Yüksek topuklu ayakkabı giyinenler dikkat
Uzmanlar, Dar, sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabıların ayak şekil bozukluğu oluşumunu hızlandırdığına dikkat çekti.Normalde ayağın birinci tarak kemiği ile ikinci tarak kemiği birbirine paralel bir halde bulunuyor. Halluks valgusta ise dar, sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabı giymek yüzünden zaman içinde, ayak başparmağı dışa doğru dönerken, birinci tarak kemiği de içe doğru dönüyor.

 

Liv Hospital Ayak ve Ayak Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kaan Irgıt, halk arasında ayak başparmak kemik çıkıntısı olarak bilinen, halluks valgusun kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü söyledi.
Op. Dr. Kaan Irgıt, “Bir kadına yüksek topuklu giyme demek, sporcuya spor yapma demek gibi bir şey. Güzellik ve yüksek topuklu ayakkabı giymek uğruna birçok kadın, neredeyse ayaklarının şeklinden feragat etmeyi tercih ediyor” dedi.
Halluks valgus ayak başparmağın vücut ekseninden dışa doğru dönmesiyle oluşuyor. Normalde ayağın birinci tarak kemiği ile ikinci tarak kemiği birbirine paralel bir halde bulunuyor. Halluks valgusta ise dar, sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabı giymek yüzünden zaman içinde, ayak başparmağı dışa doğru dönerken, birinci tarak kemiği de içe doğru dönüyor. Bu durumda çatallaşma oluşuyor. Çatallaşmanın üzerine ayakkabı giyildiğinde sürtme, zaman içinde ağrı ve kızarıklık gelişiyor. Zamanla ayak başparmağında oluşan kemiğe de bulyon ismi veriliyor. Çatallaşmanın üzerine giyilen ayakkabı ile beraber ağrılar ciddi boyutlara geldiğinde de tedavi gündeme geliyor.
Halluks valgusun tam nedeni bilinmemekle birlikte, yapılan araştımalar çıplak ayaklı toplumlarda hastalığın daha az olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla hastalığın oluşmasın da ayakkabı şeklinin etkisi çok büyük. Dar burunlu ve yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde, sıklıkla halluks valgus görülüyor. Bunun dışında genetik faktöründe etkisi var. Halluks valgus ailede varsa kişide olma riski artıyor. Topuklu ve sivri burun ayakkabı giymek, altta yatan genetik bir oluşma varsa onu tetikleyerek ortaya çıkarıyor.
Türkiye’de son on yıldır halluks valgus hastalığında ameliyatlar doğru cerrah tarafından daha doğru cerrahi yapılıyor. Yüzde 90-95 oranında etkili geçen ameliyatlar, problemin tekrar oluşmasını engelliyor ve ağrıyı ortadan kaldırıyor. Halluks valgus tedavisinde kullanılan, gece yatarken ayak başparmağına takılan atel veya parmak arası makara gibi tedavi yöntemleri ise genellikle işe yaramıyor. Dışarıdan aparat olarak konulan bir cihazla, parmakta oluşan şekil bozukluğunu düzeltmek mümkün olamıyor. Ancak son zamanlarda özel bir bantlama tekniği ile 24-48 saat bandı sorunlu bölgede tutarak ağrıyı azaltmak mümkün. Tüm bunların dışında en önemli şey ayakkabı seçiminde kişinin genel sağlığını düşünmesi.
Kaynak : İHA

. “Kadınlar ile ilgili yapılabilecek üç şey vardır. Onu sevebilir, onun için acı çekebilir ya da onu edebiyata çevirebilirsin.” – Henry Miller

"Kadınlar ile ilgili yapılabilecek üç şey vardır. Onu sevebilir, onun için acı çekebilir ya da onu edebiyata çevirebilirsin." - Henry Miller

2. “Her zaman olduğu gibi,her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır.” – John Lennon

"Her zaman olduğu gibi,her aptal adamın arkasında mükemmel bir kadın vardır."  - John Lennon

3. “Bir kadın hak ettiği yaştadır.” – Coco Chanel

"Bir kadın hak ettiği yaştadır." - Coco Chanel

4. “Sevmekte kadınlar profesyonel, erkekler ise amatördür.” – Francois Truffaut

"Sevmekte kadınlar profesyonel, erkekler ise amatördür." - Francois Truffaut

5. “Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar.” – Joseph Conrad

"Kadın olmak çok zor bir iştir çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar." - Joseph Conrad

6. “Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır, anlamak için değil.” – Oscar Wilde

"Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır, anlamak için değil." - Oscar Wilde

7. “Eğer ki kadınlar olmasaydı, dünyadaki paranın hiçbir değeri kalmazdı.” – Aristotle Onassis

"Eğer ki kadınlar olmasaydı, dünyadaki paranın hiçbir değeri kalmazdı." -  Aristotle Onassis

8. “Dünyayı kadınlar yönetiyor olsaydı hiç savaş yaşanmazdı ancak 28 günde bir derin müzakereler yaşanırdı.” – Robin Williams

"Dünyayı kadınlar yönetiyor olsaydı hiç savaş yaşanmazdı ancak 28 günde bir derin müzakereler yaşanırdı." - Robin Williams

9. “Sadece iki kadın tipi vardır, tanrıçalar ve paspaslar.” – Pablo Picasso

"Sadece iki kadın tipi vardır, tanrıçalar ve paspaslar." - Pablo Picasso

10. “Bir kadına doğru ayakkabıları verirseniz dünyayı bile fethedebilir.” – Marilyn Monroe

"Bir kadına doğru ayakkabıları verirseniz dünyayı bile fethedebilir."  - Marilyn Monroe

11. “Havayı geldiği gibi, rüzgarı estiği gibi, kadını da olduğu gibi kabul edin.” – Alfred de Musset

"Havayı geldiği gibi, rüzgarı estiği gibi, kadını da olduğu gibi kabul edin." -  Alfred de Musset

12. “Kadınların siyasal güçleri yoktur sözde; oysa akıllı kadınlar, aptal kocalarını hiç güçlük çekmeden parlamentoya sokar, hatta bakan koltuklarına oturturlar.” – Bernard Shaw

"Kadınların siyasal güçleri yoktur sözde; oysa akıllı kadınlar, aptal kocalarını hiç güçlük çekmeden parlamentoya sokar, hatta bakan koltuklarına oturturlar." -  Bernard Shaw

13. “Dürüst bir kadının güzelliği, ateşe benzer; yaklaşmayana hiçbir zararı dokunmaz.” – Cervantes

"Dürüst bir kadının güzelliği, ateşe benzer; yaklaşmayana hiçbir zararı dokunmaz." - Cervantes

14. “Kadın insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar.” – François Rene de Chateaubriand

"Kadın insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar."  - François Rene de Chateaubriand

15. “Erkeklerin tersine kadınlar, sevdikten sonra arzu etmeye başlarlar.” – Henry de Montherland

"Erkeklerin tersine kadınlar, sevdikten sonra arzu etmeye başlarlar."  - Henry de Montherland

16. “Kadınlar bizi sevdikleri zaman, her suçumuzu bağışlarlar.” – Honore de Balzac

"Kadınlar bizi sevdikleri zaman, her suçumuzu bağışlarlar."  - Honore de Balzac

17. “Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.” – Mustafa Kemal Atatürk

"Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir." - Mustafa Kemal Atatürk

18. “Güzel bir kadın göze, iyi bir kadın da kalbe hoş görünür, birincisi pırlanta, ikincisi hazinedir.” – Napoleon Bonaparte

"Güzel bir kadın göze, iyi bir kadın da kalbe hoş görünür, birincisi pırlanta, ikincisi hazinedir." - Napoleon Bonaparte

19. “Kadınlar güller gibidir, bir defa açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar.” – William Shakespeare

"Kadınlar güller gibidir, bir defa açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar."  - William Shakespeare

20. “Hıçkırarak ağlayan bir kadının gözyaşları, ağlatan adamın başına geleceklerinin altına atılacak imzadır.” – Charles Bukowski

"Hıçkırarak ağlayan bir kadının gözyaşları, ağlatan adamın başına geleceklerinin altına atılacak imzadır." - Charles Bukowski

21. “Kadın; bilmeyene ‘nefs’, bilene ‘nefes’tir.” – Şems-i Tebrizi

"Kadın; bilmeyene 'nefs', bilene 'nefes'tir." - Şems-i Tebrizi

22. “Bir kadın, sevdiği adamın başka bir kadın tarafından mutlu edildiğini görmektense, onu can çekişirken görmeyi tercih eder.” – Gabriel Garcia Marquez

"Bir kadın, sevdiği adamın başka bir kadın tarafından mutlu edildiğini görmektense, onu can çekişirken görmeyi tercih eder."  - Gabriel Garcia Marquez

23. “Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir.” – Gorki

"Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir."  - Gorki

24. “Kadınlar kendini güldüren erkekten hoşlanır sözü yalandır unutma. Çünkü kadınlar, sadece hoşlandıkları erkeklere güler aslında.” – Can Dündar

"Kadınlar kendini güldüren erkekten hoşlanır sözü yalandır unutma. Çünkü kadınlar, sadece hoşlandıkları erkeklere güler aslında." - Can Dündar

25. “Bir kadın söyleyeceği çok şey olduğu halde susuyorsa, erkek artık tüm şansını kaybetmiştir.” – Pablo Neruda

 

Kaynak : onedio.com

İlginizi Çekebilir

Kalp atışını hissettiren yüzük

Yok Artık! Sevdiğinizin Kalp Atışını Hissettiren Yüzük

Nerede olursanız olun sevdiğinizin kalp atışını hissettiren yüzük HBRing, aşkını “Seni seviyorum” demekten daha yoğun …

zerdecal-maskesi1

Sarkık ciltlerin bitkisel düşmanı

Sarkık ciltlerin bitkisel düşmanı Eğer sağlıklı olayım, olduğumdan genç görüneyim diyorsanız bitkisel kökenli tedavileri hayatınızın …

Bir

Müslüm Gürses, Mehmet Akbaş ile Emine Akbaş çiftinin oğlu olarak, 7 Mayıs 1953 tarihinde Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi’nin Fıstıközü köyünde dünyaya gözlerini açar. Müslüm, Akbaş soyadını bir süre sonra terk edip Gürses soyadını alır. Müslüm Gürses’in, Zeyno ve Ahmet adlı iki kardeşi vardır.

Şanlıurfa da yaşadığı dönem de hayata karşı zorluklarla kalmayı başarmış, maddi sıkıntılardan dolayı ailesiyle birlikte Adana’ya göç etmiştir . Adana da pekte şansı dönmeyen Müslüm’ün annesi ciddi rahatsızlık geçirir ve hayatını kaybeder. Annesinin acısını kaldıramamışken kardeşini de kara toprağa gömer. Bu durum Gürses’i daha içe dönük, ,kimseyle konuşmayan sadece müzikle ilgilenen biri yapmıştır.Uzun süre hayata karşı olumsuzlukları şarkılarına yansımıştır.

3610_msu

Müslüm, 1968 yılında çay bahçesinde yapılan ses yarışmasına katılmak için başvurmuş, fakat babası Mehmet Akbaş yarışmaya katılmasına karşı çıkmıştır. Bu konuda taviz vermeyen Müslüm, yarışma için kendisine bit pazarından kıyafet almıştır. Yarışma gecesi, Müslüm uyurken babası saçlarını kesmiştir. Buna rağmen ses yarışmasına katılmasına engel olamamıştır. Katıldığı ses yarışmasında birinci olur. Bu yarışmadan sonra Gürses soyadını almıştır.

Müslüm Gürses kendisine yapılan teklifle, çay bahçesinde kısa bir süre sahneye çıkar ve asıl mesleği olan terziliğe geri dönmek zorunda kalır. Bir gün Mehmet adındaki arkadaşı, bir gazinonun assolisti olan Sadık Altınmeşe rahatsızlanmasından dolayı onun yerine çıkması için Gürses’e teklifte bulunur.Göstermiş olduğu müthiş performanstan sonra mikrofonu elinden hiç bırakmaz. Bu olay terzihane de çalışırken söylediği, ”Talih Kuşu Bir Günde Şaşırır Bize Konar” şarkısıyla özdeşleşir. Büyük çıkış yakalayan Gürses, 1969 yılında (Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma) çıkarttığı plakla 300 bin adet satarak rekor kırar.

3610_3506_1mktt5_muslum-gurses-hayat-arkadasi-muhterem-nur-icin-oyle-bir-konustu-ki

1970’li yıllarda Müslüm Gürses, Anadolu turnelerinden birinden dönerken, Tarsus – Adana yolunda şoförün uyuya kalması sonucu arabası param parça olur ve şoförü hayatını kaybeder. Müslüm Gürses’i doktorlar öldü diye morga kaldırır. Ünlü sanatçı gözlerini morgda açar, yaşadığını son anda fark edilip ameliyata alınır. Bu kaza tüm hayatını değiştirmiş hiç bir zaman eskisi gibi olamamıştır. Artık; koku alamayacak, az işitecek, yavaş  konuşmak zorunda kalacaktır. Hatta başına alınan en ufak darbe de kör kalacak daha da kötüsü ölecekti. Baş ağrısından bu zamana kadar şikayetçi olan Gürses’i artık hiç terk etmeyecekti.

Bu kazadan mıdır bilinmez hep ölümlerden, kaderlerden, kederlerden, acılardan bahsedecekti. ” kederli ve kaderli”, ”Hasta Düştüm Allahım”, ”Ulu Tanrım Bu Ne Çile”, ”Bu Kadar İşkence Günah”, ”Yeter Tanrım Yeter” şarkılarıyla hayatını anlatacaktı. Müslüm Gürses, sinemalarda severek izlediği Muhterem Nur’a aşık olur ve birbirlerini ilk kez Malatya turnesinde görürler. Muhterem Nur ile Müslüm Gürses 1986 yılında hayatlarını birleştirir.

Mutlu hayatları sürerken 18 Kasım 2012 tarihinde by-pass ameliyatı sonrası ünlü sanatçıda akciğer, bağırsak sorunları ve karaciğer böbrek yetmezliği sorunları başlar. 4 ay yoğun bakımda kalan Müslüm Gürses, 3 Mart 2013 sabahında hayatını kaybeder.

 

Yazar: Ismet Göksel Berber

ESMERAY

            ESMERAY DİRİKER 1950’de İstanbul Emirgan’da doğdu. 1960 yılında, Emirgan Ortaokulu’nun son sınıfındayken, öğrenimini yarım bırakarak, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girdi ve Çocuk Bölümü’nde ilk defa sahneye çıktı. 1965 yılına kadar Şehir Tiyatroları’nda çalıştı. Bu tarihten sonra özel tiyatrolara geçti ve ilk olarak Dormen Tiyatrosu’nda “Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu” oyununda oynadı. Daha sonra özel tiyatrolarda sırasıyla Avni Dilligil, Özlem, Özlem Taşdelenler, Sezer Sezin Tiyatroları’nda oyunculuk yaptı. 1974 yılında Muammer Karaca ile oynadıkları “Mart Bakanı” adlı oyunla tiyatrolara veda etti. Bu arada sinemada “Sev Kardeşim” ve “Zilli Nazife” adlı filmlerde rol aldı. Ayrıca “Unutama Beni” filminde de misafir oyuncu olarak yer aldı.

             Müziğe, Neriman Altındağ Tüfekçi’nin yönettiği koroda amatörce başladı. 1974 yılında, Kim Bunlar topluluğunun solistliğini yaparken, toplulukla birlikte çıkardıkları “Kim Bunlar” adlı plağın A yüzünde seslendirdiği “100 Kerre 1000 Kerre” adlı şarkıyla müzik dünyasına adım atmış oldu. Gelin görün ki Esmeray‘ın adı plağın üstünde yer almıyordu.

            1974’de ilk ve son kez düzenlenen “1. Toplu İğne Beste Yarışması“nda, eşi Şemi Diriker‘in (Bestelerine Erol Tanırimzasını atardı.) bestesi olan “Unutama Beni” ile aldığı birincilikle adını duyurdu ve müzikte ben de varım, dedi. Aynı yıl profesyonel olarak ilk defa Küçük Bebek Belediye Gazinosu’nda sahneye çıktı. TRT’nin düzenlediği yarışmada birinci olmasına rağmen “Unutama Beni“yi televizyon ekranlarından seslendiremeyen Esmeray, bu plaktan sonra yaptığı 45’liklerle de TRT Denetimi’ne takıldı. 1975 yılında, ilk longplay çalışması olan “Yayınlanamaz“da TRT’yi halka şikayet etti. 1977 yılında yaptığı “Gel Teskere” plağıyla ikinci büyük çıkışını yaptı. Ve sonraki yıllarda da asker şarkıları söylemeye devam edip halkın gönlünde sağlam bir yer edindi.

             1978 yılında Eurovision Türkiye finalinde, kendine özgü eserleriyle tek tek tanıdığımız altı sanatçı Eurovision Şarkı Yarışması için bir araya gelmişlerdi. Esmeray dışında, Ertan ve Funda Anapa, Melike Demirağ, Kerem Yılmazer ve İskender Doğan‘dan oluşmaktaydı bu grup. Atilla Özdemiroğlu‘nun bestelediği, Şanar Yurdatapan‘ın sözlerini yazdığı ve Lale Özdemiroğlu (Mansur)’nun kareografisini hazırladığı “İnsanız Biz“i seslendirdiler ve milyonlarca müzikseverin sevgisini kazandılar.

            Bugüne kadar 9 adet 45’lik, 4 adet LP ve 1 adet kaset (Kağıt Mendil) çalışması yapan Esmeray, 1981 yılında yapmış olduğu “Sürpriz 81” albümünde Türk Sanat Müziği eserlerini seslendirdi. 1986’da profesyonel sahne çalışmalarına son verdi. Bu tarihten sonra “Alıştık Artık” adlı TV programında uzun süre AyşegülAli Atik‘le birlikte rol aldı. Daha sonra çeşitli TV dizilerinde de çalışmalar yaptı. Son olarak 1995 yılında Nedim Saban Tiyatrosu’nda “Oscar” adlı oyun ile tekrar tiyatroya döndü. 2000 yılında “Hep Aynı Yaygara“de rol aldı. 2000 yılında yayınlanan “Eski Dostlar” albümüyle tekrar müzik çalışmalarına hız veren Esmeray, ayrıca TV dizilerinde oyunculuk yapmaya devam ederek, sanat hayatını sürdürmüştür. 25 Mart 2002’de hayata gözlerini yuman Esmeray‘ın şarkısında da dilediği gibi, onu hiç unutmayacağız.

 

AJDA PEKKAN

Ajda Pekkan            Ayşe Ajda Pekkan, 12 Şubat 1946 yılında İstanbul’da doğdu. Deniz binbaşısı olan babasının görevi dolayısıyla çocukluğu Gölcük’te geçti. Şarkıcı olmak için büyük heves taşıyan Çamlıca Kız Lisesi öğrencisi Ajda Pekkan, 1962 yılında dönemin en popüler gece kulübü Çatı‘nın sahibi olan İlham Gencer‘e ulaştı. İlk olarak seslendirdiği Mina‘nın “Il Cielo In Una Stanza” şarkısıyla kendini kabul ettirdiği Çatı gece kulübünde Los Çatikostopluluğu eşliğinde bir müddet sahne çalışması yaptı. 1963 yılında bir aile dostlarının teşvikiyle Ses dergisinin, sinemaya yeni yüzler kazandırmak amacıyla açtığı kapak yıldızı yarışmasına katıldı. Ediz Hun‘un erkekler dalında birinci, Hülya Koçyiğit‘in bayanlar dalında ikinci olduğu yarışmada, birinci seçilen Ajda Pekkan‘ın profesyonel kariyeri böylece başlamış oldu. 1963 yılında “Adanalı Tayfur” ile ilk kez çıktığı kamera karşısında, 1967 yılındaki son filmi olan “Harun Reşid’in Gözdesi“ne kadar baş rollerini Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Tamer Yiğit gibi sanatçılarla paylaştığı 47 film çevirdi. Ses kabiliyeti rol aldığı filmlerdeki yapımcıların da dikkatinden kaçmadı ve pek çok filminde şarkıcı rolü üstlendi ve çeşitli şarkılar seslendirdi. İlk filmi “Adanalı Tayfur“da seslendirdiği “Göz Göz Değdi Bana” şarkısı, arka yüzünde Öztürk Serengil‘in seslendirdiği “Abidik Gubidik” şarkısıyla birlikte 45’lik plak olarak yayınlandı. Sinemaya başlamadan önce tanışıp şarkıcılık yapabilmesi için yardım istediği ve kabiliyetine ikna ettiği Fecri Ebcioğlu, sinema yıllarında da Ajda Pekkan‘la irtibatını hiç koparmadı ve 1965 yılında kendine ait ilk plağı olan “Her Yerde Kar Var / 17 Yaşında” piyasaya sürüldü. Birkaç plak denemesinden sonra 1968 yılında çıkardığı “İki Yabancı” 45’liği ile aranjman dalında onbinlerce plak satarak satış rekoru kırdı. “Dünya Dönüyor“, “Saklanbaç” ve “Üç Kalp” gibi üstüste çok başarılı plaklar yaptı. Bu yükselen trendin neticesinde yurtdışından davetler aldı ve Atina’daki Uluslarası Apollonia Müzik Festivali‘nde ’68 yılında “Özleyiş” ve ’69 yılında “Perhaps One Day” şarkıları ile üstüste iki kere dördüncü olarak müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona’daki Akdeniz Şarkıları Festivali‘nde “Ve Ben Şimdi” şarkısı ile Türkiye’yi temsil etmesi ve şarkılarının pek çok filmde fon müziği olarak kullanılması, Ajda Pekkan‘ı tüm ülkede tanınır hale getirdiği gibi, ilk olarak Zeki Müren‘in alt kadrosunda yer aldığı gazino sahnelerinin de aranan isimlerinden biri oldu.

            Her ülkenin starlarını bünyesinde barındırmaya özen gösteren Philips firması, Türkiye’den seçtiği Ajda Pekkan‘ı kanatlarının altına aldı ve kayıtları Fransa’daki stüdyolarda gerçekleştirilen, Fikret Şeneş‘in sözlerini yazdığı şarkılarla, Ajda Pekkan‘ın diğer şarkıcılardan bir adım öne fırladığı yıllar başladı. Üstüste gelen hit plaklarla Ajda Pekkan‘ın sesi tüm ülkede keyifle dinlendiği gibi, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda konusunda da hayranlarını sürükleyen bir ikon haline geldi. “Sensiz Yıllarda“, “Yalnızlıktan Bezdim” gibi şarkılarla fırtına gibi girdiği 70’lerin ortalarında seslendirdiği “Tanrı Misafiri“, “Kimler Geldi Kimler Geçti“, “Hoşgör Sen“, “Sana Ne Kime Ne” gibi ileride birer Ajda Pekkan klasiği haline gelecek şarkılarıyla Türkiye sınırlarını zorlamaya başladı. Bu üstün performansının sonucunda 1976 yılında Paris’in ünlü Olympia müzikholünde, dönemin ünlü Cezayir asıllı Fransız şarkıcısı Enrico Macias‘la seri konserler verdi. Bir dost toplantısında Hürriyet Gazetesi sahibi Erol Simavi‘nin “Ajda Pekkan’a Star demek yetmez, ancak Süperstar dersek yerini bulur.” sözüyle birlikte önce sanat çevrelerinde, sonra hayranlarının arasında, daha sonra da tüm ülkede “Süperstar” ünvanıyla anılır oldu. 1977 yılında bu ünvanını ilk kez resmileştiren, o güne kadar benzeri görülmemiş bir kapak dizaynı ve prodüksiyonla piyasaya sunulan, “Kim Ne Derse Desin“, “Hancı” gibi şarkıların yer aldığı albümü “Süperstar“ı hazırladı. Aynı yıl Tokyo’daki Yamaha Müzik Festivali‘nde “A Mes Amours” şarkısıyla elde ettiği başarılı netice, -70’lerin başında yurtdışında ilk olarak bir Almanca ve daha sonra birkaç Fransızca plağı satışa sunulan- Ajda Pekkan‘ın ’77 ve ’78 yıllarında Fransa’da ses getiren 45’lik çalışmaları yapmasına ve sonunda “Pour Lui” isimli Fransızca albümünü hazırlamasına ön ayak oldu. Halk konserleri, sahne çalışmaları ve konuk sanatçı olarak katıldığı uluslararası organizasyonlar ile başarısını pekiştiren Ajda Pekkan, 1979 yılında “Bambaşka Biri“, “Haykıracak Nefesim” gibi şarkıların yer aldığı Süperstar serisinin ikinci albümü “Süperstar 2“de kariyerinin doruğuna çıktı. 70’li yıllarda defalarca yılın sanatçısı seçildiği gibi şarkıları da liste başlarından inmedi, çeşitli ödüller kazandı.

             O seneye kadar, Türkiye’yi temsil etme görevinin, eleme usulüyle belirlendiği Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında atama yoluyla Ajda Pekkan seçildi. İlk önce tespit edilen 5 bestecinin şarkılarının jüri tarafından 3’e düşürülmesiyle, “Bir Dünya Ver Bana“, “Olsam” ve “Pet’r oil” ile Tv ekranlarında boy gösterdi. “Pet’r oil“ın Türkiye’yi temsil etmesine karar verilen gece sonunda, ülkemizde hiç olmamış birşey oldu ve henüz plağı satışa sunulmamış bir şarkı tüm halk tarafından ezbere söylenir oldu. Kulis faaliyetlerinin yetersizliği, şarkının siyasi hicivli yapısı ve yarışma gecesindeki organizasyon bozuklukları neticesinde Ajda Pekkan bu yarışmada hayal kırıklığı yaratan bir derece aldı. Süperstar‘ı bir hayli küstüren bu yarışmadan sonra bir süre dinlenme kararı alıp A.B.D.’ye yerleşti. 70’lerin sona ermesiyle birlikte pop müziğin cazibesini yitirip, alaturka ve arabeske yönelindiği yıllarda “Sen Mutlu Ol” ve “Sevdim Seni” isminde hafif müzik ve alaturka sentezi iki albüm yaptı. Ancak Süperstar‘ın bir türlü içine sinmeyen ve kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmeyen, ısmarlama olarak hazırlanan bu albümler Ajda Pekkan hayranlarının beklediği renkten ve kıvamdan uzaktı. Yerli bestecilerle çalışmaktan beklediği verimi alamayan Ajda Pekkan, 70’lerde kendi önderliğinde yükselen aranjman akımına geri döndü. “Süperstar 83 Show“uyla sahnelerde fırtına gibi eserken, en başarılı çalışmalarında yanında olan Fikret Şeneş‘le birlikte çalıştığı “Uykusuz Her Gece“, “Son Yolcu” gibi şarkıların yer aldığı “Süperstar 83” albümüyle yeniden gönülleri fethetti. Reklam filmleri, Tv programları, sahne çalışmalarıyla ikinci baharını yaşayan Süperstar, ’84 yılının sonlarında yapımcılarının ve yakın çevresinin ısrarıyla dönemin popüler gruplarından Beş Yıl Önce 10 Yıl Sonra ile bir albüm hazırladı. “O Benim Dünyam” şarkısıyla yeniden çıkış yakalayan Ajda Pekkan, şarkı yorumlarındaki üstün bir performansına rağmen şarkıların özensizliği ve zorlama bir albüm olmasından dolayı, yeni ekibiyle beklediği sükseyi yapamadı. ’87 yılında Ülkü Aker ve Fikret Şeneş‘in sözlerini yazdığı “Kim Olsa Anlatır“, “Yalnızlık Yolcusu” gibi şarkılarla, özel hayranları için eşsiz olarak nitelenen ancak hit şarkı eksikliği nedeniyle, fazla tutulmayan “Süperstar 4” albümünü hazırladı. Sonrasında yaptığı evlilik nedeniyle aldığı müziği bırakma kararı tüm müzik severleri üzse de, müzikten ayrı geçen günlerinde yaşadığı boşluk hissi neticesinde yeniden müziğe dönüş kararı verdiği sıralarda evliliği de sona erdi.

            1989 yılının son günlerinde “Ajda ’90” albümünü piyasaya sürdü. Pop müziğin çıkmaza girdiği, hatta unutulduğu günlerde “Yaz Yaz Yaz” ile ortalığı kasıp kavurdu. Yarısı yerli beste, yarısı aranjman olan bu  albüm, Ajda Pekkan‘ın muhteşem dönüşünün bir işaretiydi adeta. Peşi sıra başlayan Rumelihisarı konserleriyle Süperstar, sevenlerini kaldığı yerden büyülemeye devam etti. ’91, ’93 ve ’96 yıllarında çoğunlukla yerli bestecilerle çalıştığı albümleri, sivrilen bir kaç şarkı dışında beklenen ilgiyi görmedi. 90’ların ortalarına kadarki 30 senelik müzikal kariyerinde hiç toplama albüm yapmayan Ajda Pekkan‘ın, hayranlarını çok memnun etse de kendi rızası dışında yayınlanan “Hoşgör Sen” ve “Unutulmayanlar” albümleri piyasaya çıktı. Çeşitli sahne çalışmalarına devam ederken ’98 yılında eski şarkılarının yeni düzenlemelerini seslendirdiği “Best Of” albümü müzik 05yas.jpg (14809 bytes)marketlerdeki yerini aldı. Yüksek satış grafiği yakalayan bu albümün devamı niteliğinde, 2000 yılında 2 CD’den oluşan “Diva” albümü piyasaya çıktı. Bu albümde Ajda Pekkan‘ın eski şarkılarının yeni yorumlarının yanı sıra, “Mutlu Bütün Şarkılar” ve “Aşka İnanma” gibi iki yeni şarkı ve kardeşi Semiramis Pekkan‘ın eski şarkılarından “Dert Ortağım” ile “Bu Ne Biçim Hayat“ın da Ajda Pekkan yorumları yer aldı. 2003 yazına sözü ve müziği Şehrazat‘a ait “Sen İste” isimli single çalışmasıyla bomba gibi giren Ajda Pekkan, halen yaz başında piyasaya verilmesi beklenen yeni albümünün hazırlıklarını sürdürmektedir.

Kariyeri Türk pop müziğiyle yaşıt olan Ajda Pekkan, bugüne dek -13’ü LP, 6’sı CD formatında- 19 tane albüm, 56 tane 45’lik, 1 tane single çalışması yapmış, 1998 ve 2000 yıllarındaki yeniden yorumladığı şarkıları ve remixleri haricinde, plak ve CD’lerinde 221 tane şarkı seslendirmiştir.

kaynak:birzamanlar.net

BARIŞ MANÇO

            Barış Manço, 1 Ocak 1943’de İsmail Hakkı Bey ile Rikkat Uyanık Hanım‘ın ikinci oğulları olarak dünyaya geldi. 1959 yılının Nisan başında Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk resmi konserini verdi. Daha önceleri kendi kendine gitar çalmayı öğrenen Barış Manço‘ya, Klasik Türk Müziği öğretmeni olan annesi Rikkat Uyanık Hanım, piyano dersleri verdi.

            1962 yılında Grafson şirketinden arka arkaya ilk üç 45’liğini çıkardı. Bu üç 45’liğin arasında dönemin meşhur twist şarkılarının dışında “Çıt Çıt Çedene” isimli bir türkü ve “Dream Girl” isminde kendisine ait bir şarkı yer alıyordu.

            1963 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumak icin Liege şehrine gitti. 1964 yılında ünlü fransiz komedyen Henri Salvador‘un şirketinden 4 parçadan oluşan bir EP çıkardı. Bu dönemde Paris’in meşhur Olympia müzikholünde arkasında Franck Pourcel orkestrası ve Swingle Singers le beraber sahneye çıkan ilk Türk oldu.

           1966’dan 1969’a kadar Les Mistigris ve Kaygısızlar isimli gruplarla daha çok psikodelik tınılara serpiştirdiği doğu müziğiyle kendine özgü bir sound yarattı. 1969 yılında 4 ayrı ülkeden gelen müzisyenlerle “Dağlar Dağlar” isimli parçasını kaydetti. 1970 yılının sonlarına doğruMoğollar‘la kısa bir süreliğine birleştikten sonra 1971 yılının sonlarına doğru ölümüne dek kendisine eşlik edecek olan Kurtalan Ekspres grubunu kurdu.

            Daha önce Sayan firması tarafından izinsiz olarak çıkarılan “Dünden Bugüne” isimli LP’yi saymazsak 1975 yılında ilk gerçek LP’sini hazırladı. Albümde Türkiye’nin ilk rock operalarından “Baykoca Destanı“, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını konu alan “2023” gibi parçalar yer aldı. 1976 yılında CBS isimli firma ile anlaşma sağladı. Büyük bir bölümü George Hayes Orkestrası‘yla kaydedilen “Baris Mancho” (aynı yıl Türkiye’de “Nick The Chopper” olarak piyasa çıktı) isimli albüm 1976 yılında, ilk önce Belçika ve Hollanda’da, daha sonra Fransa, Fas, Fildişi Sahilleri gibi ülkelerde piyasaya çıktı. 1979 yılında yaşadığı hastalıklar ve sorunlar sonrasında “Yeni Bir Gün” isimli albümü çıkaran Barış Manço, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa“, “Gesi Bağları“, “Aynalı Kemer” gibi parçalarıyla sükse yaptı. Bu albümle başlayan başarı süreci, 1981 yılında “Sözüm Meclisten Dışarı“, 1983 yılında “Estağfurullah Ne Haddimize” albümüleriyle sürüp gitti.

            1988 yılında “Çocuk ve aileye yönelik eğitici ve eğlendirici bir dünya belgeseli” olmayı hedefleyen “Barış Manço ile 7’den 77’ye” isimli programı TRT için hazırlamaya başladı. 1991 yılında devlet sanatçısı olan Barış Manço, aynı yıl bir konser için gittiği Japonya’da 16 şehri kapsayan bir turne yaptı ve 2 tane albüm çıkardı. 31 Aralık 1999’da hayata gözlerini yumdu.

kaynak:birzamanlar.net

Sezen Aksu kimdir? Hayatı

Müzik dünyasında Minik Serçe lakabı ile anılan, unutulmaz şarkıların efsane sesi Sezen Aksu kimdir? Sezen Aksu nerede ve ne zaman dünyaya geldi? Aksu, müzik dünyasına nasıl adım attı, çalışmaları nelerdir? Detaylar haberimizde…

Hürriyet Haber
28 Mart 2016 – 17:01:50
Sezen Aksu kimdir Hayatı

Annesi fen öğretmeni Şehriban Hanım, babası matematik öğretmeni Sami Bey olan Fatma Sezen Yıldırım, 1954 yılının 13 Temmuz’unda Denizli Sarayköy’de dünyaya geldi. 3 yaşına kadar doğduğu yerde yaşadı. 3 yaşında İzmir’e, yıllar sonra “Kalbim Ege’de Kaldı” diyeceği yere taşındılar.

Çocuklarını disiplinli yetiştirmeyi isteyen Sami Bey ve Şehriban Hanım, Sezen’e karşı her zaman mesafeli olmaya çalışmışlardı. Ancak bu tutum bile daha küçücük yaşta herkesin ilgisini çekmeye çalışan Sezen’in yaramazlıklarına engel olamamıştı. Etrafındaki insanlar ona Cüce Bela diyordu. Her gün Konak-Köprü troleybüsünde şarkı söylüyor, haftada bir kez saçının rengini değiştiriyor, sıklıkla da intihara kalkışıyordu. O yıllarda, sonradan “Allah babama acıdı da şarkıcı oldum.” dediği bir de takıntısı vardı: Dansöz olmak.

Üniversite de dahil olmak üzere tüm eğitim sürecini İzmir’de tamamladı. 1973 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne girdi. 1974 yılının Kasım ayında Ali Engin Aksu ile evlenince okulu bıraktı.

Gençlik çağında sanatın bütün dallarına ilgi duyan Sezen, resim, tiyatro ve dans dersleri aldı. Lisede kendini iyice müziğe verdi. 1970 yılında Hafta Sonu dergisinin açtığı Altın Ses yarışmasında 6. oldu. Sezen aklında ve kalbinde müzik yatıyor olmasına rağmen 1973 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne girdi. Üniversite kantinini konser salonu gibi kullanan Sezen, üniversiteden ikinci sınıfta ayrılıp İzmir Radyosu sanatçılarının ders verdiği İzmir Radyosu Sanatçılar Derneği’ne girerek yıllarca herkesi peşinde sürükleyen, binlerce dizesi, binlerce melodisi olan kendi çizgisini çizmeye başladı.

Sezen Aksu kimdir Hayatı

Sezen, 1974 yılında bir plak şirketine 3 şarkılık bir bandını gönderdi. Aynı yıl’ın Kasım ayında Ali Engin Aksu ile evlendi. Evliliğinden bir hafta sonra, Yeşil Giresunlu tarafından plak yapmak için çağrıldığı İstanbul’a gelerek plak çalışmasına başladı. 1975’e girerken piyasaya ilk 45’liği çıktı: Haydi Şansım. Plak hemen hemen hiç satmadı.

Yabancı bir şarkıdan alınan besteye söz yazılmıştı ve sonuç tam anlamıyla fiyaskoydu. (Plak Sezen Aksu’ya sorulmadan Sezen Seley adına çıkarılmıştı. Kimbilir belki de daha iyi olmuştu. Yıllar sonra marka olacak bir isim hemen hemen hiç satmayan bir plakla beraber anılmayacaktı.) Gene aynı sene (1975) ikinci 45’liği Yaşanmamış Yıllar/Kusura Bakma’yı çıkardı. Albümdeki parçalar Sezen’indi ve plak satışları hiç de fena değildi.

Sezen Aksu üçüncü 45’liği ‘Olmaz Olsun/Vurdumduymaz’ı 1976 yılında çıkardı. Plak 45’likler listesinde haftalarca bir numarada kaldı. Bu iki plak Sezen Aksu’nun başlangıcı sayılabilir. 1976 yılında, yıllar sonra idol olacak, şarkıları dillerden düşmeyecek bir Sezen Aksu vardı artık.

Genç sanatçı, 1976 yılında ilk sahne çalışmasına başladı. Bebek Belediye Gazinosu’nda sahne alıyordu. 1977 yılında Allahaısmarladık/Kaç Yıl Geçti Aradan, Kaybolan Yıllar/Neye Yarar 45’likleri ve ilk 33’lüğü olan Allahaısmarladık piyasaya çıktı.

1978 yılında Hurşid Yenigün’ün iki bestesine söz yazan Sezen, Gölge Etme/Aşk 45’liğini yaptı. Gene aynı sene piyasadaki en eski Sezen Aksu albümü olan Serçe çift LP olarak piyasaya çıktı. 1979 yılı da boş geçmedi. Bu yıl İlk Gün Gibi/Yalancı ve Allahaşkına/Sensiz İçime Sinmiyor 45’likleri piyasaya çıktı. Aynı yıl Sezen kendini sinemada da gösterdi. Sezen’in ilk filmi başrolünü Bulut Aras’la paylaştığı bir Atıf Yılmaz filmi olan Minik Serçe idi. Bir yıldız doğarken, başka bir yıldızın sönüşünü anlatan film o dönemde beğeni toplayamadı. Bu filmi senelerce Sezen de seyretmemiş olacak ki, 1999 yılında Okan Bayülgen’in Zaga programında filmi seyrederken, kendisi de haline çok gülmüştü. Yine aynı programda Sezen filmde hiç öpüşmediğini, o sahnelerin klasik hilelerden biri olduğunu da açıklamadan geçmedi.

1980 yılında ‘Sevgilerimle’ albümünü çıkaran Sezen için 1981 çok özel bir yıl olacaktı. Müzik, tiyatro ve özel yaşamı çok renkli geçti. Ağlamak Güzeldir albümü sonrası Sezen Aksu Aile Gazinosu adlı müzikal için çalışmalar yaptı.

1983 yılında Sezen Aksu’nun, Eurovision macerası başladı. Söz ve müziği Ali Kocatepe’ye ait “Heyamola” parçasını Ali Kocatepe ve Coşkun Demir ile birlikte seslendirdi. 3 yıl arka arkaya yaşanacak ve yıllar sonra da vokalisti Işın Karaca’nın yaşayacağı klasik bir tablo ilk bu yıl yaşandı. Türkiye finaline kalan bu parça yurtdışında ülkemizi temsil etme hakkını elde edemedi. 1983 yılında “Heyamola” parçasının 45’liği “Hey Dergisi” tarafından yılın plağı seçildi. Aynı yıl Sezen, oğlunun babası Sinan Özer’den boşandı.

Sezen Aksu’nun uzun bir aradan sonra 2005 yılında piyasaya sürülen yeni albümü “Bahane”, beklenenin de üzerinde ilgi gördü. Aksu’nun son şarkılarını dinlemek için sabırsızlanan müzikseverlerin yoğun ilgisi sayesinde albüm, ilk iki haftalık sürede 320 bin sattı.

Sezen Aksu aynı zamanda İstanbul gece eğlencesi anlayışına farklılık getiren Oba Bar’da ve 1997 yılında Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.

kaynak:hürriyet.com

Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla