini olumsuz etkiler. İnsanlar yaşlandıkça uyku süresi azalır ve uyku hafifler. 65 yaşın üstünde uykusuzluk sık görülen bir sorundur.

 

Ne zaman bir sorundan bahsedilir?

Eğer gün boyu uykulu bir şekilde dolaşıyorsanız ya da 5 dakikalık bir uzanmada bile hemen uykuya dalabiliyorsanız ciddi bir uyku sorununuz var demektir.

 

Uykusuzluk hangi sorunlara yol açar?

Uykuyla ilişkili sağlık sorunları hemen hemen tıbbın tüm alanlarını ilgilendiriyor. Örneğin felç ya da astım krizleri gündüz yerine gece ya da sabaha karşı uykuda daha sıktır. Muhtemel sebep uykuyla ilişkili olarak değişen kalp hızı ya da hormonal düzey değişiklikleridir. Uykusuzluk bazı epilepsi türlerinde nöbet gelişimini tetikler.

 

Grip sırasında neden uykulu oluruz?

Uykuyu düzenleyen sinir hücreleriyle bağışıklık sistemi arasında yakın ilişki var. Vücudumuz, bulaşıcı hastalıklarla mücadele ederken ‘sitokin’ adı verilen bazı kimyasallar üretir. İşte bu stokinler aynı zamanda güçlü uyku uyarıcılarıdır.

 

 

Ruhsal hastalıklarla uykusuzluk arasında ilişki var mı?

Ruhsal hastalıkların çoğunda uyku sorunları gelişir. Örneğin depresyon hastaları sabahın çok erken saatlerinde kalkar ve tekrar uykuya dalma isteklerine karşın genelde bunu başaramazlar. Alınan uyku miktarı, ruhsal hastalık belirtilerini şiddetini doğrudan etkiler. Manik depresif kişilerde uyku yoksunluğu manik dönemleri (saldırganlık ve aşırı aktivite) tetikleyebilir.

Uyku apnesi nedir?

Horlama sırasında solunum durmasıdır. Geceleri oksijensiz kalmak, sabahları baş ağrısına, gün boyu yorgun hissetmeye yol açabilir. Cinsel isteksizlik , bilişsel işlevlerin zayıflaması, kan basıncı artışı, kalp ritim düzensizlikleri gelişebilir. Uyku apnesi, felç ya da kalp krizi riskini belirgin biçimde artırır. Uykuda solunum durmasına bağlı ölüm nedenleri arasındadır. Tedavi edilmemiş uyku apnesi hastalarında trafik kazası yapma riski 3 kat artar.

 

Huzursuz bacak sendromu nedir?

Özellikle uyku sırasında bacaklara giren kramplar, uyuşmalar, çimdiklenmeler ve karıncalanma hisleridir. Hasta devamlı bacaklarını oynatma ihtiyacı duyar. Herhangi bir yaşta görülebilir. Kansızlık(demir eksikliği anemisi), gebelik ve şeker hastalığı bu duruma zemin hazırlar. Bir börokimyasal uyarıcı olan dopamin benzerlerinin verilmesiyle hasta rahatlar.

İyi bir uyku için yapılması gerekenler nelerdir?


Güzel bir uyku uyumanın 17 basit yolu

 

  • Gün içinde şekerleme yapıyorsanız 30 dakikayı geçmesin. Fazlası gece uykusunu olumsuz etkiler.

 

  • Yatmadan önce kafein, nikotin gibi uyarıcılardan uzak durun. Uykudan 2-3 saat önce yüksek proteinli bir atıştırmalık, 1 meyve yiyebilirsiniz. Bu yiyecekler uyku düzenleyici hormonların yakımını arttırır. Ancak uyku ritmini bozduğu için tahıl ve şekerden uzak durun. Yağlı, kızarmış, baharatlı, sirkeli, karbonatlı yiyecek ve içeceklerden de kaçının.

 

  • Egzersiz iyi bir uyku kalitesi sağlar. 10 dakikalık kısa bir bisiklet ya da yürüyüş bile gece uykusu kalitesini belirgin bir ölçüde artırır. Ancak yatağa gidiş döneminde yoğun egzersiz yapmayın.

 

  • Gün boyu doğal ışığa maruz kalın. Gece yatak odanız çok aydınlık olmasın.

 

  • Uyku öncesinde yararlı bir gevşetici alışkanlık edinin. Ilık duş, kitap okuma, hafif germe egzersizleri, meditasyon gibi…

 

  • Uyku öncesi aşırı duygusal konuşmalar ya da ortamlardan kaçının.

 

  • Çarşaf ve nevresiminiz uygun, yastık ve yatağınız rahat olsun. Yatak odanız sıcak hatta ılık değil serin olmalı. Vücudu uykuya hazırlayan işaretlerden biri de çevre ısısının düşmesidir.

 

  • Yatak odanızda televizyon, cep telefonu gibi ışık ve ses kaynakları bulunmamalı. Gerekirse koyu perdeler, pervane, hava nemlendirici düzenekler, kulak tıkaçları bulundurabilirsiniz.

 

  • Elektrikli herhangi bir alet size 1 metreden daha fazla yaklaşmasın. Gürültülü alarmlar kullanmayın. Vücutta beklenti anksiyetesi yaratırlar.

 

  • Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Yatağa mümkün olduğunca erken gidin. Saat 23.00 en idealidir. Çünkü 23.00 ile 01.00 arası adrenal sistemimizin yenilenme zamanıdır. Bu sırada uykuda olsanız iyi olur. Safra kesesi de bu dönemde zehirleri vücuttan atar. Uyanıksanız zehirler karaciğere geri döner.

 

  • Yatağa gidiş saatinizi değiştirmeyin. Sabah kalkmanız gereken saatte kalkın.

 

  • Yatak çorabı giyin. Ayaklar vücudun en çok üşüyen bölgesidir. Yatak çorabı giymek, gece uyanmalarını azaltır.

 

  • Yatmadan önceki son 2 saat içinde dünyevi işlerinizi tamamen unutun.

 

  • Gevşeme CD’leri dinleyebilirsiniz. Sizi rahatlatan ruhani uygulamalar ve okumalar, uyku öncesinde yararlı olur.

 

  • Mümkün olduğu kadar az ilaç kullanın. İlaçların çoğu uyku düzenini etkiler.

 

  • İdeal kilonuza inin.

 

  • Size dokunan, gaz yapan gıdalardan kaçının.

 

Yazı: Prof. Dr. Okan Bölükbaşı

 

 

Uyku ile ilgili bu önerilere kulak verin!

 

Fizyorem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Gülşen, günlük yaşamda ciddi şekilde bel-boyun ağrınız olsa bile iyi bir gece uykusuyla bu acının hafifleyeceği bilgisini verdi. Prof. Dr. Gülçin Gülşen, insan vücudunun uykuyla enerji topladığını ve kas-iskelet yapısının uykuda dinlenme sonrası iyileşme sürecini hızlandırdığını söyledi.

Yatak seçimi çok önemli

Yatağınız vücut ağırlığını desteklemeli, vücudun şeklini alacak kadar yumuşak olmamalı, ya da sert bir zemin gibi baskı yapmamalı, orta sertlikte bir yatak seçilmelidir. Yatak, iskelet sistemine uyumlu olmalı. Yatak tercihinde, zaman zaman popüler olan ürünlere değil, gerçekten sağlıklı olanlara itibar edilmeli. Yatak aksesuarlarına da aynı özen gösterilmeli. Yatak seçimini, tercih ettiğiniz markanın showroom mağazasında yatak üzerinde yatarak, sağa sola dönerek deneyerek yapın.

 

Yastık deyip geçmeyin

Gece boyunca boyun duruşunuzun doğru olması, iyi nefes alıp verme için en uygun yastığı seçmelisiniz. Yastık derken başınızı koyacak bir yastığın yanı sıra vücudunuzu, dizlerinizi destekleyen yastıklar da tercih edebilirsiniz. Amaç güzel bir uyku. Yastık seçiminde, yastığın boyun boşluğunu desteklemesine özen gösterilmeli. Boyun yüksekliği bireyden bireye değişeceği için yastık yüksekliği çok önemlidir. Yatış şekli boyun ağrılarında, sırtüstü ya da yan olmalıdır.

 

Meditasyon ya da zihni özgür bırakmak

Yatmadan önce rahat ve sakin bir ortamda basit bir meditasyonla zihninizi rahatlatabilirsiniz. Oksijenli bir ortamda uyumaya önem verilmelidir. Hayatınızdaki keyifli bir ana odaklanın ya da size mutluluk veren bir objeyi düşünün. Bir başkasının yapacağı minik bir masaj yine daha iyi bir uykuya sizi hazırlayabilir. Alınan önlemlere rağmen uyku bozukluğu mevcut ise, mutlaka profesyonel destek alınmalıdır. Uykunun derin aşamasına geçemeyen kişilerde bazı hormonlar yeterince salgılanamamakta ve kas spazmı gelişmekte, bu da boyundaki problemlere sebep olabilmekte ya da artırabilmektedir.

 

İdeal uyku pozisyonlarını deneyin

İdeal bir uykunun doğru pozisyonu var. Özellikle  yan şekilde, dizleri hafifçe karına çekerek yatılan pozisyonda omurga gerilimi düşürüyor ve rahat bir uyku sizi bekliyor. Yine uygun bir yastıkla boynu desteklemek, ayak bilekleri arasına kadar uzanan bir başka yastıkla karın bölgesi ve göğüs ağırlığını hafifletmek yapılması gerekenler arasında. Yana yatma pozisyonu rahat gelmiyorsa sırt üstü uyunabilir, burada da boyun altına iyi bir yastık seçimi, dizlerin altını hafif yükseltmek için küçük bir yastık koymak gerekir. Böylece bel üzerindeki basınç azaltılmış olur.

 

Yatarken yeme içmeye son verin

Eğer gece boyunca vücuttaki günlük faaliyetin devam etmesini istemiyorsanız yatmadan 2-3 saat evvel yeme-içmeyi bırakın. Günlük faaliyetten kastımız da vücudun enerji üretiminin sürmesi, sindirim sisteminin aralıksız çalışması, kalp gibi hayati organların dinlenmeye fırsat bulamaması. Gece boyunca uykunuzun bir kaç kez bölünerek tuvalet ihtiyacının belirmesi de rahatsızlık veren sonuçlardan. Dikkat edilmesi gereken bir başka konu ise yatmadan önce kafein içerikli ve alkollü içeceklerden uzak durulması.

 

Yazı: Prof. Dr. Gülçin Gülşen

 

Uyku sorunu olanlar hangi doktora gitmelidir?

Uykusuzluk, hastanelere giden hastalarda en çok karşılaşılan sorunlar arasında. Uyku bozukluğu için hangi doktora gidilir, uykusuzluğa hangi bölüm bakar, uykusuzluk için hangi doktora gidilir kafa karışıklığına yol açan bir problem.

 

Depresyon, hipnoz, fobi, kekemelik, stres, şizofreni, uyku bozukluğu, uykusuzluk gibi rahatsızlıkları olan hastalar Psikiyatri uzmanına gözükmelidir. Uykusuzluk sorunu olan kişilerdeki bu rahatsızlıklar vücutta geri dönüşü olmayan önemli yan etkiler meydana getirebilir. Bu sebeple Psikiyatri uzmanına gözükmek hayati önem taşımaktadır.

 

 

 

Uyku pozisyonunuz ilişkinize dair ne söylüyor?

Eskiden yaşlılara özgü dediğimiz birçok rahatsızlık şimdi 30 yaşımızda bile karşımıza çıkabiliyor. Peki ‘eskilerin’ sağlıklı kalmalarını sağlayan şeyler neler?

Metabolik hastalıklardan tutun da, strese bağlı rahatsızlıklara; 30’una gelmeden eklem rahatsızlıklarından mustarip olana, fıtıksız ofis çalışanına rastlamamak mümkün değil… E hiç sorgulamıyor musunuz, neden böyle oluyor acaba diye? Bununla birlikte, bir de bakıyorsunuz ki, anneniz ve hatta anneanneniz maşallah sapasağlam. Siz, modern bir çağda, tıp bu kadar ilerlemişken böyle hastalıklarla boğuşuyorsunuz da, onlar neden boğuşmuyorlar acaba? Şimdi şöyle bir geçmişe gittik, onların sağlıklı yaşam sırlarını araştırdık, işte 90 yaşında hala sağlıklı olmanın 4 püf noktası:

 

1. Genetikle birlikte, sağlığa önem vermek

Eski nesillerin bize göre genetik olarak daha şanslı olduklarını bilmek lazım. Kalp rahatsızlığı onların genetik dünyalarında sıklıkla karşılaşılan bir şey değil. Malum, kanser vakaları da sayılı bir süredir arttığı için artık genetik haritalarımızda yerini alıyor yavaş yavaş.

 

Ancak onların tek sırrı genetik olarak sağlıklı olmaları değil, sağlıklarının kıymetini de biliyor olmaktan geliyor. Bizim sağlığımızı bozmak için olmasa da, bozacağını bildiğimiz halde yaptığımız şeylerden uzak durarak yaşadılar. Zaten, şimdi sağlığınızla oynayan şeylerin çoğu, onların zamanında yoktu.  Modern zamanla birlikte gelen hastalıklardan kendimizi korumamız, fazlasıyla zor belki ama şu anda oturma bozuklukları yaşayan genç yaştaki insanlar, o yıllarda mümkün olmazdı bile. Çünkü oturma bozukluğu=bütün gün bilgisayar başında çalışmak, yetmezse evde de bütün gün aynı pozisyonda oturmak. (Hareketsizlik de önemli, kaçımızın hayatında yürüyüş her gün düzenli olarak yapılan bir şey ki!)

 

 

2. Beslenme

Bir başka sır da beslenme alışkanlıklarımızın inanılmaz ölçüde değişmiş olması. Burada modern dünyanın size fayda sağlamak yerine zarar vermesi, sizin de bunu seve seve kabul etmeniz durumu söz konusu oluyor aslında. Düşünün, bir köy yerinde doğal yiyecekten başka ne bulabilirsiniz. Yağın, sütün, yumurtanın, ekmeğin, bakliyatın ve dahi tüketilecek her şeyin doğal ve hormonsuz olanını tüketmek demek, sağlıklı bir yaşam için önemli temeller atmak demek!

 

Peki bizim heybemizde ne var; şeker, fabrikasyon gıdalar, içeriğinden emin olamadığımız bakliyatlar, sağlığından besleyiciliğinden emin olamadığımız et ürünleri… Üstelik ihtiyacımızdan fazlasını tüketiyoruz. Tabaklar büyük, porsiyonlar devasa. Sağlıksız olan şeylere bağlılığımız ise zaten aşikar.

 

90 yaşındaki dedeniz hala kilometrelerce yürüyebiliyor ama siz, iki merdiven çıkamıyor, tıkanıyorsunuz; tanıdık geldi değil mi?

 

3. Sosyal ve pozitif bir yaşam

Yaşlanmak, kafada başlayan bir iş. Şimdi, biraz basmakalıp gelecek kulağınıza ama insan hissettiği yaştadır. Uzun bir yaşamda, stres yoktur, gülücükler vardır. Bunda yaşadığımız hayatların da büyük etkisi var ancak şunu da bilmek lazım ki, stres modern çağın bir ürünü. Hep acelemiz var, hep… O yüzden de hep stresliyiz. Pozitif bir kafa yapısı, yaşınızı hep aşağıya indirir. Şu hiç yaş almayan eşe dosta bir sorun, her şeyi kendilerine dert ediyorlar mı bir bakın bakalım.

 

 

 

Bir kere zaten, sabah uyandığınızda aynaya bakıp “Çok şükür, bugün de uyandım, bugün hayatımın en harika günü olacak!” derseniz, o gün gerçekten de hayatınızın en harika günü oluverir. Bir deneyin!

 

4. Forma ve aktif kal!

Bu sonuncu sırra ermek çok zor. Vakit yok vakit! Egzersize, spora, hareketli bir yaşantıya vakit yok. Çünkü dedik ya, aceledeyiz hep.

 

Eskiden böyle miydi bilmem, şimdi hiç kimse yürümüyor bir yerden bir yere. En kısa mesafeye, taksi çağrılıyor. Halbuki eski insanların hayatında zaten mecburi bir hareket vardı. Acelesi olmayan insanların yakın mesafelere yürümesi kadar da doğal bir egzersiz yok.

 

Vakte ihtiyacımız olduğuna bizi kim inandırdı bilmiyoruz ancak, gün içerisinde cep telefonunuza ayırdığınız yarım saati, yürüyüşe ayırsanız, işte o aktifliği de formu da yakalamış olacaksınız. Üstelik “sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur!” Egzersiz sizi boş yere üzen düşüncelerden arındırır, enerjinizi doğru yerlere kanalize etmenizi sağlar. Sağlık da bütün bu aktivitelerin doğal sonucu olarak, sizi buluverir!

 

 

 

Gençlik iksiri niyetine besinler

Bu arada, genç kalma konusunda elinizden tutacak besinlerden de biraz bahsedelim. Birazdan bahsedeceğimiz 15 besin, düzenli tüketildiğinde yaşlanmaya çalım atıyor!

 

  1. Kuşkonmaz: Sağlıklı besinlerin içerisinde çok önemli bir yeri olan kuşkonmaz, enfeksiyon karşıtı bir besin ve aynı zamanda sindirim sistemi için oldukça faydalı.
  2. Avokado: Avokado yalnızca iyi bir kolesterol koruyucu değil, aynı zamanda kanserli ya da kanserli olma olasılığı olan hücreleri de öldürmekle görevli bir süper meyve!
  3. Reyhan: Karaciğer hücrelerini koruyan ve hastalıklara sebep olan bakterileri öldüren reyhan, düzenli olarak tüketilmelidir.
  4. Yaban mersini: Yaban mersini, kalp ve beyin hücrelerinin korunmasında yardımcıdır.
  5. Kahve: Günde iki fincan kahve tüketmek solunum yolu problemlerine ve kalp problemlerini azaltmaktadır.
  6. Siyah çikolata: Çikolata elbette ki ruh halinizi şöyle bir düzeltir ama bunlara ek olarak kalp sağlığınızı korur ve tansiyonunuzu düşürür.
  7. Sarımsak: Tamam, nefesinize pek iyi gelmediği doğru ancak damarlarınızın sağlığını arttırır. Doğal antibiyotik olarak da bilinir.
  8. Yeşil çay: Faydaları saymakla bitmez. Öncelikle sağlam bir antioksidandır, iştahınızı kapatır ve kilo vermenizi sağlar. Göğüs kanseri, prostat kanseri ve akciğer kanseri gibi hastalıkların tedavisinde fayda sağladığı bilinmektedir. Kötü kolesterolü de düşürmektedir.
  9. Lahana: Bir başka faydası saymakla bitmeyen besin daha! Kötü kolesterole birebir, cildin ve mukozalı yapıların nem derecesini arttıran, önerilen günlük K vitamini alımının 10 katına sahip olmasıyla bilinen bir iyilik bombası. A vitamini deposu… Ayrıca kolon kanseri, yumurtalık kanseri ve meme kanseri risklerini de düşürmesiyle bilinir.
  10. Zeytinyağı: Zeytinyağı kalbin korunmasında önemli rol oynuyor. İnme riskini düşürüyor ve kanserin çoğu türüne karşı etkin olarak görev yapıyor.
  11. Nar: Nar enfeksiyonlara karşı koruyucudur ve aynı zamanda kardiyovasküler sağlık için oldukça faydalıdır.
  12. Kekik: Kardiyovasküler rahatsızlıklardan ve kanser riskinden korumakla görevlidir.
  13. Ceviz: Nereden başlasak! Kalp sağlığına birebir, kötü kolesterolü düşürüyor, kan pıhtısını engelliyor, kemik sağlığını koruyor. Daha ne yapsın!
  14. Somon balığı: Omega 3 zengini, ayrıca körlüğe sebep olan maküler bozulmalarını da engelliyor.
  15. Yoğurt: Crohn hastalığı, bağırsak rahatsızlıkları yoğurtla engellenebiliyor. Ayrıca yoğurt iyi bakteri açısından oldukça zengin.

 

Evlendikten sonra bir çiftin seks hayatına ne olur? Kime sorduğunuza bağlı. İnsanların bu soruya verdikleri yanıtlar her türden – kimisi acı bir şekilde dürüst, kimisi ise samimi ya da şakacı. Neler söylediklerine bir göz atın.

 

 

1.       “Yine tüm nutellayı ve kahve kremasını bitirdiğini fark edene dek bir olasılık.”

2.       “Lunaparka gidip eşinizle parkta yalnız kalmak gibi.”

3.       “Karşılaşması zor olan.”

4.       “Evlenmeden önce nasılsa öyle; çoğunlukla kendim yapıyorum.”

 

 

5.       “Ne yapıyorsanız, o; haydi, biraz sorumluluk sahibi olun!”

6.       “Hız trenine binmek gibi. İyi bir sürüş; ama hiçbir zaman gerçek bir tehlike yok.”

7.       “Zamanlamayla ilgili: ya bebek yapmaya çalışırsın ya da yapmamaya.”

 

 

8.      “Mit.”

9.      “Tavanın boyanması gerektiğini fark etmek.”

10.   “Evlenmeden önceki ile aynı.”

11.   “Rutin.”

12.   “Bir öncelik. Bir randevu gibi düşünün ve ona zaman ayırın.”

 

 

13.   “Komik. Özellikle de uyku mahmuru bir çocuk tarafından bölündüğünde.”

14.   “İmkânsız. 6 çocuğumuz var.”

15.   “En sevdiğiniz dondurmayı istemek. Her seferinde ne ummanız gerektiğini biliyorsunuz.”

 

 

16.   “Ejderha görmek gibi!”

17.   “İNANILMAZ!”

18.   “Dondurma külahının dibine varıp çikolata olduğunu keşfetmek gibi.”

Onu bedeninize kazıttınız ama artık üzerinizde taşımak istemiyorsunuz. Kalıcı dövmenizi nasıl sildirebilirsiniz? Aklınızdaki soruların cevaplarını hazırladık.

Siz de büyük bir hevesle yaptırdığınız dövmenizden sıkıldınız mı? Üzülmeyin, çaresiz değilsiniz! Q-anahtarlı lazer sistemleri yüksek enerjili kısa atımları sayesinde ciltte iz bırakmadan ve çevredeki normal dokulara zarar vermeden dövmenin silinmesini sağlıyor. Bu uygulamalar uzman ellerde yapıldığında, dövmeleri etkin şekilde silerken, komplikasyon riskini de minimuma indiriyor.

 

Sembol, isim, harf veya bir deyim… Günümüzde oldukça trend olan dövme yaptırmanın nedeni çoğu zaman duyguları, yaşam tarzını veya kişilik özelliklerini dışa vurmak, kimi zaman ise vücutta oluşan bir izi veya lekeyi kamufle etmek oluyor. Büyük bir heves ve özenle yaptırılan dövmelerin hayat boyunca vücutta taşınması arzu ediliyor. Ancak kişisel, sosyal veya iş hayatında değişim ya da eşten ayrılık gibi çeşitli etkenler nedeniyle dövmelerden bir an önce kurtulmak da istenebiliyor. İşte bu noktada devreye giren Q-anahtarlı lazer sistemleri dövme silinmesinde güçlü bir seçenek oluşturuyor.

 

Çevredeki dokulara zarar vermiyor

Q-anahtarlı lazer sistemlerinde yüksek enerji tek bir güçlü kısa atımla hedefe (dövme pigmenti) veriliyor ve hedefte ısı yoluyla ani parçalanma oluşturuluyor. Çok küçük parçalara bölünen dövme pigmenti de vücudun bağışıklık mekanizmasında yer alan hücreler tarafından uzaklaştırılıyor ve yok ediliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, Q-anahtarlı lazer sistemlerinin sadece istenen hedefe yönelik lazer ışını vermeleri sayesinde çevredeki normal doku hasarının da en az düzeye indirildiğini belirterek, “Bu sayede istenmeyen yan etkilerin gelişmesi de büyük oranda önlenebiliyor” diyor.

 

Tüm renklerde kullanılabiliyor

Q- anahtarlı lazerlerin dalga boylarına göre farklı türleri mevcut. Bazıları siyah, mavi ve yeşil renkli dövmelerin silinmesinde etkili olurken, diğerleri ise kırmızı, turuncu ve sarı renklerde etkili oluyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz çok renkli dövmelerde işlemin etkili olabilmesi için birden fazla Q- anahtarlı lazer sisteminin seri seanslar halinde kullanılması gerektiğini belirtiyor. Siyah dövmeler genellikle çeşitli renklerdeki dövmelerden daha iyi yanıt veriyor. Aynı şekilde amatör dövmelerden profesyonel dövmelere nazaran daha iyi sonuç alınıyor. Eski dövmelerde de yeni dövmelerden daha başarılı sonuçlar elde ediliyor. Daha önce kimyasal peeling veya dermabrazyon ya da salabrazyon yöntemi uygulanmış dövmeler ise lazer uygulamasına daha dirençli oluyor ve dövmenin tam olarak silinmesi zorlaşıyor.

 

Seanslar hangi sıklıkta uygulanıyor?

Uygulama sırasında beklenen yanma, iğnelenme, sızlama veya ağrı gibi hislere tolerans kişiden kişiye değişiyor. Ağrıya toleransı olmayan kişilerde uygulamadan 30-60 dakika önce lokal anestezik kremlerle deri uyuşturuluyor. Seans aralıkları dövmenin büyüklüğüne, uygulama bölgesine ve renk çeşitliliğine göre 4-8 hafta; seans süresi 10-40 dakika, toplam seans sayısı ise 8-10 arasında değişiyor. Seans sonrasında ciltte sızlama hissi, kızarıklık, deri altı kanama, su kabarcığı oluşumu, kabuklanma ve geçici koyu lekelenme gelişebiliyor. Ancak bunlar iyi bir bakım ile zamanla geriliyor. Tecrübeli ellerde ve kişinin tüm önerilere uyması durumunda enfeksiyon, beyaz lekelenme ile kalıcı iz gibi yan etkiler son derece nadir görülüyor.

 

Güneşten korunmak çok önemli

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, tüm lazer uygulamalarında olduğu gibi Q-anahtarlı lazerde de işlemden 4 hafta önce başlamak ve son seanstan 2-3 ay sonrasına dek devam etmek üzere güneşten mutlaka korunmak gerektiğine dikkat çekerek, “Aksi halde kalıcı lekelenme gibi sorunlar gelişebiliyor ve seansları ötelemek gerekiyor” diyor. Bu amaçla yüksek koruma faktörlü (en az SPF 50) güneşten koruyucu kremleri günde birkaç kez tekrarlayarak kullanmak ve solaryumdan kaçınmak çok önemli.

 

İşlem sonrasında bunları yapmayın

 

  • Seans sonrasında oluşan su kabarcıklarını veya kabukları koparmayın, soymayın.
  • Seanslar sonrasında sıcak su, hamam, sauna, kese, lif, masaj ve bronzlaştırıcı krem kullanımı gibi uygulamalardan mutlaka kaçının. Seanslar sonrasında alacağınız banyo veya duşlar ılık-soğuk suyla olmalı.
  • İşlem sonrasında 1 hafta boyunca tıraş, yüzme, sıcak su havuzları ve aşırı egzersizden kaçınmanız da çok önemli.

 

Yazı: Prof. Dr. Emel Öztürk Durma

Evde peeling nasıl yapılır?

Cilt temizliği için harika bir tarifimiz var!

Tonlarca para döküp istediğiniz temizleme ürününü bulamıyorsunuz. Ürünler içindeki kimyasallardan dolayı ya cildinizi kurutuyor ya da alerjik etkileri oluyor. Her ne olursa olsun kimyasal bir ürünü her gün yüzünüze sürmenin çok da faydalı olmayacağı ortada. Bu sebepten doğal ürünler kullanarak cilt bakımızını yapabilir ve kimyasal ürün kullanımından kaçınabilrsiniz.

 

Hindistan cevizli cilt temizleyici nasıl yapılır?

Malzemeler

1 tatlı kaşığı karbonat

2 tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı

 

Hazırlanışı

Hindistan cevizi yağını karbonatla krem kıvamına gelecek şekilde karıştırın. Cam bir kavanozda muhafaza etmeye dikkat edin.

 

 

 

Kullanışı

Karşımı göz altı ve dudak çevresine gelmeyecek şekilde masaj yaparak yüzünüze sürün. 5 dakika bekletin. Yüzünüzü ılık suyla yıkarken masaj yapmaya özen gösterin. Yıkadıktan sonra nemlendirici sürmenize gerek yok. Hindistan cevizi cildinizi nemlendirecektir.

 

Karışımı kullanmaya başladıktan kısa bir süre sonra cilt tonundaki farklılğı ve akne izlerinin geçmeye başladığını farkedeceksiniz.

 

Doğal reçetelerden faydalanmayı ihmal etmeyin 🙂

Diş ve ağız temizliğine küçük yaşlarda başlanılması çok önemli. Çocukların erken yaşta diş hekimi ile tanışmaları, sonrasında diş hekimi korkusunun üstesinden gelmelerine de yardımcı oluyor. Süt dişleri nasılsa dökülecek yerine yenisi gelecek diye ilgilenilmiyor. Oysa süt dişlerinin sağlıklı olması ileride çıkacak olan sürekli dişlerin dayanıklılığını etkiliyor. Vaktinden önce kaybedilen süt dişleri, sürekli dişlerin sağlığını etkilediği gibi dizilimde de bozukluklara neden oluyor. Çocuklarda 3 yaşından önce diş macunu kullanımı tavsiye edilmiyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu konuyla ilgili görüşlerini aktarıyor.

SÜT DİŞLERİNİN ÖNEMİ Süt dişleri çocuğun düzgün beslenmesini sağlar. Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korur. Süt dişleri zamanından önce çekildiğinde, gelecek olan dişe ayrılmış yer de ortadan kalkar. Bu da kalıcı dişlerin olması gereken yerden farklı bir yere doğru yönelmesine ya da çıkamayıp gömülü kalmasına neden olur.

SÜT DİŞLERİNDE BULUNAN ÇÜRÜKLERİN TEDAVİSİ Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri; ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye sebep olur. Tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine ortam hazırlar. Bu nedenle süt dişlerinde bulunan çürüklerin “bu dişler geçici zaten yerine yenisi gelecek” şeklinde düşünülerek tedavisi ertelenmemelidir.

BEBEKLERDE AĞIZ BAKIMININ ÖNEMİ Bebekler ilk 4 ay anne sütü ile beslendikleri için ağız çevrelerinde yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimi sağlanacaktır. Anne sütünün yetersiz kaldığı durumlarda fizyolojik başlıklı biberon kullanılması önerilmektedir. Bebekler bir yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam etmelidir. Yalancı emzik kullanma, parmak emme gibi alışkanlıklara 2 veya 2.5 yaşına kadar izin verilebilir. Parmak emme alışkanlığı devam ettiği takdirde solunum problemleri ve çene gelişiminde sorunlar meydana gelir.

ÇOCUKLARDA NE ZAMAN DİŞ FIRÇASIYLA TANIŞMALI? Bebeğin ilk dişleri ağızda göründüğü zaman yani 6-8 aylıkken, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce dişleri temiz bir tülbent veya gazlı bezi ıslatarak silmek gerekir. Diş fırçası kullanımına çocuğun arka dişleri çıktıktan sonra başlanabilir. Okul öncesi çocukların diş fırçalama tekniği öğrenmesinden ziyade diş fırçalama alışkanlığı edinmesi daha önemlidir. Çocuklar genellikle görünen yerleri fırçalarlar. Çürük oluşumunun önlenebilmesi için özellikle ara yüzlerin ve çiğneyici yerlerin fırçalanması gerekir. Bu yüzden çocuklar dişlerini fırçaladıktan sonra anne babaların kontrol etmesi önemlidir.

DİŞ FIRÇASI SEÇİMİ Çocuklar için esnek, yumuşak, naylon kıllardan yapılmış diş fırçaları tercih edilmelidir. Sert kıllı fırçalar dişleri aşındıracağı için tercih edilmemelidir. Kılları aşınan, eskiyen fırçalar uzun süre beklenmeden değiştirilmelidir.

ÇOCUKLAR DİŞLERİNİ GÜNDE KAÇ KEZ FIRÇALAMALI? Sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce fırçalanması yeterli olacaktır. Etkili bir şekilde ve doğru fırçalama tekniği ile yapılması, bunun anne baba tarafından öğretilmesi çok önemlidir. Küçükken kazanılan alışkanlıklar ileriki yaşamlarında önemli bir yere sahip olur.

NE ZAMAN DİŞ MACUNU KULLANILMALIDIR? Doğumdan üç yaşına gelene kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmemektedir. 3 yaşından sonra kullanım sağlanabilir. Fakat bunda da belirli hususlara dikkat etmek gerekir. Diş macunu 3-5 cm değil, bir nohut tanesi kadar fırçanın üzerine konulmalıdır. Bu miktar dişlerin fırçalanması için yeterlidir. Düzenli diş fırçalama alışkanlığına edinen çocuklar, ileride sağlıklı dişlere sahip olacaktır.

kaynak:hürriyetaile.com

Bel fıtığı tedavisinde kulaktan dolma bilgilerle doğru sanılarak yapılan; aslında hastanın iyileşme sürecini uzatan yanlışları Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Akbaşak’tan öğrendik… Yanlış:Sert yerde yatmak bel ağrılarına iyi gelir.

Doğru:“Sert yer” betimlemesi ortası çökmeyen bir yatak anlamına gelir. Yatar durumdaki insan vücudunun en ağır bölümü bel ve karın bölgesidir. Dolayısı ile ortası çöken çok yumuşak yataklarda omurga yatar pozisyonda iken bel bölgesinden bükülme eğilimi gösterir. Bu da ağrıya neden olur. Ancak bazı kişiler taş, ya da tahta zemin üzerinde yatılması gerektiğine inanırlar ki bu yanlış ve gereksizdir.

Yanlış:Mutlaka sırt üstü yatılmalıdır.

Doğru: Aynı pozisyonda yatmak kişileri yorabilir ve rahatsız edebilir. Sırt üstü yatılması şart değildir. Hastaların en rahat ettikleri pozisyonda yatmaları uygundur.

Yanlış: Ameliyatın ardından hiç kalkmadan minimum 20 gün yatak istirahati gerekir.

Doğru: Hastalar genellikle anestezinin etkisi geçtikten sonra ya da en geç ameliyatın ertesi günü ayağa kaldırılırlar. Ameliyattan sonra devamlı yatılması gerekmez ve uygun değildir.

Yanlış: Mümkün olduğunca hareket etmekten kaçınılmalıdır.

Doğru: Ameliyat sonrasında hastalar 7-10 gün arasında bedeni fazla zorlamadan normal yaşamlarına dönebilirler.

Yanlış: Sürekli korse takmak gerekir.

Doğru: Bel korseleri uzun süre kullanıldıklarında bel kaslarının görevlerini üslenerek bu kasların yumuşama ve zayıflamalarına yol açarlar. Bel ağrısı çeken hastalarda, tam tersine, bu kasların kuvvetli olması gerekir. Bu nedenle bel fıtığı ameliyatlarından sonra, füzyon operasyonu yapılan ameliyatlar dışında, korse kullanımını önerilmez.

Yanlış:Yumuşak koltukta oturmak bele iyi gelir.

Doğru:Tam tersi, yumuşak koltuklara oturup kalkmak zor olduğundan sert koltuk ya da sandalyeler önerilir.

Yanlış:Bel çektirme, bel fıtığı tedavisinde kullanılması gereken bir yöntemdir.

Doğru:Bel çekilmesi tıbbi eğitimleri olmayan kişilerce yapılan ve hiçbir faydasının olmamasının yanı sıra ciddi sakatlıklara yol açabilen bir yöntemdir. Kesinlikle önerilmez.

Yanlış:Bele bağlık bağlama, bardak çekme, masaj gibi yöntemler uygulanabilir.

Doğru:Masaj, bel fıtığı dışındaki bazı kas spazmlarında faydalı olabilir. Ancak, kesinlikle eğitimli kişiler tarafından yapılmalıdır. Diğer yöntemler ilkel uygulamalar olup aynı bel çekme gibi zararları olabilecek girişimlerdir.

Yanlış:Fizik tedavi çok önemlidir.

Doğru:Bel fıtığı dışındaki ameliyat gerekmeyen bel ağrılarında fizik tedavi yardımcı olabilir. Ancak, bir Beyin Cerrahı tarafından ameliyat önerilen hastalarda fizik tedavide ısrar etmek; bulgu ve yakınmaların artmasına neden olabilen zaman kayıplarına yol açar.

Yanlış:Fizik tedavide ağrı olursa tedavi bırakılmalıdır. Doğru:Fizik tedavi seansları sırasında hastaların durumları fizik tedavi hekimlerince yakın olarak gözlenmeli ve tedavi süreci ona göre ayarlanmalıdır.

Yanlış:Bele iğne yapılması bel fıtığı için yararlıdır.

Doğru:Bel fıtığı omurlar arasındaki özel kıkırdağın dışarı çıkıp bacağa giden sinirleri sıkıştırması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Dolayısı ile belden yapılan iğnelerin beldeki bu probleme hiçbir faydası yoktur.

Yanlış:Bel fıtığı ameliyatı çok riskli bir ameliyattır.

Doğru:Her ameliyatın riski vardır. Bu nedenle bel fıtığı ameliyatının da riskleri vardır. Her olayda olduğu gibi, gerekli önlemler alınarak bu riskler minimuma indirilir. Bel fıtığı operasyonunun riski yaşamda her an karşılaşılma olasılığı bulunan diğer risklerden fazla değildir.

Yanlış:Bel fıtığı ameliyatları genel anesteziyle yapılmalıdır.

Doğru:Bu ameliyatlar özel durumlarda spinal anestezi adı verilen yöntemlerle de yapılabilir. Ancak hastanın genel anestezi almasında sakınca olmayan durumlarda bu yöntem uygulanmalıdır.

Yanlış:Sadece bel ağrısı belirtisi bel fıtığı ameliyatı için yeterlidir

. Doğru:Bel ağrısının birçok nedeni olabilir. Bel fıtığı bunlardan sadece bir tanesidir. Ayrıca, sadece bel ağrısı ameliyat için yeterli neden olmayabilir. Bel fıtığında ameliyat kararı muayene bulguları ve görüntüleme yöntemlerinin de desteklediği durumlarda verilir.

Yanlış:Bel fıtığı en çok kadınlarda görülür.

Doğru:Bel fıtıkları genellikle bedenen çalışan ve mesleği gereği ağır yük kaldıran insanlarda daha sık görülür. Bu nedenle kadın-erkek ayrımı yapmak çok uygun değildir.

Yanlış:Aşırı kilolu kişiler bel fıtığı ameliyatı olamazlar.

Business. Young businesswoman with backache. Woman with back pain isolated on white. Long working hours and health.

Doğru:Doğal olarak, aşırı kilolu insanların ameliyatları hem cerrahlar hem de hastalar için daha zorlayıcıdır. Ancak gerektiği durumlarda kilo göz önüne alınmadan bu ameliyatlar yapılır.

kaynak:hürriyetaile.com
l

Sağlıklı ve normal bir menstrual döngünün nasıl olması gerektiğini bilmek, menstruasyon dönemi sağlığımız için ilk adımdır. Menstruasyonumuz fiziksel olarak aylık kanamanın ötesinde aslında genel sağlığımızın da yansımasıdır. Sağlığımız yerindeyse menstruasyonumuz da düzenli, sorunsuz, semptomsuz ve akışkandır.

 

Optimal döngü uzunluğu 25-35 gün arasıdır. Menstruasyon dönemi ise normal koşullarda 3-7 gündür. (5 gün ideal kabul edilir.)

 

Foliküler faz

Foliküler faz, mensinizin ilk günüdür ve yumurtlamadan bir gün öncesinde biter. Uzunluğu değişkendir ama doğurgan bir döngü için en az 11 gün sürmesi gerekir.

 

  • Foliküler fazınız kısaysa ya östrojen eksikliği ya da progesteron fazlalığı yaşıyor olabilirsiniz.

 

  • Foliküler fazınız uzunsa, yumurtlamanın gecikmesine sebep olacak şekilde östrojen fazlalığınız olabilir.

 

Yumurtlama

Yumurtlama mutlaka döngünün 14. gününde olacak diye bir kural yoktur. 12-17 günler arasında herhangi bir yerde olabilir ve beslenme şekliniz ve stresin bundaki etkisi büyüktür.

 

Luteal Faz

Luteal faz, yumurtlamanın hemen ertesi günü başlar ve mensinizin başlamasından bir gün öncesine kadar devam eder. 10-14 gün sürmesi beklenir ama 14 güne yakın olması en idealidir.

 

  • Bu faz fiziksel olarak 16 günden daha fazla sürerse ya hamilesinizdir ya da yumurtlamıyorsunuzdur.

 

  • Faz 10 günden daha az ise o zaman muhtemelen Luteal Faz Defekti yaşıyorsunuzdur. (Ya da döngünüz 24 günden kısa ise) LFD, döngünüzün yumurtlamadan sonraki 2. yarısının hamile kalmak ya da hamileliği sürdürmek için fazla kısa olması demektir ve düşük progesteron seviyesinden kaynaklanmaktadır.

 

Peki ya kanamanız?

Kanamanız hafif başlayıp sonradan yoğunlaşabilir, ardından orta seviye bir kanamaya dönebilir ve sonra da yoğunluğu iyice hafifleyip bitebilir. Veya yoğun başlayıp ardından kademe kademe yoğunluk azalarak devam edip bitebilir.

 

  • Eğer kanamanız yoğun, koyu renkli ve pıhtılı ise bu genelde yüksek östrojen seviyesine işarettir. Östrojen fazlalığından dolayı aynı zamanda memelerde gerginlik ve hassasiyet, yoğun kanama, ağrılı mens, akne, baş ağrıları, migren ve PMS yaşayabilirsiniz. Stres, kan şekeri dengesizlikleri, kabızlık, uyku sorunları, aşırı kilo ve hareketsizlik östrojen fazlalığının sebeplerinden sayılabilir.

 

  • Siyaha yakın koyu renk ise genelde bedenin doğum kontrol ilaçlarıyla aldığı sentetik hormonları işleme çabasından kaynaklanabilir.

 

  • Koyu renkli kanamalar mensinizin başında ya da sonunda oluyorsa büyük ihtimalle rahminizin pozisyonuyla alakalıdır. Rahminiz öne doğru yatmış ve fleksiyon halindeyse rahminiz bundan önceki menslerinizde kanın tamamını boşaltamadığından bir miktarı hala içerde kalmıştır ve onu atmaya çalışıyordur.

 

  • Eğer kanamanız çok hafif ve çok açık renkli ise östrojen seviyenizin az olduğunun göstergesi olabilir. Bu durumda ise vajinal kuruluk, düşük libido, saç dökülmesi ve incelmesi yaşabilirsiniz. Stres, aşırı yoğun egzersiz, sigara, fazla soya ürünü tüketimi buna sebep olabilir. Aynı zamanda hareketsizlik, yanlış duruş ve oturuş da bu durumu etkileyen diğer nedenlerdir.

 

Şurupsu parlak, canlı bir renk ise ideal ve olmasını istediğimiz kanama rengidir. 3-5 gün boyunca sürer ve yukarda sayılan semptomların hiçbiri yoktur.

 

Ancak ne yazık ki hormonal dengesizlikler, yaşamın getirdiği stresler, çevresel toksinler, yanlış beslenme, kimyasallar, ilaçlar, duruş ve oturuş bozuklukları, hareketsiz yaşamlar ve kültürel koşullanmalar türlü jinekolojik rahatsızlıklara yol açıp, menstrual döngülerimizin duygusal, içgüdüsel ve enerjetik zenginliğine ulaşmamızın önünü kesip, döngülerimizi keyifle karşılamak yerine sıkıntı, ağrı ya da acı içinde geçirmemize veya doğurganlıkla ilgili sorunlar yaşamamıza sebep oluyorlar. Bu etkenleri değiştirmek üzere hayatımıza uygulayabileceğimiz düzenlemelerle bu süreci normal ve sağlıklı geçirmek oldukça mümkün.

 

Herkese sağlıklı menstrual döngüler dilerim.

 

 

Gizem Onay Colleththayat.com

Hamilelikte mineral takviyeleri

Anne karnında sağlıklı gelişim için beslenme önemli!

Hiç kuşkusuz, her anne ve baba adayı sağlıklı bir bebek sahibi olmayı ister. Bazı vitamin ve minerallere vücudun ihtiyacının arttığı bir dönem olan hamilelikte, anne adayının beslenme çantasında neler olmalı? İşte sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilmek için anne adaylarının beslenme programının olmazsa olmazları…

 

Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, “Annenin beslenmesi, döllenmeden başlayarak gebelik boyunca, bebeğin gelişimi ve sağlığı üzerine etki ediyor. Bu nedenle, annelerin dengeli beslenmeye ve bazı özel takviyeleri almaya özen göstermeleri gerekiyor. Bu takviyelerin başında; folik asit, demir ve kalsiyum geliyor.” diyor.

 

 

Hamilelikte folik asit kullanımı

Folik asit desteği, hamilelik planlı ise öncesinde, planlı değilse öğrenildiği anda alınmaya başlanıyor. Kan yapımı için gerekli olan ve özellikle sinir sisteminin oluşumunda rol oynayan folik asit, bebeğin ilk üç ayındaki organ gelişimini destekliyor. Folik asit, hamilelikten önce 400 mikrogram, hamilelik döneminde günlük 600 mikrogram dozunda alınması gerekiyor.

 

Folik asit; koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, tam tahıllı ürünler (ekmek, kahvaltılık gevrek ve makarna), turunçgiller, kuşkonmaz, kuru yemişler, bezelye, kuru fasulye, börülce, nohut,  ve mercimekte bulunuyor.

 

Folik asit içeren 10 yiyecek

+11

Hamile misiniz? Ya da hamile kalmayı mı planlıyorsunuz? Folik asit alımınıza çok dikkat edin. İşte size hamilelikte ve öncesinde yemeniz gereken folik asit bakımından çok zengin 10 yiyecek…

 

Hamilelikte demir kullanımı

Demir, annenin kan yapımı için olduğu kadar, bebeğe transfer edilecek demirin karşılanması için de alınması gereken desteklerin başında geliyor. Günlük demir ihtiyacı 27 mg olan hamileliğin ilk aylarında hafif demir takviyesi (30mg/gün), daha sonra ise kan sayım değerlerine bakılarak 60-120 mg/gün demir kullanılabiliyor.

 

Demir; kırmızı et, hindi, kuru kayısı, tam buğday ekmeği, yumurta, soya, kuru fasulye, bezelye, mercimek, nohut, bakla, domates, patates, üzüm, kuru yemişler ve ıspanak gibi besinlerde bulunuyor.

 

Demirin emilmesi için vücudun C vitamini ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. C vitamini; narenciye, kivi, çilek, yeşil biber ve brokoliden alınabiliyor.

 

 

Hamilelikte kalsiyum kullanımı

Yeterli kalsiyum alımı da anne adayının beslenmesinde büyük önem taşıyor. Diyetle yeterli kalsiyum alınmaması halinde, bebeğin ihtiyacı olan kalsiyum anne iskeletinden çözülerek sağlanıyor. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg olan hamilelik döneminde kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, soya fasulyesi, balık, tam tahıllı kahvaltılık gevrekler, şalgam ve badem anne adayının beslenmesinde vazgeçilmezler arasında yer alıyor.

 

 

Hamilelikte vitamin ve mineral takviyelerine neden ihtiyaç duyuluyor?

Op. Dr. Gonca Saraç, hamilelikte folik asit, kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor ve çinkoya olan ihtiyacın arttığına dikkat çekiyor.

 

Bu dönemde vücudun bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacı artmasa da, eksik beslenme nedeniyle günlük gereksinimin altında kalması da sorun olabiliyor.

 

Örneğin vejeteryan olan kişilerde; demir, magnezyum eksikliğinin yanı sıra D vitamini ve B12 vitamini eksikliği de görülüyor. D vitamini eksikliği anne adayında gebelik zehirlenmesi (toksemi) ve kemik erimesi gibi problemlerin yanı sıra bebekte; düşük doğum kilosu, kalsiyum düşüklüğüne bağlı havale nöbetleri, kalp yetmezliği ve kemik hastalıklarının görülmesine neden olabiliyor.

 

 

Bu nedenle hamilelik için standart bazı takviyelerden söz etmek mümkün olsa da kişiye özel ihtiyaçların göz önüne alınması oldukça önemli.

 

Çoğul gebelik, genç annelik, sık doğum, önceden mevcut olan hastalıklar, yetersiz beslenme, düşük kilo gibi nedenler hamilelik döneminde özel bir beslenme programı uygulamayı gerektiriyor.

 

Ancak ihtiyaç duyulan tüm vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz kullanılmaması gerektiğini de belirtmekte fayda var.

hthayat.com

Büyüme ve gelişimin yavaşlaması, ciltte döküntüler, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi pek çok rahatsızlığa yol açabilen çinko eksikliği, hamilelikte de tehlikeli olabiliyor. Teşhis, tedavi ve önlemleri yazımızda.

Özellikle hamilelik döneminde ihtiyaç duyulan minerallerden biri olan çinkonun, insan vücudu için önemi ve eksikliğinde ortaya çıkan sağlık sorunları ancak 1960’lı yılların başında ortaya çıktı. Büyüme ve gelişimin yavaşlaması, ciltte döküntüler, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi birçok hastalığa yol açan çinko eksikliğinin tedavisi mümkün. Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy hamilelerde çinko alımının önemini anlatıyor:

 

Hamilelikte çinko neden gerekli?

Çinko, proteinlerin ve hücre zarının yapısında yer alan minerallerden biri. Bununla birlikte, genlerin sorumlu olduğu proteinleri üretmesi üzerinde de etkili. Ayrıca vücudumuzda yeterli miktarda çinkonun bulunması 100’den fazla enzimin sağlıklı ve düzgün bir şekilde işlevini yerine getirebilmesini sağlar.

Eksikliği ise proteinlerin dengelenmesini sağlayan hücrenin işlevinin bozulmasına ve hasar veren durumlara karşı hassas hale gelmesine yol açar.

 

Hamilelikte çinko eksikliği nelere sebep oluyor?

İnsan vücudu için çinkonun ne kadar önemli olduğu genetik bir hastalık olan Acrodermatitis Enteropatica’nın keşfedilmesinden sonra ortaya çıktı. Hastalığın seyrinde çinko emilimi ve dolaşım bozukluğu görülür.

Geçmişte bu hastalığa yakalanan çocuklar erken yaşlarda kaybediliyordu. Fakat hastalığın ve nedeninin keşfinden sonra tedavi, çinko takviyesiyle kolayca yapılabiliyor.

 

Aşırı derecede çinko eksikliğinde ortaya çıkan sorunlar şunlar:

 

  • Çocuklarda büyüme ve gelişimin yavaşlaması ya da tamamen durması
  • Cinsel gelişimin gecikmesi
  • Ciltte döküntüler
  • Şiddetli ishal
  • Bağışıklık sistemi bozuklukları
  • Yara iyileşmesinde gecikme
  • İştahsızlık
  • Tat alma duyusunda bozulma
  • Gece körlüğü
  • Gözün kornea tabakasında şişme ve bulanıklaşma
  • Davranış bozuklukları

 

Sıralanan çinko eksikliği belirtileri neredeyse sadece Acrodermatitis Enteropatica hastalığında görülür. Aldığı besinlerden yeteri kadar çinko alamayan kişilerde bu belirtilere rastlanmazken, kronik ishal ve şiddetli çinko eksikliği durumlarında yukarıdaki belirtiler ortaya çıkabilir.

 

Kimler için daha önemli?

  • Yenidoğanlar ve çocuklar
  • Hamile ve emziren anneler (Özellikle 20 yaşından küçük anne ve anne adayları)
  • Çeşitli nedenlerle ağızdan beslenemeyip hastane koşullarında damardan beslenmesi gereken kişiler
  • Anoreksiya Nevroza gibi şiddetli beslenme bozukluğu olan kişiler
  • Çölyak hastalığı ya da kısa bağırsak sendromu gibi hastalığı olanlar
  • Crohn ya da Ülseratif Kolit gibi kronik bağırsak hastalığı olanlar
  • Alkolikler
  • Orak hücreli anemi adı verilen kan hastalığı olanlar
  • 65 yaş üstü kişiler
  • Vejetaryenler
  • ”Hamilelikteki yaşanan çinko eksikliği, bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkiler. Ayrıca bebeğin ”Nöral Tüp Defekti” olma riskini de artırır. Bunu önlemek için beslenmenize dikkat etmelisiniz.” 

    Çinkonun hamilelikteki önemi

    Hamilelik döneminde vücudun çinko ihtiyacı artar. Bu dönemde yeterli miktarda çinko almanız, DNA ve protein yapısında önemli rol oynar. Bundan dolayı hücre yapımının son derece hızlı olduğu hamilelik döneminde, çinko alımı çok derece önemlidir. Hamile olmayan 19 yaşından büyük bir kadının günlük çinko gereksinimi günde 8 mg’ken hamilelikte bu oran 11 mg’ı bulur. Emziren bir annenin günde 12 mg çinko alması gerekir. Kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen, hamilelikte çinko eksikliğinin erken doğum ve düşük doğumla ilgili
    olabileceğini gösteren çalışmalar mevcut.

     

    Çinko hangi besinlerde var?

    Çinko en çok et ve deniz ürünlerinde bulunur. Çinko açısından en zengin besin maddelerinin başındaysa istiridye gelir. Fakat hamilelikte çiğ istiridye ve diğer deniz kabuklularının yenilmesi tavsiye edilmediğinden çinko gereksiniminizi diğer gıdalardan karşılamalısınız. Vejetaryen beslenen kadınların hamilelik döneminde yeterli çinko alamama olasılığı var. Bu gibi durumlarda çinkoyla desteklenmiş mısır gevreği, müsli gibi gıdaların tüketilmesi yararlı olabilir.

     

     hthayat.com

 

 

Kendinizi küçümsemeyin, daha fazlasını hak ettiğinize inanın.

Uzakdoğu felsefesindeki pozitif yaklaşımları hayatınıza katın. Her sabah doğan güneş gibi, gününüzü enerjik ve mutlu yaşamak için önerilerimize göz atın.

1. Net düşünce

Bulanıklığa son! Biz, ne düşünüyorsak oyuz. Bizi biz yapan her şey düşüncelerimizden doğar, tüm dünyamızı düşünerek yaratıyoruz.
“Sorunlarıma dair çözümleri artık daha çabuk buluyorum. İçimdeki sesi dinliyor ve kendi gücüme güveniyorum. Hayatımdaki her taşın zamanı geldiğinde yerine oturacağını biliyorum.”

2. Harekete geçme gücü

Bilge kişi yoğun konsantrasyon ve sıkı çalışmayla kendine fırtınaya karşı korunaklı bir ada yaratır. Bunu siz de yapabilirsiniz.
“Uzun süredir üzerimde sadece yük gibi taşıdığım bir işi bugün halledeceğim. Sonunda kendimi ne kadar iyi hissedeceğimi şimdiden sezebiliyorum.”

3. Kendi içine dönüş

Kendinize uygun yol arkadaşı bulamadığınız durumlarda, bir beceriksizle birlikte yol almaya razı gelmek yerine yolunuza yalnız başınıza devam etmeyi tercih edin.

 

“Yalnız kalmak beni korkutmuyor. Aksine, bunu içgüdülerimi geliştirmek ve ufkumu genişletmek için önüme gelen bir fırsat olarak değerlendiriyorum. İçsel huzurumu buluyorum.”

 

4. Kendini bilme

Hiçbir fırtınanın kayaya zarar verememesi gibi, bilge kişiye de sözler tesir etmez. Onu ne övgü ne de yergi etkiler.
“Biri beni eleştirdiğinde derin bir nefes alarak gevşiyor, yanlışa düşmeden kendi yoluma devam ediyorum.”

5. Değişim cesareti

Bir savaşçı, isterse binlerce kişiyi yenmiş olsun, kendi kendini yenemediği, kendine galip gelemediği sürece zafer kazanmış sayılmaz.

 

“Bugün, uzun zamandır beni rahatsız eden bir alışkanlığımdan vazgeçme yolunda adım atmaya karar verdim.”

6. Kendine değer verme

Kendinizi küçümsemeyin, daha fazlasını hak ettiğinize inanın. Damlaya damlaya nasıl göl oluyorsa, bilge kişi de kendini o şekilde yavaş yavaş iyilikle dolduracaktır.
“Hayatım bir nehirle birlikte akıyor. Bugün gelecekle ilgili tüm olumsuz düşüncelerimi o nehrin suyuna bırakıp yüzmeye devam ediyorum.”

7. Duygu paylaşımı

Diğer canlılar da sizden farklı değil. Onların da tek amacı mutlu olmak. Bunu bilen kişi başka canlılara kesinlikle kötülük yapamaz ve bu sayede kendi mutluluğunu yakalamayı başarır.

 

“Bugün bütün ilgimi şu ana kadar önemsemediğim bir insana yönelteceğim.”

 

8. İç huzuru

Nahoş durumlara tahammül etmeyi öğrenin.

 

“Bugün anlaşmazlıkları çatışmaya dönüştürmeyeceğim. Sınırlarımı kendim çizeceğim, ama sakince.”

hthayat.com

Sabahları kalkmakta zorlananlardan mısınız? O zaman bu ipuçları sizler için…

Yataktan kalkamadığınız için yine işe geç mi kaldınız? Rahat ve sıcak yatağınızdan kalkmakta zorlanıyorsanız, hızlı bir şekilde uyanmanıza yardımcı olacak bazı ipuçları veriyoruz…

 

Sağlığınızın değerini bilin

Sabah nasıl uyandığınızın sağlığınızla bir ilişkisi olabilir. Belki de daha iyi bir diyet ve egzersiz planına ihtiyacınız vardır. Eğer uyanmakta zorlanıyorsanız, bilmediğiniz bir uyku apneniz olabilir. Eğer her şeyi doğru yaptıysanız, uzman görüşü almak için mutlaka doktora gidin.

Başucunuzda içecek bulundurun

Sabah uyanır uyanmaz içtiğiniz bir bardak su sizi uyandıracaktır. Yatağınızın başında bulundurduğunuz kafeinli bir içecek, sizi yataktan çıkaracak yollardan biri olabilir. Ancak bunun sağlıklı bir öneri olduğunu söyleyemeyiz.

 

Çalar saatinizi farklı bir yere koyun

Çalar saatinizi yatağınızdan uzak bir yere veya kapınızın dışına koyarsanız, bu sizi uyandırmak için zorlayıcı bir sistem olabilir.

 

Yanıp sönen bir çalar saat alın

Işık saçarak yanıp sönen bir çalar saat ya da radyolu çalar saatler, sabahları daha aydınlık, parlak ve müzikli bir güne daha kolay uyanmanızı sağlar. Belli bir süre sonra rahatsız edici sesler sizi artık uyandırmayacaktır.

 

Yataktan kaldıracak uygulamaları indirin

Vücut hareketlerini algılayabilecek bir program indirin. ‘SpinMe Alarm Clock’ uygulaması sabahları zor uyananlar için bir çözüm olabilir. Bu program yalnızca yatağınızdan kalktığınız zaman ya da iki kere dönerseniz kapanıyor.

Bir önceki gece kafein ya da alkol içmeyin

Vücudun kafein ve alkolü dışarı atması biraz zaman alır, bu nedenle daha iyi bir gece uykusu için, bu sıvıları bir gece önce içmekten uzak durun.

 

Kokulu tuzlar koklamayı deneyin!

Kokulu tuzlar veya uçucu yağlar insanları yüzlerce yıl canlı tutmak için işe yarıyor. Bunun için sevmediğiniz bir kokuyu duymanız gerekmiyor. Sizi canlandıracak bu kokuları yatağınızın başucuna koyarak başlayabilirsiniz. Greyfurt ya da nane işinizi görebilir.

 

Kendinizi eğitin

Uyanmak için kendinizi zorlamak yerine, birkaç egzersiz uygulayarak vücudunuzun hemen harekete geçmesini sağlayabilirsiniz. Kendinizi iyi hissedene kadar bunu günde iki defa tekrarlayın. Bu ipuçlarını yaptığınız halde hala zamanında uyanamıyorsanız, belki sabahları hızlı uyanamamanızın başka nedenleri olabilir.

hthayat.com

Dünyada ilk kez erkekler için medikal bir doğum kontrol yöntemi geliştirildi. Hindistan’da 13 yıldır araştırılan Risug adlı doğum kontrol jeli, onay aşamasına geldi.

Tüm dünyada yılda yaklaşık 10 milyar dolar değerinde doğum kontrol hapı satılıyor ve 3,5 milyarlık da prezervatif satışı yapılıyor. Buna karşılık doğum kontrol yöntemlerinin araştırılmaya başlandığı çağlardan beri, erkeklerde doğum kontrol hapı gibi işlev sağlayacak bir ürün geliştirilmemişti. Dünya tarihinde ilk kez, erkeklerin de geçici olarak doğurganlıklarını yitirmesini sağlayan bir uygulama, nihayet Hindistan’da hayata geçirildi.

 

İngiliz Independent gazetesinde yayınlanan habere göre, Hindistanlı 76 yaşındaki biyomedikal mühendisi Sujoy Guha tarafından geliştirilen yöntem, testislerdeki spermi taşıyan damarlara yoğun kıvamlı bir jel şırınga ediliyor. Jelin en büyük özelliği pozitif yüklü olması, bu sayede negatif yüklü spermlerin üzerinde tampon etkisi göstererek spermlerin dölleme yeteneğini ortadan kaldırıyor.

 

 

Bir kez enjekte edildikten sonra yıllarca etkili olan jel, doğum kontrolünden vazgeçildiğinde ikinci bir iğneyle etkisizleştirilerek spermlerin normal işlevlerine geri dönmesi sağlanabiliyor ve jeli kullanan erkekler, sağlıklı bir şekilde gebelik oluşturabiliyorlar.

 

13 yıldır sürdürülen çalışmaların sonunda Risug’un hiçbir yan etkisinin olmadığı tespit edildi ve şu anda proje, sağlık yetkililerinden onay alma aşamasında. Doğum kontrol hapı üreticilerinin pazarlamaya yanaşmadığı ürünün 2 yıl içinde piyasaya çıkması hedefleniyor.

hthayat.com

 

Prof. Dr. Temel Yılmaz, mutlu olmanın doğal yollarını anlattı.

Sizin de dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Son zamanlarda yolda karşılaştığımız, restoranda otururken göz göze geldiğimiz, alışveriş merkezinde yürürken izlediğimiz hemen herkes gergin, huzursuz ve mutsuz. Bugünlerde en çok gereksinim duyduğumuz şey artık mutluluk. Neden ciddi, asık suratlı, gülmeyi unutan insanlar olduk, bunun analizini bilimcilere bırakıp beyinde mutluluk hissini oluşturan, duygu durumunu etkileyen şifrelerden bahsetmek istiyorum.

 

Mutluluğun resmi çizilebilir mi?

Nâzım Hikmet’in o güzel şiirinde Abidin Dino’ya sorduğu gibi, mutluluğun resmi çizilebilir mi? Biyokimyacılar artık bu resmi çiziyor. Bize mutluluk hissini veren, ruhsal durumumuzu dengeleyen, yaşama bağlayan hormonun adı “serotonin”. Serotonin, beyinde ve sinir hücrelerinde elektriksel sinyaller taşıyan bir nöron aktarıcısı; mutluluğun bir göstergesi, bir resmi. Serotonin kanda artınca beyindeki sinyal sistemleri hızlanır, başka bir deyimle, beyin faaliyetleri daha aktif hale geçer.

 

Sabah, gün ışığıyla birlikte beyinde serotonin düzeyi yükselmeye başlar, merkezi sinir sistemi ya da kısa adıyla beyin vücudu uykusundan uyandırır, diğer hormon sistemleri aktive olur ve hayat başlar. Akşam olup hava kararınca serotonin hormonu azalmaya başlar, uyku hormonu devreye girer. Uyku hormonunun adı “melatonin”. Yattığımızda deliksiz, dinlendirici bir uyku ancak melatonin hormon salgısıyla olur. Gece artık rüya görmeye başladığımız derin uyku (REM evresi) serotoninin en çok azaldığı, melatoninin en çok arttığı saatlerdir. Daha sonra sabaha karşı melatonin yavaş yavaş azalır, serotonin artar ve vücut tekrar uyanmaya başlar.

 

Kapalı havada niye mutsuz oluruz?

Kış günleri, kapalı, karanlık havalar genellikle bizi mutsuz eder, daha depresif, daha gergin oluruz. Kuzey ülkelerinde, İsveç, Norveç, Finlandiya’da kışın geceler uzundur, yılın neredeyse 6 ayı karanlıktır. Ve yapılan istatiksel çalışmalar dünyada intihar oranlarının en yüksek olduğu ülkeler olarak kuzey ülkelerini gösterir. Peki, kuzey ülkeleri dünyada hayat standartları en gelişmiş, yaşam koşulları kolay, daha refah bir toplum olmalarına rağmen insanlar neden intihar eder?

 

Toplum bilimcilerinin bunu açıklayacak birçok yorumu olabilir, ama şurası kesin ki, karanlıkta mutluluk hormonu yani serotonin salgısı baskılanıyor, insanlar daha mutsuz, daha enerjisi düşük ve yaşamdan kopuk oluyor. Güneş ışığı serotonin salgısını uyarıyor, artırıyor ve daha pozitif aktivite için bir enerji yüklüyor. Bu nedenle güzel ve güneşli bir günde insanlar kendilerini daha enerjik ve mutlu hisseder. Depresyon ile serotonin arasındaki ilişki üzerine birçok çalışma yapılmış ve makale yazılmış. Hemen tüm çalışmalarda ortak görüş; depresyonda kandaki serotonin hormonunun düşük olduğu yönünde.

 

Vücutta serotonin salgısının azalması 3 nedenle olabilir: Beyin hücrelerinden serotonin üretiminin azalması, serotoninin bağlandığı reseptörlerin sayısının ya da aktivitesinin azalması ve serotoninin yapısında kullanılan “triptofan” isimli maddenin azlığı. Her 3 durumda da insanlarda depresyon, obsesif bozukluk, anksiyete, panik, hatta aşırı sinirlilik oluyor. Olayın başka bir boyutu da depresyonun kendisi de vücuttaki serotonin düzeyini azaltıyor. Bu nedenle depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçlar, kandaki serotonin düzeyini artırmaya yönelik ilaçlar. Yapılan çalışmalar, kadınların serotonin eksikliğine erkeklerden daha fazla duyarlı olduğunu gösteriyor. “Biological Psychiatry” Dergisi’nde, serotonin yapımında önemli rolü olan triptofan maddesini kanda azaltarak serotonin salgısının baskılandığı durumlarda erkeklerin daha sinirli ve agresif olduğu ancak depresyona girmediği, ama kadınların duygu durumlarının kolayca depresyona doğru kaydığı gösterilmiş. Belki de bu nedenle kadınlar, kapalı havalardan daha fazla etkileniyor, daha mutsuz oluyor.

 

 

İnsanlar mutsuzken neden daha çok yemek yer?

Araştırmalar gösteriyor ki, mutsuzluk, üzüntü ve depresyon iştahı artırıyor, tatlı isteğini tetikliyor, buna karşılık mutluluk hormonları iştahı azaltıyor, yemek hissini baskılıyor. Serotonin, gün ışığı ve iştah ilişkisini araştıran ilginç bir çalışma var. Araştırma çok katlı bir plazada, beyaz yakalı, masa başı çalışanlarının ağırlıklı olduğu bir iş merkezinde yapılıyor. Plazanın 2 katında çalışanlar çalışma için denek, diğer 2 katındaki çalışanlar ise kontrol grubu kapsamına alınıyor. Tüm katlara içinde çikolata, gofret gibi şekerli gıdaların olduğu otomatlar konuluyor ve 1 ay boyunca çalışanların otomattan çikolata, gofret vb. tüketimi izleniyor. 1 ay sonra plazanın 2 katının aydınlatma sistemi değiştiriliyor ve gün ışığına eşdeğer şekilde artırılıyor, diğer 2 katın aydınlatması aynı bırakılıyor. Bir ay sonra görülüyor ki, gün ışığına eşdeğer olarak aydınlatılan 2 kattaki çalışanların tatlı tüketimi yarı yarıya azalmış. Bu araştırmadan sonra yeni konsept olarak çalışma ortamı iş aydınlatmaları gün ışığına eşdeğer olarak artırılıyor. İnsanlar ışığın az olduğu ortamlarda, kışları serotoninin azaldığı durumlarda daha depresif oluyor ve daha fazla tatlı tüketiyor. Ruhsal durum ile iştah arasında da doğrusal bir ilişki var. Ruhsal durum iyi olduğunda iştahın azaldığı, moralin daha bozuk ve depresif olduğu günlerde iştahın ve tatlı isteğinin arttığı biliniyor.

 

Mutluluğu doğal yollarla yakalamak için yapılması gerekenler

1- Gün ışığı, mutluluk hormonunu artırır. Gün ışığında daha fazla kalın, çalışma ortamınızı gün ışığına eşdeğer aydınlatın. Yapılan çalışmalar, gün ışığının D vitamini artırdığı, D vitamininin de serotonin yapımında rol oynadığı biliniyor. Teknolojinin gelişiminin, insanın doğal yaşamını olumsuz etkilediği, insanların daha fazla kapalı alanlarda kaldığı ve depresyonun da buna paralel olarak artması sürpriz değil. Fırsat buldukça dışarı çıkın, kapalı ortamlarda kalmayın.

 

2- Egzersiz ve spor, serotonin yapımını artırır. Düzenli egzersiz yapın. Hayatınıza her güne aktivitenizi artıracak bir program koyun. Haftada 3 gün ağır bir spor yapmak yerine haftanın her günü küçük açık hava yürüyüşleri yaparak serotonin düzeyinizin daha fazla artmasını sağlayabilirsiniz. Hareketsiz bir yaşam mutluluk hormonunu azaltır, depresyona eğilime iter. Bu nedenle depresyonun en iyi ilacı, dışarı çıkmak ve yürümektir.

 

3- Stresten uzak durun, stres serotonini azaltıyor. Stres oluşturan her şeyi mümkün olduğu kadar yaşamınızdan uzaklaştırın ya da azaltmanın yollarını arayın.

 

4- Uzun açlık, dengesiz beslenme, şok diyetler, tek gıda rejimleri serotonini baskılar ve mutsuzluk verir. Yapay tatlandırıcılar, kafein kullanımı da serotonin düzeyinin azalmasına neden olur. Bunlardan uzak durun. Diyet yapacağım diye depresyona girmeyin.

 

5- Düzenli olarak B6 ve B12 vitamini ve folik asitten zengin gıdalarla beslenin. B6 vitamini, serotonin ve diğer sinir ileti ağlarındaki iletişimi sağlayan maddelerin yapısında bulunur. B6 vitamini tahıllar, ceviz, bezelye, patates, brüksel lahanası, muz ve avokadoda yüksektir. B12 vitamini ve folik asit, serotonin yapımında birlikte rol oynar. Kırmızı et, karaciğer, yumurta, peynir ve keten tohumu B12 vitamini açısından zengindir. Yeşil yapraklı sebzeler, tahıllar, bezelye ve brokolide folik asit oranı yüksektir.

 

6- “Triptofan”dan zengin yiyeceklerle beslenin. Triptofan vücudun temel aminoasitlerinden birisi ve serotonin yapımında çok önemli rol oynuyor. Süt, peynir, yoğurt, yumurta, kırmızı et, soya fasulyesi, kuruyemişler, badem, triptofandan zengin. Portakal, mandalina, domateste de triptofan yüksek. Her gün mutlaka bu yiyeceklerden biraz alın.

hthayat.com

 

Göl fobisi diye bir fobi olduğunu biliyor muydunuz? Peki kendi vücutlarından korkan insanların varlığından haberdar mıydınız? İşte birbirinden ilginç fobiler…

Böcek, örümcek, köpek, balon, palyaço fobilerini duyduğunuzu biliyoruz fakat bu fobileri bildiğinizi hiç sanmıyoruz. İşte az bilinen fobiler…

 

Limnofobi

Düşünün, sessiz sakin bir yerde; göl kenarında oturmuş rahatlıyorsunuz… Ne kadar huzur verici değil mi? Yalnız göl fobiniz yoksa! Evet, bazı insanların göl fobileri var.

 

Chirofobi

Tüm fobilerle başa çıkılması çok güçtür ve bu fobiler hayatı oldukça zorlaştırır. Ancak chirofobi olan kişilerin hayatı sandığınızdan daha da zordur. Çünkü bu fobiye sahip olan insanlar, kendi vücutlarından korkarlar.

 

Rhytifobi

Bu dünyada en az bilinen fobilerden biridir ve genellikle bu fobi kadınlarda vardır. Bu fobiye sahip olanların korktuğu şey ise kırışıklıklardır…

 

Barofobi

Barofobi gerçekten çok nadir ve enteresan olan fobiler arasındadır. Bu fobinin temelinde ise yer çekim vardır. Enteresan değil mi? Yer çekimi olan bir ortamda yaşayıp yer çekiminden korkuyoruz…

 

 

Logizomechanofobi

Dünya değişiyor, buna bağlı olarak insanoğlu yeni fobiler ediniyor… Bu fobiye sahip kişiler bilgisyarlardan korkuyor. Her şeyin neredeyse teknolojiyle yürüdüğü dünyada bilgisayarlardan korkmak çok zor değil mi? Bu fobiye sahip insanlar bilgisayarlı ortamlarda geriliyor ve korkularına hakim olamıyorlar.

 

Theofobi

Bu fobiye sahip insanların korkusu Allah…

 

Peladofobi

“Erkeklerin, en çok korktukları şeylerden biri nedir?” diye sorsak ne dersiniz? Peladofobi erkeklerin en yaygın korkularından biri olan kellik fobisidr.

 

Chaetofobi

Peladofobinin aksine bu korkuya sahip olanlar saç ve kıllardan korkuyorlar.

 

Kleptofobi

Bu fobinin geldiği kökü tahmin edebiliyorsunuzdur. Edemiyor musunuz? Kleptomani desek… Bu fobiye sahip insanların ortak korkuları, hırsızlardır. Bir hırsızın kurbanı olmaktan fazlasıyla korkarlar.

kaynak:hthayat.com

 

Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı bahar yorgunluğunu şöyle anlatıyor:

 

“Mevsim geçiş dönemlerinde sürekli değişen hava şartları, insan sağlığı ve günlük hayat temposunu etkiler. Bahar ayları havadaki pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkilere neden olur. Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken; negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesinde ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili olur. Bu dönemde vücudun daha aktif olmasını sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın; kişide vitamin eksikliği ve beslenme bozukluğu varsa, vücut buna uyum gösteremez ve yorgunluk hissi artar. Bahar yorgunluğu dediğimiz şey de tam olarak budur.

 

Bahar yorgunluğu uzun sürerse…

 

Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanır. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekir. Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında gelir. Yorgunluk uzar ve kişinin gündelik işlevlerini bozacak hale gelirse ya da okul veya işyerindeki performansı engelleyecek boyuta ulaşırsa bu durumu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekir. Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü vardır; ancak bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da söz konusu olabilir. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gereklidir. Uzun süren yorgunluklarda, depresyon, kaygı bozuklukları, demans ( bunama), eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp araştırılması gerekir.”

 

Yazı: Prof. Dr. Birsel Kavaklı

 

Bahar yorgunluğunun belirtileri nelerdir?

 

Dahiliye Uzmanı Dr. Sertuğ Akkorlu, bahar yorgunluğunun belirtileri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

 

Bahar aylarında en sık alerjik reaksiyonlar, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, romatizma, solunum yolu hastalıkları ve mide rahatsızlıklarının artış gösterdiğine dikkat çeken Dr. Sertuğ Akkorlu, bazen bu uyum sürecinin çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle zor geçebildiğini söyledi. Dr. Akkorlu “Mide yanmaları, psikolojik bunalımlar, çarpıntı, kas yorgunluğu ve uykuya meyil gibi şikayetler; uyum döneminde en sık karşılaşılan fiziksel şikayetler arasında yer alıyor. Güneş ışınlarını hissetmeye başladığımız şu günlerde, bol bol güneşlenmenin fiziksel sağlığımız kadar, gri kış günlerinin bunalttığı ruh sağlığımız açısından da oldukça faydalı olduğunu söylemek kuşkusuz yanlış olmaz” dedi.

 

Bahar yorgunluk nedenleri nelerdir?

 

Her yorgunluğu bahara bağlamanın doğru olmadığını vurgulayan Dr. Akkorlu, genel olarak kronik yorgunluk, mutsuzluk yorgunluğu ve mevsimsel değişikliğe bağlı yorgunluklar olmak üzeri üç tip yorgunluktan bahsetti. Bu üç tip yorgunluğun birbirinden çok farklı nedenlere dayandığını belirten Dr. Akkorlu, “Etrafımızda sıklıkla yorgunluktan şikayet eden insanlarla karşılaşmak mümkündür. Bazı insanlar eklem ağrıları gibi fiziksel bir halsizlikten bahsederken bazılarının da, psikolojik anlamda, ne yaparsa yapsın dinlenemediği sonucuna ulaşabiliriz” diye konuştu.

 

Yazı: Dr. Sertuğ Akkorlu

 

Bahar yorgunluğunu atmak için neler yapmalı?

 

Diyetisyen Olcay Barış, baharı zinde geçirmemiz için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları anlattı.

 

Bahar yorgunluğu ile baş etmenin öncelikli yolu bilinçli beslenmekten geçiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Olcay Barış baharı zinde geçirmeniz için beslenmemizde dikkat etmeniz gereken noktaları anlattı.

 

Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın

Sabah kahvaltısı bahar mevsiminde çok daha önemli bir hale geliyor. Güçlü bir kahvaltı hem zindelik hem de mutluluk veriyor. Yağlı, ağır bir kahvaltıdan kaçınarak sofranızda mevsim sebze ve meyvelerine bolca yer verin. Özellikle içerdiği C vitamini açısından zengin olan kırmızı biber ve tüm yeşillikleri kahvaltı tabağınızda bulundurun.

 

Su içmek için susamayı beklemeyin!

İlkbaharda günlük tüketilen su miktarını biraz arttırmak, vücut direncinin sağlanması ve toksinlerin atılması için oldukça faydalı. Bu yüzden günde en az 2-2.5 litre su içmeyi ihmal etmeyin. Tuz alımını azaltmak da ödemin azalması için oldukça önemli. Bunun için çeşni ve baharatlarla beraber limon ve sirkeyi kullanabilirsiniz.

 

Kuruyemişlerle ara öğünlerinizi renklendirin!

Özellikle fındık, badem ve ceviz içerdikleri E vitamini, lif, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri nedeniyle yorgunluğun düşmanı olan besinler. Günde 10 fındık veya 6-8 adet badem ya da 2 adet ceviz tüketmek, baharı enerjik geçirmeniz için gerekiyor. Ancak yüksek enerjileri nedeniyle bu besinleri daha fazla tüketmeyin.

 

Probiyotik etkisi ile kefiri unutmayın!

Kefir, içerdiği probiyotik bakteriler ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bahar yorgunluğunu kolay atlatmanızı sağlıyor. Her gece bir bardak kefir tüketmeniz bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir.

 

Koyu yeşil yapraklı sebzeleri gün içinde mutlaka tüketin!

Potasyum ve folik asit açısından zengin olan koyu yeşil yapraklı sebzeler yorgunluğu önleyip, baharı enerjik geçirmenize yardımcı oluyor. Her öğünde mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzelere yer vermeyi ihmal etmeyin.

 

Tam tahıllar her öğünde bulunmalı!

Tam buğday, çavdar ve yulaf gibi tam tahıl ürünlerini zengin lif içerikleri, kan şekerini düzenlemeleri ve yüksek oranda B vitamini içermeleri nedeniyle baharda en yakın dostunuz olması gereken besinlerden. Her öğünde sofranızda tam tahılları besinlerin olmasına özen gösterin.

 

Yemeklere acı kırmızıbiber serpin

Acı kırmızıbiberin içindeki ‘capsacin’ adlı madde damakta endorfin salgılamasını sağlıyor. Malum, endorfin hormonu da insana mutluluk veriyor.

 

Tatlılara el sürmeyin

Pasta, kek ve bisküvi gibi besinleri mümkün olduğunca tüketmeyin. Bu ürünlerde bolca bulunan basit şeker, kan şekeri seviyenizin birden yükselmesine yol açıyor. Ardından kan şekeriniz yükseldiği gibi hızla da düşüyor. Pankreas da bunun sonucunda yüksek dozda insülin salgılayarak kendinizi iyice bitkin hissetmenize neden oluyor.

 

Antioksidanlarla bağışıklık sisteminizi güçlendirin!

C vitamini- Günlük bir adet orta boy kivi C vitamini gereksinimini karşılıyor. Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, ahududu ve kuşburnunda var. Serbest radikallere karşı savunma mekanizmasını geliştiriyor.

E vitamini – Günlük 1 avuç fındık E vitamini ihtiyacının büyük çoğunu karşılıyor. Ayçiçek yağı, zeytinyağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türlerinde bulunuyor. Hem erkekte hem de kadında kalp krizi riskini azaltıyor, birçok kanser türüne karşı da vücudumuzu koruyor.

A vitamini- Günlük 1 adet havuç A vitamini ihtiyacını karşılıyor. Havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli, karaciğer ve domateste bulunuyor. Bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlıyor.

 

Bitki çaylarını ihmal etmeyin!

Aşağıda yer alan bitki çaylarından günde bir fincan içmeniz, bahar yorgunluğunu atlatmanıza yardımcı olacaktır.

 

Ekinezya: A, C ve E vitaminleri bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırıyor.

 

Kuşburnu: A, B1, B2, C, E ve K vitaminlerinin yanı sıra mineraller, özellikle fosfor ve potasyum bakımından zengin. Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcı olan kuşburnu C vitamini zenginliğinden ötürü vücudun gelişmesini düzenliyor ve bahar yorgunluğuna bire bir geliyor.

 

Adaçayı: Güçlü antioksidan özelliğinin yanı sıra A, B ve C vitaminleri içeriyor. Özellikle dolaşım, sindirim sistemi ve hafıza üzerinde olumlu etkileri var. Adaçayı bahar aylarında etkili olan yorgunlukla baş edebilmek için birebir.

 

Yazı: Diyet Uzmanı Olcay Barış

 

harda enerjinizi yüksek tutacak öneriler

 

Psikiyartist Dr. Bora Telaferli: “Verimli bir hayat bahar yorgunluğunu engelliyor” diyor.

 

Baharın gelmesiyle birlikte insanların birçoğu sabahları ya erken uyanıyor ya da yataktan kalkmak istemiyor. Adeta uzun ve yorucu bir günün nasıl geçeceği düşüncesi, kişinin gün boyunca kendini yorgun, bitkin ve keyifsiz hissetmesine neden oluyor. Bahar yorgunluğunun bir hastalık değil, doğal bir süreç olduğuna dikkat çeken Neolife Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bora Telaferli, “Doğa uzun bir kışın ardından uyanmaya başlarken, insanların buna direniyor olması tezat bir durum teşkil ediyor. Oysa gündüz ve gece gibi mevsimler de bir döngü içinde birbirini izliyor ve her canlı, bu döngüye uyum sağlamaya çalışarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki, metabolizmanın bu duruma uyumu bir anda gerçekleşmiyor, belli bir zamana yayılıyor. Vücudun biyolojik saatinin yeni durumlara uyumunda proteinler, vitaminler, mineraller, hormonlar, ışık ve uyku gibi birçok faktör rol alıyor. Vücut, kış ve bahar aylarında farklı bir tempoda çalışıyor ve bu geçiş döneminde organizma önceliklerini değiştirerek yavaş yavaş temposunu yükseltiyor ve belli bir süre ihmal ettiği serotonin gibi hormonları daha fazla üretiyor. Ancak bu dengelerin sağlanması birkaç haftayı alabiliyor. Bu doğal sürece, vücudun ritmini bozan yaz saati uygulaması da eklenince, bahar aylarındaki yorgunluk hissi zirve noktasına ulaşıyor” diyor.

 

Genel olarak kendine iyi bakan, üretken ve tatminkâr bir yaşam süren kişilerin bu döneme uyum sağlaması için özel bir şey yapmasına gerek yok. Bahar yorgunluğunu yoğun olarak yaşayan kişiler için öneriler…

 

  • Beklentiniz olsun, planlı yaşayın, sabah sizi yataktan çıkmaya ve bir an önce güne başlamaya davet edecek nedenleriniz olsun.

 

  • Program yapın ve size eşlik edecek kişileri programınıza dâhil edin.

 

  • Düzenli spor yapmaya özen gösterin.

 

  • Bedeninizi çalıştırın, çalışmaya alıştırın ki ruhunuz tembellik istese de, bedeniniz sizi harekete geçirsin.

 

  • Sanata, müziğe, ilgi alanlarınıza zaman ayırın. Siz de kendi üretimlerinizi başkaları ile paylaşın.

 

  • Sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmeye dikkat edin.

 

Unutmayın! Bahar yorgunluğu denilen bu durumu atlatabilmek için, her bahar olduğu gibi birkaç tembellik gününün ardından sokağa çıkmak ve doğanın uyanışına yakından tanık olmak enerjinizi artırmak için yeterli olacaktır.

 

Yazı: Psikiyatri Uzmanı Dr. Bora Telaferli

 

Bahara özel beslenme önerileri

 

Anadolu Sağlık Merkezi Tamamlayıcı Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bahar aylarında enfeksiyonlarla baş edebilmek için bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Bunun için günde en az 5 porsiyon olmak şartıyla meyve ve sebze tüketimini artırmak, yeterli vitamin ve mineral alımı için çok önemli” açıklamasında bulundu.

 

Bahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek çok önemli. Bağışıklık sitemini güçlendirmek için C vitamini, A vitamini ve E vitaminine olan ihtiyacın fazla olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek “Yeşil sebzeler karnabahar, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinler bol miktarda C vitamini içerir. Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, kuru baklagiller, tahin gibi besinlerde bulunan E vitamini açısından güçlüyken, yumurta, süt, balık, ıspanak, havuç, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze ve meyvelerde bulunan A vitamini de güçlü bir antioksidandır. Probiyotikler bağışıklık sistemini güçlendirerek sindirimi kolaylaştırır ve bağırsaklarda üretilen vitaminlerin sentezinde rol alırlar. Düzenli spor yapmak, düzenli beslenmek, vitamin ve mineral eksikliklerini gidermek, sigaradan uzak durmak, bol su tüketmek ve uykuya dikkat etmek bağışıklık sistemine ek olarak bahar yorgunluğunu da önler” dedi.

 

Beslenme yaşa ve cinsiyete göre olmalı

 

Fiziksel aktivitenin azaldığı kış aylarından sonra spor ya da yürüyüş yapmanın kilo vermeyi de kolaylaştırdığını söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Örnek “Bununla birlikte bağışıklık sistemimizi zayıf düşürmeyecek kişiye özel hazırlanmış beslenme programına uyum sağlamak çok önemli. Her yaşta ve dönemde enerji ve protein gereksinimleri farklılık gösterebilir. Büyüme ve gelişme çağında, gebe-emziklilik gibi dönemlerde protein ve kalsiyumun uygun miktarlarda alındığından emin olunmalı. Yaş arttıkça gençlik dönemlerine göre metabolizma yavaşlayacağından kalori kısıtlaması gerekebilir. Kadınların genel olarak yağ oranı erkeklerden daha fazladır. Bu nedenle erkeklerin metabolizmaları daha hızlı çalışır. Kadınların menopoz döneminde metabolizması biraz daha düşerken bu dönemde kalsiyum alımına da dikkat edilerek süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler tüketilmeli. Kalp hastalıkları ise erkeklerde daha sık rastlanıyor. Bu nedenle erkeklerin az yağlı, şekersiz, lifli ve dengeli beslenme ile birlikte fiziksel aktivitelerini arttırmaları gerekiyor” şeklinde konuştu.

 

Sebze ağırlıklı beslenme sadece sebze tüketmek demek değil

 

Sebze ağırlıklı beslenmenin doğru olduğunu ancak sadece sebze yemek şeklinde olmaması gerektiğine değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek “Beslenmede diğer besinlerle bir denge oluşturmalı. Vitamin-mineral veya diğer besin destekleri takviyesi sağlıklı ve dengeli beslenen, ideal kilosunu bu şekilde koruyabilen, kronik bir hastalığı olmayan, eksikliği görülmemiş kişilerde gerekli değil” ifadelerini kullandı.

 

Kronik hastalığı olanlar bahar aylarında enfeksiyonlara karşı dikkatli olmalı

 

Bahar aylarında en çok dikkat etmesi gereken hasta gruplarının başında kanser hastalarının geldiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek “Bağışıklık sistemi zayıflayabilen kanser hastalarının bahar aylarında dikkat etmesi gerekir. Ayrıca diyabet hastaları için enfeksiyon metabolik olarak sıkıntılı süreçlere sokabileceği için onların da dikkatli olması gerekir. Mevsim geçişlerinde kanser, akciğer hastaları, astım hastaları, alerjik kişiler, diyabet hastaları enfeksiyon riskine açık oldukları için özellikle etkilenebilirler” açıklamasında bulundu.

 

Yazı: Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek

kaynak:hthayat.com

 

Burun üstündeki siyah noktaları yok etmek çoğu zaman bir sorun haline gelebiliyor. Oysa gözenekleri dolduran siyah noktalardan kurtulmanın formülü mutfağınızdaki iki malzemede saklı! Limon ve tuz siyah noktalara en iyi gelen formüllerden birisi.

 

Malzemeler

Bir tutam tuz

Birkaç damla taze limon suyu

 

Hazırlanışı

İki malzemeyi karıştıın ve temizlediğiniz burnunuza dairesel hareketlerle sürün. Birkaç dakika ovalayıp ılık suyla yıkayın. Farkı göreceksiniz.

kaynak:hthayat.com

Bir hafta boyunca aç karnına için ve sonuçlar karşısında hayret edin!

Ara sıra herkes istediği kiloyu asla veremeyeceğini düşünür, değil mi? İmkânsız olduğunu hissederiz. Ama şunu aklınızdan asla çıkarmayın; hiçbir şey imkânsız değildir. Yapmanız gereken tek şey, daha sıkı çalışmak ve asla pes etmemektir. Daha hızlı bir şekilde kilo vermenizi sağlayacak bu mucizeler yaratan tarifi de denemelisiniz. İnanılmaz bir kilo verme içeceği; tamamen doğal, güvenli ve yapımı çok kolay.

 

Bu mucizevî süper-sağlıklı içecek, tüm fazla kilolardan kurtulmanıza, şişkinliğinizin azalmasına ve vücudunuzda biriken toksik atıkları yok etmenize yardımcı olacak. Söylediğimiz gibi, bu içeceği yapmak, son derece basit – ihtiyacınız olan yalnızca 5 dakika. Ve eğer tembel bir insansanız ve egzersiz yapamıyorsanız, bu içecek, en iyi seçeneğiniz. Kesinlikle denemelisiniz; sonuçlara hayran kalacağınızı garanti ediyoruz.

 

Sağlıklı kilo verme içeceği nasıl yapılır?

 

Malzemeler:

  • 1 limon
  • 60 gr maydanoz
  • 60 ml su

 

Hazırlanışı:

Öncelikle limonun suyunu sıkın ve maydanozu ince ince doğrayın. Malzemeleri bir araya toplayın, suyu ekleyin ve iyice karıştırın.

 

Kullanım:

Bir noktayı hatırlamanız gerekiyor: İçeceği uyandığınız anda, aç karnına içmek son derece önemli. Ve 1 hafta boyunca tükettikten sonra, 2 haftalık mola vermeniz gerekiyor.

 

Bu süper sağlıklı içecek, birçok sağlıklı besleyici madde ile dolu; metabolizmanızı güçlendirecek ve birçok farklı yararları da beraberinde getirecek. Sonuçlara inanamayacaksınız. Daha hızlı bir şekilde kilo vermenize yardımcı olacak. Bu yüzden beklemeyin ve içeceği hemen tüketmeye başlayın.

kaynak:hthayat.com

Mide ekşimesine ne iyi gelir?

Mide ekşimesi neMide ekşimesine ne iyi gelir?den olur? Mide ekşimesi nasıl giderilir? İşte aklınızdaki soruların yanıtları…

Mide ekşimesinin sebepleri nelerdir?

Yiyecekleri parçalayabilmek için, yani hazmetmemiz için, mide asit üretir. Bu asit miktarı arttığında “mide ekşimesi” olarak isimlendirdiğimiz durum yaşanır.

Midenin gerekenden fazla asit üretmesi tercih edilen yiyeceklerden veya midenin gastrit, ülser gibi hastalıklar nedeniyle fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanır. Eğer mide ekşimesi, mide yanması sık tekrar ediyorsa mutlaka doktor muayenesinden geçilmelidir.

Mide ekşimesini önlemek ya da azaltmak için ne yapılabilir?

  • Mide asitini arttıracak yiyecekler yemekten kaçınılmalıdır. Yağlı, asitli, fazla baharatlı yemekler ile yoğun yağ içerdikleri için çerezler, cipsler ve çikolatadan, kafeinden kaçınılmalıdır. Yemekten sonra tatlı yenmemelidir.
  • İnce bir dilim ekmek mide asitini bir miktar azaltır. Karnınız çok azsa haşlanmış ılık patates, 1 katı yumurta yiyebilirsiniz.
  • Birkaç dakika sakız çiğnemek mide asitini azaltabilir.
  • Yemeklerden sonra yoğun fiziksel aktividen kaçının.
  • Sırt üstü uzanmak mide yanmasını artırabilir. Sırtınız dik oturun.
  • Mide asiti yemek borusundan yukarı çıkar. Zencefil çayı yemek borusunu temizleyerek rahatlatır.
  • Midenizdeki yanma, ekşime hissi geçene kadar sigara içmeyin.

Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz “11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü” dolayısıyla parkinson hastalığı hakkında merak edilenleri anlattı.

Özel Optimed Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz parkinson hastalığı hakkında bilgiler verdi.

 

Parkinson hastalığı nedir?

Parkinson ileri yaşlarda ortaya çıkan, beyindeki dopamin dediğimiz maddenin ya da nörotransmitterin eksikliği ile ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama, vücutta titreme ve yaşam kalitesinin bozulması ile seyreden bir hastalıktır.

 

Parkinson’un belirtileri nelerdir?

Kişinin hareketlerinde yavaşlama, ellerde ya da ayaklarda ortaya çıkan istemsiz hareketler, titremeler parkinson hastalığının en belirgin belirtilerdir. Bunların yanı sıra yürüyüş postürünün bozulması yani öne doğru eğik, yavaş adımlarla yürüme de belirtilerden biridir. Bu belirtilerden oluşan yakınmalar zaman içerisinde hızla ilerleyebilir ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

 

 

Parkinson neden olur?

Parkinson hastalığı, beynin tabanı olan bazal gangliyon dediğimiz yerdeki dopamin adlı maddenin eksilmesinden olur. Yaşla birlikte ortaya çıkar ancak bazen, bazı enfeksiyon hastalıklarından da ortaya çıkabilir. Parkinson, kişisel özelliklerle birlikte ortaya çıkan bir hastalıktır. Dopamin eksilmesine sebep olan ya da o bölgenin yapısına zarar veren her hastalık parkinsona benzer görüntüler yaratabilir. Bunun sebebi, bazen ilaçlar, bazen yaşanılan bir enfeksiyon ya da kafa travmaları olabilir. Kısacası beyne hasar veren her şey parkinsona benzer hastalıklar yaratabilir.

 

Parkinson tedavisi nasıl olur?

Parkinson, nöroloji hekimleri tarafından iyi bilinen bir hastalıktır. Çünkü sebep dopamin eksikliğidir, eksik olan dopamini doğru ilaçla ve düzenli kontrollerle tamamlayarak tedavi ettiğimiz sürece parkinson ile ilgili görülen belirtiler ortadan kalkar. Parkinson ölümcül bir hastalık değildir ancak kişinin hareketlerini ve davranışlarını olumsuz etkilediğinden yaşam kalitesini düşürür. Ayrıca parkinson hastalığı zekâ ve bilişsel işlevlere de çok fazla zarar vermez. Parkinson hastaları ilaçlarını düzenli kullandığı ve doktor kontrollerini aksatmadığı sürece ömrünün geri kalanında kaliteli yaşam sürebilir. Ancak bu hastalığın tedavisi, ilaçları ömür boyu ve düzenli kullanmaktan geçer.

Kaynak:hthayat.com

 

İyi beslenme meme kanseri riskini de azaltıyor

 

Sağlıklı ve iyi beslenme; hemen herkesin yaşam kalitesini yükselten bir unsur olarak ön plana çıkarken, kadınlarda en sık görülen meme kanseri görülme olasılığını da düşürüyor. Genetik faktörlerin de belirleyici olduğu meme kanserinde, özellikle kırk yaşından itibaren her yıl düzenli mamografi çekilmesi hastalığın önlenmesinde kritik önem taşıyor. Erken aşamada tespit edilen meme kanserinin tedavisi yüzde 95’e varan oranda başarı ile sonuçlanıyor.

 

Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş, özellikle yağ ve yüksek kaloriden uzak beslenme alışkanlığına sahip olanların meme kanseri tehlikesini büyük ölçüde uzak tuttuklarını belirterek, hastalıkla ilgili dikkat çeken bilgiler veriyor:

Kanser riskini artıran faktörler

 

Meme kanseri kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturur. Kanser nedeniyle ölen kadınların yüzde 16’sında ölüm sebebi meme kanseridir. İlerleyen yaş ile meme kanseri görülme sıklığı da artar. Yani 75 yaşındaki kadınlarda meme kanseri görülme olasılığı, 25 yaşındaki kadınlardan yaklaşık 20-30 kat daha fazladır.

 

Genetik faktörler, meme kanseri gelişiminde önemli rol oynayabilir. Bazı genetik bozuklukların meme kanseri gelişimine zemin hazırladığı bilinir. Meme kanserinin gelişiminde rol oynadığı düşünülen diğer faktörler; radyasyon, hormonlar ve diyettir. Yağ ve kaloriden zengin beslenme, meme kanseri sıklığını artırır. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanımı veya menopoz belirtilerinin önlenmesi için hormon kullanımı da meme kanseri riskini artıran diğer nedenlerdir.

 

Erken teşhiste tedavi şansı yüzde 95

 

Farklı tedavi alternatiflerinin olması sayesinde meme kanseri artık korkulacak bir kanser olmaktan çıktı. Meme kanseri erken evrede yakalanırsa, tümör bir santimin altındaysa ve koltuk altına atlamadıysa, hastanın yüzde 95 kurtulma şansı var demektir. Erken evreyi bir miktar geçmiş aşamadaki hastalarda bile kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi ile yüzde 70 üzerinde şifaya kavuşmak mümkün. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; meme kanseriyle savaşta en büyük görev hala kadınların kendisindedir.

 

Meme kanseri risk faktörleri

 

  • Artan yaş (40 yaş üstü),
  • Ailede meme kanserinin görülmesi,
  • Daha önce meme kanserine yakalanılmış ve tedavi edilmiş olunması (tekrarlama riski yüzde 25),
  • Memenin iyi huylu hastalıkları,
  • Hiç doğum yapılmaması,
  • Kadının ilk doğumunu yaptığı yaş (İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapan kadınlarda meme kanseri, gelişme riski, ilk doğumunu 18 yaşından önce yapanlara göre dört kat daha fazla),
  • Menopoz sonrası hormon tedavisi,
  • İlk adet görme yaşının erken olması veya menopoz yaşının geç olması,
  • Genlerde oluşan bozukluklar (mutasyonlar),
  • Şeker hastalığının varlığı veya alkol kullanılması…

 

Yazı: Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş

Meme kanserini engelleyen besinler

 

Düşük aktivite düzeyine eşlik eden hatalı beslenme alışkanlıkları; diyabet ve kalp hastalıklarının yanı sıra bazı kanser türleri gibi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri de hatalı beslenme alışkanlığı, dolayısıyla yağlanmanın artışı ile ilişkili oluyor. Meme kanserinden korunmak için fiziksel aktivite düzeyini arttırarak vücuttaki yağ oranını azaltmalı ve doğru beslenmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, meme kanserine karşı mücadelede ayrı bir önem taşıyan besinleri sofranızdan eksik etmemek. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, meme kanserine karşı koruyucu etkileri nedeniyle düzenli olarak tüketmeniz gereken besinleri anlattı.

 

1- Kükürtlü sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin

 

Tüm sebzeler antioksidan içerikleri sayesinde kansere karşı koruyucu özelliğe sahipler. Özellikle de keskin kokusu ve tadı ile bilinen brokoli, karnabahar ve lahana gibi kükürtlü sebzeler anti-kanser özellikleriyle ön plana çıkıyor. Yapılan çalışmalar, bu sebzelerin içerdikleri glukozinolat adı verilen bileşik sayesinde, çeşitli organlarda kanseri durdurucu etkiye sahip olabileceğini göstermiş. Bu nedenle; özellikle mevsiminde bu sebzeleri sofranızdan eksik etmemeye özen gösterin.

 

2- Günde 1 tatlı kaçığı zerdeçal

 

Zerdeçal kendisine sarı-turuncu rengini veren kurkumin sayesinde eklem iltihaplanması ve kalp hastalıkları gibi birçok farklı hastalık türüne karşı kullanılabiliyor. Kanser hücrelerinin de büyümesini ve yayılmasını engellediği düşünülen zerdeçalı günde 1 tatlı kaşığı kadar kullanabilirsiniz. Zerdeçalı; salata, yoğurt ve çorbalara ekleyebilir ya da yemekleri pişerken az miktarda yağ ile çevirerek tüketebilirsiniz.

 

3- C vitamininden zengin beslenin

 

Antioksidan vitaminler grubundan olan C vitamininin yetersiz alınmasının kanser oluşumu ile ilgili olabileceği düşünülüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz her gün portakal ve greyfurt gibi turunçgiller, domates ile biber gibi sebzelerin herhangi birini beslenme listenize mutlaka eklemeniz gerektiğine dikkat çekiyor.

 

4- Balığı doğru tüketin

 

Genel sağlığımız üzerine birçok olumlu etkisi olduğunu bildiğimiz balık, meme kanserinden korunmada da olmazsa olmaz yiyeceklerden biri. Ancak, balıktan maksimum yarar sağlamak için bu formülü uygulamasınız: Haftada en az 2 kez balık tüketmeli, ızgara veya buğulama gibi doğru pişirme yöntemi uygulamalı, füme şeklinde olan işlenmiş balıkları tercih etmemelisiniz.

 

5- Zeytinyağı tüketin

 

Zeytinyağı içerdiği E vitamini sayesinde hem kanser oluşumunu engelliyor, hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yağ tercihinizi zeytinyağından yana kullanarak bu olumlu etkilerden faydalanabilirsiniz. Ancak, bir besin ne kadar sağlıklı olursa olsun porsiyon kontrolü yapmanın önemli olduğunu unutmayın ve zeytinyağı kullanım miktarlarınızı gözden geçirin.

 

6- Kurubaklagilleri unutmayın

Meme kanserinden korunmak için normal vücut ağırlığında olmak önemli. “Kuru baklagiller bu noktada bizlere yardımcı olan yiyeceklerin başında geliyor. “ diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz sözlerine şöyle devam ediyor: “Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller içerdikleri posa sayesinde kan şekerinin dengelenmesine yardım ediyor ve tokluk süresini uzatıyor. Aynı zamanda bitkisel protein kaynağı olan bu grubu haftada 2-3 kez ister sıcak bir sulu yemek olarak isterseniz salatalarınıza haşlanmış şekilde ilave ederek tüketmenizde fayda var.“

7- Sarımsağı çiğ yiyin

 

Bilimsel çalışmalar, sarımsağın kalp, damar hastalıklarından koruyucu, bağışıklığı güçlendirici, ve kanserden koruyucu olduğunu gösteriyor. Bu olumlu etkileri ”allisin” adı verilen bir bileşen sayesinde oluyor. Allisinin etkinliği için sarımsağın ezilip, çiğ yenilmesi gerekiyor. Sarımsağı yemeklerle birlikte pişirmek yerine ezerek pişen yemeğe sonradan eklemeyi deneyebilirsiniz.

 

Yazı: Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz

 

Acıbadem Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Meme Vakfı Genel Koordinatörü Violet Aroyo’nun oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, meme kanserinde yanlış bilinen 25 konu hakkında açıklamalar yapıldı.

 

Her 6 ayda bir meme ultrasonografisi yaptırıyoruz. Mamografiye gerek yok, mamografi ışınları kanser yapıyor

 

Meme kanserinin erken teşhisinde ana yöntem mamografidir, diğer yöntemler mamografinin yardımcısı olabilirler.

 

Kadınlara 40 yaşın altında mamografi çekilmesi yanlıştır

 

Eğer kişinin şikayeti yoksa tarama mamografisini 40 yaşın altında yapmıyoruz. Ancak kişinin ailesinde risk varsa, meme başından akıntı geliyorsa, memede kitle gibi bulgular varsa erken yaşta da olsa mamografi yapılabiliyor.

 

Meme MR’ı çektirince mamografi çektirmeye gerek yoktur

 

Meme MR’ı çok hassas bir tetkiktir. Ancak meme MR’ı ve mamografi birbirini tamamlayan, birbirinin yerine geçmeyecek tetkiktir. Bu nedenle her yıl mamografi yaptırılmalıdır. Çünkü meme kanserinin birden fazla türü vardır. Meme kanserini 9 mm’nin altında yakalarsak tedavi etme şansımız yüzde 98 oranındadır. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemlidir.

 

Meme kanseri tek tiptir, yaşlılarda daha yavaş seyreder

 

Herkesin kanseri kendisine özeldir, kendisine aittir. Yapılan araştırmalara göre meme kanserinin yeni tipleri bulunmaktadır. Yaşlılarda yavaş seyrettiği doğru değildir, yavaş seyreden türleri de vardır, hızlı seyreden türleri de.

 

Meme kanseri ameliyatı sırasında yapılan incelemede lenf bezi temizse sonuç kesindir

 

Az miktardaki kanser hücresi ameliyat sırasındaki incelemede yüzde 10-15 oranlarında görülemeyebilir. Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonucunda kesinleşir.

 

Mamografi ve biyopsideki tümör boyutları aynıdır

 

Mamografi kanserin bulunduğu bölgeyi gösterir. Biyopsiden elde edilen sonuçla mamografiden elde edilen sonuç aynı olmayabilir. Mamografide elde edilen sonuçların çoğu zaman kanserle ilgisi olmayabilir.

 

Şeker kanser dokusunu büyütür

 

Kanser hücreleri vücuttaki normal hücrelere göre daha fazla şeker tüketir, bu bilimsel açıdan bir gerçektir ve doğrudur. Ancak şeker tüketmek, kanseri tetikler veya hızlandırır diye bilimsel bir gerçeklik yoktur.

 

Kemoterapi bağışıklığı çökertir

Vücudun bağışıklık sistemi ikiye ayrılır:

 

  • Kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu sistem.

 

  • Basit bağışıklık hücrelerinin bulunduğu sistem.

 

Kemoterapi kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu bağışıklık sistemine zarar vermez. Basit bağışıklık hücrelerine zarar verir.

 

Bağışıklık sistemini iyi beslenerek güçlendirmek mümkündür

 

Bağışıklık sisteminin ilaçlarla baskılanmasına karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Mantar yesek bağışıklığımız güçlenir mi diye sorular soruluyor. Bu alanda besinlerin etkisiyle ilgili birçok bilimsel çalışma yapılıyor. Ancak tek başına bir besinin bağışıklığı güçlendirdiğine ilişkin bilimsel bir veri yok.

 

Kemoterapi sonrasında çıkan saçları boyatmak kanserin nüks etmesine yol açar

 

Bu alanda çok bilimsel araştırma yapıldı. Ancak saç boyatmanın nüksü artırdığına ilişkin bir sonuç bulunamadı.

 

Meme kanseri olanlar doğuramaz

 

Eğer bir kadına meme kanseri tanısı konulmuşsa erken dönemde doğurmasına izin verilmiyor. Ancak uzun bir dönemi hastalıksız olarak geçirebildiyse, bu yapılan testler ile de doğrulandıysa doktorunun izniyle gebeliğe izin veriliyor. Ya da genç hastalar sözkonusu olduğunda, yumurta hücreleri ve yumurta dokusu saklanabiliyor.

 

 

Memenin tamamen çıkarılması kanserin sıçramasını önler

 

Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, meme koruyucu cerrahi ve memenin tamamen çıkarılması arasında, hastalığın nüksü bakımından fark yok. Meme tamamen çıkarılsa da hastalık nüksedebiliyor. Göğüs duvarında ya da başka organlarda nüks oluyor.

 

Tamamlayıcı tıptan fayda görülmez

 

Tamamlayıcı tıp ot, çöp kaynatmak değildir. Yoga, meditasyon, sanatla uğraşmak, hobi edinmek hastalar için son derece faydalıdır. Kanseri yenmiş kişilere biz daima uğraş edinlerini öneriyoruz. Spor yapmalılar, beslenmelerine dikkat etmeliler. Kilo almak, östrojeni artırıyor, bu da kanser riskini artırıyor. Kiloyu korumak için günde tempolu olarak 45-60 dakika arasında spor yapılmasını öneriyoruz. Unutmayın ki vitrin bakarken yürümek spor olmuyor, tempolu olması gerekiyor.

 

Kanser taramasında PET-BT yüzünden fazla radyasyon alınıyor

 

BT nedeniyle radyasyon ışını verildiği doğrudur. BT kanserin yerini belirlemede kullanılıyor. PET – BT gerçekten gerekliyse radyasyondan korkmak gereksizdir.

 

Radyoterapi süresince banyo yapılmamalıdır

 

Yıkanmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Aksine duş almaya devam edilebilir. Ancak tahriş edici ürünler kullanılmamalı, lif, kese yapılmamalıdır. Bebe sabunu veya bebe şampuanı kullanılmalıdır.

 

Radyoterapi süresince küçük çocuklarla temas etmek radyasyon bulaştırır

 

Radyoterapi sırasında radyasyon belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak veriliyor. Örneğin ışını göğüs duvarına veriyorsak yumurtalıklara etkisi olmuyor. Radyoterapi bitince korkmadan çocuklarınıza, torunlarınıza sarılabilirsiniz. Çünkü radyasyonu eve götüremezsiniz.

 

Silikon taktırmak kanser riskini artırıyor

Uzun yıllardır silikonun etkileri üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bunların sonuçlarına bakıldığında, memeye estetik amaçlı olarak silikon taktırmanın kanser yaptığına ilişkin bir bulguya rastlanmadı.

 

Meme kanseri ameliyatından sonra iki yılı tamamladım, risk geçti

 

Meme kanseri aslında çok farklı klinik seyri olan bir hastalıklar grubudur. Aksine ameliyattan sonraki ilk 2 yıl tekrarlama riski yüksektir. Bu nedenle üç ayda bir kontrol yapılmalıdır. İlk 2 yıl yapılan takip çok önemlidir, aksatılmamalıdır.

 

 

İleri yaşta tüp bebek yaptırmak meme kanseri riskini artırır, psikolojik travmalar hastalığa yol açar

 

Eğer kişide meme kanseri riski varsa, birden fazla tüp bebek denemesi nedeniyle alınan ilaçlar ve yoğun psikolojik zorlanmalar hastalığa zemin hazırlayabilir. Büyük acılar çekmek tek başına kanser için neden değildir. Öyle olsaydı deprem enkazında çocuklarını kaybeden tüm kadınların kanser olması gerekirdi. Bu tür olaylar direkt etkili değildir.

 

Paraben içerikli kozmetikler, antiperspirant deodorantlar kanser yapar

 

Paraben içerikli kozmetiklerin kanser yaptığı ya da terlemeyi önleyici antiperspirant deodorantların kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bulgular yoktur. Talk pudrası içeren deodorantları deneyimsiz hekimler, memede mikrokalsifikasyon olarak değerlendirebilir. Ama alanında deneyimli hekimler bunun kanser odağı olmadığını kolaylıkla anlar.

 

Her yıl mamografi yaptırmaya rağmen kanser çıkar

 

Meme kanseri eğer ele geliyorsa 8-10 yaşındadır. Yani 15-17 mm civarındadır. Tüm bu taramalarla ana amaç, ele gelmeden yakalamaktır. Bu nedenle tutabileceğimiz balıkların peşinden koşuyoruz. Tümör mamografinin görüntüleme alanı dışında kalıyorsa atlanabilir. Ancak hekim böyle bir şüpheyle ek incelemeler yaparak kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.

 

Kemoterapi sırasında saç boyatılmaz, zararlıdır

 

Eğer kötü bir saç boyası kullanılırsa saçlar dökülebilir. Çünkü sindirim sistemi tümörleri ve metastazlarda kullanılan bazı ilaçlar vardır. Bunların etkisiyle zaten saçlar dökülür bir de kötü boya bu dökülmeyi artırır. Kına yapılmasını önerebiliriz, besleyici etkisi vardır. Organik boyayla boyayabilirler.

 

Lazer epilasyon kanser riskini artırır

 

Lazer epilasyonun kansere yol açtığı ya da riski artırdığına dair bilimsel bir araştırma sonucu yoktur.

 

Meme alındıktan sonra silikon takılması zararlıdır

 

Artık tüm dünyada meme kanseri nedeniyle tüm meme alınırken (mastektomi ameliyatı yapılırken) aynı seansta meme silikonu da takılabilir. Hastaya bir zararı yoktur.

 

Yazı: Prof. Dr. Cihan Uras

 

Meme kanseri ile ilgili bunları yanlış biliyorsunuz!

 

1- Antiperspiranlar meme kanserine neden oluyor

Doğru değil. Antiperspiranların meme kanserine neden olduğuna dair hiçbir bilimsel bulgu yok. Meme kanseri hastalarının doku örnekleri üzerinde bazı çalışmalar yapıldı ve bazı durumlarda, ter önleyiciler ve bazı tümörlerde parabenler bulundu. Ama antiperspiranlar ve meme kanseri başlangıcı arasında net bir bağlantı kurulamadı. Deodorantınızdan vazgeçmek zorunda değilsiniz.

 

2- Ailemde yoksa bende de olmaz

Doğru değil. Kadın, erkek, meme dokusu olan herkes meme kanseri riski taşır. Bu risk kadınlarda daha yüksektir. Artan yaşla daha da yükselir. Eğer aile geçmişinde meme kanserine yakalanan birisi olduysa, daha dikkatli olmalı ve rutin doktor kontrollerini ihmal etmemelisiniz.

3- Meme kanseri tanısı ölüm fermanı demektir

Doğru değil. 20-25 yıl öncesine göre, erken teşhis edilen meme kanseri vakalarının iyileştirilme şansı oldukça gelişmiştir. Bugün teşhis konulan kadınların yüzde 80’i, teşhisten sonra en az 5 yıl hatta çoğu daha da uzun süre yaşıyor. Kanser yayılıyor olsa bile, yeni tedavi yöntemleri ve terapiler kaliteli bir yaşam sürdürmeyi kolaylaştırıyor. Yine de erken teşhis çok önemli.

4- Sadece yaşlı kadınlar meme kanserine yakalanır

Doğru değil. Meme riskine yakalanma riski yaşla beraber artsa da genç kadınlar da bu riski taşır. 40 ile 59 yaş arasında risk yüzde 4 artar ve 60 ile 79 yaş arasında ise yüzde 7 artar. Sağlıklı bir hayat tarzı sürdürmek sizi koruyacaktır.

5- Doğum kontrol hapları meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Eskiden doğum kontrol haplarında daha yüksek dozda hormon olurdu ama bugünkülerde östrojen ve progesteron hormonlarının oranı çok daha az. Konuya dair endişelerinizi doktorunuza yönelteceğiniz sorular ile giderebilirsiniz.

 

6- Yüksek yağ oranlı beslenme meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Konuya dair pek çok araştırma yapılmış olsa da yüksek yağ oranlı beslenme ve meme kanseri arasındaki bağ ispatlanmış değil. Aşırı vücut ağırlığı daha çok östrojen üretimine sebep olur ki yumurtalıklarınız hali hazırda gerekli olan kadarını üretmektedir. Bu ekstra östrojen yüklenmesi bazı göğüs tümörlerine sebep olabilir. Sonuçta az yağ oranlı beslenme tüm sağlığınız için çok daha iyidir.

7- Ailemde meme kanserine yakalanan var, ben de kesinlikle yakalanacağım

Doğru değil. Siz eşsiz bir insansınız ve vücudunuz kalıtsal niteliklerin bir araya gelmesinden oluşur. Meme kanseri genleri için test yaptırmış olsanız bile, genel sağlığınızın kontrolünü de elinizde tutmalısınız. Sağlıklı bir beslenme, sigara içmemek, dozunda alkol, düzenli egzersiz riski en aza indirecektir.

 

8- Çocuk sahibi olmak ve emzirmek meme kanserine yakalanmamak için garantili korumadır

Doğru değil. 30 yaşından önce en az 2 kez doğurmak ve emzirmek meme kanseri riskini büyük oranda azaltsa da korunmak için garantili bir yöntem değildir. Sağlıklı bir yaşam ve düzenli kontroller yine de ihmal edilmemelidir.

9- Sütyenler meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Sütyen keşfedilmeden önceki tarihte de kadınlar göğüs kanserine yakalanıyordu. Amerikan Kanser Topluluğu’na göre, hiçbir giyim ürünü, sütyenler dahil, göğüs kanserine sebep olmuyor.

10- Cerrahi operasyonlar meme kanserinin yayılmasına neden olur

Doğru değil. Bu söylentinin kökleri cerrahların mikrop teorisi hakkında çok fazla bilgisi olmadığı ve cerrahi ekipmanların hijyenine dikkat edilmediği döneme denk geliyor. Üç yüz yıl önce, çok az hasta meme kanseri operasyonlarından sonra hayatlarına devam edebiliyordu ama bu operasyonun kanserin yayılmasına sebep olmasından kaynaklanmıyordu. Enfeksiyonlar çok yaygındı, kan kaybı kontrolü zordu ve modern tıp teknikleri yoktu. Metastaz düzgün tespit edilemiyordu ve bu yüzden kanser operasyondan önce yayılırsa, doktor onunla verimli şekilde savaşamıyordu.

Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

 

Memede ele gelen her kitle kanserdir

 

Yanlış. Memede elimize gelen her sertlik kansere işaret etmez. Bu kitlelerin büyük çoğunluğu iyi huylu çıkmaktadır. Memedeki her 10 kitleden 8’i iyi huyludur; yani kanser değildir. Özellikle ayın belli dönemlerinde ele gelen sertlikler, hassasiyet ya da ağrı olabilir. Bu duruma “fibrokistik meme değişiklikleri” denilmektedir. Bunlar normal değişikliklerdir. Menopozda olup hormon alanlarda da görülebilmektedir. Aylık meme muayenesi yapılarak bu değişiklikler kolaylıkla tanınabilir. Her kadın kendi meme yapısını tanıyabilmesi için düzenli olarak kendi kendine her iki memesini kontrol etmelidir.

 

Kanser saç kaybına yol açar

 

Yanlış. Kanserin kendisi hiç bir zaman saç kaybına yol açmaz. Tedavide kullanılan ilaçlar ve yöntemler nedeniyle saç dökülmesi görülebilir. Ancak meme kanseri tedavisinde giderek daha çok yaygınlaşan “akıllı ilaçlar” ile artık saç kaybı görülmemektedir.

 

Mamografiden alacağım radyasyon meme kanserine neden olabilir

 

Yanlış. Mamografi kanserin yayılmasına neden olmamaktadır; aksine erken teşhisini sağlayarak, hastalığın bölgelere yerlere yayılmadan tedavi edilme şansını sağlamaktadır. Kanser tedavisinde erken teşhis esastır. Hastalığın diğer organlara ilerlemeden tedavi edilmesi başarı şansını artırır. Mamografi çekilmesi de meme kanserinin erken evrede yakalanmasını sağlar. Yıllık olarak yapılması ile aşırı radyasyon alınmaz. Ayrıca mamografi çekimi sırasında memeye uygulanan sıkıştırma işlemi de kanser gelişmesine yol açmaz.

 

Meme kanseri bulaşıcıdır

 

Yanlış. Hiçbir kanser bulaşıcı değildir. Bir ailenin birçok bireyinde kanser görülmesi bu yanlış düşünceye sebep oluyor olabilir. Kişi kanser hastalığını başka bir kimseye bulaştıramaz. Ancak rahim ağzı (serviks), karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır.

 

Koltuk altı koku gidericiler meme kanserine yol açar

 

Yanlış. Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltuk altı ter ve koku gidericiler ile meme kanseri gelişim riski arasında bir ilişki bulunmamıştır. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmacılarına göre de bu konuda yeterli bir kanıt yoktur.

 

Meme kanseri sadece kadınlarda görülür, erkeklerde görülmez.

 

Yanlış. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 8-10 kadından birinde meme kanseri görülür ve yaş ilerledikçe gelişme riski artar. Erkeklerde meme kanseri nadir de olsa görülmektedir. Yaklaşık olarak her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülür. Kadınlardaki belirti ve bulgular ile aynı olmakla beraber; bu konunun farkında olunmaması nedeni ile erkeklerde meme kanseri genellikle ileri evrede tanı konulmaktadır.

 

Yazı: Prof. Dr. Gökhan Kandemir

Meme kanseri tedavisi

 

Koç Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Dr. Fatih Selçukbiricik, kadınlarda görülen kanser türlerinin yüzde 26’lık kısmını oluşturan meme kanseri riskinin 40 ila 50’li yaşlarda en yüksek seviyede olduğuna dikkat çekiyor. Hastalığın risk faktörlerini cinsiyet ve yaş, aile öyküsü, genetik faktörler, diyet, obezite, hormonal faktörler, üreme faktörleri ve çevresel faktörlerin yanı sıra daha önce yaşanan meme kanseri öyküsü olarak sıralayan Selçukbiricik konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Memede kitle, meme ağrısı, çukurlaşma, kalınlaşma, çekinti, ülserleşme, kızarıklık gibi cilt değişiklikleri, düzleşme, ters dönme, çekilme, kanama ve/veya akıntı, pullanma ve egzema benzeri lezyonlar gibi meme başı değişiklikleri ve koltuk altında kitle ya da kolda ödem gibi lenf bezlerinin tutulumuna bağlı değişiklikler hastalığın belirtileri olabilir. Klinik muayene, görüntüleme yöntemleri ile inceleme ve biyopsi değerlendirmesi meme kanseri şüphesi olan hastaların yüzde 95’inde güvenli bir tanı sağlayacaktır.”

 

Meme kanserinin tedavisinde; cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ve hormonoterapi tedavileri uygulanmaktadır. Ancak meme kanserinin esas tedavisi eğer çıkarılabilecekse cerrahi tedavi oluşturmaktadır.

 

Meme kanserinde cerrahi tedavi

 

Meme kanserinde birden fazla ameliyat yöntemi mevcuttur. Yapılacak ameliyata türüne; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tümörün boyutu, yerleşimi, meme boyutu ve yapısı, ameliyat sonrası tedaviye uyumun ve tabi ki de beklentiler göz önünde bulundurularak karar verilmektedir. Bir kişi için birden fazla ameliyat seçeneği olabilmektedir.

 

Yapılan ameliyatların çoğunluğu, ya memenin tamamen alınması ya da meme krunarak tümörün uzaklaştırılmasıdır. Meme koruyucu cerrahi; lumpektomi, kadranektomi, segmental mastektomi ya da kısmi (parsiyel) mastektomide denilmektedir. Bu yöntemde ameliyat, tam tümörün üzerine denk gelen bölgeye yapılan kesiyle gerçekleştirilmektedir. Tümör, etrafındaki bir miktar sağlam sınırlı meme dokusuyla beraber çıkartılmaktadır. Bu tedavide amaç tümörlü dokuyu uzaklaştırırken, estetik olarak geride sağlam dokunun kalmasını sağlamaktır.

 

Son zamanlarda yapılan klinik çalışmalar meme koruyucu cerrahi tedavinin, memenin tümünün alınması ile yapılan cerrahi tedaviden farkının olmadığını ortaya koymuştur. Yani her iki uygulamanın birbirine bir üstünlüğü gösterilememiştir. Meme koruyucu cerrahinin yapılmaması gereken durumlar, daha önce meme veya göğüs duvarına radyoterapi uygulanmış olması, mamografiden yaygın hastalıktır.

 

Cilt-koruyucu mastektomi giderek daha sık kullanılmaya başlanan bir cerrahi tekniktir. Meme başı-areola kompleksi etrafından kesi yapılarak meme dokusu çıkarılır, meme cildi korunur ve rekonstrüksiyon uygulanır. Cildin ve meme altı kıvrımının korunması kozmetik açıdan daha iyi bir sonuç sağlamaktadır.

 

Mastektomi ise, meme dokusunun tamamının alınması ameliyatıdır. Meme boyunca kesi yapılarak, meme cildinin büyük bir kısmının ve tüm meme dokusu çıkartılması esasına dayanır. Meme koruyucu cerrahiye uygun olmayan hastalarda mastektomi yapılır. Sıklıkla birden fazla tümörü olan hastalara ya da memesi küçük olduğu için korunmaya uygun olmayan hastalara uygulanır. Meme koruyucu cerrahiden farklı olarak, erken evre hastalıkta uygulandığında ameliyattan sonra eğer koltuk altına hastalık geçmemişse radyoterapi verilmez.

 

Meme kanserinde radyoterapi

 

Radyoterapi meme kanserli hastada kanserin cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra tek başına veya kemoterapi ile birlikte yapılan bir tedavi şeklidir. Radyoterapi sadece hastalıktan etkilenen bölgeye genişce uygulanır. Memenin korunarak alındığı tüm hastalarda hastalığın bölgesel yinelemesini önlemek için ve meme kanserine bağlı ölümü azaltmak için radyoterapi yapılmalıdır. Hastalığın tedavi süresi 3-5 hafta kadar sürmektedir.

 

Radyasyon bir enerji şeklidir ve yaşamımız boyunca güneş ışınları, radyo dalgaları, mikrodalga, cep telefonu ve televizyon yayınları gibi çeşitlilik gösteren, düşük enerjileri nedeniyle kalıcı ve zararlı etkilerinin oldukça az olduğu bilinen birçok doğal ya da yapay iyonizan olmayan radyasyona maruz kalmaktayız.

 

Radyoterapi ise yüksek enerjili X ışınlarını kullanarak çevre normal dokularda en az hasarı oluştururken, hedef bölge içinde kanser hücrelerini yok eden tedavi şeklidir. Meme kanserindeki radyoterapi, tümörün çıkartıdığı bölgede, göğüs duvarında veya memenin geri kalanında hastalığın geri gelme olasılığını azaltmaktadır.

 

Radyoterapi; eğer gerekiyorsa, kemoterapinin bitmesini izleyen 3-4 hafta içinde başlamalıdır. Kemoterapinin uygulanmadığı durumlarda ise radyoterapi, cerrahiden sonraki 3-4 hafta içinde uygulanmaya başlayacaktır. Eğer kısmi meme ışınlama yapılacaksa cerrahiden sonraki hafta ya da üç hafta içinde uygulanmaktadır.

 

Meme kanserinde kemoterapi

 

Meme kanserinde cerrahi sonrası yineleyen hastalarda mikroskopik metastaz olduğu bilinmektedir. Bu durumu önlemek amacıyla hastalara cerrahi sonrasında yada öncesinde kemoterapi verilebilmektedir. Kemoterapi, hücrelerin büyümesini ve bölünerek çoğalmalarını durdurmak yoluyla kanseri yok etmeyi hedefleyen ilaç tedavisidir. Kemoterapi, adjuvan tedavi şeklinde yapılabilir. Adjuvan kemoterapinin temel amacı olası mikrometastatik hastalığın cerrahi sonrası erken dönemde ortadan kaldırılarak olası nükslerin engellenmesi ve böylece sağkalımın uzatılmasıdır. Kemoterapi ayrıca neoadjuvan tedavi (tümörü küçültmek amacıyla, cerrahiden önce verilmesi) olarak ta uygulanabilir. Ayrıca metastatik (başka organlara yayılmış) veya tekrarlayan meme kanserinde de uygulanmaktadır.

 

Sistemik kemoterapi çoğunlukla kan damarı yoluyla veya ağızdan hap şeklinde verilebilir.Kemoterapi haftada bir, iki haftada bir, üç hafta veya dört haftada bir verilebilir. Verilecek kemoterapiye karar verilirken, hastalığın evresine ve tümörün biyolojik kimliğine göre ilaç seçimi yapılmaktadır. Tedaviler tek seferde veya kombine şekilde olmaktadır.

 

Kemoterapi için hastalığın tipi, evresi, koltuk altı lenf durumu, uzak organ metastazının varlığı ya da yokluğu gibi parametreler değerlendirilmektedir. Amaç hastalığın yinelemesini önlemektir. Ayrıca hormon reseptörü barındıran hastalarda kemoterapi sonrasında ise 5-10 yıl süreli hormonal tedaviler verilebilmektedir.

 

Kemoterapinin yan etkilerine gelince; kişiye, kullanılan ilaca ve ilacın dozuna göre değişebilir. Genel olarak yorgunluk, enfeksiyon riski, ateş, bulantı,, kusma, saç dökülmesi, iştahsızlık, ağız yarası, kabızlık ve ishal sayılabilir. Adet düzensizlikleri ve bazen de erken menopoza yol açabilir. Doğurganlıkta bozulmalar görülebilir. Genellikle tedavinin bitiminde yan etkiler de kaybolur. Nadiren kalp ya da sinir hasarı gibi uzun dönem etkileri olabilir. Bazen tek seferde bir ilaç yapılırken bazen farklı ilaçlar birlikte verilebilir.

 

Yazı: Dr. Fatih Selçukbiricik

Meme koruyucu ameliyatlar nelerdir?

 

Neolife Tıp Merkezi Genel Cerrahı Op. Dr. Hamdi Koçer’den meme koruyucu ameliyatlar hakkında bilgiler aldık.

 

Yıllar önce meme kanseri ameliyatları sadece memenin alınması ve koltukaltı lenf bezlerinin temizlenmesi şeklinde yapılıyordu. Ancak günümüzde tümör henüz küçük boyutlardayken ve memenin tamamının alınmasına gerek kalmadan ameliyatla kolayca çıkartılabiliyor. Bu ameliyatı takiben hastalar ertesi gün taburcu oluyor ve günlük yaşamlarına hızla geri dönüyor.

 

Radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi gibi tedavi yöntemleri cerrahinin başarısını artırırken, sınırlarını da azalttı. Böylece eskiye oranla çok daha az sağlam doku çıkartarak, en güvenli operasyonları yapmak mümkün hale geldi. Kişinin meme hacmine ve tümörün yerleşimine göre memenin bir kısmı herhangi ciddi bir kozmetik sorun çıkarmadan alınabiliyor. Meme koruyucu cerrahi için tümörün evresi, şekli, biçimi ve yaygınlığına bakarak, çok ileri yaşta bir hastanın memesinin bile korunması mümkün. Üstelik bu ameliyatlardan 1 gün sonra kişi taburcu oluyor ve hızlı bir şekilde günlük yaşamına uyum sağlıyor.

 

Meme koruyucu ameliyatlar kimlere uygulanabilir?

 

Meme koruyucu ameliyatlarda önemli olan tümörün erken dönemde fark edilmesi ve hastalık meme içinde sınırlıyken tedaviye başlanmasıdır. Meme koruyucu ameliyatlar herkese uygulanabiliyor; ancak bazı durumlarda onkolojik prensipler açısından zorluklar meydana gelebiliyor. Örneğin, tümör meme başına çok yakın ise, tümör çıkarılırken meme başının da çıkarılması gerekebiliyor.

 

Bu durumda memeyi korumak estetik açıdan çok iyi sonuç vermeyebiliyor. Yine memenin çok küçük ve tümörün nispeten büyük olduğu durumlarda, meme koruyucu ameliyat sonrası yeterli meme dokusu kalmayabiliyor ve estetik açıdan kişi mutsuz olabiliyor. Bu noktalar hakkında kişiler, operasyon öncesi bilgilendirildiğinde meme koruyucu ameliyat yerine aynı seansta rekonstrüksiyon seçenekleri düşünülebiliyor.

 

Özellikle erken evre tümörlerde bu şekilde radyoterapi ihtiyacı da ortadan kalkmış oluyor. Tümörün birden fazla noktada bulunduğu durumlarda da, meme koruyucu ameliyatlar uygulanamıyor. Bu noktalar meme içinde yaygın veya birbirine çok uzak ise meme koruyucu ameliyatlar olanaksız hale geliyor. Bu gibi durumlarda en iyi çözüm olarak, memenin tamamının alınmasını takiben aynı seansta veya 1 yıl içinde yeni meme rekonstrüksiyonu yapılması öneriliyor.

 

Yazı: Op. Dr. Hamdi Koçer

Meme kanserine karşı bitki çayı

“Fagonia cretica” (bakire örtüsü)olarak bilinen bitkiden yapılan çayların, meme kanseri hastalarında tümörlü hücreleri öldürdüğü ortaya çıktı.

İngiliz bilim adamları, Latince adı fagonia cretica (bakire örtüsü) olarak bilinen bitkinin meme kanserine karşı savaştığını iddia etti. Bu bitkiden yapılan çayların, meme kanseri hastalarında tümörlü hücreleri öldürdüğü ortaya çıktı.

 

Bilim adamları bazı ülkelerde tıbbi çay olarak kullanılan bitkilerle ilgili deney gerçekleştirdi. Test tüplerine yerleştirilen tümörlerin bu bitkinin suyuyla karşılaştığında etkisiz hale geldiği ortaya çıktı. Uzmanlar bitkinin, Pakistan’daki bazı bölgelerde, meme kanserine yakalanan kadınlara içirildiğini ve çok uzun yıllardır alternatif tıpta kullanıldığını belirtti.

 

İngiltere’de Aston Üniversitesi uzmanları da bitkinin Pakistan, Hindistan, Afrika ve Avrupa’nın bir kısmında olduğunu ve laboratuvar testlerinde meme kanserine yol açan tümörü 24 saat içinde öldürdüğünü ifade etti.

 

Erken tanı meme kanseri tedavisinde başarının birinci şartını oluşturuyor. Bu nedenle hayat kurtaran erken tanı yöntemlerini bilmek ve ihmal etmemek büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Radyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ergin Sağtaş meme kanseri tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri mamografi ve ultrasanografi hakkında bilgi verdi.
“Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür ve kadınlarda kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır.” Kanserin tanı ve taramasında kullanılan mamografi için “Memenin filmini çeken özel bir cihazdır. Çekim sırasında düşük doz x-ışını kullanılmaktadır.” diyerek ultrasanografi gibi diğer tanı yöntemlerinin genellikle mamografiyi tamamlayıcı olarak kullanıldığını belirtti.


40 yaşından sonra 1 ya da 2 yılda bir mamografi yaptırın!

Mamografi meme kanserinin erken tanısında “altın standart” olarak kabul edilmektedir. Ve tarama amaçlı yapılan mamografi ile hedefin hiçbir yakınması olmayan ve muayenede ele gelmeyen kitlelerin tespit edilmesi olduğunu vurgulayarak şu bilgiler verildi: “Bu sayede tümör erken evrede yakalanabilmekte ve hastanın tedavi şansı artmaktadır. Tarama mamografisinde incelemeye başlama yaşı konusunda farklı görüşler bildirilmekle birlikte, risk faktörü bulunmayan kişilerde 40 yaşından itibaren 1 ya da 2 yılda bir kez mamografi çekilmesi önerilmektedir. Daha genç yaşlarda tarama ise ailesi ve yakın akrabalarında meme kanseri saptanan ve yüksek risk grubundaki kadınlarda uygulanabilir. Meme dokusunun yoğunluğu nedeniyle genç bayanlara ek olarak ultrasonografi incelemesi de yapılmalıdır.”

Mamografide dijital dönem…

Görüntüleme yöntemlerindeki teknolojilerin ilerlemesiyle dijital mamografinin, hızla klasik mamografinin yerini aldı. Böylelikle klasik mamografiden farklı olarak görüntülerin dijital ortamda elde edilebildiği belirtidi ve dijital mamografinin avantajlarını şu şekilde anlatıldı: “Dijital mamografi ile hem daha kısa sürede çekim tamamlanmakta hem de yanlış doza bağlı tekrar çekimler önlenebilmektedir. Bunun yanı sıra daha yüksek görüntü kalitesi elde edilebilmekte ve küçük lezyolar ve milimetrik kireçlenme odakları (mikrokalsifikasyon) daha kolay tespit edilebilmektedir. Ayrıca elde edilen görüntüler dijital ortamda saklanabilmekte ve taşınabilmektedir.”

 

Yazı: Uz. Dr. Ergin Sağtaş

 

Meme kanseri ölüme yol açması açısından da akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alıyor. Ancak endişe etmenize gerek yok, çünkü yaşam alışkanlıklarınızda alacağınız basit önlemlerle meme kanseri riskinden büyük oranda korunmanız mümkün. Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinden korunmanın püf noktalarını anlattı.

 

1- Formunuzu koruyun

İdeal kiloya sahip kadınların, fazla kilolu olanlara göre menopoz dönemi sonrası meme kanserine yakalanma riskleri daha az. Çünkü obez kadınlarda kandaki cinsiyet hormonları, insülin ve insülin büyüme faktörü 1, bel çevresi kalınlığını artırıyor. Bütün bu faktörler de meme kanseri açısından risk oluşturuyor. Yapılan araştırmalara göre; hormon tedavisi kullanmayan kadınlar menopozdan sonra 10 kilo veya daha fazla kilo verdiklerinde kilo vermeyenlere oranla daha az risk taşıyorlar.

2- Haftada en az 4 gün spor yapın

 

Düzenli olarak yapılan spor, kilo kontrolünü sağlıyor ve risk faktörü olan yüksek östrojen düzeyini dengeliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Çalışmalar, menopoz öncesi dönemde haftada en az 4 gün düzenli olarak spor yapmanın meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Menopoz sonrası dönemde düzenli olarak uygulanan spor, daha da önemli hale geliyor. Çünkü bu dönemdeki kilo alımı, östrojen düzeyini yükseltiyor ve meme kanseri riskini artırıyor.

 

3- Eti kısıtlayın, sebze ve meyveye ağırlık verin

 

Yağ içeriği yüksek besinler uzun süreli tüketildiklerinde kandaki östrojien düzeyleri yükseldiği için meme kanseri riski artıyor. Haftada 5 kez kırmızı et yenilmesiyle meme kanseri riskinde artış olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu nedenle meme kanserinden korunmak için kırmızı et tüketimini abartmayın. Günde 5-6 porsiyon sebze meyve tüketmeye de özen gösterin. Çünkü sebze ve meyveler içerdikleri antioksidan sayesinde meme kanserinin gelişme riskini yüzde 25 oranında azaltabiliyor.

 

4-Yağ tüketimini azaltın

 

Enerji alımını azaltıp, vücudunuzun yağ yüzdesini ideal seviyelerde tutarak meme kanseri riskini azaltabilirsiniz. Aldığınız total enerjinin sadece yüzde 20-25’inin yağdan gelmesine dikkat edin. Risk taşımıyorsanız bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.

 

5- Çocuğunuzu bol bol emzirin

 

Emzirme hem annenin hem de bebeğin kansere yakalanma riskini düşürüyor. Özellikle bebeğinizin büyümesinde bir sorun yoksa ve doktorunuz gerek görmüyorsa 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.

 

6- 30 yaşından önce anne olun

 

Yapılan araştırmalara göre; ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat artıyor. Bunun nedeni ise geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların memelerinin kanserojenik maddelerden daha fazla etkilenmeleri.

7- Sigarayı bırakın, alkolü sınırlandırın

 

Sigara kullanımı, meme kanseri dahil olmak üzere birçok kanserin gelişme riskini artırıyor. Ayrıca çalışmalar, her gün düzenli olarak 3 kadeh ve daha fazla alkol tüketenlerdeki meme kanseri riskinin tüketmeyenlere oranla yüzde 40 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise alkolün östrojen metabolizmasını etkilemesi ve risk faktörü olan östrojenin kandaki düzeyini yükseltmesi. Eğer alkol tüketmeniz gerekiyorsa günde 1 kadehle sınırlandırın.

 

8– Kadınlık hormonu ilaçlarından uzak durun

 

İleri yaştaki kadınlar, menopoz sonrasında başlanan hormon yerine koyma tedavileriyle (HRT) östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonları alıyorlar. Östrojenin yanı sıra progesteron da içeren kombine tedavilerin, sadece östrojen içeren tedavilerden daha riskli olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle tıbbi gerekçeler olmadan hormon kullanmayın.

 

9- Stresin esiri olmayın

 

Batı tarzı yaşamın vazgeçilmez unsurlarından bir olan stres, bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor. Bunun sonucunda meme kanseri riski artırıyor.

 

Yazı: Prof. Dr. Cihan Uras

Bartholin kisti nedir?

Bartholin kisti neden oluşur ve tedavi yöntemleri nelerdir? Prof. Dr. Faruk Buyru, Bartholin kisti hakkında bilmeniz gerekenleri anlattı.

Vajina girişinde şişlik, şişlikten kaynaklanan ağrı ve kızarıklık şikayetlerine sebep olan Bartholin kisti, birçok kadının yaşadığı sorunlar arasında yer alıyor. Üstelik tedavisinin ardından ne yazık ki bu kistin tekrarlama ihtimali var. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Tüp Bebek Koordinatörü Prof. Dr. Faruk Buyru, Bartholin kisti ile ilgili merak ettiğimiz soruları yanıtladı.

 

Öncelikle kist hakkında bilgisi olmayanlara kısaca anlatmak gerekirse… Bartholin kisti nedir?

Bartholin bezleri, vajina girişinde iki yanda bulunan bezelye büyüklüğünde organlardır. Bezler, 0.5 cm büyüklüğündedir ve yaklaşık 2.5 cm uzunluğunda bir kanalla vajina girişine açılırlar. Cinsel ilişkiyi kolaylaştıran, ilişki esnasında ağrı oluşmasını engelleyen vajinayı kayganlaştırıcı bir salgı oluştururlar. Normalde bu bezleri elle hissetmek mümkün değildir ancak özellikle enfeksiyon nedeniyle kist kanalı tıkandığında, bu kanal şişer ve 4-5 cm büyüklüğüne ulaşan bir kist halini alır.

 

Tıkanıklık dışında Bartholin kistinin nedenleri nelerdir? Ve kişi şişliğin Bartholin kistine işaret ettiğini nasıl anlar? Bartholin kistinin belirtileri nelerdir?

Bartholin kisti; bartholin bezinin salgıladığı sıvıyı vajinaya aktaran kanalın herhangi bir nedenden dolayı tıkanması sonucu gelişir. Sıvı boşalamayınca Bartholin bezinin içinde birikmeye başlar ve bunun sonucunda da Bartholin kisti oluşur. Bartholin kistinin nedeni kist kanalının tıkanmasıdır. Bu travma, tahriş veya enfeksiyona bağlı olarak oluşabilir. Olaya enfeksiyon da eklenirse abse halini alır. Tek taraflı veya her iki yanda kızlık zarının hemen dış kısmında şişlik en önemli belirtidir. Gerek kist, gerekse abse şiddetli ağrıya neden olur. Şişlik, kızarıklık ve ağrı en önemli belirtileridir. Ağrı o kadar şiddetlidir ki oturmak hatta yürümek bile çok ızdıraplıdır. Kist veya absenin olması durumunda cinsel ilişki mümkün değildir. Küçük kistler ilişkiye engel olmasa da, ilişki esnasında ağrı oluşur. Enfeksiyona bağlı olarak yüksek ateş, titreme, halsizlik de görülebilir.

 

Bartholin kistinin tedavi yöntemleri nelerdir? Tedavinin ardından bazı hastalarda bu kistin tekrar ettiğini biliyoruz. Peki Bartholin kisti neden tekrarlar? Tekrar riskini azaltmak için ne yapılmalıdır?

Küçük ve herhangi bir şikayete yol açmayan kistlerde tedaviye gerek yoktur. Her ne kadar enfeksiyon olsa da antibiyotikler tek başına yeterli değildir. Bu nedenle kist veya abse bir an önce boşaltılmalıdır. Lokal veya genel anestezi altında kist açılır ve içindekiler dışarıya akıtılır. Sadece boşaltma yeterli olsa da bu işlem sonrası tekrarlama riski daha fazladır. Önemli olan açılan kısmın tekrar kapanmamasıdır. Bu nedenle marsupiyalizasyon denilen, boşaltma sonrası kist ağzına dikiş konularak kanalın tıkanma riski azaltılabilir. Yine tekrarlama riskini azaltmak için kist içine alkol uygulaması, gümüş nitrat uygulaması da diğer tedavi seçenekleridir. Kist boşaltıldıktan sonra içine enjektörle alkol verilerek, kist içini döşeyen hücreler tahrip edilir. Aynı şeyi gümüş nitrat ile yapmak da mümkündür. Kist içine gümüş nitrat sürülerek kist duvarı tahrip edilir. Bu şekilde tekrarlama riski yüzde 10’un altına çekilebilir.

 

Word kateter denilen küçük bir hortumun kist içine yerleştirilip 4-6 hafta kadar tutulması da kanalın açık kalmasını sağlayarak tekrarlama riskini azaltır. Bu, ucunda şişirilebilir balonu olan bir hortumdur. Kist veya abse içeriği boşaltıldıktan sonra, bu hortum kist içine yerleştirilir. Ucundaki minik baloncuk şişirilerek dışarıya çıkmasına engel olunur. Kist iyice boşalıp iyileşinceye kadar hortum içeride tutulur. Kist iyileştikten sonra baloncuk boşaltılıp, hortum çıkartılır. Bezin tamamen çıkartılması pek tercih edilmez. Bez çıkartıldığı takdirde vajinal kuruluk problemi oluşabilir. Bu durumda cinsel ilişki esnasında ağrı oluşabilir. Ayrıca kistin çıkartıldığı yerde oluşabilecek hafif çöküntü görüntüyü bozabilir. Ancak sık tekrarlaması durumunda kistin çıkartılması düşünülebilir.

Bartholin kisti veya apsesinin tekrarlaması halinde ne yapılmalıdır?

Tekrarlaması halinde word kateter uygulaması, kist yatağına alkol veya gümüş nitrat uygulaması tercih edilebilir. Sadece kistin boşaltılması ile yüzde 30-40 olan tekrarlama riski bu yöntemlerle yüzde 10’un altına indirilebilir. Vajinal kuruluk ve cinsel ilişki esnasında ağrıya yol açabileceğinden derindeki bezin çıkartılması son çare olarak düşünülmelidir.

 

Jinekolojik muayene konusunda çekinen bireyleri düşünürsek… Bartholin kisti olan kişi tedavi yöntemlerine başvurmazsa ne olur?

Ağrı o kadar şiddetli olur ki oturmak, hatta yürümek bile çok zorlaşır. Bu durumda tedavi yapılmaması düşünülemez. Kist veya abse boşaltılarak hasta bir an önce rahatlatılmalıdır. Özellikle ileri yaşta ortaya çıkan Bartholin kistlerinde kanser olasılığı da akla getirilmelidir. Kanser riski çok düşük olsa da özellikle 40 yaş üstündeki kadınlarda biyopsi alınması düşünülmelidir. Kanser durumunda daha geniş kapsamlı cerrahi, lenflerin çıkartılması ve hatta radyoterapi gündeme gelebilir.

 

Bartholin kistine sahip hastaların yapması gerekenler nelerdir?

Bartholin kisti oluşumu hastanın davranışlarıyla çok ilgili değildir. Yine de genital hijyene dikkat edilmesi önerilir. Dış genital bölge temizliğinde pH değeri uygun sıvı sabunlar tercih edilmelidir. Abse oluşumu ise enfeksiyona bağlı olarak ortaya çıkar. Güvenli bir cinsel yaşam hem cinsel yolla bulaşan hastalıklardan hem de Bartholin enfeksiyonundan korunmak için ilke edinilmelidir. Küçük kistlerin fark edilip antibiyotik uygulanması abse oluşumunu engelleyebilir.

 

Röportaj: Dilay Argün

Meme kanseri ile ilgili bilmeniz gereken tüm bilgileri bir araya getirdik. İşte konunun uzmanlarından meme kanseri…

 

Meme kanseri nedir?

 

Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, meme kanserini tanımlıyor.

 

Meme kanseri özellikle kadınlarda görülen, meme hücrelerinin anormal derecede çoğalması ve kontrolsüz büyümesi ile gelişebilen bir kanser türüdür. Yaş ilerledikçe meme kanser riski artmaktadır.

 

Meme kanseri neden olur?

 

Meme kanserinde en önemli risk faktörü kadın olmaktır. Özellikle kadınlık hormonu olarak da bilinen östrojene maruz kalınma süresinin uzun olması meme kanseri riskini artırmaktadır. 12 yaşından önce adet görme, 55 yaşından geç menopoza girme östrojen hormonuna maruz kalma süresini artırmaktadır. Hiç hamile kalmamış kişiler için de risk mevcuttur. Doğurganlık çağında doğum kontrol hapları kullanmak özellikle bu kullanımların 5 yılı geçmesi riski artırır. Menopoz sonrası şikayetlerini gidermek için uygulanan hormon tedavisinin içinde de östrojen hormonu bulunmaktadır. Bunun için bu hormonların da 5 yıldan fazla alınması meme kanseri gelişme riskini artırabilmektedir.

 

Erkekler de meme kanseri olabilir!

 

Özellikle kadınlarda rastlanan meme kanseri nadir de olsa erkeklerde de kendini gösterebilmektedir. Yaklaşık olarak her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülmektedir. Kadınlardaki belirti ve bulgular ile aynı olmakla beraber; bu konunun farkında olunmaması nedeni ile erkeklerde meme kanseri genellikle ileri evrede tanı konulmaktadır.

 

Yazı: Prof. Dr. Gökhan Kandemir

Alzheimer nedir? Alzheimer hastalığı genetik midir?

 

Alzheimer hastalığı hakkında merak ettiklerinizi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Gamze Eroğlu Arığ açıkladı.

 

Halk arasında bunama olarak bilinen Alzheimer hastalığı, hafızayı etkileyen yakın zamanı hatırlayamama ile başlayan; zamanı ve bulunduğu yeri unutma, karıştırma, günlük yaşam kalitesinde bozulma ile seyreden yüzde 5 genetik özelliği olan, tedavi edilebilen, yalnız şifa sağlanamayan bir hastalıktır. Dilimizde sık kullanılan bunama, demans kelimesi; Latince zihin anlamına gelen mens kelimesinden türemiştir. Demans zihin yitirilmesi anlamına gelir. Alzheimer hastalığı demans tanımının yüzde 66’sını teşkil eder.

Alzheimer hastalığında süreç nasıl ilerler?

 

Hastalık sürecinde hafif kişilik değişikliği, uyku bozukluğu, aşırı hareketlilik, depresyon görülebilir. Uyku bozukluğunun en sık nedeni kötü uyku düzenidir. Çoğu hasta zamanlama hislerini kaybeder ve uyku zamanını geldiğini fark etmez. Kısa zaman yatakta kaldıktan sonra kalkarlar. Hastanın gündüz uyumasının engellenmesi ve düzenli saatlerde yatağa yatmasının sağlanması uygundur.

 

Alzheimer, başlangıçta depresyon ile karşımıza çıkabilir. Bu sebepten hem depresyon hem de Alzheimer tedavi edilmelidir. Alzheimer hastalarında sıkıntıların görülmesi doğaldır. Hastaya güven verilmeli, gün içinde rutin program hazırlayarak aklı bu konulardan uzaklaştırılmalıdır.

 

Alzheimer hastaları bazen ajitasyon, sözel veya fiziksel saldırganlık, volta atmak gibi durumlar gösterebilirler. Bu durumu tetikleyen sebebi ortadan kaldırmak gerekebilir. Alzheimer hastaları ileri safhalarda sık sık hayaller görürler. Ölmüş yakınlarının yanında olduğunu kendileri ile konuştuğunu söylerler ve yardım edilmesini isterler. Çocuklarını, tanımazlar veya karıştırırlar. Onların kendilerine kötülük yapacaklarından korkarlar. Alzheimer hastalarında idrar tutamama, kaçırma ileri safhalarda sık rastlanır. Uyanıkken hastayı 2 saatte 1 tuvalete götürmek tavsiye edilebilir. Gece uygun, yatak-giyim düzeni sağlanmalıdır.

 
Yazı: Uzm. Dr. Gamze Eroğlu Arığ

Bel inceltme hareketleri yapmaya başladığınızda dikkat etmeniz gereken üç nokta var:

  • Vücut fazla yağı en hareketsiz yer olan bel bölgesinde depolar. Yağ alımını azaltırsanız bel bölgenizin incelmesi hızlanır.

 

  • Bel inceltme hareketlerini yaparken sınırlarınızı zorlamayın. Düzenli olarak egzersizlere devam ettiğinizde zaman içinde esneklik kazandığınızı ve uzayan kaslarınızın bel bölgenizi biçimlendirdiğini fark edeceksiniz.

 

  • Hareketleri hızlı biçimde sık tekrarlamanız gerekmiyor. Belli sayıda tekrarlarla hareketlerin etkisini hissetmeye ihtiyacınız var. Kendinizi fazla yormaz ve zorlamazsanız severek yaparsınız ve sonuca daha çabuk ulaşırsınız.

 

1. Ayakta dik durup kendini iki yana bırakma

Ayakta dik durun. Ayaklarınızın arası iki yumruğunuz genişliğinde olsun.

Nefes alın.

İki elinizin iç kısmı bacaklarınıza değecek biçimde kendinizi sağ yanınıza bırakın.

Gidebildiğiniz yere kadar gidin ve orada bir-iki saniye durun.

Sonra nefes verirken doğrulun.

Aynı hareketi sağ ve sol yanınıza 10’ar kere tekrarlayın.

İlk üç günden sonra hareketleri 2’şer artırabilirsiniz.

 

 

2. Ayakta eller belde sağa ve sola dönme

Ayakta dik durun. Ayaklarınızı iki yumruğunuzun sığacağı kadar ayırın.

Ellerinizi belinizin iki yanına yerleştirin. Nefes alırken gövdenizi sağ yanınıza çevirin. Eğer bakışlarınızı bir noktaya sabitlerseniz hareketi daha kolay yapabilirsiniz.

Nefes verirken yeniden başlangıç noktanıza dönün.

10’ar kere sağ ve sol tarafa dönerek hareketi tekrarlayın.

İlk üç günden sonra hareketleri 2’şer kez artırabilirsiniz.

 

 

3. Yerde dizleri kırıp başı kaldırma

Sırtüstü yere uzanın.

Dizlerinizi kırın.

Hafifçe kaldırdığınız başınızın altına ellerinizi yerleştirin.

Nefes alırken başınızı yerden biraz kaldırın. Başınıza elleriniz destek olsun, ensenizi zorlamayın.

Nefes verirken başınızı taşıyan ellerinizi yere bırakın.

Birkaç saniyelik dinlenmelerle hareketi 10 kere tekrarlayın.

İlk üç günden sonra 2’şer artırın.

 

Bel inceltme hareketleri

+6

Sırtüstü yatıp, bir bacağınızı kırıp, dizinizi karnınıza doğru çekin. Diğer bacağınızı dümdüz bir şekilde bacağınızı yukarı doğru uzatın. Ayak parmak ucunuzla tavanda küçük daireler çizer gibi hareket edin.

Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü, toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülen şizofreninin, 16-25 yaş aralığında ortaya çıkan ve cinsiyet ayrımı olmayan bir hastalık olduğunu, her sosyal sınıfta ve her coğrafyada görülebileceğini açıkladı. Dünyada yaklaşık 60- 65 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 450-600 bin şizofreni hastasının olduğunu belirterek; kentlerde daha yoğun görülen şizofreninin kronik bir hastalık olmasına rağmen, doğru tedaviyle hastaların kendi yönelimleri doğrultusunda kimi zaman destekli, kimi zaman desteksiz olarak da yaşayabileceklerini söyedi.

 

Şizofreni nedir?

Düşünce, algı, duygu ve davranışlarda bozulmaya yol açan zihinsel bir bozukluk olan şizofreni, belirti, bulgu, gidiş, sonlanım ve tedavi açısından hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Bu nedenle şizofreni için kesin ve net bir gidişat söylemek mümkün değildir. Şizofreni; tedavi süreci, hastalığın doğası ve en önemlisi toplumdaki önyargılar nedeniyle hasta ve hasta yakınları için zorluklara neden olabiliyor. Pek çok şizofreni hastası yaşamları boyunca iş, arkadaşlık, çalışma gibi alanlarda sayısız engellerle karşılaşabiliyor.

 

Şizofreni, kişinin neyin gerçek, neyin hayal olduğunu anlayamadığı bir süreç, psikoz ana başlığı altında toplanan hastalıkların en temel örneğidir. Zaman zaman psikotik rahatsızlığı olanlar gerçekle ilişkilerini kaybederler. Hastaların gerçekle ilişkilerini kaybettiklerinde oluşan ani kişilik ve davranış değişikliklerine ‘psikotik atak’ adı verilir. Şizofreninin şiddeti kişiden kişiye değişir. Bazı hastalar hayatlarında tek atak yaşarken, bazıları birkaç atak yaşayabilir. Şizofreni belirtileri nüksetme ve duraksama olarak bilinen döngüler esnasında kötüleşebilir veya azalabilir.

 

Şizofreni tedavisi nasıl olur?

Hastaların uzun süreli olarak hastanelerde yatırılmasına dayalı tedavi anlayışının kaldırılmasıyla birlikte, temelli tedavi anlayışı benimsenmiştir. Şizofreni kronik bir hastalık olmasına rağmen, doğru tedaviyle şizofreni hastaları kendi yönelimleri doğrultusunda kimi zaman destekli, kimi zaman desteksiz olarak da çalışabilirler.

 

Sıklıkla 16-25 yaş arasında başladığı görülen şizofrenide cinsiyet ayrımı bulunmuyor. Kadınlarda daha geç yaşlarda başlayan şizofrenide, hastalığın gidişi görece daha iyidir. Şizofreni her toplumda, her sosyal sınıfta ve her coğrafyada görülebilir. Hastalığın sıklık ve yaygınlık oranları tüm dünyada benzer oranlara sahiptir. Kentlerde şizofreni sıklığı, kırsal alana göre daha fazla, gelişmiş ülkelerde ise, gelişmekte olan ülkelere göre daha çok görülme oranına sahiptir.

 

Yazı: Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü

 

 

Şizofreni etkileyen faktörler nelerdir?

Şizofreni etkileyen faktörler: genetik, nörobiyoloji, sosyal çevre, psikolojik durum olabilir. Aile de şizofren olma durumunda bu hastalığın görülme olasılığı daha yüksektir. Ama sadece ailede bir şizofren olması kişinin şizofren olacağı anlamına gelmez. Bu sadece durumu tetikler. Şizofreni yalnızca kalıtımsal faktörlerin değil pek çok koşulun bir araya gelmesiyle oluşan kompleks bir hastalıktır.

 

Şizofren hastaları bu hastalığın öncesinde sessiz, yalnız, güvensiz kişilerdir. Tetiklenmesi için, özellikle genç yaşlarda, küçük bir stres bile yeterlidir. Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Hastalık bazen aniden ortaya çıkabilir ancak bazen de yıllara dayanarak yavaş yavaş gelişir.

 

Şizofreni belirtileri nelerdir?

Yavaş yavaş başlayan şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, ilgi çekmeye çalışma, içine kapanma, kendine bakmama gibi ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkabilir. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler. Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar.

 

Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Ama hiçbir belirti tek başına “şizofreni” tanısı koymada yeterli değildir. Tanı kişinin psikolojik yardım alması, etrafındakilerin görüşünün alınması ve bir süre izlenmesiyle konulabilir.

40’lı yaşlarda beslenme nasıl olmalı?

Genel vücut sağlığı düzenli bir beslenme ve yaşam şekliyle korunabilir. Özellikle 40’lı yaşlar sağlıklı bir yaşlılık dönemi için oldukça önemlidir. Bu nedenle beslenmeden, uyku düzenine ve fiziksel aktivitelere kadar her bireyin bir planlama yapması gerekir. Aksi takdirde kolesterol, kalp-damar hastalıkları, kanser, kemik erimesi ve depresyon gibi birçok rahatsızlık gelişebilir. Central Hospital’dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Selma Turan, “Her yaşın ayrı bir beslenme şekli vardır. Günümüz toplumuna bakıldığında özensiz ve bilinçsiz beslenme, şişmanlık, sigara-alkol kullanımı ve uzun çalışma saatleri gibi nedenler genel vücut sağlığını etkileyebiliyor” diyor.

 

Yaşam şekli önemli

 

Her insan 40’lı yaşlara gelene kadar birçok evrelerden geçer. Çocukluk, ergenlik, orta yaş ve gebelik gibi dönemlerde vücutta bazı değişiklikler meydana gelir. Tüm bu süreçte beslenme düzeni büyük önem taşır. Çünkü her yaşın ayrı bir beslenme şekli vardır. Günümüz toplumuna bakıldığında özensiz ve bilinçsiz beslenme, şişmanlık, sigara-alkol kullanımı ve uzun çalışma saatleri gibi nedenler genel vücut sağlığını etkileyebiliyor. Özellikle modern toplumlardaki kadınlar iş, aile ve sosyal yaşamlarındaki yoğun tempo sebebiyle beslenme düzenlerine dikkat edemeyebiliyor.

 

40’lı yaşlarda hormonlar değişiyor

 

40’lı yaşlarda birçok kadın menopoz dönemine girer. Bunun sonucunda da hormonlarda değişim başlar. Hormonlardaki bu değişiklikler östrojenin karın çevresinde toplanmaya başlamasıyla birlikte o bölgede yağlanmayı artırır. 40’lı yaşlarda kadınların metabolik enerji harcamaları düşmeye başladığından kilo almaya da daha elverişli hale gelirler. 40’lı yaşlarda vücudun enerji ihtiyacı daha az olduğu için yiyecek tüketiminin de bu duruma göre ayarlanması gerekir. Aksi takdirde kalp-damar hastalıkları, meme kanseri, kemik erimesi, selülit, menopoza bağlı stres, depresyon, ateş basmaları ve sinirlilik gibi durumlar oluşabilir. Erkeklerde de ileri yaşa, mevcut hastalığa ya da hareketsiz yaşama bağlı olarak kilo alma durumu yaşanabilir. Bu nedenle her bireyin kilo kontrollerini yapması gerekir. Ayrıca düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalı, beden kitle indeksi 30 ve üzerindeyse mutlaka kilo verilmeli, uyku saatleri yeterli olmalı ve sağlık kontrolleri sıkça yapılmalıdı.

kaynak:hthayat.com

Güzel ve sağlıklı dişlerin, estetik avantajlarının yanı sıra genel vücut sağlığımıza daolumlu etkisi olduğunu vurgulayan Bakırköy Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Selma Kurtoğlu, “ İhmal edilen küçük bir çürük; kalp-damar hastalıklarına, romatizmaya, ülsere, böbrek ve karaciğer sorunlarına hatta kansere bile neden olabilmektedir. Ağız ve diş sağlığının öneminin farkındalığında olan ülkelerde diş hekimine 6 ayda bir gitme zorunluluğu varkenülkemizde böyle bir zorunluluk olmamakla birlikte 2 yılda bir diş hekimine gidilmektedir. İleride oluşabilecek sistematik rahatsızlıkların önüne geçebilmek için ağız ve diş bakımını düzenli yapmak, koruyucu ve önleyici tedavileri yaptırmak esastır. “diye konuştu.
Bakırköy Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Selma Kurtoğlu, ağız ve diş bakımında sağlıklı dişlere sahip olmak için 10 altın kuralı sıraladı.
1-) Sabah ve akşamdişleri fırçalamak, diş ipi kullanmak ve ağız gargaraları ile dişlerin detaylı tamtemizliğini yapmak.
Diş ipi çok yaygın olmamakla beraber diş temizliğini tamamlayan işlemdir. Dişler ne kadariyi fırçalansada ara yüzler ve protezlerin altı diş ipi yardımıyla temizlenir. Yapılan istatistiklere göre plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş fırçalamanın etkisi %66iken plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş ipinin rolü %34 olmaktadır. Günde 1 defamutlaka diş ipi kullanılmalıdır.
2-) Dengeli beslenme ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir.
Beslenmedeilkprensip vücut için gereklihertürlüprotein vitamin , mineral ,karbonhidrat gibi tam besinlerin dengelibirşekildealınmasıdır. Bu dengeyi bozacak her türlü alışkanlıkgenel sağlığımızı nasıl olumsuz etkiliyor isediş sağlığımızı da olumsuz etkileyecektir.
3-) Fındık, ceviz gibisert besinler dişlerle kırılmamalıdır.
4) Havuç, elma gibi lifli ve çok sert besinleri yemek bir nevi diş fırçası görevi üstlenerek, dişleri temizler ve güçlendirir.
5) Şeker,çikolata lokum gibi gıdalardan sonra dişlerin özellikle fırçalanması veya bol su ileçalkalanması gerekmektedir.
6) Özellikle çocukluk çağında dişlerin çıkması ile birlikteazı dişlere fissürörtücü uygulanması çürükleri önlemektedir.
7) Şekersiz sakız çiğnemek dişlerin temizlenmesine yardımcı olur.
8) Asitli içecekleryerine doğal meyvesularıveya maden suları tercih edilmelidir.
9) Düzenli diş hekimine giderek, belirli aralıklar ile panoramik röntgen çektirerekçürük kontrolü yapılmalıdır.
10) Flor uygulaması ile dişleri güçlendirmektedir.

Kaynak : www.hospitadent.com

Diş macunlarına beyazlatıcı olarak aşındırıcılar, peroksit ve bazı enzimler eklenmiştir. Diş macunlarının içindekiler kısmında okuduğumuz kalsiyum karbonat, dikalsiyum fosfat dihidrat, alümina, silika, sodyum bikarbonat aşındırıcı partiküllerdir. Aşındırıcı partiküller diş üzerinde biriken gıda artıklarını ve diş plağını uzaklaştırmak için diş macunlarında bulunması gerekli maddelerdir. Aşındırmadan beyazlatma yapan maddeler ise peroksit, sitrat, pirofosfat, heksametafosfat, yüzey aktif madde ve enzimlerdir. Ayrıca diş macunlarına ilave edilen hidroksiapatit diş minesi üzerindeki çukurcuklara çökerek dişlerin daha beyaz ve parlak görünmesini sağlar.

Beyazlatıcı diş macunları sadece dış renklenmelere etki edebilir. İçsel renklenmelere herhangi bir etkisi söz konusu değildir.

Günümüzde beyazlatıcı diş macunu olarak tanıtılan diş macunlarının çoğu aşındırıcı etki göstererek dişleri beyazlatır. Büyük partiküllü aşındırıcı içeren bu diş macunlarıyla uzun süreli dişleri fırçalamak diş minesini aşındırır ve renklenmeye karşı daha savunmasız hale getirir. Netice olarak incelen mine tabakasına sahip dişler hassaslaşır ve hedefimizin aksine daha sarı görünür.

Beyazlatıcı diş macunları günde en fazla bir kere kullanılabilir. Bu uygulama gece yatmadan önce değil, gündüz uygulanan fırçalama işlemlerinden birinde kullanılmalıdır.

Diş rengimizin saç ve ten rengi gibi kalıtımsal ve size özel olduğunu unutmamak ve sahip olduklarımızla mutlu olmak gerekir. Yine de daha beyaz dişlere sahip olmak istiyorsanız diş hekiminizin uygulayacağı beyazlatma işlemi en etkili ve zararsız yöntemdir.

 

Kayseri Hospitadent Diş Hastanesi – Dt. Büşra Akkaya 

– See more at: https://www.hospitadent.com/dis-sagligi/beyazlaticili-dis-macunlari-gercekten-etkili-mi.html#sthash.lzdyTN9F.dpuf

Dişeti neden kanar?

Dişetinde meydana gelen kanamalar altta yatan bir dişeti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diştaşı (tartar) birikimleri sonucunda dişetlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte o bölgeyle sınırlı iltihapsal bir alan oluşmakta ve dişeti kanaması ortaya çıkmaktadır.

Dişeti kanadığında ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeni en iyi seviyeye getirilmelidir ki vücudun kendini yenileme kapasitesi kendini gösterebilsin. Kanama oluşan bölgeler tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen toparlama göstermiyorsa en kısa zamanda diş hekimine kontrol amaçlı gidilmelidir.

Dişeti kanamaları için nasıl önlem alınmalıdır?

Dişeti kanaması olmadan önlem alabilmek için ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir. Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce, fırçalama süresi en az 2 dakika olacak şekilde fırçalanmalıdır. Fırçalama esnasında hem dişler hem de dişetleri masaj yapılacak şekilde fırça hareketleri uygulanmalıdır. Fırçalama sonrası için ise diş arası bakımları tam olarak yapabilmek için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır.

Dişeti kanaması diş kaybına neden olur mu?

Dişetlerinde meydana gelen kanamalar tek başına diş kayıplarına neden olmayacağı gibi altta yatan bir dişeti rahatsızlığının habercisi olabilir. Mutlaka kanama olan bölgeler hekim diş hekimi tarafından özenle incelenmeli ve sorunun kaynağı belirlenmelidir.

Dişeti kanaması olanlara tavsiyeler

Dişeti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarını her ne nedenle olursa olsun bırakmamaları gerekmektedir. Ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenileme kapasitesi ve hastalıklarla savaşması çok daha kolay olacaktır. Bu hastaların dişeti kanaması olmasından dolayı fırçalama yapmamaları olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır.

Kaynak www.hospitadent.com

Ağız kuruluğunun sebepleri nelerdir?

Tükürük salgısının azalmasıyla görülen ağız kuruluğuna xerostomia denir. Diyabet, parkinson, sjögren sendromu, AIDS gibi bazı hastalıklar sonucunda görülebildiği gibi hastaların devamlı kullandığı ilaçların yan etkisi olarak ,radyoterapi sonrasında, tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarıldığı durumlarda veya sigara, alkol, kafein kullanımı gibi daha basit nedenlerle de görülebilmektedir.

Ağız kuruluğunun belirtileri nelerdir?

Sık susama, ağız kokusu, konuşma ve yeme zorluğu, dilde yanma hissi ve ağzın tükürük tarafından temizlenememesine bağlı çürük ve periodontal hastalıklarda artış görülebilmektedir.

Ağız kuruluğunun önlenmesi ve tedavisi nasıldır?

Önce nedenini öğrenip nedeni ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulanmalıdır. Herhangi bir hastalıktansa o hastalık kontrol altına alınmalıdır. Dişler daha iyi temizlenmeli, ağız bakımına daha çok dikkat edilmelidir. Sigara, alkol ve şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Gerekirse doktor kontrolü altında eczaneden yapay tükürük tabletleri alınabilir. Şekersiz sakız çiğnenebilir, sık sık ağız suyla ıslatılabilir, floridli macun ve gargara kullanılabilir, C vitamini alınabilir.

Kanserler ağzın en sık hangi bölgelerinde görülür ve önemi nedir?

Ağız kanserleri genellikle dudak üstünde, ağzın içinde, gırtlak, bademcikler veya tükürük bezleri arkasında meydana gelir. Damakta ve yanakta nadir görülür. Tüm kanserlerde olduğu gibi tedavisinden olumlu sonuç almak için, kanserin vücudun diğer kısımlarına yayılmasını önlemek ve yüzde şekil bozukluğu ile konuşma ve çiğneme zorluğunu engellemek için erken teşhis çok önemlidir.

 

Dt. Yasemin Büyükkarhan – Hospitadent Bakırköy

 

Dişeti, dişi çevreleyen ve onu korumakla görevli bir dokudur. diş taşları, iyi yapılmamış köprüler ya da ailesel yatkınlığa bağlı olarak gelişebilmektedir. Diş kemiğinin bakterilere bağı olarak derinlere doğru erimesi ve bunun da sonucu olarak dişetinin de onu takip ederek aşağı doğru inmesidir. Diş eti çekilmesinin nedenleri arasında en büyük payı ise diş taşları ve diş eti hastalıkları alır. Diş taşları erken dönemde temizlenmezse dişin derinliklerine doğru kendine yer açmaya başlar. Erken süreçte bu rahatsızlıkla ilgilenilirse dişeti çekilmesi olmaz. Geç kalınmış müdahalede diş kayıplarına varan sorunlar yaşanabilmektedir. İstatistikler diş eti çekilmelerinden kaynaklanan diş kayıplarının, diş çürüklerinden daha fazla olduğunu göstermektedir.

DİŞ ETİ ÇEKİLMELERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Diş eti çekilmesi akut ve kronik olmak üzere iki kısımda sınıflandırılabilir. Diş eti çekilmesinin hangi tipte oluğu ancak bir doktor muayenesi ile anlaşılabilir. 1-2 mm. kadarlık diş eti çekilmesi genelde çok büyük sorunlara yol açmaz ve kronik diş eti çekilmesi olarak adlandırılır. Kronik diş eti çekilmesi daha yavaş ilerler. Ama 3-4 mm. lik diş eti çekilmeleri ya da çok hızlı ilerleyen diş eti çekilmeleri ise akut diş eti çekilmesi olarak adlandırılır. Tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Özellikle kanamalı durumlarda cerrahi operasyon gerekebilir.

DİŞ ETİ NEDEN ÇEKİLİR?

Dişeti genel olarak diş bakımının yapılmaması, yanlış fırçalama, genetik yatkınlık ya da kişide var olan dişeti hastalıkları nedeni ile çekilir. Bunlar arasında dişlerin fırçalanmaması merkezde yer alan en önemli etkendir. Diğer etkenler ise diş eti çekilmesini hızlandırır. Her diş doktorunun tavsiye ettiği gibi dişler günde 3 kez mutlaka fırçalanmalıdır. Çünkü diş fırçalama, yemek sonrası dişler arasında kalan yemek artıkları ile bakterilerin bütünleşerek burada üreyerek kalıcı bir hal almasını ve dişeti tahribatına neden olmasını engeller. Eğer, eğer her yemek sonrası fırçalanmazsa öğün hatta gün, hafta atlanarak fırçalanmaması dişe yapışan bakterilerin plak(tırnağınızla dişinizin üzerini kazıyarak plağı fark edebilirsiniz) oluşturmasına ve zamanla bir daha da kazınamamasına ve konuşlanmasına sebep olur. Dişetinde kalıcı hale gelen bakteriler, öğünlerle birlikte daha da çoğalarak yani beslenerek kendine daha fazla alan bulmak isterler. Sonuç olarak bakteri plağı yavaş yavaş aşağılara dişin derinliklerine doğru ilerler.


DİŞ ETİ ÇEKİLMELERİNİN DİĞER NEDENLERİ
Yaşlanma,
Dişleri sıkmak ya da gıcırdatmak,
Diş taşları ve bakteri plağı,(en sık görülen sebebi)
Çarpık, düzensiz, rotasyona uğramış bozuk diş dizileri,
Diş eti iltihabı veya periodontitis nedeni ile diş etinde oluşan iltihaplı ve dejeneratif değişimler,
Travmatik ve cerrahi yaralanmalar,
Dudak, yanak kas bağlantılarının diş etlerine yakın olmaları,
Dişler arasına gereksiz ve çok fazla kürdan, toplu iğne vb. cisimler sokularak, diş etinin tahriş edilmesi,
Sigara içme alışkanlığı,
Kötü beslenme ve bunun sonucunda bağışıklık sisteminin zayıflaması,
Şeker hastalığı,
Ağız içindeki restorasyonlar,
Doğum kontrol hapları, anti-depresanlar, kalp ilaçları kullanılması,
Hamilelik, puberte, menapoz, mensturasyon gibi hormonal değişiklikler,
Stres

DİŞ ETİ ÇEKİLMESİNİN BELİRTİLERİ

Diş eti çekilmesinin ilk belirtisi ise ağızda koku (halitozis) meydana gelmesidir. Daha sonra bu belirtiyi diş eti kanamaları takip eder. Sağlıklı diş etlerinde kanama meydana gelmemektedir.

DİŞ ETİ ÇEKİLMESİ NASIL ÖNLENİR?

Aslında diş eti çekilmesinin önlenmesi oldukça basit ve fazla zaman almayan bir iştir. Diş eti çekilmesinde ister tedavi öncesi olsun isterse de tedavi sonrası olsun mutlaka dişler fırçalanmalıdır. Günde 3 defa dişler fırçalanmalıdır. Ön, arka ve üst yüzeylerin fırçalanması zaten herkes tarafından yapılmaktadır. Dişler fırçalanırken dişetinden dişe doğru ve süpürme hareketi yapılarak fırçalanmalıdır. Yani, üst çenede yukarıdan aşağı alt çenede ise aşağıdan yukarı yapılmalıdır. Ağız temizliği yapılırken dişlerin yanında dilin temizliği de mutlaka yapılmalıdır. Dil, pürüzlü yüzeyi ile bakterileri barındırma yeteneğinde olan bir organımızdır. Ağız ve diş temizliğinde zengin lif ve sodyum bi karbonat iyonlarına sahip misvakın önemli rolünü de unutmamak gerekir.

Dişlerin, iki dişin birleştiği araları da mutlaka fırçalanmalıdır. Buna ilaveten diş fırçasının ulaşamadığı diş araları da diş ipi kullanılarak temizlenmelidir. Bazen dişler arası mesafe büyük olduğunda diş ipi bu yüzeyleri temizleyemez. Bu bölgeler için arayüz fırçası adı verilen fırçalar kullanılabilir. Ara yüz fırçasının da yetersiz olduğu durumlarda ağız duşu adı verilen ve eczanelerden temin edebileceğiniz aparatların kullanılmasında fayda bulunmaktadır. Ağız duşu, basıçlı su ile diş aralarının temizlenmesine yardımcı olur. Ağızda oluştuğu farkedilem diş taşları ya da diğer adı ile tartarların uzman biri tarafından temizlenmesi diş eti çekilmesinin önlenmesinde önemli bir adımdır. Ağız ve temizliğinde eczanelerde satılan ağız gargaraları da kullanılabilir.

Cinnet ; Kişilerin aklını anlık olarak kullanamaması & Duygularını kontrol altında tutamaması anlamına gelir.

Bildiğiniz gibi Gazete ve birçok manşet sayfalarda karşılaştığımız cinnet haberleri;Ülkemizde yaşanan cinnet olaylarının bu denli artmış olması ister istemez akıllara kimler ,neden ,nasıl hangi düzeyde cinnet geçiriyor ? öncesinde ve sonrasında neler yaşanıyor ?  gibi sorularıda beraberinde getiriyor.

Cinnet toplum tarafındanda biliniği gibi; Kişinin akli dengesini,aklını anlık ve geçici süreli kaybetmesi anlamını taşımaktadır. Cinnet geçiren insanların genelde  anlık sağlıklı düşünme potansiyeli yoktur. Çevresine olan yakınlığı,hoş görü ve duygusal bağ gibi bireysel duygularıda bu durumu kesinlikle engellemez ; Kişinin aklını kaçırması beraberinde duygu yoksunluğu yaşamasınada sebep olur ve bu esnada beyni duygularını kullanmasını desteklemez.Lucid Rüya

Cinnet Geçiren İnsanların Tanımı

Kişilerin psikiyatrik &  psikolojik literatürüne bakıldığında kişinin kaygı,stres gibi dürtüleriyle baş etmesi gerekebilir ve bu dürüm kişiyi Cinnet geçirmeye sürükleyebilir.

Bildiğimiz yazısal ve görel alanlardaki  cinnet olaylarını gözlemlediğimizde ; cinnet eylemi gerçekleşen kişinin, 1.derece yakınları olmak üzere tanıdığı ve tanımadığı birçok bireye ciddi anlamda zararlar verebilir.

O halde insanı cinnete, aklını kaçırmaya sürükleyecek nedenler neler olabilir ? Nasıl olabiliyor da  hayatı boyunca  karıncayı bile incitemeyecek düzeyde olan bu kişi hayatta zarar vermeyeceği sesini bile yükseltemeyeceği bu insanlara korku dolu anlar yaşatabiliyor ?

Her insanın bir sınır kapısı,sabır taşı vardır ve yaşadığımız konumların farklı olması gibi yaşanılan bu psikolojik,psikiyatrik alanlarımızda  farklı şekilde işlemekte ve farklı konumlara sahip olmaktadır.

Söz konusu kapılar aşıldığında insan; sosyo kültürel yapısına, kişiliğinden tutun da  gözlemlediği yaşam biçimi ve eğitimlere göre  değişkenlik gösterebilir.

Kişinin bu öfkesi tüm çevresine aile,iş arkadaşları,bakkal Muzaffer amca, manav Hüseyin abilere ve Eczacı Leyla teyzeye olduğu gibi kendisinede yansımaktadır.

Elbette ki her insan gündelik yaşamında yaşadığı tatsız ve stresli olaylar karşısında cinnet geçirmeyebilir.Akıl kaçırmalarının arkasında psikiyatrik ve organik bozukluklardan şüphelenilmelidir. Akıl kaçırma (Cinnet) olayı yoğun depresyon geçiren insanlarda , paranoid sendromlarda, Kalıtsak akıl bozuklukları,yoğun alkol ve Uyuşturucu madde kullanan kişilerde sıklıkla görülür.Olayların bu şekilde gelişmesi sonucunda bu insanlarda genetik bir benlikte eşzamanlı olarak oluşabilir.

Peki aklını kaçırmaya yönelik bir insanı  tahmin edebilmemiz mümkün mü ?beyin-reset

Elbette aklını kaçırabilecek bir insan öncesinden bize sinyal verebilir. Bu kişilerin cinnet öncesi içlerine kapandığı,gündelik becerilerinde seyreklik görülebili.Gelecekten tüm umudunu kaybederek bahsediği,sıklıkla veda sözcükleri kullanması şüphelenmemiz gereken noktalardır. Bakışlarının negatif olması yönünde çoğu zaman bu davranışların tam aksine karşımıza  bir iyilik meleği olarakta çıkabilirler.

Aklımızı kaçırmayı Önleyebilirmiyiz ?

Daha önce kişide gözlenemeyen şüpheli davranışlar, yoğun iştahsızlık,uyuku bozukluğu,kişinin kabuğuna çekilişi, saldırganlık ve agrasif davranışlar gözlemleniyorsa & alkol kullanımı boy gösteriyorsa, normal şartlarda alışlanlık edindiği ve asla vazgeçemdiği eylemleri uygulamayı bırakmışsa, İlgili sağlık kuruluşlarından yardım alarak kişinin tedavi altına girmesi  Cinnet geçirme 1 adım önceden kontrol altında tutularak önlenmiş olacaktır.

Çevrenizde gözlemlediğiniz bu tür vakalar var ise  yaş sınırlarına bakmaksızın ilgili sağlık kuruluşlarına götürmeye ikna edişiniz ve psikolojik destek almalarını sağlamanızın sizlerede faydası dokunabilir.

Şizofreni Nedir Nasıl Tedavi Edilir

Şizofreni, kişinin düşünce, his ve davranışını etkileyen ciddi bir bozukluktur. Şizofreni hastalığı olan birisi gerçek olanla hayali olanı ayırt etmekte güçlük çekebilir; Yanıt vermeyebilir veya geri çekilebilir; Ve sosyal durumlarda normal duyguları ifade etmekte güçlük çekebilir. Toplumsal algının aksine, şizofreni ayrı kişilik ya da çok kişilik değildir. Şizofreni hastalarının büyük çoğunluğu şiddet kullanmaz ve başkaları için tehlike oluşturmazlar. Şizofreni, çocukluk tecrübelerinden, yetersiz ebeveynlikten veya irade eksikliğinden kaynaklanmaz; semptomlar her kişi için aynı değildir.

Şizofrenide Neler Olmaktadır?

Şizofreninin nedeni hala belirsizdir. Bu hastalığın nedeni ile ilgili bazı kuramlar şöyledir; genetik (kalıtım), biyoloji (beyindeki kimyada veya yapıda anormallikler); Ve / veya muhtemel viral enfeksiyonlar ve bağışıklık bozuklukları Şizofreni nedenidir.

Genetik (Kalıtım)

Bilim adamları, bozukluğun ailelerde görülme eğiliminde olduğunu ve o aileden herhangi bir kişinin hastalığa yakalanma eğiliminde olduğunu kabul eder. Bazı genetik hastalıklara benzer şekilde, şizofreni, vücut hormonal ve fiziksel değişimlere (gençlik döneminde ve genç erişkinlerde ergenlik döneminde ortaya çıkanlar gibi) veya aşırı stresli durumlarla uğraştıktan sonra ortaya çıkabilir.

Biyoloji ve Şizofreni

Bilim adamları şizofreni hastalarının beyin kimyasalları veya nörotransmitterleri dengesizliğine sahip olduğuna inanıyor: dopamin, glutamat ve serotonin gibi… Bu nörotransmitterler beynin içindeki sinir hücrelerinin birbirlerine mesaj göndermesine izin verir. Bu kimyasalların dengesizliği bir kişinin beyninin uyaranlara tepki vermesini etkiler – bu da şizofreni hastasının başkalarının kolayca işleyebildiği duyusal bilgilerle (yüksek sesli müzik veya parlak ışıklar) neden aşırı yüklendiğini açıklar. Farklı sesleri, mekanları, kokuları ve zevkleri işleyen bu sorun halüsinasyonlar veya sanrılar oluşturabilir. Yani olmayan şeyleri varmış ve olmuş gibi görüp hissetmeyi sağlar. Bazı araştırmalar, rahimdeyken beynin içindeki bağlantıların ve yolların gelişimiyle ilgili problemlerin daha sonra şizofreniye yol açabileceğini önermektedir.

 

 

Viral Enfeksiyonlar ve Bağışıklık Bozuklukları

 

Şizofreni, viral enfeksiyonlar veya bağışıklık bozuklukları gibi çevresel olaylarla da tetiklenebilir. Örneğin, anneleri gebe kaldığı sürece grip olabilmekte ve bu kadar basit bir şey yüzünden doğan bebeklerde daha sonra hayatta şizofreni gelişme riski yüksektir. Ağır enfeksiyonlar nedeniyle hastaneye kaldırılan insanlar da daha yüksek risk altındadır.

 

Şizofreninin Erken Uyarı Belirtileri Nelerdir?

 

Şizofreni belirtileri herkes için farklıdır. Semptomlar aylar ya da yıllar içinde yavaş gelişebilir ya da ani görünebilir. Hastalık nüks ve rahatlama dönemlerinde gelip gidebilir.Şizofreninin erken uyarı belirtileri olan davranışlar şunları içerir:

  • Gaipten sesler duyma- İşitme ya da orada olmayan bir şeyi görme
  • Sürekli izlenme-takip ediliyor hissi
  • Tuhaf veya saçma konuşma veya yazma
  • Garip ve uyumsuz vücut pozisyonları
  • Çok önemli durumlara karşı kayıtsız hissetmek
  • Akademik veya iş performansının bozulması
  • Kişisel hijyen ve görünüm değişikliği
  • Kişilikte bir değişiklik
  • Toplumsal durumlardan çekilme- yalnız kalma isteği
  • Sevdiklerinize akılcı, kızgın veya korkulu cevaplar vermek
  • Uyuyamama veya konsantre olamama
  • Uygun olmayan veya tuhaf davranışlar sergileme
  • Din veya okült ile aşırı meşguliyet

Bu semptomlardan birkaçını iki haftadan daha uzun bir süre deneyimleyen herkes derhal yardım istemelidir. Bir tıbbi veya zihinsel sağlık uzmanı, şizofreninin belirtilerini tartışırken aşağıdaki terimleri kullanabilir.Olumlu  belirtiler, kişinin kişiliğine eklenen bozukluklardır.

 

Halüsinasyonlar

Gerçekten var olmayan bir şeyi  görme, hissetme, tatma, işitme veya koklamak da Şizofreni belirtisidir. En yaygın deneyim, bireye emir veren veya yorumlar yapan hayali sesleri duymaktır. Şeytanın sesini duyup birilerini öldürenlerin sayısı da az değildir bu açıdan Şizofreni tehlikelidir ve tedavi edilmelidir.

 

Bozuk düşünce ve konuşma

bir konudan diğerine geçmek saçma sapan konuşmak bir konuyu bitirmeden diğerine atlayarak kafa karışıklığına sebep olmak. Bireyler kendi sözlerini veya seslerini telafi edebilir, anlam ifade etmeyen bir şekilde kafiye yapabilir veya sözcükleri ve fikirleri tekrarlayabilir.

Tutarsız davranış

 

Bu davranışlar yönlendirilmemiş patlamalara, dürtüsel ve engellenmeyen eyleme yönelme gibi sorunlarla karşılaşabilir. Herhangi bir nedeni olmaksızın, endişeli, heyecanlı, gergin veya sabit görünen hareketler de yaşayabilir.

 

  • Sosyal çekilme
  • Aşırı derecede ilgisizlik
  • Sürüş veya girişimin olmaması
  • Duygusal düzlük

 

Şizofreni Nasıl Tedavi Edilir?

 

Şizofreni semptomları yaşadığından şüpheleniyorsanız, derhal bir tıp veya zihinsel sağlık uzmanı görmelisiniz. Bu durum bir yakınınızda da görülebilir. Olaya kayıtsız kalmamak gerekir. Çünkü Erken tedavi  daha iyi bir uzun vadeli sonuç anlamına gelebilir.Şizofreni için herhangi bir tedavi mevcut olmasa da, bu hastalıkları olan birçok kişi uygun tedaviyle üretken ve tatmin edici hayat sürdürebilir. İyileşme, ilaç ve rehabilitasyon programları da dahil olmak üzere çeşitlidir. Rehabilitasyon, bir kişinin toplumdaki üretken ve bağımsız bir yaşama için gereken güven ve becerileri kazanmasına yardımcı olabilir. Şizofreni hastalarına yardımcı olan hizmet türleri arasında şunlar sayılabilir: Vaka yönetimi  , kişilerin hizmetlere, mali yardıma, tedaviye ve diğer kaynaklara erişmesine yardımcı olur. Psiko-sosyal Rehabilitasyon Programları yararlı olabilir. ;İnsanları istihdam etmek, yemek pişirme aktivitelerine katılım, temizlik, bütçeleme, alışveriş, sosyalleşme, problem çözme ve stres yönetimi gibi becerileri yeniden kazanmalarına yardımcı olan programlara katılım sağlamak…

kaynak:sizofrenpiskolog.com

Göz altı torbaları için bitkisel çözümler

 

 

Her yaşın ayrı güzelliği vardır sözü doğru olmakla birlikte, hepimiz genellikle daha genç görünmek ve yılların yüzümüzde oluşturduğu izlerden kurtulmak isteriz. Aslında gelişen teknoloji ile her alanda olduğu gibi estetik alanında da ister kadın ister erkek, tüm kişilere artık daha kalıcı ve etkili çözümler sunulabiliyor. Tercihini yine de doğal yöntemlerden yan kullanmak isteyen kişiler için de birçok bitkisel çözüm önerileri de sunulmakta. Yüzümüz, ellerimiz ve tüm problemli bölgeler için uygulayabileceğimiz bu yöntemler sonrasında daha genç ve ışıl ışıl bir cilde sahip olabiliyoruz.

Göz altı torbaları neden oluşur

Yorgunluk, uykusuzluk, aşırı kahve tüketimi ve yaşa bağlı olarak ortaya çıkan göz altı torbaları da birçok insanın hayatını kâbusa çeviren, önemli bir cilt sorunudur. Göz altındaki deri, vücudumuzun en ince tabakalarından biri olduğundan dış etmenlere karşı daha savunmasızdır. Bu nedenle zaten ilk kırışıklıklar genellikle göz çevresinden başlar. Göz altı torbalarının oluşmasında etkili olan belli başlı şeyler vardır ;

  • Aşırı çalışan göz kasları ( özellikle görme sorunu olan kişilerde )
  • Ciltte elastikiyetin kaybolması
  • Gebelik sırasında oluşabilir
  • Sarkık yanak kasları
  • Sinüzit tarzı göz bölgesine yakın oluşabilecek enfeksiyon rahatsızlıkları
  • Sigara kullanımı
  • Tiroid rahatsızlıkları
  • Yoğun kafein kullanımı
  • Uykusuzluk kaynaklı yorgunluklar
  • Demir eksikliği
  • Hormonal düzensizlikler
  • Göz alerjileri ve hastalıkları

Gözler yüzün odak noktasıdır; insanlarla ilk teması gerçekleştirdiğimiz en dikkat çeken bölgedir. Bu nedenle göz altındaki torbalar yüzün genel duruşunu bozmakta, daha yaşlı bir intiba uyandırmaktadır. Aknelerimizi bile uygun bir makyajla kapatabilirken, göz altı torbalarımızı saklayamayız. Aslında bu probleminizden etkili ve doğal yollarla kurtulabileceğinizi biliyor muydunuz?

Göz altı torbaları bitkisel yollarla nasıl tedavi edilir

Çilek dilimleriHer geçen gün yeni bir bitkinin, meyvenin insan vücuduna farklı bir faydası çıkıyor. Kanserden şekere, kolesterolden kansızlığa kadar birçok hastalığa çare olabilen bu bitkilerin elbette cilde de olumlu etkileri vardır.

Göz altı torbalarının görünüşünü hafifletmek ve daha güzel bir görüntü elde etmek için sürekli yediğimiz ve tadına bayıldığımız çileği kullanabilirsiniz. Çilek dilimlerini göz altına koyup 10 dakika kadar beklediğinizde torbaların hafifleme başladığını fark edeceksiniz. Bunu haftada 1-2 kere yaparak göz altı torbalarınızın zamanla yok olduğuna şahit olabilirsiniz.

Çay poşetleriYine en çok bilinen yöntemlerden birisi olan çay poşetleri de zeytinyağı ile beraber kullanıldığında göz altında mucize yaratabilir. Demlendikten sonra çıkarılıp buzdolabında soğutulmuş çay poşetlerini, zeytinyağı ile silinmiş göz altlarına koyarsanız, bir süre sonra çayın içindeki maddelerin etkisi ile göz altı torbalarınız inmeye başlayacaktır.

Çatlaklar ve selülit tedavisinde de kullanılan kahve telvesinin göz altı morluklarının renginin açılmasında ve torbaların toparlanmasında önemli bir etkisi vardır. Kahvenizi içtikten sonra israf etmeyip gözlerinizin altına sürün. Hem morluklarını almış hem de torbalarınızdan kurtulmuş olursunuz.

göz altı torbaları için patatesİşte başka çok bilinen ama gerçekten de etkili olan bir yöntem: patates. Soyup dilimlediğiniz patatesleri göz altınıza koyup küçük bir şekerleme yapın. Kalktığınızda daha güzel bir görüntü ile karşılaşacaksınız. Çünkü uzun yıllardır kullanılan patatesin, göz torbalarında, göz altı morluklarında ve göz yorgunluğunu almada önemli bir rolü vardır.

İnsanların çoğu artık pahalı kozmetikler yerine daha etkili olduklarını düşündükleri doğal ve bitkisel yöntemlere başvuruyorlar. Uygulamasının basit olması, hızlı ve nitelikli etkileri sebebiyle doğal yoldan güzelleşmenin peşinde herkes. Siz de bu yöntemleri kullanarak daha hoş bir görüntüye kavuşabilir, yaş almayla gelen minik belirtileri yüzünüzden silebilirsiniz.

Aşağıdaki videoda plastik cerrahi uzmanı Op. Dr. Metin Kerem, Göz altı torbalarının ameliyatsız bir şekilde giderilebilir mi sorusunu yanıtlıyor.

kaynak:ciltsitesi.com

Biberiye yağı ile bölgesel incelme

Biberiye bitkisinden çıkan herbal yağlar cilt için çok faydalıdır. Büzüştürücü özelliği ile özellikle yüz maskelerinin birçoğunda karşınıza çıkabilir. Peki biberiye yağının bu cilt sıkılaştırıcı etkisi incelmek için kullanılabilir mi?

Hemen hemen her aktardan satın alabileceğiniz biberiye yağı ağrıyı azaltıcı, rahatlatıcı, ateş düşürücü, şişkinlik azaltıcı, depresyon giderici, cilt sıkılaştırıcı, selülit azaltıcı ve kan basıncını arttırıcı özellikler gösterir.

Biberiye yağının bölgesel incelme için kullanımı

Yöntem 1 (Biberiye yağı ile masaj ) : Biberiye yağını günlük olarak gece yatmadan önce bel ve basen bölgelerinize sürerek elinizle bu bölgelere masaj yaparak bu yöntemi uygulayabilirsiniz. Etkisini arttırmak için streç film gibi bir malzeme ile sarıp bu şekilde yatağa girebilirsiniz. Bu uygulamayı uyguladığınız günler içerisinde bol bol su tüketmeniz de etkisini arttıracaktır. Ayrıca tempolu yürüyüşler ve karın egzersizleri yaparak etkisini çok iyi ve sağlıklı bir şekilde arttırabilirsiniz.

Yöntem 2 ( Esans yağları karışımı ) : Bu yöntem hem bölgesel incelme hem de selülitlerden kurtulmak için oldukça etkili bir yöntemdir ve düzenli bir şekilde uygulanması gerekiyor. Selülit,  cilt altındaki toksinlerin cilt üzerine vurarak oluşturdukları bir yapı olduğu için detox etkisi gösterecek bu karışım selülitlerin gitmesine ve yenilerinin oluşmamasına yardım edecek.

Gerekli Malzemeler

  • 10 damla greyfurt yağı
  • 2 damla servi yağı
  • 5 damla biberiye yağı
  • 2 damla nane yağı
  • 2 damla zencefil yağı
  • 5 damla Hindistan cevizi yağı

Hazırlanışı ve uygulanışı

  1. Tüm malzemeleri bir şişenin içine koyun ve ağzını kapatıp iyice çalkalayın.
  2. Bel bölgenize ve selülit sıkıntısı yaşadığınız bölgelere az az karışımdan dökerek avuç içinizle ovalayarak 2-3 dakika masaj yapın.
  3. Bu bölgelere masaj yapma işlemini bitirdikten sonra ince bir keten kumaş veya müslin ile üzerini sarın.
  4. Kumaşın üzerini de kumaşı bu bölgede sabitlemeye yetecek kadar streç film ile sarın.
  5. Toksinlerin vücuttan atılması işlemini hızlandırmak için karışım işini görürken siz de 2 bardak su içerek ona yardımcı olabilirsiniz.
  6. Bu karışımın 45 dakika – 1 saat aralığında vücudunuzda bu şekilde kalmasını sağladıktan sonra açabilirsiniz.

Biberiye yağı ile bölgesel incelmeyi deneyenlerin yorumları

  • Bir iki haftada 3-5 cm incelme hisseden kişiler mevcut.
  • Streçle saranlar daha faydalı olduğunu belirtiyorlar.
  • Özellikle yürüyüş ve spor sırasında saranlar ilk uygulamadan itibaren farkı hissettiklerini söylüyorlar.
  • Kullananlar genellikle 1 hafta gibi kısa sürede işe yaradığından kesinlikle emin olduklarını yorumlamışlar.
  • Gece yatarken yapmaktan rahatsız olanlar sabahtan öğlene kadar yapmışlar.
  • Streçle sardıktan sonra üstüne korse koyup deneyenler de olumlu sonuç almışlar.
  • Kaynak:ciltsitesi.com

Sırt sivilceleri için doğal tedavi önerileri

Sırt sivilceleri, ondan muzdarip olanlar tarafından hiç sevilmeyen şeylerden biridir. Eğer yüzünüzde sivilceleriniz var ise sırt sivilcelerine de yatkınsınız demektir. Sırtınızda aktif yağ bezleri ölü deri hücreleri veya yağ tarafından tıkanırsa bakteri ürer ve sivilceye neden olur.

Sırt sivilceleri sadece ağrıları ile sırtınızda sorun yaratmakla kalmaz, sırtınızda izler bırakarak estetik görüntünüzü de bozar. Sırt sivilcelerinden ve ciltte bıraktığı bu lekelerden kurtulmak için doğal tedavi önerilerimize göz atmanızı öneriyoruz, işte sizi sırt sivilcelerinden kurtaracak o doğal tarifler:

Deniz tuzu kullanarak sırt sivilcelerinden kurtulun

Pek çok araştırma gösteriyor ki, sırt sivilcelerinden kurtulmanın en etkili yolu deniz tuzudur. Çünkü içeriğindeki maddeler cildi kurutarak bakterileri önleyici işlev görür. Sırt sivilcelerinden kurtulmak için hızlı ve etkili bir çözüm sunar. Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli şey sofra tuzu değil iyotlu deniz tuzu olduğunu kontrol etmek . Çünkü sofra tuzu sivilceleri çoğaltabilir.

Sırt sivilceleri için deniz tuzu nasıl kullanılır?

İhtiyacınız olanlar:

  • 2-3 bardak deniz tuzu
  • Bir küvet dolusu sıcak su

Şunları yapın:

Deniz tuzunu banyo küvetinin içine dökün. Küvetin içine girerek 20-30 dakika bekleyin. Eğer cildiniz çok yağlı ise küvet dışına çıktığınız zaman ekstra bir şey yapmaya gerek yok. Eğer cildiniz kurumaya meyilli ise hafif bir  nemlendirici kullanabilirsiniz. Eğer sırttaki probleminiz çok büyükse günde iki kere de tuz banyosu yapabilirsiniz. Eğer cildiniz bu ilaca cevap verirse bir hafta içinde sırtınızdaki sivilcelerin yok olduğunu göreceksiniz.

Ayrıca bu yöntemi uygulayacak küvetiniz yok ise, deniz tuzu karıştırılmış suyu bir spreyin içine koyarak günde iki kere sırtınıza püskürtebilirsiniz. Ancak akne görünümünüz ve miktarınız çok ise tuz banyosunu tavsiye ediyoruz.

Yulaf Ezmesi  Banyosu ile rahatlayın

 Yulaf Ezmesi kuru, yağlı hatta yaşlanma etkileri bulunan ciltlerde bile sırt sivilceleri için kullanabilirsiniz. Yulaf ezmesi nazikçe cildinize masaj yaparak sivilce oluşumunu sağlayan  sebum yağlarından sizi kurtarır. Aynı zamanda ölü deriyi temizleyerek rahatlamanıza yardımcı olur. Aynı zamanda sırt sivilcesi izlerine de çözüm olmasıyla fark yaratan yulaf ezmesi banyosu nasıl yapılır? 

Yulaf Ezmesi Banyosuİhtiyacınız olanlar 

  • 3 yemek kaşığı sade yulaf ezmesi
  • Bir çorap veya pamuklu kumaş

Hazırlanışına gelirsek, yulaf ezmesini iyice ezin. Çorap veya pamuklu kumaşın içine yerleştireceğiniz ezilmiş yulaf ezmelerini banyo suyunun içine atın. Çorabı ya da bezi sıkarak banyo suyunun içine özünün geçmesini sağlayın.   Bu suda kendinizi 20 dakika dinlendirin. Her gün bunu uygulayarak sivilcelerden kurtulmuş ve yumuşak bir cilde sahip olabilirsiniz.

Ev yapımı yulaf ezmesi – bal maskesi

Yulaf ezmesi banyosu fikrinden hoşlanmayanlar, bal ile yulaf ezmesi karıştırılarak kullanılan yulaf ezmesi maskesini kullanabilir. Maskenin içindeki yulaf fazla yağı ve kiri bertaraf ederken bal antibakteriyel ve iltihap giderici etki yaparak sırt sivilceleri için çok ideal bir tedavi sunar.

Yulaf ezmesi ve balYulaf ezmesi- Bal maskesi için şunları alın:

  • Sade yulaf ezmesi – 3 yemek kaşığı
  • Bal  – 2 veya 3 yemek kaşığı
  • Su-   karışımı pişirecek kadar

Şimdi hazırlayalım

Su ile yulaf ezmesini su ile pişirin. Pişen yulaf ezmesine balı ekleyerek soğumaya bırakın. Soğurken karıştırın eğer kuruma varsa bir kaşık daha bal ilave edebilirsiniz. Sırtınızdaki sivilcelere bu maskeyi uygulatın. 20 dakika üstünüzde bekletin. Kıyafetlere yapışmaması için üstüne streç film sarabilirsiniz. Maskeyi ılık bir duş altında üstünüzden çıkardığınızda etkisini hissedeceksiniz.

Elma SirkesiSırt sivilcelerine elma sirkesi ile tedavi

Elma sirkesi içindeki maddeler ile cildinizin PH dengesini ayarlayarak sivilce oluşumunu engeller. Aynı zamanda antibakteriyel ve ihtihap karşıtı özellikleri ile sırt sivilceleri tedavisinde tartışılmaz fark yaratıyor. Bir su bardağına karıştırdığınız elma sirkesini her gün bir kaç kaşık içebileceğiniz gibi, tonik olarak sırtınızda da kullanabilirsiniz. Yada bir fincan elma sirkesine bir fincan suyu karıştırarak bir sprey şişesine koyun. Gece yatmadan önce sırta püskürtüp sabah duş alabilirsiniz.

Nane YapraklarıAğrılı sırt sivilcelerine nane yaprakları

Nane yaprakları doğal ağrı kesici ve iltihap giderici etki yapan mentol içerir. Bu özelliği ile ağrıyı hafifletmesinin yanında sivilcenin şişliğini de alır.

Nasıl kullanacağız:  Bir avuç dolusu nane yaprağını bir havan yardımıyla ezin. Elde edeceğiniz yeşil macunu sırtta ağrılı sivilce olan bölgeye sürün. Burada 10-15 dakika bekletin. Suyla durulayın. Günde 2 -3 kez bu kür uygulanabilir.

Çay Ağacı yağı 

Çay Ağacı yağı (Tea Tree Oil), Avustralya’da Malaleuca alterniffolia ismi verilen ağacın yapraklarından elde ediliyor. Anti bakteriyel ve anti mikrobiyal özelliklere sahiptir. Bu ev yapımı tarifte anti bakteriyel özelliği bize yardımcı olacak.

Çay Ağacı YağıSırt sivilceleri için Çay Ağacı yağı nasıl kullanılır? 

Malzemeler:

  • 2-3 çay kaşığı çay ağacı yağı
  • 1 su bardağı su

Suyun içine çay ağacı yağını ekleyin. Pamuk yardımı ile sırt sivilcelerinden kurtulmak istediğiniz bölgeye uygulayın. Bu karışım cilde günde 2 -3 kez uygulanabilir. Aynı zamanda yatmadan önce uygulayarak etki süresini uzatabilirsiniz. Kullanmadığını bir şişeye koyarak saklayabilirsiniz. Uyarı: Asla çay ağacı yağını sulandırmadan kullanmayın. 5 mililitre çay ağacı yağı 95 mililitre suya karıştırılmalıdır. Doğrudan cilde uygulamak ciltte tahriş, kızarıklık, yanma, kabarma ve aşırı kurumaya neden olabilir.

Tarçın ve BalTarçın – Bal maskesiyle sırt sivilcesi yapan bakteriler ile savaşın

Tarçın güçlü bir bakteri savaşçısıdır. Hem ağızdan hem de cilde sürüldüğünde bir çok enfeksiyonla  savaşır. Bal ile uygulandığında daha güçlü etki eder.

Tarçın – Bal maskesi nasıl hazırlanır?

Bir çay kaşığı toz tarçın, iki yemek kaşığı balı, yarım çay kaşığı taze limon suyu ile karıştırın. Bu macun kıvamındaki karışımı sırt sivilcelerine uygulayın. 15-20 dakika sonra ılık suyla yıkayabilirsiniz.

Kabartma tozu 

Kabartma tozu baz ve asit özelliği ile bakterilerin sivilce üretmesine engel olur. Cildinize mükemmel PH değeri kazanmasına yardımcı olacak bu tarifle ölü hücrelerden de kurtulabilirsiniz.

Kabartma tozuSırt sivilcelerine kabartma tozu  nasıl uygulanır? 

Malzemeler: 

  • 1 yemek kaşığı kabartma tozu
  • macun haline getirecek kadar  su

Hazırlanışı: 

Macun elde etmek için azar azar kabartma tozu ile suyu karıştırın. Sivilcelerinize bunu uygulayın. 10-15 dakika bekledikten sonra su ile yıkayabilirsiniz.

Aloe VeraSırt sivilceleri için yatıştırıcı  Aloe Vera

Bu tarifimizde Aloe Vera’nın gerçek yaprakları kullanılıyor. Etkinin en iyi olması ancak bu şekilde olabilir…

Hazırlanışı: Aloe vara yaprağı parça parça kesilerek açılır. İçindeki jel dışarı çıkarılır. Yatıştırıcı rahatlama hissinin oluşması için anında çıkan jeli sırtınızdaki acı veren sivilcelerin üstüne sürün. Günde 3-4 kez uygulanabilir. Eğer taze aloe vera bulamıyorsanız aloe vera özütü de kullanabilirsiniz.

Karanfil YağıSırt sivilcelerine karanfil yağı 

Karanfil yağı ağrı kesici, iltihap giderici, anestetik ve antibakteriyel özellikleri ile sırt sivilcesi için her türlü soruna aynı anda tedavi edecek çok güzel bir maddedir.

Karanfil yağını doğrudan uygulanmamaktadır. Doğrudan karanfil yağı sürmek ciltte tahriş hatta yanma yapar. O nedenle taşıyıcı yağ kullanılır.  1 çay kaşığı karanfil yağını, 10 çay kaşığı taşıyıcı yağ ile  karıştırın. Bu yağ tercihinize göre zeytinyağı, badem ya da üzüm çekirdeği yağı olup tercihinize kalmıştır. Bu karışımdan bir pamuk yardımı ile sadece sivilcelerin üstüne sürülmesi gerekmektedir.

Lavanta yağı banyosuLavanta Yağı Banyosu

Lavanta yağı banyosu gerçekleştirerek bakteriler ortadan kaldırabildiğiniz gibi içindeki yatıştırıcı maddeler ile rahatlayabilirsiniz.

Malzemeler

  • 7-8  damla lavanta esansiyel yağ
  • Deniz tuzu veya epsom tuzu
  • Sıcak banyo suyu

Sıcak banyo suyunun içine deniz tuzu ya da epsom tuzundan bir bardak atarak eritin. İçine lavanta yağını da ekleyin. Sonra 10-15  dakika bu banyonun keyfini çıkarın.

Bu tarifler sizin sivilce probleminizi rahatlatır. Ancak kalıcı çözüm için doğal yaşam ve sağlıklı gıdanın da şart olduğunu unutmayın.

kaynak:ciltsitesi.com

İstenmeyen tüylere bitkisel çözüm önerileri

Hemen hemen her kadının genel sorunlarından birisidir istenmeyen tüyler. Fakat yapılacak belli başlı bitkisel maske ve kürlerle bunların üstesinden gelebilirsiniz. Sizlere ev ortamında rahatlıkla hazırlayıp uygulayabileceğiniz bitkisel tarifleri vererek istemeyen tüylerden kurtulmanıza yardımcı olmak istiyoruz.

 zerdeçal kürüZerdeçal kürü

  • 2 yemek kaşığı zerdeçal
  • Yeterince süt

Macun kıvamına gelene kadar 2 kaçık zerdeçala yavaş yavaş süt ekleyerek karıştırın. Bu karışım özellikle yüz bölgesindeki istenmeyen tüylere karşı etkilidir ama diğer bölgelere de uygulanabilir. 15 – 20 dakika bekledikten sonra ılık suyla yıkayarak temizleyin.

NOT : Zerdeçal yüzde geçmesi zor sarı izler bırakabiliyor. Bunlardan kurtulmak için su ile karbonatı karıştırarak bu karışım ile temizleyebilirsiniz.

portakal kürüPortakal kürü

  • 1 yemek kaşığı zeytin yağı
  • 1 portakalın kabuğu

Portakalın kabuğunu rondodan geçirin. Daha sonra zeytin yağını da ekleyerek karıştırın. Kıl köklerini yakıcı bir etki edecek bu kür, ağda yaptıktan sonra ağda yapılan bölgelere uygulanır. Yaklaşık bir saat beklendikten sonra, ılık suyla yıkanarak temizlenir.

nohut kürüNohut kürü

  • Yarım kase nohut tozu
  • Yarım kase süt
  • 1 yemek kaşığı zerdeçal

Krem kıvamı alana kadar tüm malzemeleri güzelce karıştırın. Bu karışımı istenmeyen tüy olan bölgelerinize, tüyün çıkış yönünde sürün. 30 dakika kurumaya bırakın. 30 dakika sonra tüylerin çıkış yönünün aksi yönüne doğru ovalayarak soyun. Eğer karışım çok kurumuşsa ellerinizi hafifçe nemlendirerek bu işlemi yapabilirsiniz. Daha sonra bölgeyi güzelce suyla yıkayarak temizleyin.

limon kürüLimon kürü

  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 adet limonun suyu

Malzemeleri birbirine karıştırdıktan sonra elde edilen karışımı ağda yaptığınız bölgelere, ağda işleminin bitmesinin 2-3 dakika ardından pamukla sürün. Kıl köklerini zayıflatacak etkiye sahip olan bu karışım 3-4 uygulamadan sonra hızlı sonuçlar verebilmektedir.

şeker kürüŞeker kürü

  • 2 yemek kaşığı şeker
  • 2 çay kaşığı taze limon suyu
  • 10 yemek kaşığı su

Malzemeleri birbirine karıştırın. Şeker karışımın içerisinde tamamen çözülmeyebilir, tamamen çözmeye çalışmayın. Bu karışımı, istenmeyen tüylerinizin olduğu bölgelere sürün. 20 dakika sonra ılık suyla ovalayarak temizleyin. Bu karışımı haftada 2 veya 3 kere uygulayabilirsiniz.

sarımsak kürüSarımsak kürü

Soğanı rendeleyerek suyunu ayrı bir kaba koyun. Bu kaba sarımsağı da rendeleyerek karıştırılır. Ağda bölgenize bu karışımı bastırarak sürerseniz, soğanın kıl köklerini bitirmeye yönelik etkisini göreceksiniz. Temizlemeden önce 1 saat etki etmesini görün.

yumurta kürüYüzdeki istenmeyen tüyler için yumurta kürü

  • 1 yumurta akı
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • Yarım yemek kaşığı mısır unu

Şeker ve mısır ununu yumurta akına ekleyin. Krem kıvamı alana kadar ezerek karıştırın. Bu maskeyi yüzünüze sürün ve kurumasını bekleyin. Kuruduğunda ince bir yüz maskesi halini alacaktır. Elinizle sıkı bir şekilde çekerek bu maskeyi çıkarttığınızda istenmeyen tüylerin de geleceğini göreceksiniz.

İstenmeyen tüylerden kurtulmak için uyarılar

Bu kürleri ağda işleminde sonra uygulayabilirsiniz fakat kesinlikle jiletle tıraş ettikten sonra kullanmayınız. Çünkü jiletle, tüyleri köklerinden ayıramazsınız ve köklere ulaşamayacağınız için kürlerin etki göstermesi zor olur. Tüylerinizin tekrar çıkmasını istemiyorsanız, bitkisel olarak östrojen açısından zengin olan besinler tüketebilirsiniz.

kaynak:ciltsitesi.com

Saç dökülmesi dünya üzerinde birçok kişinin derdi olarak karşımıza çıkıyor. Kadınlardan erkeklere kadar birçok kişi saçlarının dökülmesinden rahatsızlık duyuyor. Duştan sonra tararken saçların ele gelmesi, tarakta bir sürü saç teli görmek, havlu ile kuruladıktan sonra havludaki teller herkesi rahatsız eder. Özellikle erkeklerde başın üst kısmının yada  ön kısmının dökülmesi birçok kişiyi huzursuz eder. Tabii saç dökülmesinin birçok nedeni vardır. Genetik faktörler bu nedenlerin başında gelirken, stres, yorgunluk, hayat mücadelesi de dökülmenin sebepleri arasındadır. Bu dökülmelere çözüm yolları aranırken, sonuç olarak saç ektirenler bile vardır. Saçlarını kazıtan yani sıfıra vurduranlar, şampuanını, bakım ürünlerini değiştirenler, çeşitli yağları kullananlar da çözüm yolları arayan kişiler arasındadır.

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI UYGULANACAK ÇÖZÜMLER

Bu dökülmelerin birçok nedeni vardır. Tabii vitamin eksikliği, genetik yani aileden gelen faktörlerle dökülmeler, stres başlıca nedenler arasındadır. Tabii bu şekildeki dökülmelere karşı uygulanacak çözüm yolları da mevcuttur. Özellikle bitkisel çözümler uygulamak hem cilde zarar vermez, yani bir yan etkisi yoktur hem de dökülmelere karşı fayda sağlar.

  1. İlk yöntem olarak herkesin bildiği bir yoldan bahsedeceğiz. Kına yakmak eski bir yol olsa da dökülmeleri engeller, güçlenmesine yardım eder. Ayrıca kınanın içine hazırlanma aşamasında ceviz kabuğu, soğan kabuğu, zeytinyağı gibi maddeler eklenirse saç tellerinin daha da güçlenmesine yardım eder. Bu maddeler parlaklık da kazandırır.
  2. Vitamin eksikliği nedeniyle dökülmeler yaşanıyorsa avokado yağı da kullanılabilecek bitkisel çözüm yolları arasındadır. Özellikle boyalı ve güçsüzleşmiş saçlar için kullanılabilir. İçerdiği A, B, C, D ve E vitaminlerinin yanında antioksidan özelliği taşıması büyük fayda sağlar. Kuru deriyi canlandırır ve dökülmeleri önler. Bu etkisi için masaj yaparak avokado yağını saçınıza uygulayın. Saçınızı bir havlu ile sarın. 2-3 saat kadar bekleyin. Ilık su ile saçınızı şampuanlayarak yıkayın. Zamanla saçlarınızın güçlendiğini göreceksiniz.
  3. Zeytinyağı da avokado yağı gibi önemli bir etki yapar. Aynı avokado yağındaki kullanım gibi saçınıza zeytinyağını sürün. 2 saat kadar bekletin ve şampuan yardımıyla yıkayın. Aslında zeytinyağı ile avokado yağını karıştırarak da bu etkiyi elde edebilirsiniz. Yarı yarıya bu yağları karıştırıp kullanabilirsiniz.
  4. Badem yağı da saçların güçlendirilmesi için büyük fayda sağlar. Badem yağı ile haftada iki kez kafa derinize masaj yapın. Başınızdaki kan dolaşımı artacak ve saçlarınız güçlenecek.
  5. Aynı zamanda argan yağını da kullanabilirsiniz.
  6. Hindistan cevizi yağı saçları güçlendirir ve bakım yapar. Hindistan cevizi sütü de masaj yapar şekilde baş derisine uygulanırsa dökülmeyi önler.
  7. Üzüm çekirdeği yağını da saçların canlanmasında kullanmak mümkündür.
  8. Tabii ki herkesin bildiği ve birçok faydası olan biberiye yağı da tüm faydalarının yanında saçların da güçlenmesinde önemli rol oynar.
  9. Kayısı yağı ve fındık yağı saç dökülmesinde oldukça etkilidir.
  10. Isırgan otu ile hazırlanan tentür de dökülmelere karşı faydalıdır. Bu tentür ile saç derinizi günde iki kez masaj yaparak ovun. Ayrıca dökülmelere karşı ısırgan otu çayı da içebilirsiniz.
  11. Saç dökülmesine karşı bitkilerYediğiniz yiyeceklere de dikkat etmenizde yarar var. Şeker, un içeren yiyecekleri çok fazla tüketmemeye dikkat edin.
  12. Biberiye otu, adaçayı, dulavrat otu, ısırgan otu ve şeftali yaprakları toplanır. Bu yaprakların üzerine çıkacak kadar olan kaynamış suya atılır. 10 dakika demlendirilir. Su soğuduktan sonra bu su ile baş yıkanır.
  13. Aloe vera da dökülmelere karşı kullanılan bitkiler arasındadır. Kafa derisi gözeneklerini temizler ve pH’ı dengeler.
  14. Dökülmeleri engellemek için taze meyve, taze sebze, süt, yoğurt, soya ve balık tüketmek de önemlidir.
  15. Sarımsak yağının saç dökülmesine karşı kullanıldığını da bilmeyen yoktur. Bu yağ sayesinde saçlarınızı güçlendirebilirsiniz.
  16. Yine lavanta da kullanılacak bitkiler arasındadır. Kaynayan suya bir miktar lavanta atın. 5 dakika daha demlendirin. Soğuyunca süzün ve saçlarınızı bu su ile yıkayın.
  17. Civanperçemi ve melisa otu da kullanılabilir.
  18. Yeşil çay içmek de  dökülmelerin önlenmesine yardım eder.

İşte bu bitkileri kullanarak saç dökülmelerini önlemeniz mümkündür. Eğer saçınızın her bölgesi değil de bir bölgedeki saçlarınız dökülüyorsa, hazırladığınız karışımları özellikle bitki yağlarını bu bölgelere uygulayın.

kaynak :sifalibitkitedavisi.com

Erken menopoza gire riski taşıyorsanız çözümü birde doğada arayın. Türkiye’nin önde gelen üç bitki uzmanı; Prof. Dr. Ahmet Maranki, Dr. Ender Saraç ve Suna Dumankaya, erken menopozu geciktiren özel tariflerini sizin için sıraladı. Size düşen tek şey birini seçmek ve uygulamak!

Funda Çatar – Erdinç Yapan- Formsante Dergisi

Prof. Dr. Ahmet Maranki’den:
Civanperçemi, Çobançantası, adaçayı ve karışık kür

CİVANPERÇEMİ KÜRÜ
Malzemeler: 15 gr. kıyılmış civanperçemi, 1.5 litre su
Hazırlanışı: Civanperçemini 1.5 litre kaynar suda haşlayıp, soğuyunca süzün.
Nasıl uygulamalısınız? Çayı, günde 3-4 kez, yemeklerden önce yarım fincan için. (Hazırladığınız kür gün içinde bitmeli.) Küre 3 hafta boyunca devam edip, ardından 1 hafta ara verin. Küre bu düzende 3 ay devam edebilirsiniz.
Dikkat edin: Etken maddelerin etkilerini yitirmemeleri için bitkileri nemsiz bir yerde saklayın.

KARIŞIK KÜR
Malzemeler: 100’er gr. ısırgan otu, atkuyruğu civanperçemi, çobançantası, eğir otu ve bal
Hazırlanışı: Tüm malzemeleri, hepsinden eşit miktarda olacak şekilde harmanlayın. Toz haline getirdiğiniz karışımdan 1 tatlı kaşığı alarak 1 bardak kaynar suya (200 cc) ilave edin. Çayı 10 dakika demledikten sonra süzün.
Nasıl uygulamalısınız? Balla tatlandırdığınız karışımı, günde 2 bardak, sabah ve gece yatmadan önce, aç karnına içmelisiniz. Küre 2. hafta gün aşın yine günde 2 kez; 3. hafta da 3 günde bir devam edin. 4. hafta küre ara verin. Karışık küre 3 ay boyunca bu düzende devam edebilirsiniz.
Dikkat edin: Etkilerini yitirmemeleri için bitkileri serin ve nemsiz bir yerde saklayın.

ADAÇAYI KÜRÜ
Malzemeler: Yaklaşık 1 tatlı kaşığı adaçayı, 200 cc su
Hazırlanışı: 1 bardak kaynar suya (200 cc), yaklaşık 1 tatlı kaşığı adaçayı İlave edin. Çayı 10 dakika kadar beklettikten sonra için.
Nasıl Uygulamalısınız? Adaçayını bir hafta boyunca, sabah ve akşam, aç karnına, Ver bardak için. Küre 2. hafta gün aşın yine günde 2 kez; 3. hafta da 3 günde bir devam etmelisiniz. 4. hafta küre ara verin. Adaçayı kürüne bu düzende 3 ay boyunca devam edebilirsiniz.
Dikkat edin: Çeşitli yakınmalara yol açmaması için adaçayını günde 3 bardaktan fazla içmemeye dikkat edin. Ayrıca içeriğindeki kafurun ve linoel gibi uçucu yağlar zamanla etkisini yitireceği için, bir yıldan fazla bekletilmiş otları kullanmayın. Şifalı etkisinden tam faydalanabilmek için çaya limon ve şeker gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin. Hamilelik döneminde kullanmamaya da özen gösterin.

ÇOBANÇANTASI KÜRÜ
Malzemeler: 20-25 gr. çobançantası, 1 litre su
Hazırlanışı: 1 litre sıcak suya, 20 – 25 gr. çobançantası ilave edin. Çayı birkaç dakika kaynatıp, süzün.
Nasıl uygulamalısınız? Bir hafta boyunca, her gün, Ver litre çobançantası kürünü için. Bir hafta ara verdikten sonra, küre ertesi hafta devam edin. Çobançantası kürüne bu düzende 3 hafta boyunca devam edin.
Dikkat edin: Çayı isterseniz sıcak, isterseniz soğuk olarak tüketebilirsiniz. Bitkiyi, etkisini kaybetmemesi için serin bir yerde saklamaya özen gösterin. Çobançantası’nı çiğ olarak tüketebilir veya yemek olarak da yiyebilirsiniz.

BUNLARA DİKKAT!
• Çayın doğru bir şekilde hazırlanması, kürden etkili sonuç almanızda anahtar rol oynuyor. Örneğin bitkinin içindeki etken maddenin suyla karışabilmesi için bardağın 100 derecelik bir ısıda olması gerekiyor. Eğer bardak daha düşük ısıda olursa etken maddeler suyla karışamıyor, bunun sonucunda da kür etkisini gösteremiyor.
• Kürün demleme yöntemiyle hazırlanması gerekiyorsa, çayı kaynatmayın. Kürden sonuç alamadığınız gibi, çeşitli yan etkilere de maruz kalabilirsiniz.
• Aksi söylenmedikçe kürün içine şeker, bal ve limon gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin. Bu ürünlerin içeriğindeki etken maddeleri kürden fayda sağlamanızı önleyebilir.
• Yol kenarlarında sunulan açık ürünleri almayın. Çünkü bitkiler açık ortamlarda serbest radikallere maruz kalabilir. Ambalajlı ürünleri tercih edin.

Dr. Ender Saraçtan:
Karışık kür ve adaçayı kürü

KARIŞIK KÜR

Malzemeler: Bir tatlı kaşığına yakın anason, bir tutam papatya, iri bir tutam civanperçemi. Bir çay fincanı su (yaklaşık 100 cc)

Hazırlanışı: Tüm malzemeleri harmanlayıp, yaklaşık 100 cc suyun içinde 3-4 dakika demleyin. Çayı süzdükten sonra ılık-sıcağımsı kıvama gelince bekletmeden için.

Nasıl uygulamalısınız? Kürü, akşam saatlerinde yatmaya yakın, 2 fincan tüketmeniz gerekiyor. Karışık küre, 1-2 yıl boyunca her gün devam edebilirsiniz.

Dikkat edin: isterseniz, çayın lezzetini artırmak amacıyla içine esmer şeker katabilirsiniz. Çayı belirtilen süreden fazla kaynatmamaya dikkat edin. Aksi takdirde çay acılaşır, bunun sonucunda da içimi zorlaşır. En önemlisi de çaydan istediğiniz etkiyi alamazsınız.
Nasıl uygulamalısınız? Kür sabah ve öğle saatlerinde 2 fincan içilerek uygulanıyor. Çayı içerken ne çok aç, ne de çok tok olmalısınız. Örneğin kahvaltı ile öğle yemeği arasında tüketebilirsiniz.
Dikkat edin: Adaçayı’nın uyarıcı etkisi olduğu için akşam saatlerinde tüketilmesi önerilmiyor. Çayı, suyun içinde 4 dakikadan fazla bekletmeyin. Eğer suyun içinde daha fazla süre kalırsa toksik madde salgılar, bunun sonucunda da kürden yarar değil, zarar görürsünüz.

Suna Dumankaya’dan:
Nar, adaçayı, civanperçemi kürleri

NAR KÜRÜ
Malzemeler: 1 tatlı kaşığı nar çekirdeği tozu, bir kase yoğurt
Hazırlanışı: Bir kâse yoğurdun içine bir tatlı kaşığı nar çekirdeği tozunu katın. Karışımı iyice harmanlayın.
Nasıl uygulamalısınız? Hazırladığınız karışımı, günde bir kez, istediğiniz saatte, taze olarak tüketin. Küre bir ay boyunca devam edin. Yılda 2 kez, örneğin ilkbahar ve sonbahar aylarında tekrarlayabilirsiniz.
Dikkat edin: Etkisinden daha fazla yararlanabilmek için narı yaz ve sonbaharda tüketmeye çalışın.

ADAÇAYI KÜRÜ
Malzemeler: Bir tutam adaçayı, bir çubuk tarçın, 500 cc su
Hazırlanışı: Çayı, cam veya porselen demlikte, klasik çay gibi demledikten sonra süzün.
Nasıl uygulamalısınız? Her gün istediğiniz saatte içebilirsiniz. Küre istediğiniz süre devam edebilirsiniz.
Dikkat edin: Yan etkilere yol açmaması için çayı kaynatmayın.
CİVANPERÇEMİ KÜRÜ
Malzemeler: 4 – 5 gr. (yaklaşık bir tutam) civanperçemi
Hazırlanışı: Civanperçemini soğuk suda yıkadıktan sonra geceden suya bırakın. Sabah, klasik çay gibi demleyin..
Nasıl uygulamalısınız? Her gün bir su bardağı kadar tüketin. Küre istediğiniz kadar devam edebilirsiniz.
Dikkat edin: Çayı kaynatmamaya özen gösterin.

Kaynak:milliyet.com

Bayanların korkulu rüyası olan çatlaklar, hamilelik dönemlerinde daha da artmakta ve kadınları daha da çok etkilemektedir. Peki

Doğum çatlakları neden oluşur?

Doğum sonrasında göbek çevresi, göğüs ve kalçalarda şimşek çakma görüntüsünde çatlaklar meydana gelebilmektedir.
Kadınlar için oldukça can sıkıcı bu durum basit ve oldukça kolay tedavi yöntemleriyle giderilebilmektedir.
Çatlakların giderilmesi en uygun zaman hamilelikten sonra ki bir yıldır. İlk evresinde kırmızı olan çatlaklar daha sonraları ten rengine göre (genelde beyaz) uyumluluk gösterir.
Küçük çatlaklar zamanla geçebilmekte fakat büyükleri kendi kendine iyileşme gösteremezler.
Gebelikte kilo alınması ile birlikte şişmeye başlayan karın gerildiği için çatlaklar oluşur.
Nasıl ki gerilen bir çarşafta yırtılmalar olabiliyorsa, anne karnı da genişlediğinde yırtılmaya müsait bir pozisyon alır.
Gebeliğin 5- 6. aylarından itibaren karın daha belirgin hale geldiğinden çatlaklar bu aylarda en fazla oranda meydana gelir.
Derinin orta katmanı olan dermiste meydana gelen hasarlar sonucu ortaya çıkar. Dermişte bulunan kollajen ve elastin liflerde oluşan hasarlarda, bu tabakaların yerini fibröz bantlar almaktadır.
Fibröz bantlar vücutta çatlak olarak kendini belli etmektedir.

Doğum çatlakları nasıl geçer?

Kadınların çok eski dönemlerden beri sorunları olan, hamilelik sonrası karın bölgesinde oluşan çatlaklar, günümüzde geliştirilen yeni yöntemlerle uygun zamanda müdahale edildiğinde başarılı şekilde tedavi edilmektedir.
Karında oluşan çatlakların henüz kızarıklık halinde olduğu dönemde uygulanacak olan lazer tedavileri, bunların giderilmesinde oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu şekilde karın bölgesine uygulanan tedavilerde ciltte
tamamen bir iyileşme sağlamasa da, belirgin derecede iyileşme gözlenir. Karındaki çatlakların daha ileri aşamasında beyaz bir renk alması durumunda, dermaroller tedavisi ve fraksiyonel lazer tedavisi daha olumlu sonuçlar verir.
Yapılan bu tedavilerin dışında kadınların evde kendilerinin uygulayacağı bazı tedaviler de, hamilelik sonrası karında çatlakların gelişmesini engelleyebilir. Özellikle karın bölgesine yeni oluşan çatlaklarda doğal karışımların kullanılması
fayda sağlayabilir. Bunlar genellikle yan etkisi olmayan bitkisel ürünlerdir. Ancak bunların hamilelik döneminde kullanılması durumunda doktora danışılmasında fayda vardır. Bu dönemde karında oluşacak çatlaklar için hakiki saf zeytinyağı,
kayısı yağı, kakao yağı, çörekotu yağı, kantaron yağı, melisa yağı ve buğday yağı kullanılabilir. Bu bitkisel yağlar tek başına ya da aynı oranda birbiriyle karıştırılarak, cildin nemlendirilmesi ve esnekliğinin kazandırılması durumunda
hamilelik sonrası çatlak oluşumuna engel olmak mümkün olabilir.
Ilık su ile duş almak ve küçük dairesel hareketler ile karın bölgesine masaj yaparak ta çatlakları azaltabilirsiniz. Hatta mümkünse ılık ve bazen de soğuk su ile duş almak deri de şok etkisi yapmakta ve deriyi güçlendirmektedir.
Unutulmamalıdır ki çatlakların oluşmasını önlemek, oluşan çatlakları yok etmekten çok daha zahmetsiz ve daha kolaydır.
Uzmanlar, badem ve bebe yağını çatlak tedavisi için uygun görmektedirler. Yeni oluşmuş çatlaklara kökten çözüm bulan bu doğal karışımlar, bebeğe ve anneye herhangi bir yan etkisi bulunmadığından hamilelik esnasında kullanılmasında sakınca görülmemektedir.
kaynak.sabah.com

Aspirin ve limon maskesi

Kırışıklıklara karşı aspirin yöntemi

Yaşlanma karşıtı olan aspirin ile yapacağınız maskeler ile hem daha genç görünün hem de kırışıkları ortadan kaldırın.

Malzemeler

3 aspirin
3 yemek kaşığı limon suyu

Nasıl uygulanır?

Aspirini limon suyunda iyice çözün. Yapışkan bir kıvama gelene kadar karıştırın. Yüzünüzü yıkayın ve daha sonra bu karışımı uygulayın. 10 dakika kadar bekletin. Su ile maskeyi çıkartın.

Aspirin ve limon maskesi

Malzemeler

3 aspirin
3 yemek kaşığı limon suyu

Nasıl uygulanır?

Aspirini limon suyunda iyice çözün. Yapışkan bir kıvama gelene kadar karıştırın. Yüzünüzü yıkayın ve daha sonra bu karışımı uygulayın. 10 dakika kadar bekletin. Su ile maskeyi çıkartın.

Pul pul dökülen maske

Malzemeler

3 aspirin
3 yemek kaşığı ılık su

Nasıl uygulanır?

Aspirini suda eritin. Yapışkan bir kıvam elde edin. Temiz yüzünüze bu karışımı uygulayın ve 10 dakika bekletin. Daha sonra iyice durulayın.

KAYNAKBRİGHTSİDE.ME
Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla