Eğitim Reformu Girişimi (ERG)’den Didem Aksoy’a yönelttik bu soruyu.

Çocukların okullardaki akademik başarıları ya da öğrenmelerinin yanında duygusal becerileri de çok önemli. Hayal etmeleri ve kendilerini ifade edebilmeleri, bunlar aslında sosyal ve duygusal beceriler olarak tanımlanıyor.

Çocuklar okula boş bir sayfa olarak gelmiyor. Aslında onların küçük yaştan itibaren hayal güçleri zaten çok geniş ve renkli. Bizim onları nasıl destekleriz ve onlar için nasıl sağlıklı bir ortam oluştururuz bunu düşünmemiz gerekiyor.

Çocukların kendilerini rahat, güvende, özgür ve değerli hissetmeli

Sınıf ortamlarının nasıl kurulduğu çok önemli. Okul müdürlerine, öğretmenlere ve velilere büyük görev düşüyor. Çocukların okulda rahat, güvende, özgür ve değerli hissettikleri ortamlar oluşturmak gerekiyor. Bu ortam sağlanmadığında çocuk kendini baskı altında hissediyor. Kendini ifade etmek istemiyor ya da korkuyor. Kendini ifade edemediği noktada da bir yerden sonra denemeyi bırakıyor.

Bizler sınav sistemindeki yanlışlar ve “belli soruların tek bir doğru cevabı var” algısıyla çocukların hayal gücünü daraltıyoruz. Tek bir doğrunun olduğu bir eğitim sisteminde, yani A doğru cevap, kalan B, C, D yanlıştır dediğimiz noktada aslında çocukların hayal gücünü kısıtlamış oluyoruz. Yani, çocukların yaratıcı düşüncelerini yanlış olarak nitelendirmiş oluyoruz. Bir süre sonra da yaratıcı düşünceyi terk ediyorlar.

Çocuklar eleştirilirken de dikkatli olunmalı. Negatif değil, olumlu yönde geliştiricek eleştiriler almalı. Farklı düşüncelerini ifade ettiğinde, olumlu karşılanması çok önemli. Çocuğun çevresinde gelişmiş bir dinleme kültürü olmalı. Çocuklar ve gençler konuşurken sonuna kadar dinlenmeli. Sözleri kesilmemeli.

“Çocuğa yeni ve farklı olanı göstermek gerekiyor.”

Çocukların ufkunu açmak da çok önemli. Muş’ta, Kastamonu’da ve Samsun’daki bazı köy okulları ile bir çalışmamız olmuştu. Muş’ta bir çocuğa “Özel gücün olsa ne olmasını isterdin?” diye bir soru sorduk. Çocuk uçmak istediğini söyledi. “Peki dünya üzerindeki her yere gidebilecek olsan nereye uçmak istersin?” diye sorduk. Karşı köye uçmak istediğini söyledi. Yine “Hayalinizdeki evi çizin” aktivitesi sırasında bu çocukların kendi evlerine benzeyen evler yaptığını gördük. Çocuğa yeni ve farklı olanı göstermek gerekiyor. Ufku açmaktan kastettiğim bu. Gördüğünün de ötesinde, farklı hayatların oluğunu göstermek önemli. Farklı yaşamların ve farklı kültürlerin tanıtıldığı filmlere ve kitaplara yönlendirilmeliler.

Çocuğun oyun oynaması da hayal dünyasını geliştirmek için çok önemli. Oyunla eğitim, uluslararası düzeyde kullanılan bir yöntem. Ayrıca son çalışmalar, aslında çocuğa çok fazla oyuncak almadığınızda daha yaratıcı olabileceğini ve kendi oyuncaklarını kendisinin üretebileceğini gösteriyor. Çocuğun bazen sıkılması gerekiyor. Canı sıkılan çocuk kendini eğlendirmek için yeni yollar buluyor ve yeni oyunlar keşfediyor.

“Eğitim bir çocuk hakkıdır ancak okul tek bir eğitim yolu değil”

Bir de şunu sormak gerekiyor. Çocukları neden okula gönderiyoruz? Velilere belki buna meslek sahibi olsun gibi cevaplar verebilir. Eğitim bir çocuk hakkıdır. Ancak okul tek bir eğitim yolu değil. Evde eğitim, Avrupa’da ve ABD’de belli kültür düzeyindeki ailelerce kullanılan bir yöntem. Peki eğitimin ne kadarı ailenin sorumluluğuna bırakılmalı? Aile ben çocuğumu evde eğiteceğim diyerek hiçbir şey yapmayabilir de. Bu noktada devletin müdahalesi ne kadar olmalı? Bunlar hep üzerine düşünülmesi ve yeniden düzenlenmesi gereken konular.

Biz ERG olarak sosyal duygusal öğrenme üzerinde çalışıyoruz. Çocuğun sadece aklını değil kalbini de eğitmeye odaklanıyoruz. Duygularının farkında olmak, duygularını anlamak, ifade etmek ve yönetmek, empati, sosyal beceriler, sağlıklı ve şiddetsiz iletişim kurma, planlı olmak, sorumluluk alma gibi, hayatta kalabilmesi için çok önemli olan temel becerileri sağlamaya çalışıyoruz.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) nedir?

ERG çocuğun ve toplumun gelişimi için eğitimde yapısal dönüşüme katkı yapan bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir girişim. Eğitimde karar süreçlerinin bilimsel verilere dayalı olması ve her çocuğun kaliteli eğitim alması kurumun en büyük hedefleri arasında. 2003 yılında kurulan ERG, Türkiye’nin önde gelen vakıfların desteklediği bir girişim.

Yazar: Tarlan Mahouti

Cep telefonunun yaratığı ısıl etkinin beyne ulaştığı ve uzun süreli telefon konuşmaları için kulaklık kullanılması gerektiği açıklandı.

Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu, dünyada cep telefonunun kansere yol açıp açmadığı konusunda pek çok araştırma yapıldığını ama kanser ve cep telefonu kullanımı arasında herhangi bir bağ tespit edilmediğini açıkladı.

Cep telefonu kullanımı sırasında yayılan radyasyonun düşük enerjili ve iyonize olmayan radyasyon olduğunu hatırlayan Haydaroğlu, “Düşük enerjili radyasyon olmasına rağmen ısıl etkinin beyne ulaştığını biliyoruz. DNA zincirinde bozulma ya da kopmalara neden olmasa da, bu etkinin DNA üzerinde farklı zararlı etkileri olduğunu biliyoruz. Bu yüzden uzun görüşmelerde kulaklık kullanımı bu etkiyi biraz da olsa azaltacaktır.” dedi.

 

“Sadece Çocuklar Değil Herkes Uzun Süre Konuşmaktan Kaçınmalı”

Elektromanyetik ışınımın ne kadar şiddette olduğunu ölçen termografik ölçümlerin 15 dakikadan daha uzun süre telefonlar konuşanlarda bu etkinin ortaya çıktığını ekleyen Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu şunları söyledi:

“Cep telefonu kanser arasında bir bağ tespit edilemese bile tam olarak cep telefonu kanser yapmaz diyemeyiz. Örneğin son dönemlerde beyin tümörüne kulak etrafında daha sık rastlıyoruz. Bu örnek de bilim adamlarını bu durumun cep telefonundan kaynaklı olup olmadığı konusunda düşünmeye itmiştir.”

Haydaroğlu, telefonla konuşma sırasında telefon etrafında radyasyonun fazlalaştığını ve bu durumdan dolayı sağlığını düşünen herkesin uzun süreli cep telefonu konuşmalarından kaçınması gerektiğini belirtti.  Küçük yaşlardaki çocukların yetişkinlere göre kafa kemiklerinin daha ince olduğu, bu radyasyondan yetişkinlere oranlara daha fazla etkilendiği ve bu yüzden de çocukların telefon, bilgisayar gibi radyasyon yatan cihazları çok uzun süre kullanmaları gerektiği konusunda uyardı.

Sadece cep telefonunun değil, bilgisayar ya da Wi-Fi cihazlarının da radyasyon yaydığını hatırlatan Haydaroğlu, elektromanyetik dalgaların şiddetinin artmasının ani arı ölümlerine de yol açtığını belirtti. Haydaroğlu, “Arılar tozlaşmayı sağlayarak dünya üzerindeki canlı hayatın devam etmesini sağlıyor. Çok fazla elektromanyetik alan yayan cihazlar kullanarak doğanın ekolojik dengesini de bozuyoruz.” dedi.

Küçük Çocuklar İçin ‘Cep Telefonu’ Uyarısı

Günümüzün en yaygın hastalıklarından biri olan depresyon sadece yetişkinlere özgü değil. Çocukluk döneminde de görülen depresyonun belirtileri arasında uyku sorunları, ders başarısında düşüş, iştahta artma ya da azalma, içe kapanma ve mutsuzluk yer alıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Beyin Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, depresyonun çocukluk döneminde de görülebileceğini belirterek erken teşhisin önemine dikkat çekti.

 

Uyku düzeni değişiyor

 

Çocukluk depresyonunun belirtilerinin başında uyku sorunlarının geldiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Nazende Öksüz, “Eğer çocuğunuz normalden daha fazla uyuyor ya da normalden daha az uyuyor ise geceleri uykuya dalmakta zorlanıyorsa, kâbuslar görüyorsa burada çocuğun psikolojisinde birtakım sorunlar olabileceğini düşünmeliyiz” dedi.

 

Az ya da çok yemek de işaret olabilir

 

Çocuğun iştahı ve yemek düzeninde ortaya çıkan birtakım sorun ve değişikliklerin de depresyon belirtisi olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Öksüz, “Çocuğun öğün atlaması, uygun beslenmemesi ve diğer psikolojik sorunlarla birlikte iştahında son dönemlerde bir azalma ya da artış görülmesi de yine bir depresyon işaretçisi olabilir” diye konuştu.

 

 

Akademik başarı düşüyor

 

Depresyonun çocuğun akademik başarısını da etkilediğini belirten Uzman Klinik Psikolog Öksüz, özellikle ders notlarındaki düşmeler, önemli değişiklikler ve öncesinden daha düşük bir akademik performansın da çocukluk depresyonu belirtileri arasında yer aldığını söyledi.

 

Mutsuz ve içe kapandıysa dikkat!

 

Çocuğun sosyal yaşamdaki ilişkilerinin de iyi gözlemlenmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Öksüz, içe kapanma, öfke kontrolünde güçlük, kurallara tepki göstermek gibi belirtilere dikkat çekti. Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, şunları söyledi: “Çocuğunuzun herhangi bir stres karşısında çok daha dayanıksız, güçsüz olduğunu gözlemliyorsanız, çocuğunuz mutsuzsa, kendisini iletişime kapatıyorsa, hep tek başına zaman geçirmek istiyorsa, arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde iletişim sorunları yaşıyorsa ya da öfkesini kontrol etmekte zorlanıyorsa, sizin koyduğunuz birtakım kurallara çok tepki gösteriyorsa tüm bunlar da yine çocukluk çağı depresyonunun işaretleri olabilir.”

 

Çocuk depresyonunda tedaviye geç kalınmamalı

 

Çocukluk çağı depresyonunu tedavi edilmemesi halinde çok riskli durumların söz konusu olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, “Depresyonun belirtilerinden bir tanesi intihar fikri ve planı olduğu için tedavi edilmeyen bir depresyonda çocuğun kendine zarar verme riski de oldukça yüksektir” diyerek çocukluk çağı depresyonundan şüphelenilmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulmasını tavsiye etti.

 

Çocuklar aşk hakkında konuşuyorlar

4-8 yaş arası çocuklara aynı soruyu sorduk: “Aşk nedir?”. Yanıtlar hayal edebileceğimizden çok daha anlamlı oldu.

  • Büyükannemin kireçlenmesi başladığında eğilip ayak tırnaklarını boyayamamaya başladı. Büyükbabam sürekli ona yardım ediyor, onun da ellerinde kireçlenme olmasına rağmen. İşte bu aşktır. Birine yardım etmektir. Alya, yaş 8
  • Biri sizi sevdiğinde adınızı söyleme şekilleri farklıdır. Adınızın onların ağzında güvende olduğunu bilirsiniz. Kayra, 4
  • Sevgi, dışarı yemek yemeye gidip patates kızartmalarınızın çoğunu başkasına vermektir – onlarınkileri almadan. Alin, yaş 6
  • Sevgi, yorgun olduğunuzda sizi gülümseten biridir. Tanya, yaş 4
  • Sevgi, annemin babama kahve yaptığında önce bir yudum alıp tadının güzel olduğundan emin olmasıdır. Deniz, yaş 7
  • Sevgi, sürekli öpüşmektir. Öpüşmekten yorulunca yine de birlikte olmak ve daha çok konuşmak istersiniz. Annemle babam hep böyleler. Öpüştüklerinde iğrenç görünüyorlar. Tuğra, yaş 8
  • Sevgi, bir çocuğa tişörtünü beğendiğinizi söylediğinizde, onu her gün giymesidir. Nehir, yaş 7
  • Sevgi, annemin babamı terli ve pis gördüğünde bile yine de Tarık Akan’dan daha yakışıklı olduğunu söylemesidir. Kerem, yaş 7

 

  • Sevgi, onu tüm gün yalnız bıraksanız da köpeğinizin gelip yüzünüzü yalamasıdır. Metin, yaş 4
  • Gerçekten ciddi değilseniz “Seni seviyorum” dememelisiniz. Ama ciddiyseniz sık sık demelisiniz. İnsanlar bunu hep unutuyorlar. Ali, yaş 8
 

Bebeğinize klasikten uzak, farklı bir isim koymak istiyorsanız, listemize mutlaka göz atın.

Bebeğinize isim seçme konusunda kararsız mısınız? Klasik isimlerden çok hoşlanmıyorsanız, nadir kullanılan erkek bebek isimleri listemize göz atabilirsiniz. İşte anlamlarıyla birlikte çok sık kullanılmayan erkek bebek isimleri…

A

 

Adal: “İyi bir ün kazan, adın yayılsın”

Arat: Yürekli, cesur.

Aden: Cennet bahçesi

Alkın: Korkusuz, yiğit

 

B

Barkın: Gezgin, seyyah, sürekli gezip dolaşan
Baler: Bal gibi tatlı kimse, bal gibi erkek, yiğit
Balın: Türk erenlerinden biri, mezarı Sofya’da bulunan Balı eren
Barın: Güç ve kuvvet

C

Canol: “Yaşamım ol, canım ol, bana can ol”

Celasun: Gürbüz, yiğit, cesur, genç yiğit

Ç

Çamer: Güçlü, kuvvetli ve yiğit kişi

D

Deran: Güzellik

Dirim: Yaşama gücü

E

Ecer: Güzel, iyi

Enç: Rahat, huzur

F

Feza: Uzay, gökyüzü

G

Günberk: Güneş gibi yakıcı ve sert

I

Ilgar: Akın

Ira: Karakter, kişilik

K

Karer: Yağız, yiğit

Kaner: Kanlı yiğit

T

Tanay: Şafak vaktinin Ay’ı

Tolun: Tamamıyla aydınlık

U

Ulun: Sivri, demirsiz ok

Uras: Şans, talih

 

Y

Yankı: Sesin bir yere çarparak dönmesiyle duyulan ikinci ses

Yengi: Utku, zafer, üstün gelme

Diş ve ağız temizliğine küçük yaşlarda başlanılması çok önemli. Çocukların erken yaşta diş hekimi ile tanışmaları, sonrasında diş hekimi korkusunun üstesinden gelmelerine de yardımcı oluyor. Süt dişleri nasılsa dökülecek yerine yenisi gelecek diye ilgilenilmiyor. Oysa süt dişlerinin sağlıklı olması ileride çıkacak olan sürekli dişlerin dayanıklılığını etkiliyor. Vaktinden önce kaybedilen süt dişleri, sürekli dişlerin sağlığını etkilediği gibi dizilimde de bozukluklara neden oluyor. Çocuklarda 3 yaşından önce diş macunu kullanımı tavsiye edilmiyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu konuyla ilgili görüşlerini aktarıyor.

SÜT DİŞLERİNİN ÖNEMİ Süt dişleri çocuğun düzgün beslenmesini sağlar. Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korur. Süt dişleri zamanından önce çekildiğinde, gelecek olan dişe ayrılmış yer de ortadan kalkar. Bu da kalıcı dişlerin olması gereken yerden farklı bir yere doğru yönelmesine ya da çıkamayıp gömülü kalmasına neden olur.

SÜT DİŞLERİNDE BULUNAN ÇÜRÜKLERİN TEDAVİSİ Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri; ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye sebep olur. Tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine ortam hazırlar. Bu nedenle süt dişlerinde bulunan çürüklerin “bu dişler geçici zaten yerine yenisi gelecek” şeklinde düşünülerek tedavisi ertelenmemelidir.

BEBEKLERDE AĞIZ BAKIMININ ÖNEMİ Bebekler ilk 4 ay anne sütü ile beslendikleri için ağız çevrelerinde yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimi sağlanacaktır. Anne sütünün yetersiz kaldığı durumlarda fizyolojik başlıklı biberon kullanılması önerilmektedir. Bebekler bir yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam etmelidir. Yalancı emzik kullanma, parmak emme gibi alışkanlıklara 2 veya 2.5 yaşına kadar izin verilebilir. Parmak emme alışkanlığı devam ettiği takdirde solunum problemleri ve çene gelişiminde sorunlar meydana gelir.

ÇOCUKLARDA NE ZAMAN DİŞ FIRÇASIYLA TANIŞMALI? Bebeğin ilk dişleri ağızda göründüğü zaman yani 6-8 aylıkken, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce dişleri temiz bir tülbent veya gazlı bezi ıslatarak silmek gerekir. Diş fırçası kullanımına çocuğun arka dişleri çıktıktan sonra başlanabilir. Okul öncesi çocukların diş fırçalama tekniği öğrenmesinden ziyade diş fırçalama alışkanlığı edinmesi daha önemlidir. Çocuklar genellikle görünen yerleri fırçalarlar. Çürük oluşumunun önlenebilmesi için özellikle ara yüzlerin ve çiğneyici yerlerin fırçalanması gerekir. Bu yüzden çocuklar dişlerini fırçaladıktan sonra anne babaların kontrol etmesi önemlidir.

DİŞ FIRÇASI SEÇİMİ Çocuklar için esnek, yumuşak, naylon kıllardan yapılmış diş fırçaları tercih edilmelidir. Sert kıllı fırçalar dişleri aşındıracağı için tercih edilmemelidir. Kılları aşınan, eskiyen fırçalar uzun süre beklenmeden değiştirilmelidir.

ÇOCUKLAR DİŞLERİNİ GÜNDE KAÇ KEZ FIRÇALAMALI? Sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce fırçalanması yeterli olacaktır. Etkili bir şekilde ve doğru fırçalama tekniği ile yapılması, bunun anne baba tarafından öğretilmesi çok önemlidir. Küçükken kazanılan alışkanlıklar ileriki yaşamlarında önemli bir yere sahip olur.

NE ZAMAN DİŞ MACUNU KULLANILMALIDIR? Doğumdan üç yaşına gelene kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmemektedir. 3 yaşından sonra kullanım sağlanabilir. Fakat bunda da belirli hususlara dikkat etmek gerekir. Diş macunu 3-5 cm değil, bir nohut tanesi kadar fırçanın üzerine konulmalıdır. Bu miktar dişlerin fırçalanması için yeterlidir. Düzenli diş fırçalama alışkanlığına edinen çocuklar, ileride sağlıklı dişlere sahip olacaktır.

kaynak:hürriyetaile.com

Çocuklarda kasık fıtığı problemi hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Andıran, kasık fıtığı tedavisinde dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı. Çocuklarda kasık fıtığı, gebelikte döneminde, erkeklerde yumurtaların (testis) keseye inişi, kızlarda ise yumurtalıkların damar ve bağ dokularının kasık kanalına uzantısı sonrasında, kapanması gereken kasık kanalının çeşitli nedenlerle kapanmaması ve bu kasık kanalından karın içi serbest organların geçmesi ile oluşur. Genel izlenme sıklığı yaklaşık %3-5 arasında olup prematüre bebek ve yaşamın ilk aylarında daha sık rastlanmasına rağmen hemen her yaşta görülebilir. Erkek çocuklarda ve sağ tarafta biraz daha sık izlenir.

KASIK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? En sık kasık bölgesinde kabarıklık veya şişlikle fark edilir. Karın içi basıncı artıran ağlama, ıkınma, kabızlık, öksürük gibi nedenler görünürlüğünü artırır. Bazen ağrılı ve hatta fıtık boğulması gerçekleştiyse son derece ağrılı, duyarlı ve ciltten izlenebilen de renk değişikliğine yol açan şekilde bulgu verebilir.

KASIK FITIĞININ RİSKLERİ NELERDİR? Çocuklarda kasık fıtığının en büyük riskleri fıtık kesesi içerisine giren bağırsak boğulması sıkışması sonrası bağırsak tıkanıklığı, bağırsağın dolaşımının bozulup delinmesi, kızlarda over erkeklerde testisin zarar görmesidir.

KASIK FITIĞI TÜRLERİ NELERDİR? Çocuklardaki kasık fıtığının hemen hemen tamamı indirekt (dolaylı, kasık kanalı içerisinden gerçekleşen) tiptedir. Yetişkinlere göre hem tipi hem de tedavisi kendisine has özellikler gösterir.

KASIK FITIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR? Kasık fıtığı onarımı, karın boşluğundan kasık kanalına doğru uzanan karın içi zarının yani fıtık kesesinin erkeklerde sperm kanalı ve damarlarından, kızlarda bağ doku ve damarlardan ayrılıp belli bir seviyede bağlanıp, fazlasının kesilmesi ve gerektiğinde kasların onarımını içermektedir. Bu ameliyat genel anestezi altında yapılmakta ancak aynı gün hastamız birkaç saat sonra evine gidebilmektedir. İlaç veya başka bir yöntemle tedavisi olası gözükmemektedir. Alternatif olarak, laparoskopik/kapalı ameliyat ile onarım yapılabilmekte ancak çocuklarda kasıktan yapılan açık cerrahi yöntem, hem hemen ameliyat sonrası hem de uzun dönem sonuçları yeterince ortaya konulmuş ve kabul edilmiş neredeyse altın standart olmuş bir tekniktir.

KASIK FITIĞI AMELİYATI SONRASI NE GİBİ RİSKLER OLUŞABİLİR? Kasık, yumurtalık torbası ve ameliyat alanında ödem, yerel kanamaya bağlı şişlik, morarma görülebilir. Genellikle zamanla (yaklaşık 3-4 haftalık sürede) kendiliğinden düzelir. Ameliyat sonrası testis olduğundan daha yukarıda yerleşebilir (yaklaşık binde iki oranında). Nüks olasılığı çok nadir de olsa vardır, boğulmamış fıtıklar için %0.8, acil girilen boğulmuş fıtık ameliyatında %20’lere çıkabilir. Tek taraflı fıtıkta karşı tarafta fıtık çıkma olasılığı %9-15 civarındadır, burada klinik olarak karşı tarafta belirgin fıtık çıkmadıkça sadece fıtıklaşan tarafın ameliyatı önerilmektedir. Gereksiz ameliyat ve risklerinden kaçınmak için rutin olarak karşı taraf ameliyat edilmemelidir. Nadiren, özellikle fıtık boğulması geçirenlerde artan oranda olmak üzere yaklaşık %1 risk ile bağırsaklarda onarım gerektiren zedelenme ve sperm kanalı, damarlar ve testiste zedelenme, doku kaybı, erime ve işlevsizleşme oluşabilir. Kızlarda eğer fıtık kesesi içerisinde yumurta ve/veya tüp mevcut ise zedelenme (<%1) görülebilir. Ancak, bu ameliyat yapılmaz ise bağırsak tıkanıklığı, boğulma, delinme ve buna bağlı bağırsak kangreni olarak hayatı tehdit eden bir durum ortaya çıkabilir. Ayrıca, testiste de zedelenme, doku ölümü görülebilir. Kız çocuklarında ise keseye giren over veya tüplerde doku zedelenmesi oluşabilir.

Nadir kullanılan kız bebek isimleri ve anlamları

Bebeğinizin ismini hala seçemediniz mi? Kızınıza bu çok bilinmeyen isimlerden birini koyabilirsiniz.

Minik kızınıza isim bulma konusunda kararsızlık mı yaşıyorsunuz? Tercihinizi daha modern ve çok bilinmeyen isimlerden yana yapacaksanız, nadir kullanılan kız bebek isimleri listemize göz atabilirsiniz.

A

 

Aleda: Nazlı, kaprisli

Amine: Yüreğinde korku olmayan

Ayande: Gelen, gelici, istikbal

Adran: Kuvvetli

Alçin: Kırmızı renkli küçük bir kuş

Alya: Şeref, sema, dağ tepesi ve yüksek yer

Aygen: Dost, arkadaş, sevgili

B

Beria: Olgunluk ve güzelliğiyle üstün olan sevgili

Belur: Billur

Balca: Bal gibi tatlı kız

Betigül: Gül gibi kokan mektup

Biray: Ay gibi tek, eşsiz

Birgen: Yalnız, yalnızlığa alışkın

C

Caneda: İçten, sevimli kişi

Canel: İçten, candan

Ç

Çilay: Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler

Çilen: Hafif yağan yağmur

D

Devin: Hareket, kımıldama

Dildar: Güzel yüz

Devrin: Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi

Diniz: Sakin dingin

E

Emet: Bereket, bolluk

Eşay: Ayın güzelliğiyle eşdeğer güzelliğe sahip olan

Eva: Havva. Yaratılan ilk kadın

Erna: Cilveli, şen şakrak sevgili

F

Feris: Şık, zarif

Ferzin: Kraliçe

H

 

Hera: Mitolojide analığın yüceliğini temsil eden tanrıça

İ

İda: Kazdağlarının eski adı

İlsu: Ülkenini suyu, bereketi

İzem: Büyüklük, ululuk

İlma: Parlatma. Belirleme, işaret etme.

İpar: Güzel koku

K

 

Kayra: Sayılan birinden gelen iyilik lütuf

L

Liyan: Parlak

Lema: Parıltı, parlayış

Lila: Eflatun, leylak rengi

Lal: Dili tutulmuş, dilsiz

Leyal: Geceler

Lina: Hurma fidesi

M

 

Mehir: Ay parçası

Mehru: Ay yüzlü güzel

O

Ongü: Sağlık, mutluluk

Özün: Şiir. Hak edilmiş ün.

P

Pamira: Orta Asya’da bir yayla

Peyda: Belli, ortaya çıkan

Peren: 1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü.

S

Senar: Yar, aşık, seven insan

Serpin: Yağmur

Selis: Akıcı söz

Saye: Gölge

 

V

Vira: Durmadan, aralıksız, sürekli

Z

Zehre: Çiçek

Zühre: Çoban yıldızı

 kaynak:hthayat.com

Az hareket eden çocuklarda obezite riski

Yrd. Doç. Dr. Görmez, “Çocuğun beş yaşına kadar sahip olduğu kilosu ileri yaşamındaki sağlığı için önem taşır” dedi

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, çocuklarda obezitede erken yaşlara dikkat çekti. Görmez, çocukların 5 yaşına kadar sahip oldukları kilonun ileri yaşamda önem taşıdığını ifade etti.

 

Obezitenin, dünyada ve Türkiye’de toplumsal bir sorun haline geldiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, “Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi ülkemiz için de obezite ciddi bir sorun. Eğer çocuğun anne ve babasında kilo problemi varsa çocuğun obez olma ihtimali daha da yüksektir. Bu durum kalıtsal olabildiği gibi ailenin beslenme kültürü ve spor yapmamak gibi sebeplere bağlı olabilir. Sadece fazla kalori almak değil, bu aldığımız kaloriyi tüketememek, geç saatlerde yemek gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları da obezite ile ilişkili olabilir” dedi.

 

“Çok televizyon izleyip az hareket eden çocuk obeziteye yatkındır”

Çocukların yanlış zamanda, yanlış yiyecekler tükettikleri için obez olduklarını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, “Aldığınız kalori, tükettiğinizden fazla olursa obez olursunuz, dengeyi sağlamak gerekir. Az hareket eden, çok TV izleyen, bilgisayar oyunlarını çok oynayan çocuklar obeziteye daha yatkındır. Obez çocuklar, akran çevresinden dışlandığını düşünebilir veya bu durum gerçek olabilir. Çocuk dışarıya çıkmak istemeyecektir bu durum hareketsizliği arttırıp obeziteyi arttırabilir. Çocuğun ailesindeki psikolojik sorunlar çocuğun obez olmasını tetikleyebilir. Annesi depresyondaysa çocukla daha az ilgilenecektir. Çocuğunun 5 yaşına kadar sahip olduğu kilo, ileri yaşları için bir gösterge olabilir” diye konuştu.

 

 

“Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu besler”

Görmez, obezitenin çocukların ruh sağlığını bozduğunu söyledi. Obezitenin çocuklardaki depresyon riskini bir buçuk kat artırdığını ve kaygı bozuklukları oluşturabildiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, şöyle konuştu: “Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu besler. Obezite tedavisinde özgüven ve özsaygı restorasyonu çok önemlidir. Çocuk düzenli ve sağlıklı bir şekilde kilo vermelidir. Bunun için diyetisyen desteği alınabilir. Diyetisyen desteği var ise sadece çocukla değil ailenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Evde çocukları suçlayarak, alay ederek ve aşağılayarak değil, motivasyonunu artıracak şekilde yapıcı yaklaşılmalıdır. Beslenme kültürünü değiştirmek gerekiyorsa ailenin bütün olarak yeme alışkanlıklarını değiştirmesi gerekir. Obez çocuklar için alay edilme, zorbalığa maruz kalma riski çok fazladır, kendilerini ortama ait hissetmezler ve ortamların dışında tutarlar bu da çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkiler.”

Her annenin en çok uğraşı da bebeğine yemek yedirmesidir. Alması gereken bütün vitaminlerin içinde olduğu çorbaya ağzını sürmez çocuk, anne üzülür hatta sinirlenir. Yemek yiyen çocuklara ise gıptayla bakılır. Ancak çocuğunuzu yemek yemeye zorlamayın. Neden mi?

Kendi bedenlerini kontrol etmeyi öğrenemiyorlar!

Klinik Psikolog Dr. Gülin Güneri, özellikle ülkemizde annelerin çocuklarına zorla yemek yedirdiği gerçeğini anlattı. Zorla yemek yedirilmeye çalışılan çocukların kendilerini kontrol edemeyebileceklerini söyleyen Güneri, “Bu çok yanlış bir şey. Böylelikle çocuklar bedenlerini nasıl kontrol edebileceklerini öğrenmiyorlar. Halbuki çocuk ne zaman doyduğunu ne zaman aç olduğunu kendi başına bilse böylelikle tıka basa yeme alışkanlığını edinmemiş olacak.” dedi.

Obeziteye davetiye çıkarıyorsunuz.

Bu şekilde çocuklara zorla yedirilen yemekler, doydukları halde midesine fazladan gıda gitmesine ve midelerinin büyümesine sebep oluyor. İlerleyen yaşlarında ise daha fazla yeme isteğiyle birlikte fast food’a daha çok yöneliyorlar.

Davranış bozukluklarına yol açabilir

Yemek konusunda verilen savaşlar çocuğunuzun ilerde hırçın ve inatçı birisi olmasına neden olur. Çünkü yemek konusunda başlayan küçük mücadele, aslında bir inatlaşma mekanizmasıdır hatta anneyle çocuk arasında bir savaşa dönüşebilir. Bu şekilde büyüyen bebek ve çocuklar ise ne yazık ki sizden ilk öğrendiği şeylerden birisi de inat kavramı olacaktır.

Aslında zorla beslenme farkında olmadan emzirmeyle başlıyor

Doktorlar, bebek sarılığını ve bebeklerin vücudunda oluşabilecek sıvı kaybını önlemek için sık aralıklarla (örneğin 2-2,5 saatte bir) emzirin diyorlar. Bu nedenle de anneler bebeklerini uykularından kaldırarak emziriyorlar. Bu davranış yüzünden bebeğiniz memeyi ve mamayı onun ritmini bozan, vücuduna zorla uygulanan bir şey gibi sanıyor. Bebeklerin psikolojisinin olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok davranış bozukluğu ve psikolojik sorunlar bebek döneminde başlıyor.

Neler yapılabilir?

Damak tadını öğrenin

Bebeğinizin de (özellikle ek gıdalara başladığınızda) damak tadının gelişeceğini unutmayın. Onların da bir damak zevki var yani. Bu durumda bebeğinizi tanımanız çok önemli, eğer bebeğiniz peynir sevmiyorsa ona zorla peynir yedirmek yerine yoğurt yedirin. Ancak yemeklerini hazırlarken mutlaka dengeli beslendiğinden emin olun.

Sinirlenmeyin, üzülmeyin

Yemek yemeyi kabul etmediği zaman kesinlikle sinirlenmeyin, üzülmeyin. Özellikle üzüldüğünüz durumlarda daha farklı tepkilerle karşılaşabilir sizi cezalandırmak istediklerinde bunu yemek yemeyerek yapmaya çalışırlar.

Peşinden koşmayın

Bebeğinizin ve çocuğunuz yemek yesin diye tabiri caizse peşinden koşmayın. Yemek yeme olayını siz mutlu olun diye değil, onun hayatı için, büyümesi için gerekli bir şey olduğunu anlatın. İnatlaşmak yerine “sen bilirsin” diyerek zorlamamayı deneyin. Unutmayın ki bir, iki saat kalınan açlık kendisinin iştahla yemesini sağlayabilir.

Yemek yerine alternatif düşünmeyin

Yemek yemediği zamanlarda “aman yesin de ne yerse yesin” gibi bir düşüncede asla olmayın. Yemek yemiyorsa abur cubur ve patates kızartması gibi cazip gelen gıdlar asla vermeyin. Bunun yerine acıktığı zaman yemeğinin yenmesi gerektiğini hatırlatın.

Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla