Kısa boylu kadınlar için moda tüyoları

Moda tasarımcısı Ebru Yener, giyim konusunda önerilere açık olan kısa boylu kadınlara ilkbahar/Yaz modası için giyim tüyolarında bulundu.

Her kadın kusursuz görünmenin peşindedir. Doğru giyim, kusursuz saçlar, fevkalade bir makyaj, rahat ve şık ayakkabılar, yılın trendleri, doğru kombinasyon derken; hayat başarılarını görsellikleriyle taçlandırmak da kadınların öncelikli tercihi.

Farklı tarz, stil, zevk, vücut tipi gibi unsurlarla birlikte giyim konusunda en büyük zorluğu kısa boylu kadınlar yaşamakta.

Moda tasarımcısı Ebru Yener öncelikle herkesin kendisi ile barışık olması gerektiğini ifade edip giyim konusunda önerilere açık olan kısa boylu kadınlar için giyim tüyoları rehberi sundu.

Sezonun en trend rengi lapis mavi ve soluk pembe

Havaların ısınmaya başlamasıyla ruhlar da cıvıl cıvıl ve rengarenk olamaya başladı elbette. Ancak boyu belli bir oranın altında olan kadınlar için çok fazla rengi bir arada kullanmak olduğundan daha hantal ve tıknaz bir görünüm elde etmesine sebep olur. Tepeden tırnağa tek renk giyim ciddi bir illüzyon etkisi yaratarak sizi olduğunuzdan daha uzun, orantılı ve zayıf gösterecektir. İlkbahar/Yaz sezonunun en trend renklerinden olan lapis mavi ve soluk pembe elbise tercih edilebilir. Bu arada Ebru Yener bahar ve yaz aylarında özellikle saten ve ipek kumaşlardan uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Saten ve ipek kumaşlar sizi terletebilir ve terle birlikte rahatsız edici bir kokuya sebebiyet olabileceğinin altını çiziyor. Koton ve pamuksu kumaş tercihleri bahar ve yaz aylarında vazgeçilmezi olmalı.

Bacaklarınızı göstermekten çekinmeyin

Kabul etmek gerekir ki minyon kadınlar mini etekleri çok daha güzel taşıyorlar. Bu sezon da moda sahnesinde kendini göstermeye devam eden retro dolgu topuklarla komine ettiğiniz minileriniz ile birlikte, uzun ve ince bacaklara sahip bir görünüm oluşturabilirsiniz. Mini tercihinizi bu sezonun çarpıcı ve şaşırtıcı sarısı cuha çiçeği sarısı, elektronik mor, metalik detaylarla bezeli tasarımlardan tercih edebilirsiniz.

Pantolondan vazgeçemeyenlere yüksel bel, boru paça ve dökümlü

Artık kış ayları geride kaldı. Kalın kotları rafa kaldırma zamanı da geldi. Kısa boylu kadınlarda kıyafet alışverişinin en zor safhası doğru pantolon seçimi. Yüksek bel pantolonlar bacakları her zaman olduğundan daha uzun gösterir. Jean, kumaş ya da desenli yüksek bel pantolon ve şortları gardırobunuzun ayrılmaz parçası haline getirin.

Deniz sezonu açılırken aklınızda bulundurun

Tiril tiril kıyafetleri giydiğimiz günlerden, havuz ve deniz sezonuna geçeceğimiz döneme de az kaldı. Güzelliğinden ve doğru tercihlerden ödün vermek istemiyorsanız plajlarda da bedeninize uygun tercihler yapmak kusursuzluğunuzu perçinleyecektir. Yeni çıkardığı markasıyla kişiye özel mayo tasarımları yapan Ebru Yener, kısa boylu kadınlar için öncelikli olarak baldırları ön planda tutan kesimleri önerdi. Beli ön plana çıkarmaya yardımcı olan bu kesimler vücut proporsiyonunu doğru göstermeye yardımcı olacaktır. Göğüsleriniz küçükse bu senenin mayo trendlerinde kendini gösteren asimetrik ve tek omuzlu kesimler en doğru tercih olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde valon modeller de dikkatleri buraya çekeceğinden göğüslerinizin daha büyük görünmesini sağlayacak minik güzellik hilelerinden.

Dikey çizgili modeller, koyu renkli bikini altları ve baskılı ürünler bacaklarınızı olduğundan uzun gösterecektir.

  • 1 paket dilediğiniz makarna
  • Yeteri kadar su
  • 1 yemek kaşığı tereyağ
  • 1 büyük soğan
  • 1 kutu krema
  • 1/2 yemek kaşığı un
  • 1/2 çay kaşığı karabiber
  • Tuz

Soğanlı Kremalı Makarna Tarifi Yapılışı

Bismillahirrahmanirrahim.

Öncelikle makarnayı yeteri kadar suda haşlayın ve piştikten sonra süzün. Soğanı 4’e bölüp ince ince dilimleyin. Yağı erittiğiniz tencereye soğanları alarak iyice pembeleşene kadar kavurun. Daha sonra içine unu ekleyin bir iki dakika karıştırın. Ardından kremayı ekleyip koyu kıvam alana kadar pişirin. Karabiber ve tuzunu ekleyin. Daha sonra üzerine haşlayıp süzdüğünüz makarnayı ekleyip iyice karıştırın ve altını kapatın. Servise hazır, AFİYET OLSUN!

Patates Dizme Tarifi İçin Malzemeler

Köfte için:

  • 500 gr kıyma
  • 1 kuru soğan
  • 1 çay bardağı galata unu
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı pulbiber
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 yumurta
  • 1 diş sarımsak
  • Yarım demet maydanoz

İç malzemesi;

  • 4 tane orta boy patates
  • 2 domates
  • 2 sivri biber
  • 2 kırmızı biber
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 diş sarımsak

Patates Dizme Tarifi Yapılışı

Öncelikle köftemizi hazırlayalım, kıymayı yoğurma kabına alalım ,soğanı ,maydanozu ,sarımsağı rondadan geçirip kıymanın üstüne ekleyelim ,galata ununu da ekleyelim baharatlarını da ekleyelim, 1 çay kaşığı tuz ,yumurtayı da ekleyip yoğuralım, ceviz büyüklüğünde yuvarlak yapıp yuvarlak köfte şeklini verelim, firn tepsisine yağılı kağıt serelim, dizelim, 190° fırında 20 dakika kızartalım, patatesleri soyup yuvarlak doğrayalım ,hafif kızartalım, tepsiye bir köfte bir patates şeklinde dizelim ,salçayı bir kaseye koyup 2 su bardağı suyla çırpalım ,hazırladığımız köftelerin üzerinde gezdirelim, domatesleri dilimleyelim biberleri dilimleyelim ,ıslattığımız yağılı kağıdı tepsinin üstüne örtelim 190° fırında 35 dakika pişirelim

Malzemeler

  • 5 adetorta boy patates
  • 2 yemek kaşığızeytinyağı
  • 1 çay kaşığıtoz kırmızı biber
  • 1 tatlı kaşığıkekik
  • 2 dalbiberiye
  • 2 dişrendelenmiş sarımsak
  • 1 çay kaşığıtuz

Servisi için:

  • 4 daltaze kişniş

 

Püf Noktası

Patatesleri fırın tepsisine tek kat olacak şekilde dizmeye özen gösterin. Aksi takdirde bazıları çıtır bazıları yumuşak kalacaktır.

 

Pişirme Önerisi

Mevsiminde taze patates kullanıyorsanız kabuklarını soymadan fırınlayın.

 

Nasıl Yapılır?

  1. Patatesleri elma dilimi halinde kesin ve geniş bir karıştırma kabına aktarın.
  2. Patates dilimlerini zeytinyağı, toz kırmızı biber, kekik, biberiye, rendelenmiş sarımsak ve tuz ile karıştırarak harmanlayın.
  3. Tabanını yağlı kağıt ile kapladığınız fırın tepsisine baharatlı patatesleri yayın.
  4. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 25- 30 dakika kızarana kadar fırından yükselen mis gibi kokuyu içinize çeke çeke bekleyin.
  5. Taze kişnişleri incecik kıyın. Servis tabağına aldığınız baharatlı patateslerin üzerine serpiştirdikten sonra ılık olarak servis edin. Sevdiklerinizle paylaşın.

 

Servis Önerisi

Cips niyetine çeşitli soslarla birlikte tüketebileceğiniz gibi tavuk ve köfte tariflerinin yanında da ikram edebilirsiniz.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG)’den Didem Aksoy’a yönelttik bu soruyu.

Çocukların okullardaki akademik başarıları ya da öğrenmelerinin yanında duygusal becerileri de çok önemli. Hayal etmeleri ve kendilerini ifade edebilmeleri, bunlar aslında sosyal ve duygusal beceriler olarak tanımlanıyor.

Çocuklar okula boş bir sayfa olarak gelmiyor. Aslında onların küçük yaştan itibaren hayal güçleri zaten çok geniş ve renkli. Bizim onları nasıl destekleriz ve onlar için nasıl sağlıklı bir ortam oluştururuz bunu düşünmemiz gerekiyor.

Çocukların kendilerini rahat, güvende, özgür ve değerli hissetmeli

Sınıf ortamlarının nasıl kurulduğu çok önemli. Okul müdürlerine, öğretmenlere ve velilere büyük görev düşüyor. Çocukların okulda rahat, güvende, özgür ve değerli hissettikleri ortamlar oluşturmak gerekiyor. Bu ortam sağlanmadığında çocuk kendini baskı altında hissediyor. Kendini ifade etmek istemiyor ya da korkuyor. Kendini ifade edemediği noktada da bir yerden sonra denemeyi bırakıyor.

Bizler sınav sistemindeki yanlışlar ve “belli soruların tek bir doğru cevabı var” algısıyla çocukların hayal gücünü daraltıyoruz. Tek bir doğrunun olduğu bir eğitim sisteminde, yani A doğru cevap, kalan B, C, D yanlıştır dediğimiz noktada aslında çocukların hayal gücünü kısıtlamış oluyoruz. Yani, çocukların yaratıcı düşüncelerini yanlış olarak nitelendirmiş oluyoruz. Bir süre sonra da yaratıcı düşünceyi terk ediyorlar.

Çocuklar eleştirilirken de dikkatli olunmalı. Negatif değil, olumlu yönde geliştiricek eleştiriler almalı. Farklı düşüncelerini ifade ettiğinde, olumlu karşılanması çok önemli. Çocuğun çevresinde gelişmiş bir dinleme kültürü olmalı. Çocuklar ve gençler konuşurken sonuna kadar dinlenmeli. Sözleri kesilmemeli.

“Çocuğa yeni ve farklı olanı göstermek gerekiyor.”

Çocukların ufkunu açmak da çok önemli. Muş’ta, Kastamonu’da ve Samsun’daki bazı köy okulları ile bir çalışmamız olmuştu. Muş’ta bir çocuğa “Özel gücün olsa ne olmasını isterdin?” diye bir soru sorduk. Çocuk uçmak istediğini söyledi. “Peki dünya üzerindeki her yere gidebilecek olsan nereye uçmak istersin?” diye sorduk. Karşı köye uçmak istediğini söyledi. Yine “Hayalinizdeki evi çizin” aktivitesi sırasında bu çocukların kendi evlerine benzeyen evler yaptığını gördük. Çocuğa yeni ve farklı olanı göstermek gerekiyor. Ufku açmaktan kastettiğim bu. Gördüğünün de ötesinde, farklı hayatların oluğunu göstermek önemli. Farklı yaşamların ve farklı kültürlerin tanıtıldığı filmlere ve kitaplara yönlendirilmeliler.

Çocuğun oyun oynaması da hayal dünyasını geliştirmek için çok önemli. Oyunla eğitim, uluslararası düzeyde kullanılan bir yöntem. Ayrıca son çalışmalar, aslında çocuğa çok fazla oyuncak almadığınızda daha yaratıcı olabileceğini ve kendi oyuncaklarını kendisinin üretebileceğini gösteriyor. Çocuğun bazen sıkılması gerekiyor. Canı sıkılan çocuk kendini eğlendirmek için yeni yollar buluyor ve yeni oyunlar keşfediyor.

“Eğitim bir çocuk hakkıdır ancak okul tek bir eğitim yolu değil”

Bir de şunu sormak gerekiyor. Çocukları neden okula gönderiyoruz? Velilere belki buna meslek sahibi olsun gibi cevaplar verebilir. Eğitim bir çocuk hakkıdır. Ancak okul tek bir eğitim yolu değil. Evde eğitim, Avrupa’da ve ABD’de belli kültür düzeyindeki ailelerce kullanılan bir yöntem. Peki eğitimin ne kadarı ailenin sorumluluğuna bırakılmalı? Aile ben çocuğumu evde eğiteceğim diyerek hiçbir şey yapmayabilir de. Bu noktada devletin müdahalesi ne kadar olmalı? Bunlar hep üzerine düşünülmesi ve yeniden düzenlenmesi gereken konular.

Biz ERG olarak sosyal duygusal öğrenme üzerinde çalışıyoruz. Çocuğun sadece aklını değil kalbini de eğitmeye odaklanıyoruz. Duygularının farkında olmak, duygularını anlamak, ifade etmek ve yönetmek, empati, sosyal beceriler, sağlıklı ve şiddetsiz iletişim kurma, planlı olmak, sorumluluk alma gibi, hayatta kalabilmesi için çok önemli olan temel becerileri sağlamaya çalışıyoruz.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) nedir?

ERG çocuğun ve toplumun gelişimi için eğitimde yapısal dönüşüme katkı yapan bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir girişim. Eğitimde karar süreçlerinin bilimsel verilere dayalı olması ve her çocuğun kaliteli eğitim alması kurumun en büyük hedefleri arasında. 2003 yılında kurulan ERG, Türkiye’nin önde gelen vakıfların desteklediği bir girişim.

Ortada büyük yalanlar, yanlışlar ve durumlar yoksa yani durum ciddi değilse, bazen bir bakış, bir gülüş, bir öpücük ya da sıcacık bir sarılma bile barışmak için yeterlidir. Türlere göre taktikler vardır. Eski sevgiliyle barışmak ayrı, yeni ayrıldığımız sevgiliyle barışmak ayrı, dostça barışmak ayrı, aşk barışması ayrı, arkadaşımız olan ve aramızda kıvılcımlar olan biriyle barışmak apayrıdır. Biz, sevgili iken küsen bir çiftten bahsedeceğiz. Kırıcı bir söz söylenmiş olabilir.

Günün stresi ve yorgunluğu ile bazen karşımızda en sevdiğimiz kişi bile olsa ona nedensiz bir şekilde patlayabiliyoruz. Kadın ya da erkek farketmez, özür dilemek oldukça medeni bir tavır ve kabahatli tarafın mutlaka özür dilemesi gerek. Az çok  sevgilinizin tepkisini ve kişiliğini biliyorsunuz tahmin ederek de yola çıkabilirsiniz.

Arayı soğutup biraz zaman geçmesini bekleyebilir, size olan öfkesi veya kırgınlığı azalınca onu arayabilirsiniz. Veya tam tersine anında pişman olup özrünüzü dileyebilirsiniz. Kendinizi affettirmenin birçok yolu var. Tabii konu aşk olunca işler biraz karışıyor. Bir erkek, sevgilisini kırdıysa durum zorlaşabilir. Kadınlar çabuk kırılan bir yapıya sahip, hatta tozdan nem kaparlar. Sözlerimize, hareketlerimize ve herşeye dikkat etmeli ve kırıcı olmamaya özen göstermeliyiz.

Büyük bir yanlış olmadığı sürece bir erkeğin kırılması veya küsmesi daha kolay halledilir. Çünkü erkekler konular üzerinde fazla durmazlar, önem eşikleri daha düşüktür. Umursamaz demeyelim ama daha rahattırlar pek çok konuda. Bu durumda cazibenizi kullanıp onunla barışmak kolaydır. Her iki taraf için de, yapılan kusurun farkına varılması, oturup konuşarak sorunların çözülmesi ve özür dileyerek tatlıya bağlanması en sağlıklısıdır.

Bir kadın kırıldıysa, kırmızı gülleri ayakları altına serin, aşk ve sevgi mesajları iletin, balonlarla havaya adını yazın, şaşırtıcı sürprizler yapın, mesela ona kendi ellerinizle yemek yapın ve romantik bir gece düzenleyin. Sizi affettikten sonra da hediyenizi verin. Pencerenin önünde serenat yapmak eski bir yöntem olsa da etkili ve romantik. Ona şiir yazın. Onun resmini yapın. Yaşadığınız ayrılığı olabildiğince zarif ve gururlu bir biçimde kabullenin ama bunu gösteriş olsun diye değil, gerçekten hissederek yapın.

Böylece sizden ayrılan taraf üzerinde büyük bir etki bırakacaksınız. Ve ayrılık kararını gözden geçirmek isteyecek. İkili ilişkilerimizi de tıpkı normal insan ilişkileri gibi düşünüp öyle değerlendirmeliyiz. Bizi istemeyen artık yanında görmek istemeyen bir arkadaşımız olsa idi hala onun arkadaşı veya onun etrafında olur muyduk? Kesinlikle hayır.

Sevgilimiz bizi terkettiğinde ayrılmak istediğinde bunu medeni bir şekilde kabul etmeli ve karşı tarafı bunaltıcı soru yağmurlarına girişmemeliyiz. Böylece ne kadar olgun ve aslında ilişki yaşanası biri olduğumuzu düşünecektir ve zaman geçtikten sonra belki de bizi yine arayacaktır.

Dediğim gibi, kesin bir ayrılık söz konusu değilse, işimiz kolaylaşır. Bir özür dileme, romantik bir akşam yemeği düzenleme, en sevdiği şeyleri hazırlayıp sunma, hediye alma, bir öpücük, bir gülüş veya sıcak bir kucaklaşma sorunları çözmeye yeter. Siz siz olun sevgilinizi kırmadan önce bir kez daha düşünün..

Hamilelik belirtilerinden başlayarak, 9 aylık hamilelik dönemi boyunca anne adayının vücudunda birçok değişiklikler yaşanmaktadır. Yaşanacak değişiklikleri önceden bilmek anne adaylarını rahatlatır diye düşünüyorum.Hamilelik boyunca yaşanan 8 çok önemli değişiklik… 

 

 

1. Adet Gecikmesi

images (2)
Düzenli adet gören ve düzenli cinsel ilişkisi olan bir kadının adet gecikmesi olduğunda bunu gebeliğin ilk belirtisi olarak düşünmek gerekir. Gebelik olmasına rağmen, ilk 2-3 ay “üstüne görme” tabir edilen adet kanaması nadiren yaşanabilir. Fakat bu kanama her zaman normal adet kanamasından daha az miktarda ve daha kısa süreli olur.

2. Hormonal Değişim

images (3)Gebeliğin ilk aylarındaki hormonal değişimlerle birlikte vücutta sıvı tutulumuna bağlı ödem gerginlik, karında şişlik, kilo artışı, bulantı, kusma görülebilir. Yeme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi, tuzun azaltılması, hareketliliğin arttırılması ile bu değişimler sıkıntı oluşturmayacak boyuta getirilebilir. Bulantıları az az sık sık yağsız daha çok katı gıdalar yiyerek kontrol altına almak çoğu kez mümkündür.Fazla tatlı isteği belirir dikkat edilmelidir.

 

3. Kansızlıkla Birlikte Uyku İsteği Artıyor

images (5)

 

 

Gebelikle beraber kanın sulanmasına bağlı kansızlık tablosu oluşabilir. Bu dönemde yorgunluk hissi ve uykuya meyil atar. Anne adayının, bebek doğduktan sonra olabilecek uykusuzlukları düşünerek bu dönemde bolca uyumasında hiçbir sakınca olmaz.

 

4. Göğüslerde Hassasiyet Yaşanması Normal

images (6)
İlk üç ayda görülen değişimlerden biri de göğüslerde gerginlik, hassasiyet ve büyümedir. Destekli sutyen kullanarak ve de bu değişimleri anne olmak adına kabul ederek sıkıntı hissedilmez.

 

5. Psikolojik Değişimler Her Annede Farklı Yaşanıyor

images (8)
Gebelikte değişen hormonal düzenle birlikte anne olmaya bilinçaltının bakış açısı, zihinsel düzeyde gebelik ve annelik hatta doğum algıları anneyi psikolojik olarak negatif veya pozitif yönde etkileyebilir.

 

6. Sağlıklı Uyku İçin Huzurlu Bir Hamilelik

indir (1)Bilinçaltında hamilelik sürecine, kadınlığa, anneliğe ait negatif şartlanmalar, kadın olmayla ilgili sıkıntılar varsa gebelik boyunca bulantı, kusma, çeşitli ağrılar, sinirlilik, huzursuzluk, alınganlık, ağlama nöbetleri, yakın çevre ile iletişim sorunları, uyku bozuklukları sıklıkla yaşanmaktadır. Zihinsel sıkıntıların bedene yansıması olarak yaşanan bu şikâyetler zihinsel iyileşme teknikleri ile kontrol altına alınabilir.

7. Bel Ağrıları Yaşamamak İçin Kiloya Dikkat

images (7)
Genellikle 5. aydan itibaren iştahtaki artma kontrol edilmezse hızlı kilo alma ve buna bağlı şeker hastalığı, yüksek tansiyon riski ortaya çıkar. Diyetin düzenlenmesi, gebelikte yapılabilecek egzersizlerin devreye sokulması kilo kontrolü ile beraber ilerleyen aylarda ortaya çıkan bel ve kasık ağrılarını ortadan kaldırır.

8. Son Ayları Rahat Geçirmek İçin Doğum Korkusu Kontrol Edilmeli

images (9)Son aylarda özellikle şehir annelerindeki en büyük sıkıntı doğumla ilgili kaygı ve korkulardan kaynaklanır. Buna bağlı olarak uyku bozuklukları, mide, bağırsak sistemi şikâyetleri ortaya çıkar. Bu dönemi huzurlu geçirip doğumu keyifle yaşayabilmek adına anne doğumun ne olup ne olmadığı konusunda bilinçlenmeli geçmişten getirdiği doğum korkularını zihinsel iyileşme teknikleri ile akıtmalıdır. Doğum ağrılarının öğrenilmiş ağrılar olduğu bilinciyle, anne keyifli ve ağrısız bir doğuma hazırlanmalıdır.

Sevgiler…

Berna

KAYNAK:KADINCA.COM

Sağlıklı bir besin ve protein kaynağı olan balığı herkesin tüketmesi önerilirken, hamilelerde bu durum farklılık gösteriyor.

Deniz ürünleri hamile kadınların beslenmesinde önemlidir ve dengeli olarak yer almalıdır. Deniz ürünleri yüksek kalitedeki protein ve diğer besin öğeleri bakımından iyi bir kaynaktır. Ancak civa maddesi içeren bu tür balıklar tüketildiğinde, basit bir şekilde vücut tarafından emilirek, buradan plasentaya geçer. Yapılan araştırmalar gebelik döneminde yüksek civa barındıran balıkları sık sık tüketmenin, fetusun beyin ve sinir sistemi gelişimini olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bebeğin bilişsel becerileri, motor becerileri, dil becerileri ve görme yeteneği bundan az veya çok etkilenebilmektedir.

Yapılan araştırmalar gebelik döneminde yüksek civa barındıran balıkları sık sık tüketmenin, fetusun beyin ve sinir sistemi gelişimini olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Deniz ürünleri hamile kadınların beslenmesinde önemlidir ancak civa içeren balıklar tercih edilmemelidir.Örneğin; Somon, ton balığı, sardalya, beyaz balık, alabalık ve uskumrunun gebelik döneminde tüketilebilecek balıklar olarak söyleyebiliriz.
Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri yönünden oldukça zengin bir besin türü olan balığın gebelik döneminde tüketilmesi, anne karnındaki bebeğin beyin ve göz gelişimi için oldukça önem taşıyor. Aynı zamanda hayvansal protein kaynağı olan balığın diğer hayvan etlerinden önemli farklılıkları bulunuyor. Protein ve D vitamini açısından da zengin bir besin kaynağı olan balık bebeğin gelişimine kritik derecede katkı sağlıyor. Sağlıklı bir gebelik için tüketilmesinde oldukça fayda var. Ancak bazı balıklar içlerinde barındırdıkları yüksek düzeyde civa maddesi sebebiyle gebelik döneminde anne adayları ve bebek için zararlı etkilere yol açabiliyor. Bu tür balıkların tüketimi bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Civa içeren balıklar, bebeğin beyin ve sinir sistemini olumsuz etkiliyor

Hamileler ve çocuklar dikkat etmeli
Son yıllarda tartışılan önemli bir konu da, hangi balıkların yenmesi gerektiğidir. Bu durum özellikle hamile kadınlar ve çocuklar açısından büyük önem taşıyor. Denizlerin kirlenmesiyle birlikte suyun derinlerinde ağır metaller birikmeye başladı. Toksik maddelerin başında ise kurşun, kadminyum ve civa geliyor. Bu sularda yaşayan balıkların da sağlık açısından risk oluşturabileceği biliniyor. Zehirlenme başta olmak üzere, üreme bozuklukları, DNA ve kromozomlarda bozulma, öğrenme bozuklukları gibi ciddi etkileri olabiliyor. Bunun dışında kısa vadede ishal, bulantı, kusma, şiddetli baş ağrıları gibi etkilere de rastlanmaktadır. Bu nedenle hamile kadınlar ve çocuklar bu konuda çok dikkatli olmalıdır.

Saçları Güçlendirmek İçin Maske

Saçlar aynı cildimiz gibi güneşin zararlı ışınlarından, deniz tuzundan, hava kirliliğinden yıpranır ve soluk görünmeye başlar. Bunlar dışında boya, jöle, sprey, saç maşası gibi saç bakım ve şekillendirme ürünleri de saçın yıpranmasına katkıda bulunur. Saç yıprandıkça uçlardaki kırılmalar artar ve daha sık kestirmek zorunda kalırız. Bu da saçımızın istediğimiz sürede uzaması önündeki en büyük engeldir. Kozmetik marketlerde saçı güçlendirmek, nemlendirmek, doğal parlaklık vermek için özel olarak üretilmiş, pek çok farklı markanın onlarca ürününü bulabilirsiniz. Bu ürünlerin bazıları gerçekten işe yarayabilir ancak aylık giderlerinizde önemli bir yer tutabilirler. Bunun yerine evde, kolayca bulabileceğiniz doğal malzemelerle, saçları güçlendiren maskeler hazırlayabilirsiniz.

Saçları Güçlendiren Maskeler

Muz ve Mayonez Maskesi: Bir muzu kaşıkla iyice ezdikten sonra 2 yemek kaşığı mayonezle iyice karıştırın. Hafif nemli saçlara, kökten uca kadar sürün. Saçlarınızı başınızın üstünde toplayıp duş bonesi takın ve karışımı saçınızda en az yarım saat bekletin. Duş bonesi (yoksa naylon poşette olur) maskenin saç teli ve saç derisi tarafından daha iyi emilmesini sağlayacaktır. Maskeyi temizlemek için ılık su ve normal bir şampuan kullanabilirsiniz. Muz saçı beslerken mayonez saç ve saç derisinde biriken ölü hücreleri, jöle, sprey gibi şekillendirici ürün artıklarının iyice temizlenmesini sağlayacaktır. Maskenin etkisini göstermesi için haftada 1 olmak üzere 4-5 hafta uygulayabilirsiniz.

Bal ve Zeytinyağı Maskesi: Bal ve zeytinyağı saçları ve saç derisini nemlendirmek için kullanabileceğiniz doğal ürünler arasında ilk 2 sırada yer alıyor. Maskeyi hazırlamak için 2 yemek kaşığı balı 3 yemek kaşığı zeytinyağıyla iyice karıştırın. Saçlarınızın uzunluğuna göre miktarları arttırıp azaltabilirsiniz. Karışımı kısık ateşte 2-3 dakika ısıttıktan sonra hafif nemli saçınıza sürün. Parmak uçlarınızla saç derinize masaj yaparak uygulayabilirsiniz. Karışımı 15 dakika kadar beklettikten sonra ılık su ve şampuanla yıkayabilirsiniz. Bu maskeyi ayda bir tekrarlamak birkaç ay sonra saçlarınızın daha güçlü olmasını sağlayacaktır.

Biberiye Yağıyla Bakım: Yarın çay bardağı biberiye yağını yarım su bardağı zeytinyağıyla karıştırın ve bir kaseye alın. Bir miktar su doldurduğunuz tencereye kaseyi yerleştirin ve kısık ateşte yağı biraz ılıtın. Daha sonra saç derinize 10-15 dakika, dairesel hareketlerle uygulayın. Masaj bittikten sonra duş bonesi takın ve yağı 15-20 dakika saçınızda bekletin. Biberiye yağı saçları güçlendirirken zeytinyağı saç ve saç derisini yumuşatacaktır.

Sarkık ciltlerin bitkisel düşmanı

Eğer sağlıklı olayım, olduğumdan genç görüneyim diyorsanız bitkisel kökenli tedavileri hayatınızın bir parçası haline getirmelisiniz. Bu bitkilerden biri de kesinlikle zerdeçal.

Hazırlanışı

Bir çay kaşığı zerdeçalı, 1 kahve kaşığı bal ile karıştırın ve yüzünüze maske yapın. Haftada bir kez mutlaka uygulayın. Kısa süre içinde lekelerde azalma, kırışıklıkların gerginleşmesi sizi şaşırtacak.

Ojelerinizi kurutmak için vaktiniz veya oje kurutucunuz yoksa saç spreyinizi kullanarak sorunuza çözüm bulabilirsiniz.

Ojeleri hızlı bir şekilde kurutmak ve kururken herhangi bir yere çarpmadan ya da deforme etmeden muhafaza etmek oldukça zordur. Beklenmedik bir anda çalan telefon veya bir yere sürten oje bozularak sizi sinir eder. Yalnızca sinir etmekle de kalmaz aynı zamanda yeniden oje sürmenize neden olarak ekstra iş çıkartır.

Saç spreyi kullanın

Her zaman bu ekstra işe ayıracak zamanınız olmayabilir. Bu yüzden ojenizi sürdükten sonra onu hemen kurutmaya ne dersiniz? Eğer cevabınız evetse ve elinizin altında oje kurutucu yoksa sizin için en uygun ürün; saç spreyi. Saç spreyi içerdiği kimyasal bileşenler sayesinde uygulandığı yüzey üzerinde ‘donma‘ etkisi yaratır. Bu yüzden özellikle aceleniz olduğu zamanlarda bu yöntem oldukça işinize yarayacaktır.

Nasıl uygulanır

Bir plastik eldivenin tırnaklarınıza denk gelen kısımlarını kesin. Daha sonra ojelerinizi sürün. Sürdükten sonra üzerlerine saç spreyini sıkın. Yaklaşık 30 saniye sonra ojeleriniz kuruyacaktır. Kuruduktan sonra eldiveninizi çıkarabilirsiniz.

Kaynak:kadinkadin

Saçlarınızın hızlı bir şekilde uzamasını istiyorsanız patates suyu kürünü mutlaka deneyin.

Yeteri kadar vitamin ve minerak almıyorsanız saçlarınızın uzaması yavaşlar, donuklaşır ve uçları kırılır. A, B ve C vitaminleri özellikle saçın sağlıklı bir şekilde uzaması için çok önemlidir.

Patates, içerisinde bulundurduğu mineraller ile saçlar için çok faydalıdır.

Saç uzatan patates kürü

Patatesleri iyice yıkayıp kabuklarını soyun.
Ufak parçalar halinde dilimleyin ve blenderda karıştırıp püre kıvamına getirin. Çok koyu kıvamlı olursa biraz su ekleyebilirsiniz.

Bir kasenin üzerine ince bir tülbent serin ve püreyi bu tülbentten geçirerek suyunu çıkarın. Kasede biriken suyu saçınıza uygulayın, 20-25 dakika bekletin ve ılık su ile durulayın.

Haftada 1 kez yapmanız yeterli olacaktır.

Yazar: Tarlan Mahouti

Cep telefonunun yaratığı ısıl etkinin beyne ulaştığı ve uzun süreli telefon konuşmaları için kulaklık kullanılması gerektiği açıklandı.

Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu, dünyada cep telefonunun kansere yol açıp açmadığı konusunda pek çok araştırma yapıldığını ama kanser ve cep telefonu kullanımı arasında herhangi bir bağ tespit edilmediğini açıkladı.

Cep telefonu kullanımı sırasında yayılan radyasyonun düşük enerjili ve iyonize olmayan radyasyon olduğunu hatırlayan Haydaroğlu, “Düşük enerjili radyasyon olmasına rağmen ısıl etkinin beyne ulaştığını biliyoruz. DNA zincirinde bozulma ya da kopmalara neden olmasa da, bu etkinin DNA üzerinde farklı zararlı etkileri olduğunu biliyoruz. Bu yüzden uzun görüşmelerde kulaklık kullanımı bu etkiyi biraz da olsa azaltacaktır.” dedi.

 

“Sadece Çocuklar Değil Herkes Uzun Süre Konuşmaktan Kaçınmalı”

Elektromanyetik ışınımın ne kadar şiddette olduğunu ölçen termografik ölçümlerin 15 dakikadan daha uzun süre telefonlar konuşanlarda bu etkinin ortaya çıktığını ekleyen Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu şunları söyledi:

“Cep telefonu kanser arasında bir bağ tespit edilemese bile tam olarak cep telefonu kanser yapmaz diyemeyiz. Örneğin son dönemlerde beyin tümörüne kulak etrafında daha sık rastlıyoruz. Bu örnek de bilim adamlarını bu durumun cep telefonundan kaynaklı olup olmadığı konusunda düşünmeye itmiştir.”

Haydaroğlu, telefonla konuşma sırasında telefon etrafında radyasyonun fazlalaştığını ve bu durumdan dolayı sağlığını düşünen herkesin uzun süreli cep telefonu konuşmalarından kaçınması gerektiğini belirtti.  Küçük yaşlardaki çocukların yetişkinlere göre kafa kemiklerinin daha ince olduğu, bu radyasyondan yetişkinlere oranlara daha fazla etkilendiği ve bu yüzden de çocukların telefon, bilgisayar gibi radyasyon yatan cihazları çok uzun süre kullanmaları gerektiği konusunda uyardı.

Sadece cep telefonunun değil, bilgisayar ya da Wi-Fi cihazlarının da radyasyon yaydığını hatırlatan Haydaroğlu, elektromanyetik dalgaların şiddetinin artmasının ani arı ölümlerine de yol açtığını belirtti. Haydaroğlu, “Arılar tozlaşmayı sağlayarak dünya üzerindeki canlı hayatın devam etmesini sağlıyor. Çok fazla elektromanyetik alan yayan cihazlar kullanarak doğanın ekolojik dengesini de bozuyoruz.” dedi.

Küçük Çocuklar İçin ‘Cep Telefonu’ Uyarısı

Günümüzün en yaygın hastalıklarından biri olan depresyon sadece yetişkinlere özgü değil. Çocukluk döneminde de görülen depresyonun belirtileri arasında uyku sorunları, ders başarısında düşüş, iştahta artma ya da azalma, içe kapanma ve mutsuzluk yer alıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Beyin Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, depresyonun çocukluk döneminde de görülebileceğini belirterek erken teşhisin önemine dikkat çekti.

 

Uyku düzeni değişiyor

 

Çocukluk depresyonunun belirtilerinin başında uyku sorunlarının geldiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Nazende Öksüz, “Eğer çocuğunuz normalden daha fazla uyuyor ya da normalden daha az uyuyor ise geceleri uykuya dalmakta zorlanıyorsa, kâbuslar görüyorsa burada çocuğun psikolojisinde birtakım sorunlar olabileceğini düşünmeliyiz” dedi.

 

Az ya da çok yemek de işaret olabilir

 

Çocuğun iştahı ve yemek düzeninde ortaya çıkan birtakım sorun ve değişikliklerin de depresyon belirtisi olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Öksüz, “Çocuğun öğün atlaması, uygun beslenmemesi ve diğer psikolojik sorunlarla birlikte iştahında son dönemlerde bir azalma ya da artış görülmesi de yine bir depresyon işaretçisi olabilir” diye konuştu.

 

 

Akademik başarı düşüyor

 

Depresyonun çocuğun akademik başarısını da etkilediğini belirten Uzman Klinik Psikolog Öksüz, özellikle ders notlarındaki düşmeler, önemli değişiklikler ve öncesinden daha düşük bir akademik performansın da çocukluk depresyonu belirtileri arasında yer aldığını söyledi.

 

Mutsuz ve içe kapandıysa dikkat!

 

Çocuğun sosyal yaşamdaki ilişkilerinin de iyi gözlemlenmesi gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Öksüz, içe kapanma, öfke kontrolünde güçlük, kurallara tepki göstermek gibi belirtilere dikkat çekti. Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, şunları söyledi: “Çocuğunuzun herhangi bir stres karşısında çok daha dayanıksız, güçsüz olduğunu gözlemliyorsanız, çocuğunuz mutsuzsa, kendisini iletişime kapatıyorsa, hep tek başına zaman geçirmek istiyorsa, arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde iletişim sorunları yaşıyorsa ya da öfkesini kontrol etmekte zorlanıyorsa, sizin koyduğunuz birtakım kurallara çok tepki gösteriyorsa tüm bunlar da yine çocukluk çağı depresyonunun işaretleri olabilir.”

 

Çocuk depresyonunda tedaviye geç kalınmamalı

 

Çocukluk çağı depresyonunu tedavi edilmemesi halinde çok riskli durumların söz konusu olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, “Depresyonun belirtilerinden bir tanesi intihar fikri ve planı olduğu için tedavi edilmeyen bir depresyonda çocuğun kendine zarar verme riski de oldukça yüksektir” diyerek çocukluk çağı depresyonundan şüphelenilmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulmasını tavsiye etti.

 

Çocuklar aşk hakkında konuşuyorlar

4-8 yaş arası çocuklara aynı soruyu sorduk: “Aşk nedir?”. Yanıtlar hayal edebileceğimizden çok daha anlamlı oldu.

  • Büyükannemin kireçlenmesi başladığında eğilip ayak tırnaklarını boyayamamaya başladı. Büyükbabam sürekli ona yardım ediyor, onun da ellerinde kireçlenme olmasına rağmen. İşte bu aşktır. Birine yardım etmektir. Alya, yaş 8
  • Biri sizi sevdiğinde adınızı söyleme şekilleri farklıdır. Adınızın onların ağzında güvende olduğunu bilirsiniz. Kayra, 4
  • Sevgi, dışarı yemek yemeye gidip patates kızartmalarınızın çoğunu başkasına vermektir – onlarınkileri almadan. Alin, yaş 6
  • Sevgi, yorgun olduğunuzda sizi gülümseten biridir. Tanya, yaş 4
  • Sevgi, annemin babama kahve yaptığında önce bir yudum alıp tadının güzel olduğundan emin olmasıdır. Deniz, yaş 7
  • Sevgi, sürekli öpüşmektir. Öpüşmekten yorulunca yine de birlikte olmak ve daha çok konuşmak istersiniz. Annemle babam hep böyleler. Öpüştüklerinde iğrenç görünüyorlar. Tuğra, yaş 8
  • Sevgi, bir çocuğa tişörtünü beğendiğinizi söylediğinizde, onu her gün giymesidir. Nehir, yaş 7
  • Sevgi, annemin babamı terli ve pis gördüğünde bile yine de Tarık Akan’dan daha yakışıklı olduğunu söylemesidir. Kerem, yaş 7

 

  • Sevgi, onu tüm gün yalnız bıraksanız da köpeğinizin gelip yüzünüzü yalamasıdır. Metin, yaş 4
  • Gerçekten ciddi değilseniz “Seni seviyorum” dememelisiniz. Ama ciddiyseniz sık sık demelisiniz. İnsanlar bunu hep unutuyorlar. Ali, yaş 8
 

Onu bedeninize kazıttınız ama artık üzerinizde taşımak istemiyorsunuz. Kalıcı dövmenizi nasıl sildirebilirsiniz? Aklınızdaki soruların cevaplarını hazırladık.

Siz de büyük bir hevesle yaptırdığınız dövmenizden sıkıldınız mı? Üzülmeyin, çaresiz değilsiniz! Q-anahtarlı lazer sistemleri yüksek enerjili kısa atımları sayesinde ciltte iz bırakmadan ve çevredeki normal dokulara zarar vermeden dövmenin silinmesini sağlıyor. Bu uygulamalar uzman ellerde yapıldığında, dövmeleri etkin şekilde silerken, komplikasyon riskini de minimuma indiriyor.

 

Sembol, isim, harf veya bir deyim… Günümüzde oldukça trend olan dövme yaptırmanın nedeni çoğu zaman duyguları, yaşam tarzını veya kişilik özelliklerini dışa vurmak, kimi zaman ise vücutta oluşan bir izi veya lekeyi kamufle etmek oluyor. Büyük bir heves ve özenle yaptırılan dövmelerin hayat boyunca vücutta taşınması arzu ediliyor. Ancak kişisel, sosyal veya iş hayatında değişim ya da eşten ayrılık gibi çeşitli etkenler nedeniyle dövmelerden bir an önce kurtulmak da istenebiliyor. İşte bu noktada devreye giren Q-anahtarlı lazer sistemleri dövme silinmesinde güçlü bir seçenek oluşturuyor.

 

Çevredeki dokulara zarar vermiyor

Q-anahtarlı lazer sistemlerinde yüksek enerji tek bir güçlü kısa atımla hedefe (dövme pigmenti) veriliyor ve hedefte ısı yoluyla ani parçalanma oluşturuluyor. Çok küçük parçalara bölünen dövme pigmenti de vücudun bağışıklık mekanizmasında yer alan hücreler tarafından uzaklaştırılıyor ve yok ediliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, Q-anahtarlı lazer sistemlerinin sadece istenen hedefe yönelik lazer ışını vermeleri sayesinde çevredeki normal doku hasarının da en az düzeye indirildiğini belirterek, “Bu sayede istenmeyen yan etkilerin gelişmesi de büyük oranda önlenebiliyor” diyor.

 

Tüm renklerde kullanılabiliyor

Q- anahtarlı lazerlerin dalga boylarına göre farklı türleri mevcut. Bazıları siyah, mavi ve yeşil renkli dövmelerin silinmesinde etkili olurken, diğerleri ise kırmızı, turuncu ve sarı renklerde etkili oluyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz çok renkli dövmelerde işlemin etkili olabilmesi için birden fazla Q- anahtarlı lazer sisteminin seri seanslar halinde kullanılması gerektiğini belirtiyor. Siyah dövmeler genellikle çeşitli renklerdeki dövmelerden daha iyi yanıt veriyor. Aynı şekilde amatör dövmelerden profesyonel dövmelere nazaran daha iyi sonuç alınıyor. Eski dövmelerde de yeni dövmelerden daha başarılı sonuçlar elde ediliyor. Daha önce kimyasal peeling veya dermabrazyon ya da salabrazyon yöntemi uygulanmış dövmeler ise lazer uygulamasına daha dirençli oluyor ve dövmenin tam olarak silinmesi zorlaşıyor.

 

Seanslar hangi sıklıkta uygulanıyor?

Uygulama sırasında beklenen yanma, iğnelenme, sızlama veya ağrı gibi hislere tolerans kişiden kişiye değişiyor. Ağrıya toleransı olmayan kişilerde uygulamadan 30-60 dakika önce lokal anestezik kremlerle deri uyuşturuluyor. Seans aralıkları dövmenin büyüklüğüne, uygulama bölgesine ve renk çeşitliliğine göre 4-8 hafta; seans süresi 10-40 dakika, toplam seans sayısı ise 8-10 arasında değişiyor. Seans sonrasında ciltte sızlama hissi, kızarıklık, deri altı kanama, su kabarcığı oluşumu, kabuklanma ve geçici koyu lekelenme gelişebiliyor. Ancak bunlar iyi bir bakım ile zamanla geriliyor. Tecrübeli ellerde ve kişinin tüm önerilere uyması durumunda enfeksiyon, beyaz lekelenme ile kalıcı iz gibi yan etkiler son derece nadir görülüyor.

 

Güneşten korunmak çok önemli

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Öztürk Durmaz, tüm lazer uygulamalarında olduğu gibi Q-anahtarlı lazerde de işlemden 4 hafta önce başlamak ve son seanstan 2-3 ay sonrasına dek devam etmek üzere güneşten mutlaka korunmak gerektiğine dikkat çekerek, “Aksi halde kalıcı lekelenme gibi sorunlar gelişebiliyor ve seansları ötelemek gerekiyor” diyor. Bu amaçla yüksek koruma faktörlü (en az SPF 50) güneşten koruyucu kremleri günde birkaç kez tekrarlayarak kullanmak ve solaryumdan kaçınmak çok önemli.

 

İşlem sonrasında bunları yapmayın

 

  • Seans sonrasında oluşan su kabarcıklarını veya kabukları koparmayın, soymayın.
  • Seanslar sonrasında sıcak su, hamam, sauna, kese, lif, masaj ve bronzlaştırıcı krem kullanımı gibi uygulamalardan mutlaka kaçının. Seanslar sonrasında alacağınız banyo veya duşlar ılık-soğuk suyla olmalı.
  • İşlem sonrasında 1 hafta boyunca tıraş, yüzme, sıcak su havuzları ve aşırı egzersizden kaçınmanız da çok önemli.

 

Yazı: Prof. Dr. Emel Öztürk Durma

Bebeğinize klasikten uzak, farklı bir isim koymak istiyorsanız, listemize mutlaka göz atın.

Bebeğinize isim seçme konusunda kararsız mısınız? Klasik isimlerden çok hoşlanmıyorsanız, nadir kullanılan erkek bebek isimleri listemize göz atabilirsiniz. İşte anlamlarıyla birlikte çok sık kullanılmayan erkek bebek isimleri…

A

 

Adal: “İyi bir ün kazan, adın yayılsın”

Arat: Yürekli, cesur.

Aden: Cennet bahçesi

Alkın: Korkusuz, yiğit

 

B

Barkın: Gezgin, seyyah, sürekli gezip dolaşan
Baler: Bal gibi tatlı kimse, bal gibi erkek, yiğit
Balın: Türk erenlerinden biri, mezarı Sofya’da bulunan Balı eren
Barın: Güç ve kuvvet

C

Canol: “Yaşamım ol, canım ol, bana can ol”

Celasun: Gürbüz, yiğit, cesur, genç yiğit

Ç

Çamer: Güçlü, kuvvetli ve yiğit kişi

D

Deran: Güzellik

Dirim: Yaşama gücü

E

Ecer: Güzel, iyi

Enç: Rahat, huzur

F

Feza: Uzay, gökyüzü

G

Günberk: Güneş gibi yakıcı ve sert

I

Ilgar: Akın

Ira: Karakter, kişilik

K

Karer: Yağız, yiğit

Kaner: Kanlı yiğit

T

Tanay: Şafak vaktinin Ay’ı

Tolun: Tamamıyla aydınlık

U

Ulun: Sivri, demirsiz ok

Uras: Şans, talih

 

Y

Yankı: Sesin bir yere çarparak dönmesiyle duyulan ikinci ses

Yengi: Utku, zafer, üstün gelme

Muz, yoğurt & cevizli muffin tarifi malzemeler:

300 gr yulaf ezmesi

120 gr pirinç unu

60 gr keten tohumu

1 tatlı kaşığı karbonat

1 tatlı kaşığı kabartma tozu

2 adet yumurta (çırpılmış)

60 gr yoğurt

3 orta boy olgun muz (püre haline getirilmiş)

120 ml agave şurubu

80 ml üzüm çekirdeği yağı

60 gr ceviz içi iri çekilmiş

Muz, yoğurt & cevizli muffin tarifi hazırlanışı:

Fırını 190 dereceye ayarlayın.Büyük bir kasede yulaf ezmesi, un, keten tohumu, karbonat ve kabartma tozunu karıştırın.Ayrı bir kasede yumurta, yoğurt, muz, şurup ve yağları karıştırın.Unlu karışıma ekleyip karıştır ve cevizleri ilave edin.Hamuru kağıt yerleştirdiğin muffin kalıplarına paylaştırın.Muffinleri üzeri kabarıncaya ve hafifçe çatlayıncaya kadar, yaklaşık 20-22 dakika pişirin.Tel ızgara üzerinde soğumaya bırakın. Bu tarifin kalori değeri 1 porsiyon veya 1 kişilik ölçü baz alınarak

Uzman Diyetisyen Deniz Berksoy tarafından hazırlanmıştır.

Fit muz yatağı tarifi mi aramıştınız?

Fit muz yatağı tarifi malzemeler:

3 adet büyük boy muz 3 kutu sade probiyotik yoğurt

3-4 yemek kaşığı granola

1 su bardağı kırmızı meyve

Fit muz yatağı tarifi hazırlanışı:Muzları ortadan ikiye uzunlamasına kesin ve içerisine probiyotik yoğurdu dökün.

Her muzun üzerine 1 yemek kaşığı granola gezdirin ve üzerine istediğiniz kırmızı meyvelerle süsleyin.

Bu tarifin kalori değeri 1 porsiyon veya 1 kişilik ölçü baz alınarak tarafından hazırlanmıştır.

Not: Bu tarif Diyetisyen Merve Tığlı Çınar’a aittir

Diş ve ağız temizliğine küçük yaşlarda başlanılması çok önemli. Çocukların erken yaşta diş hekimi ile tanışmaları, sonrasında diş hekimi korkusunun üstesinden gelmelerine de yardımcı oluyor. Süt dişleri nasılsa dökülecek yerine yenisi gelecek diye ilgilenilmiyor. Oysa süt dişlerinin sağlıklı olması ileride çıkacak olan sürekli dişlerin dayanıklılığını etkiliyor. Vaktinden önce kaybedilen süt dişleri, sürekli dişlerin sağlığını etkilediği gibi dizilimde de bozukluklara neden oluyor. Çocuklarda 3 yaşından önce diş macunu kullanımı tavsiye edilmiyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu konuyla ilgili görüşlerini aktarıyor.

SÜT DİŞLERİNİN ÖNEMİ Süt dişleri çocuğun düzgün beslenmesini sağlar. Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korur. Süt dişleri zamanından önce çekildiğinde, gelecek olan dişe ayrılmış yer de ortadan kalkar. Bu da kalıcı dişlerin olması gereken yerden farklı bir yere doğru yönelmesine ya da çıkamayıp gömülü kalmasına neden olur.

SÜT DİŞLERİNDE BULUNAN ÇÜRÜKLERİN TEDAVİSİ Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri; ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye sebep olur. Tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine ortam hazırlar. Bu nedenle süt dişlerinde bulunan çürüklerin “bu dişler geçici zaten yerine yenisi gelecek” şeklinde düşünülerek tedavisi ertelenmemelidir.

BEBEKLERDE AĞIZ BAKIMININ ÖNEMİ Bebekler ilk 4 ay anne sütü ile beslendikleri için ağız çevrelerinde yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimi sağlanacaktır. Anne sütünün yetersiz kaldığı durumlarda fizyolojik başlıklı biberon kullanılması önerilmektedir. Bebekler bir yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır. Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam etmelidir. Yalancı emzik kullanma, parmak emme gibi alışkanlıklara 2 veya 2.5 yaşına kadar izin verilebilir. Parmak emme alışkanlığı devam ettiği takdirde solunum problemleri ve çene gelişiminde sorunlar meydana gelir.

ÇOCUKLARDA NE ZAMAN DİŞ FIRÇASIYLA TANIŞMALI? Bebeğin ilk dişleri ağızda göründüğü zaman yani 6-8 aylıkken, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce dişleri temiz bir tülbent veya gazlı bezi ıslatarak silmek gerekir. Diş fırçası kullanımına çocuğun arka dişleri çıktıktan sonra başlanabilir. Okul öncesi çocukların diş fırçalama tekniği öğrenmesinden ziyade diş fırçalama alışkanlığı edinmesi daha önemlidir. Çocuklar genellikle görünen yerleri fırçalarlar. Çürük oluşumunun önlenebilmesi için özellikle ara yüzlerin ve çiğneyici yerlerin fırçalanması gerekir. Bu yüzden çocuklar dişlerini fırçaladıktan sonra anne babaların kontrol etmesi önemlidir.

DİŞ FIRÇASI SEÇİMİ Çocuklar için esnek, yumuşak, naylon kıllardan yapılmış diş fırçaları tercih edilmelidir. Sert kıllı fırçalar dişleri aşındıracağı için tercih edilmemelidir. Kılları aşınan, eskiyen fırçalar uzun süre beklenmeden değiştirilmelidir.

ÇOCUKLAR DİŞLERİNİ GÜNDE KAÇ KEZ FIRÇALAMALI? Sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce fırçalanması yeterli olacaktır. Etkili bir şekilde ve doğru fırçalama tekniği ile yapılması, bunun anne baba tarafından öğretilmesi çok önemlidir. Küçükken kazanılan alışkanlıklar ileriki yaşamlarında önemli bir yere sahip olur.

NE ZAMAN DİŞ MACUNU KULLANILMALIDIR? Doğumdan üç yaşına gelene kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmemektedir. 3 yaşından sonra kullanım sağlanabilir. Fakat bunda da belirli hususlara dikkat etmek gerekir. Diş macunu 3-5 cm değil, bir nohut tanesi kadar fırçanın üzerine konulmalıdır. Bu miktar dişlerin fırçalanması için yeterlidir. Düzenli diş fırçalama alışkanlığına edinen çocuklar, ileride sağlıklı dişlere sahip olacaktır.

kaynak:hürriyetaile.com

Çocuklarda kasık fıtığı problemi hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Andıran, kasık fıtığı tedavisinde dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı. Çocuklarda kasık fıtığı, gebelikte döneminde, erkeklerde yumurtaların (testis) keseye inişi, kızlarda ise yumurtalıkların damar ve bağ dokularının kasık kanalına uzantısı sonrasında, kapanması gereken kasık kanalının çeşitli nedenlerle kapanmaması ve bu kasık kanalından karın içi serbest organların geçmesi ile oluşur. Genel izlenme sıklığı yaklaşık %3-5 arasında olup prematüre bebek ve yaşamın ilk aylarında daha sık rastlanmasına rağmen hemen her yaşta görülebilir. Erkek çocuklarda ve sağ tarafta biraz daha sık izlenir.

KASIK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? En sık kasık bölgesinde kabarıklık veya şişlikle fark edilir. Karın içi basıncı artıran ağlama, ıkınma, kabızlık, öksürük gibi nedenler görünürlüğünü artırır. Bazen ağrılı ve hatta fıtık boğulması gerçekleştiyse son derece ağrılı, duyarlı ve ciltten izlenebilen de renk değişikliğine yol açan şekilde bulgu verebilir.

KASIK FITIĞININ RİSKLERİ NELERDİR? Çocuklarda kasık fıtığının en büyük riskleri fıtık kesesi içerisine giren bağırsak boğulması sıkışması sonrası bağırsak tıkanıklığı, bağırsağın dolaşımının bozulup delinmesi, kızlarda over erkeklerde testisin zarar görmesidir.

KASIK FITIĞI TÜRLERİ NELERDİR? Çocuklardaki kasık fıtığının hemen hemen tamamı indirekt (dolaylı, kasık kanalı içerisinden gerçekleşen) tiptedir. Yetişkinlere göre hem tipi hem de tedavisi kendisine has özellikler gösterir.

KASIK FITIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR? Kasık fıtığı onarımı, karın boşluğundan kasık kanalına doğru uzanan karın içi zarının yani fıtık kesesinin erkeklerde sperm kanalı ve damarlarından, kızlarda bağ doku ve damarlardan ayrılıp belli bir seviyede bağlanıp, fazlasının kesilmesi ve gerektiğinde kasların onarımını içermektedir. Bu ameliyat genel anestezi altında yapılmakta ancak aynı gün hastamız birkaç saat sonra evine gidebilmektedir. İlaç veya başka bir yöntemle tedavisi olası gözükmemektedir. Alternatif olarak, laparoskopik/kapalı ameliyat ile onarım yapılabilmekte ancak çocuklarda kasıktan yapılan açık cerrahi yöntem, hem hemen ameliyat sonrası hem de uzun dönem sonuçları yeterince ortaya konulmuş ve kabul edilmiş neredeyse altın standart olmuş bir tekniktir.

KASIK FITIĞI AMELİYATI SONRASI NE GİBİ RİSKLER OLUŞABİLİR? Kasık, yumurtalık torbası ve ameliyat alanında ödem, yerel kanamaya bağlı şişlik, morarma görülebilir. Genellikle zamanla (yaklaşık 3-4 haftalık sürede) kendiliğinden düzelir. Ameliyat sonrası testis olduğundan daha yukarıda yerleşebilir (yaklaşık binde iki oranında). Nüks olasılığı çok nadir de olsa vardır, boğulmamış fıtıklar için %0.8, acil girilen boğulmuş fıtık ameliyatında %20’lere çıkabilir. Tek taraflı fıtıkta karşı tarafta fıtık çıkma olasılığı %9-15 civarındadır, burada klinik olarak karşı tarafta belirgin fıtık çıkmadıkça sadece fıtıklaşan tarafın ameliyatı önerilmektedir. Gereksiz ameliyat ve risklerinden kaçınmak için rutin olarak karşı taraf ameliyat edilmemelidir. Nadiren, özellikle fıtık boğulması geçirenlerde artan oranda olmak üzere yaklaşık %1 risk ile bağırsaklarda onarım gerektiren zedelenme ve sperm kanalı, damarlar ve testiste zedelenme, doku kaybı, erime ve işlevsizleşme oluşabilir. Kızlarda eğer fıtık kesesi içerisinde yumurta ve/veya tüp mevcut ise zedelenme (<%1) görülebilir. Ancak, bu ameliyat yapılmaz ise bağırsak tıkanıklığı, boğulma, delinme ve buna bağlı bağırsak kangreni olarak hayatı tehdit eden bir durum ortaya çıkabilir. Ayrıca, testiste de zedelenme, doku ölümü görülebilir. Kız çocuklarında ise keseye giren over veya tüplerde doku zedelenmesi oluşabilir.

Nadir kullanılan kız bebek isimleri ve anlamları

Bebeğinizin ismini hala seçemediniz mi? Kızınıza bu çok bilinmeyen isimlerden birini koyabilirsiniz.

Minik kızınıza isim bulma konusunda kararsızlık mı yaşıyorsunuz? Tercihinizi daha modern ve çok bilinmeyen isimlerden yana yapacaksanız, nadir kullanılan kız bebek isimleri listemize göz atabilirsiniz.

A

 

Aleda: Nazlı, kaprisli

Amine: Yüreğinde korku olmayan

Ayande: Gelen, gelici, istikbal

Adran: Kuvvetli

Alçin: Kırmızı renkli küçük bir kuş

Alya: Şeref, sema, dağ tepesi ve yüksek yer

Aygen: Dost, arkadaş, sevgili

B

Beria: Olgunluk ve güzelliğiyle üstün olan sevgili

Belur: Billur

Balca: Bal gibi tatlı kız

Betigül: Gül gibi kokan mektup

Biray: Ay gibi tek, eşsiz

Birgen: Yalnız, yalnızlığa alışkın

C

Caneda: İçten, sevimli kişi

Canel: İçten, candan

Ç

Çilay: Ayın üzerinde beliren açık renkli lekeler

Çilen: Hafif yağan yağmur

D

Devin: Hareket, kımıldama

Dildar: Güzel yüz

Devrin: Bir kişi veya olayın gündemde olduğu tarih dönemi

Diniz: Sakin dingin

E

Emet: Bereket, bolluk

Eşay: Ayın güzelliğiyle eşdeğer güzelliğe sahip olan

Eva: Havva. Yaratılan ilk kadın

Erna: Cilveli, şen şakrak sevgili

F

Feris: Şık, zarif

Ferzin: Kraliçe

H

 

Hera: Mitolojide analığın yüceliğini temsil eden tanrıça

İ

İda: Kazdağlarının eski adı

İlsu: Ülkenini suyu, bereketi

İzem: Büyüklük, ululuk

İlma: Parlatma. Belirleme, işaret etme.

İpar: Güzel koku

K

 

Kayra: Sayılan birinden gelen iyilik lütuf

L

Liyan: Parlak

Lema: Parıltı, parlayış

Lila: Eflatun, leylak rengi

Lal: Dili tutulmuş, dilsiz

Leyal: Geceler

Lina: Hurma fidesi

M

 

Mehir: Ay parçası

Mehru: Ay yüzlü güzel

O

Ongü: Sağlık, mutluluk

Özün: Şiir. Hak edilmiş ün.

P

Pamira: Orta Asya’da bir yayla

Peyda: Belli, ortaya çıkan

Peren: 1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü.

S

Senar: Yar, aşık, seven insan

Serpin: Yağmur

Selis: Akıcı söz

Saye: Gölge

 

V

Vira: Durmadan, aralıksız, sürekli

Z

Zehre: Çiçek

Zühre: Çoban yıldızı

 kaynak:hthayat.com

Sağlıklı ve normal bir menstrual döngünün nasıl olması gerektiğini bilmek, menstruasyon dönemi sağlığımız için ilk adımdır. Menstruasyonumuz fiziksel olarak aylık kanamanın ötesinde aslında genel sağlığımızın da yansımasıdır. Sağlığımız yerindeyse menstruasyonumuz da düzenli, sorunsuz, semptomsuz ve akışkandır.

 

Optimal döngü uzunluğu 25-35 gün arasıdır. Menstruasyon dönemi ise normal koşullarda 3-7 gündür. (5 gün ideal kabul edilir.)

 

Foliküler faz

Foliküler faz, mensinizin ilk günüdür ve yumurtlamadan bir gün öncesinde biter. Uzunluğu değişkendir ama doğurgan bir döngü için en az 11 gün sürmesi gerekir.

 

  • Foliküler fazınız kısaysa ya östrojen eksikliği ya da progesteron fazlalığı yaşıyor olabilirsiniz.

 

  • Foliküler fazınız uzunsa, yumurtlamanın gecikmesine sebep olacak şekilde östrojen fazlalığınız olabilir.

 

Yumurtlama

Yumurtlama mutlaka döngünün 14. gününde olacak diye bir kural yoktur. 12-17 günler arasında herhangi bir yerde olabilir ve beslenme şekliniz ve stresin bundaki etkisi büyüktür.

 

Luteal Faz

Luteal faz, yumurtlamanın hemen ertesi günü başlar ve mensinizin başlamasından bir gün öncesine kadar devam eder. 10-14 gün sürmesi beklenir ama 14 güne yakın olması en idealidir.

 

  • Bu faz fiziksel olarak 16 günden daha fazla sürerse ya hamilesinizdir ya da yumurtlamıyorsunuzdur.

 

  • Faz 10 günden daha az ise o zaman muhtemelen Luteal Faz Defekti yaşıyorsunuzdur. (Ya da döngünüz 24 günden kısa ise) LFD, döngünüzün yumurtlamadan sonraki 2. yarısının hamile kalmak ya da hamileliği sürdürmek için fazla kısa olması demektir ve düşük progesteron seviyesinden kaynaklanmaktadır.

 

Peki ya kanamanız?

Kanamanız hafif başlayıp sonradan yoğunlaşabilir, ardından orta seviye bir kanamaya dönebilir ve sonra da yoğunluğu iyice hafifleyip bitebilir. Veya yoğun başlayıp ardından kademe kademe yoğunluk azalarak devam edip bitebilir.

 

  • Eğer kanamanız yoğun, koyu renkli ve pıhtılı ise bu genelde yüksek östrojen seviyesine işarettir. Östrojen fazlalığından dolayı aynı zamanda memelerde gerginlik ve hassasiyet, yoğun kanama, ağrılı mens, akne, baş ağrıları, migren ve PMS yaşayabilirsiniz. Stres, kan şekeri dengesizlikleri, kabızlık, uyku sorunları, aşırı kilo ve hareketsizlik östrojen fazlalığının sebeplerinden sayılabilir.

 

  • Siyaha yakın koyu renk ise genelde bedenin doğum kontrol ilaçlarıyla aldığı sentetik hormonları işleme çabasından kaynaklanabilir.

 

  • Koyu renkli kanamalar mensinizin başında ya da sonunda oluyorsa büyük ihtimalle rahminizin pozisyonuyla alakalıdır. Rahminiz öne doğru yatmış ve fleksiyon halindeyse rahminiz bundan önceki menslerinizde kanın tamamını boşaltamadığından bir miktarı hala içerde kalmıştır ve onu atmaya çalışıyordur.

 

  • Eğer kanamanız çok hafif ve çok açık renkli ise östrojen seviyenizin az olduğunun göstergesi olabilir. Bu durumda ise vajinal kuruluk, düşük libido, saç dökülmesi ve incelmesi yaşabilirsiniz. Stres, aşırı yoğun egzersiz, sigara, fazla soya ürünü tüketimi buna sebep olabilir. Aynı zamanda hareketsizlik, yanlış duruş ve oturuş da bu durumu etkileyen diğer nedenlerdir.

 

Şurupsu parlak, canlı bir renk ise ideal ve olmasını istediğimiz kanama rengidir. 3-5 gün boyunca sürer ve yukarda sayılan semptomların hiçbiri yoktur.

 

Ancak ne yazık ki hormonal dengesizlikler, yaşamın getirdiği stresler, çevresel toksinler, yanlış beslenme, kimyasallar, ilaçlar, duruş ve oturuş bozuklukları, hareketsiz yaşamlar ve kültürel koşullanmalar türlü jinekolojik rahatsızlıklara yol açıp, menstrual döngülerimizin duygusal, içgüdüsel ve enerjetik zenginliğine ulaşmamızın önünü kesip, döngülerimizi keyifle karşılamak yerine sıkıntı, ağrı ya da acı içinde geçirmemize veya doğurganlıkla ilgili sorunlar yaşamamıza sebep oluyorlar. Bu etkenleri değiştirmek üzere hayatımıza uygulayabileceğimiz düzenlemelerle bu süreci normal ve sağlıklı geçirmek oldukça mümkün.

 

Herkese sağlıklı menstrual döngüler dilerim.

 

 

Gizem Onay Colleththayat.com

Hamilelikte mineral takviyeleri

Anne karnında sağlıklı gelişim için beslenme önemli!

Hiç kuşkusuz, her anne ve baba adayı sağlıklı bir bebek sahibi olmayı ister. Bazı vitamin ve minerallere vücudun ihtiyacının arttığı bir dönem olan hamilelikte, anne adayının beslenme çantasında neler olmalı? İşte sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilmek için anne adaylarının beslenme programının olmazsa olmazları…

 

Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç, “Annenin beslenmesi, döllenmeden başlayarak gebelik boyunca, bebeğin gelişimi ve sağlığı üzerine etki ediyor. Bu nedenle, annelerin dengeli beslenmeye ve bazı özel takviyeleri almaya özen göstermeleri gerekiyor. Bu takviyelerin başında; folik asit, demir ve kalsiyum geliyor.” diyor.

 

 

Hamilelikte folik asit kullanımı

Folik asit desteği, hamilelik planlı ise öncesinde, planlı değilse öğrenildiği anda alınmaya başlanıyor. Kan yapımı için gerekli olan ve özellikle sinir sisteminin oluşumunda rol oynayan folik asit, bebeğin ilk üç ayındaki organ gelişimini destekliyor. Folik asit, hamilelikten önce 400 mikrogram, hamilelik döneminde günlük 600 mikrogram dozunda alınması gerekiyor.

 

Folik asit; koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, tam tahıllı ürünler (ekmek, kahvaltılık gevrek ve makarna), turunçgiller, kuşkonmaz, kuru yemişler, bezelye, kuru fasulye, börülce, nohut,  ve mercimekte bulunuyor.

 

Folik asit içeren 10 yiyecek

+11

Hamile misiniz? Ya da hamile kalmayı mı planlıyorsunuz? Folik asit alımınıza çok dikkat edin. İşte size hamilelikte ve öncesinde yemeniz gereken folik asit bakımından çok zengin 10 yiyecek…

 

Hamilelikte demir kullanımı

Demir, annenin kan yapımı için olduğu kadar, bebeğe transfer edilecek demirin karşılanması için de alınması gereken desteklerin başında geliyor. Günlük demir ihtiyacı 27 mg olan hamileliğin ilk aylarında hafif demir takviyesi (30mg/gün), daha sonra ise kan sayım değerlerine bakılarak 60-120 mg/gün demir kullanılabiliyor.

 

Demir; kırmızı et, hindi, kuru kayısı, tam buğday ekmeği, yumurta, soya, kuru fasulye, bezelye, mercimek, nohut, bakla, domates, patates, üzüm, kuru yemişler ve ıspanak gibi besinlerde bulunuyor.

 

Demirin emilmesi için vücudun C vitamini ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. C vitamini; narenciye, kivi, çilek, yeşil biber ve brokoliden alınabiliyor.

 

 

Hamilelikte kalsiyum kullanımı

Yeterli kalsiyum alımı da anne adayının beslenmesinde büyük önem taşıyor. Diyetle yeterli kalsiyum alınmaması halinde, bebeğin ihtiyacı olan kalsiyum anne iskeletinden çözülerek sağlanıyor. Günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 mg olan hamilelik döneminde kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, soya fasulyesi, balık, tam tahıllı kahvaltılık gevrekler, şalgam ve badem anne adayının beslenmesinde vazgeçilmezler arasında yer alıyor.

 

 

Hamilelikte vitamin ve mineral takviyelerine neden ihtiyaç duyuluyor?

Op. Dr. Gonca Saraç, hamilelikte folik asit, kalsiyum, iyot, demir, magnezyum, fosfor ve çinkoya olan ihtiyacın arttığına dikkat çekiyor.

 

Bu dönemde vücudun bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacı artmasa da, eksik beslenme nedeniyle günlük gereksinimin altında kalması da sorun olabiliyor.

 

Örneğin vejeteryan olan kişilerde; demir, magnezyum eksikliğinin yanı sıra D vitamini ve B12 vitamini eksikliği de görülüyor. D vitamini eksikliği anne adayında gebelik zehirlenmesi (toksemi) ve kemik erimesi gibi problemlerin yanı sıra bebekte; düşük doğum kilosu, kalsiyum düşüklüğüne bağlı havale nöbetleri, kalp yetmezliği ve kemik hastalıklarının görülmesine neden olabiliyor.

 

 

Bu nedenle hamilelik için standart bazı takviyelerden söz etmek mümkün olsa da kişiye özel ihtiyaçların göz önüne alınması oldukça önemli.

 

Çoğul gebelik, genç annelik, sık doğum, önceden mevcut olan hastalıklar, yetersiz beslenme, düşük kilo gibi nedenler hamilelik döneminde özel bir beslenme programı uygulamayı gerektiriyor.

 

Ancak ihtiyaç duyulan tüm vitamin ve mineral takviyelerinin kontrolsüz kullanılmaması gerektiğini de belirtmekte fayda var.

hthayat.com

Büyüme ve gelişimin yavaşlaması, ciltte döküntüler, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi pek çok rahatsızlığa yol açabilen çinko eksikliği, hamilelikte de tehlikeli olabiliyor. Teşhis, tedavi ve önlemleri yazımızda.

Özellikle hamilelik döneminde ihtiyaç duyulan minerallerden biri olan çinkonun, insan vücudu için önemi ve eksikliğinde ortaya çıkan sağlık sorunları ancak 1960’lı yılların başında ortaya çıktı. Büyüme ve gelişimin yavaşlaması, ciltte döküntüler, bağışıklık sistemi bozuklukları gibi birçok hastalığa yol açan çinko eksikliğinin tedavisi mümkün. Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy hamilelerde çinko alımının önemini anlatıyor:

 

Hamilelikte çinko neden gerekli?

Çinko, proteinlerin ve hücre zarının yapısında yer alan minerallerden biri. Bununla birlikte, genlerin sorumlu olduğu proteinleri üretmesi üzerinde de etkili. Ayrıca vücudumuzda yeterli miktarda çinkonun bulunması 100’den fazla enzimin sağlıklı ve düzgün bir şekilde işlevini yerine getirebilmesini sağlar.

Eksikliği ise proteinlerin dengelenmesini sağlayan hücrenin işlevinin bozulmasına ve hasar veren durumlara karşı hassas hale gelmesine yol açar.

 

Hamilelikte çinko eksikliği nelere sebep oluyor?

İnsan vücudu için çinkonun ne kadar önemli olduğu genetik bir hastalık olan Acrodermatitis Enteropatica’nın keşfedilmesinden sonra ortaya çıktı. Hastalığın seyrinde çinko emilimi ve dolaşım bozukluğu görülür.

Geçmişte bu hastalığa yakalanan çocuklar erken yaşlarda kaybediliyordu. Fakat hastalığın ve nedeninin keşfinden sonra tedavi, çinko takviyesiyle kolayca yapılabiliyor.

 

Aşırı derecede çinko eksikliğinde ortaya çıkan sorunlar şunlar:

 

  • Çocuklarda büyüme ve gelişimin yavaşlaması ya da tamamen durması
  • Cinsel gelişimin gecikmesi
  • Ciltte döküntüler
  • Şiddetli ishal
  • Bağışıklık sistemi bozuklukları
  • Yara iyileşmesinde gecikme
  • İştahsızlık
  • Tat alma duyusunda bozulma
  • Gece körlüğü
  • Gözün kornea tabakasında şişme ve bulanıklaşma
  • Davranış bozuklukları

 

Sıralanan çinko eksikliği belirtileri neredeyse sadece Acrodermatitis Enteropatica hastalığında görülür. Aldığı besinlerden yeteri kadar çinko alamayan kişilerde bu belirtilere rastlanmazken, kronik ishal ve şiddetli çinko eksikliği durumlarında yukarıdaki belirtiler ortaya çıkabilir.

 

Kimler için daha önemli?

  • Yenidoğanlar ve çocuklar
  • Hamile ve emziren anneler (Özellikle 20 yaşından küçük anne ve anne adayları)
  • Çeşitli nedenlerle ağızdan beslenemeyip hastane koşullarında damardan beslenmesi gereken kişiler
  • Anoreksiya Nevroza gibi şiddetli beslenme bozukluğu olan kişiler
  • Çölyak hastalığı ya da kısa bağırsak sendromu gibi hastalığı olanlar
  • Crohn ya da Ülseratif Kolit gibi kronik bağırsak hastalığı olanlar
  • Alkolikler
  • Orak hücreli anemi adı verilen kan hastalığı olanlar
  • 65 yaş üstü kişiler
  • Vejetaryenler
  • ”Hamilelikteki yaşanan çinko eksikliği, bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkiler. Ayrıca bebeğin ”Nöral Tüp Defekti” olma riskini de artırır. Bunu önlemek için beslenmenize dikkat etmelisiniz.” 

    Çinkonun hamilelikteki önemi

    Hamilelik döneminde vücudun çinko ihtiyacı artar. Bu dönemde yeterli miktarda çinko almanız, DNA ve protein yapısında önemli rol oynar. Bundan dolayı hücre yapımının son derece hızlı olduğu hamilelik döneminde, çinko alımı çok derece önemlidir. Hamile olmayan 19 yaşından büyük bir kadının günlük çinko gereksinimi günde 8 mg’ken hamilelikte bu oran 11 mg’ı bulur. Emziren bir annenin günde 12 mg çinko alması gerekir. Kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen, hamilelikte çinko eksikliğinin erken doğum ve düşük doğumla ilgili
    olabileceğini gösteren çalışmalar mevcut.

     

    Çinko hangi besinlerde var?

    Çinko en çok et ve deniz ürünlerinde bulunur. Çinko açısından en zengin besin maddelerinin başındaysa istiridye gelir. Fakat hamilelikte çiğ istiridye ve diğer deniz kabuklularının yenilmesi tavsiye edilmediğinden çinko gereksiniminizi diğer gıdalardan karşılamalısınız. Vejetaryen beslenen kadınların hamilelik döneminde yeterli çinko alamama olasılığı var. Bu gibi durumlarda çinkoyla desteklenmiş mısır gevreği, müsli gibi gıdaların tüketilmesi yararlı olabilir.

     

     hthayat.com

 

Ayvanın mayhoş tadını kek ile buluşan harika bir lezzet.

Malzemeler

  • 200 gr. yumuşak margarin
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 5 yumurta
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket buğday nişastası
  • 1 su bardağı un
  • 2 orta boy dilimlenmiş ayva az şekerde pişmiş
  • 1 kahve fincanı pudra şekeri (süsleme için)

 

Yapılışı:

200 gr. oda sıcaklığındaki margarin ile bir su bardağı pudra şekerin, çırptıktan sonra, 5 yumurtayı teker teker içine ilave edin. Çırpmaya devam ettiğiniz bu karşıma kabartma tozu, buğday nişastası ve un ilave edin. Bu karışımı yağlanmış bir borcama dökün. Üzerine az şeker ile pişmiş ayva dilimleri yerleştirin. 175 derecede ayarladığınız fırında yaklaşık 45 dakika pişirin. Kekin ılıması bekletildikten sonra pudra şekeri serpin.

kaynah:hthayat.com

Yuvalama çorbası tarifi

Gaziantep yöresine özgü nefis yuvalama çorbası tarifi

Malzemeler

  • 1 su bardağı nişasta
  • 250 gr. yağsız kıyma
  • 2 su bardağı süzme yoğurt
  • 1 su bardağı haşlanmış nohut
  • 1 orta boy soğan
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 250 gr. pişmiş kuşbaşı et
  • 1 yumurta sarısı
  • Nane, tuz, biber

 

Yapılışı:

Rendelenmiş soğan, kıyma, pirinç unu, tuz, biber yoğrulduktan sonra misket şekli verilir. Kızgın yağda kızartılırken kuşbaşı et haşlanıp pişirilir. Suyuna pişmiş nohutlar eklenir. Yoğurt, yumurta sarısı ile çırpılırken, et suyu ile inceltilir. Bu karışım çorbaya köfteler ile birlikte ilave edilip kaynadıktan sonra nane biber ve kızdırılmış yağ ile servis edilir.

Kremalı Mantarlı Bonfile tarifi

Kremalı Mantarlı Bonfile tarifi ile akşam ne pişirsem derdinden kurtulun

Malzemeler:

  • 2 parça bonfile
  • 100 gr porcini mantarı
  • 200 ml krema
  • 50 ml su
  • Tuz, karabiber


Yapılışı:

Bonfilelerin her iki tarafını da tuz ve karabiber ile tatlandırdıktan sonra tavada mühürleyip kenara alın. İnce doğranmış porcini mantarlarını sote edip sularını çektirin.

Mantarlara kremayı ve suyu ilave edin. Bonfileleri de tavaya alın bir taşım daha pişirin ve servis edin.

Güveçte tavuk yahni

Tavuk yahniyi güveçte denemeye ne dersiniz?

Malzemeler:

1 adet köy tavuğu
4 adet orta boy soğan
2 corba kaşığı tereyağ
1 bardak nohut
1 bardak siyah üzüm suyu
1 çubuk tarçın (tercihe göre)
Tuz

 

 

 

Yapılışı:
Geceden nohutlar suya konur, ertesi gün 40-45 dakika hafif tuzlu suda haşlanırlar.

Tavuk tencereye konur ve hafif tuzlu suda 30-35 dakika pişirilir. Kaynama süresince suyun üzerinde biriken köpük bir kaşık yardımıyla alınır. Tavuk soğumaya bırakılır. Parcalara ayrılır. Tavuk suyundan 2 bardak daha sonra kullanılmak üzere ayrılır. Bu arada soğanlar yemeklik doğranır ve bir tavada tereyağı ile kızarıncaya kadar kavrulurlar.

 

Soğanlar kızarınca tavaya tavuk parçaları katılır, alt üst edilir tuz eklenir. Ateşten alınır. Temiz bir güvecin içine kavrulan malzeme, haslanmış nohutlar, üzüm suyu, 2 bardak tavuk suyu ve isteğe göre tarçın eklenerek kısık ateşte arada kontrol edilerek 1,5 saat civarı pişirilir. Gerekirse daha fazla tavuk suyu eklemekten çekinmeyin.

 

Tirit yaparak yemeye hazırlanın…

 

Afiyet olsun!

NOT: Bu arada üzüm suyunu elde etmek için ya katı meyve presi kullanılır ya da hazır pastorize siyah üzüm suyu kullanılır. 1 bardak üzüm suyu için 400-500 gr. üzüm yeterli olacaktır.

 

 

Diyetlerin vazgeçilmezi ıspanaklı salata tarifi…

Malzemeler
-1/2 kg ıspanak yaprağı
-3-4 tane taze soğan
-1 tane kuru soğan
-Maydanoz
-Dereotu
-1 adet haşlanmış ve didilmiş tavuk göğsü
-2-3 çorba kaşığı zeytinyağı
-Tuz, kırmızı biber
Sos
-2 çorba kaşığı yoğurt
-1 çorba kaşığı mayonez
-1 çorba kaşığı sirke
-1 tatlı kaşığı hardal
-1 diş ezilmiş sarımsak
(sos bir gün öncesinde yapılıp buzdolabında bekletilir)
Yapılışı

Yarım kilo ıspanak yaprağı, yeşil ve rendelenmiş kuru soğan maydanoz,dereotu ve haşlanıp didilmiş tavuk göğsü harmanlanır. Zeytinyağı dökülür. Bir gün öncesi hazırlanılan sosla karıştırılıp servis yapılır.

Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz “11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü” dolayısıyla parkinson hastalığı hakkında merak edilenleri anlattı.

Özel Optimed Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz parkinson hastalığı hakkında bilgiler verdi.

 

Parkinson hastalığı nedir?

Parkinson ileri yaşlarda ortaya çıkan, beyindeki dopamin dediğimiz maddenin ya da nörotransmitterin eksikliği ile ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama, vücutta titreme ve yaşam kalitesinin bozulması ile seyreden bir hastalıktır.

 

Parkinson’un belirtileri nelerdir?

Kişinin hareketlerinde yavaşlama, ellerde ya da ayaklarda ortaya çıkan istemsiz hareketler, titremeler parkinson hastalığının en belirgin belirtilerdir. Bunların yanı sıra yürüyüş postürünün bozulması yani öne doğru eğik, yavaş adımlarla yürüme de belirtilerden biridir. Bu belirtilerden oluşan yakınmalar zaman içerisinde hızla ilerleyebilir ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

 

 

Parkinson neden olur?

Parkinson hastalığı, beynin tabanı olan bazal gangliyon dediğimiz yerdeki dopamin adlı maddenin eksilmesinden olur. Yaşla birlikte ortaya çıkar ancak bazen, bazı enfeksiyon hastalıklarından da ortaya çıkabilir. Parkinson, kişisel özelliklerle birlikte ortaya çıkan bir hastalıktır. Dopamin eksilmesine sebep olan ya da o bölgenin yapısına zarar veren her hastalık parkinsona benzer görüntüler yaratabilir. Bunun sebebi, bazen ilaçlar, bazen yaşanılan bir enfeksiyon ya da kafa travmaları olabilir. Kısacası beyne hasar veren her şey parkinsona benzer hastalıklar yaratabilir.

 

Parkinson tedavisi nasıl olur?

Parkinson, nöroloji hekimleri tarafından iyi bilinen bir hastalıktır. Çünkü sebep dopamin eksikliğidir, eksik olan dopamini doğru ilaçla ve düzenli kontrollerle tamamlayarak tedavi ettiğimiz sürece parkinson ile ilgili görülen belirtiler ortadan kalkar. Parkinson ölümcül bir hastalık değildir ancak kişinin hareketlerini ve davranışlarını olumsuz etkilediğinden yaşam kalitesini düşürür. Ayrıca parkinson hastalığı zekâ ve bilişsel işlevlere de çok fazla zarar vermez. Parkinson hastaları ilaçlarını düzenli kullandığı ve doktor kontrollerini aksatmadığı sürece ömrünün geri kalanında kaliteli yaşam sürebilir. Ancak bu hastalığın tedavisi, ilaçları ömür boyu ve düzenli kullanmaktan geçer.

Kaynak:hthayat.com

Az hareket eden çocuklarda obezite riski

Yrd. Doç. Dr. Görmez, “Çocuğun beş yaşına kadar sahip olduğu kilosu ileri yaşamındaki sağlığı için önem taşır” dedi

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, çocuklarda obezitede erken yaşlara dikkat çekti. Görmez, çocukların 5 yaşına kadar sahip oldukları kilonun ileri yaşamda önem taşıdığını ifade etti.

 

Obezitenin, dünyada ve Türkiye’de toplumsal bir sorun haline geldiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, “Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi ülkemiz için de obezite ciddi bir sorun. Eğer çocuğun anne ve babasında kilo problemi varsa çocuğun obez olma ihtimali daha da yüksektir. Bu durum kalıtsal olabildiği gibi ailenin beslenme kültürü ve spor yapmamak gibi sebeplere bağlı olabilir. Sadece fazla kalori almak değil, bu aldığımız kaloriyi tüketememek, geç saatlerde yemek gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları da obezite ile ilişkili olabilir” dedi.

 

“Çok televizyon izleyip az hareket eden çocuk obeziteye yatkındır”

Çocukların yanlış zamanda, yanlış yiyecekler tükettikleri için obez olduklarını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, “Aldığınız kalori, tükettiğinizden fazla olursa obez olursunuz, dengeyi sağlamak gerekir. Az hareket eden, çok TV izleyen, bilgisayar oyunlarını çok oynayan çocuklar obeziteye daha yatkındır. Obez çocuklar, akran çevresinden dışlandığını düşünebilir veya bu durum gerçek olabilir. Çocuk dışarıya çıkmak istemeyecektir bu durum hareketsizliği arttırıp obeziteyi arttırabilir. Çocuğun ailesindeki psikolojik sorunlar çocuğun obez olmasını tetikleyebilir. Annesi depresyondaysa çocukla daha az ilgilenecektir. Çocuğunun 5 yaşına kadar sahip olduğu kilo, ileri yaşları için bir gösterge olabilir” diye konuştu.

 

 

“Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu besler”

Görmez, obezitenin çocukların ruh sağlığını bozduğunu söyledi. Obezitenin çocuklardaki depresyon riskini bir buçuk kat artırdığını ve kaygı bozuklukları oluşturabildiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Vahdet Görmez, şöyle konuştu: “Depresyon obeziteyi, obezite depresyonu besler. Obezite tedavisinde özgüven ve özsaygı restorasyonu çok önemlidir. Çocuk düzenli ve sağlıklı bir şekilde kilo vermelidir. Bunun için diyetisyen desteği alınabilir. Diyetisyen desteği var ise sadece çocukla değil ailenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Evde çocukları suçlayarak, alay ederek ve aşağılayarak değil, motivasyonunu artıracak şekilde yapıcı yaklaşılmalıdır. Beslenme kültürünü değiştirmek gerekiyorsa ailenin bütün olarak yeme alışkanlıklarını değiştirmesi gerekir. Obez çocuklar için alay edilme, zorbalığa maruz kalma riski çok fazladır, kendilerini ortama ait hissetmezler ve ortamların dışında tutarlar bu da çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkiler.”

 

İyi beslenme meme kanseri riskini de azaltıyor

 

Sağlıklı ve iyi beslenme; hemen herkesin yaşam kalitesini yükselten bir unsur olarak ön plana çıkarken, kadınlarda en sık görülen meme kanseri görülme olasılığını da düşürüyor. Genetik faktörlerin de belirleyici olduğu meme kanserinde, özellikle kırk yaşından itibaren her yıl düzenli mamografi çekilmesi hastalığın önlenmesinde kritik önem taşıyor. Erken aşamada tespit edilen meme kanserinin tedavisi yüzde 95’e varan oranda başarı ile sonuçlanıyor.

 

Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş, özellikle yağ ve yüksek kaloriden uzak beslenme alışkanlığına sahip olanların meme kanseri tehlikesini büyük ölçüde uzak tuttuklarını belirterek, hastalıkla ilgili dikkat çeken bilgiler veriyor:

Kanser riskini artıran faktörler

 

Meme kanseri kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturur. Kanser nedeniyle ölen kadınların yüzde 16’sında ölüm sebebi meme kanseridir. İlerleyen yaş ile meme kanseri görülme sıklığı da artar. Yani 75 yaşındaki kadınlarda meme kanseri görülme olasılığı, 25 yaşındaki kadınlardan yaklaşık 20-30 kat daha fazladır.

 

Genetik faktörler, meme kanseri gelişiminde önemli rol oynayabilir. Bazı genetik bozuklukların meme kanseri gelişimine zemin hazırladığı bilinir. Meme kanserinin gelişiminde rol oynadığı düşünülen diğer faktörler; radyasyon, hormonlar ve diyettir. Yağ ve kaloriden zengin beslenme, meme kanseri sıklığını artırır. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanımı veya menopoz belirtilerinin önlenmesi için hormon kullanımı da meme kanseri riskini artıran diğer nedenlerdir.

 

Erken teşhiste tedavi şansı yüzde 95

 

Farklı tedavi alternatiflerinin olması sayesinde meme kanseri artık korkulacak bir kanser olmaktan çıktı. Meme kanseri erken evrede yakalanırsa, tümör bir santimin altındaysa ve koltuk altına atlamadıysa, hastanın yüzde 95 kurtulma şansı var demektir. Erken evreyi bir miktar geçmiş aşamadaki hastalarda bile kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi ile yüzde 70 üzerinde şifaya kavuşmak mümkün. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor; meme kanseriyle savaşta en büyük görev hala kadınların kendisindedir.

 

Meme kanseri risk faktörleri

 

  • Artan yaş (40 yaş üstü),
  • Ailede meme kanserinin görülmesi,
  • Daha önce meme kanserine yakalanılmış ve tedavi edilmiş olunması (tekrarlama riski yüzde 25),
  • Memenin iyi huylu hastalıkları,
  • Hiç doğum yapılmaması,
  • Kadının ilk doğumunu yaptığı yaş (İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapan kadınlarda meme kanseri, gelişme riski, ilk doğumunu 18 yaşından önce yapanlara göre dört kat daha fazla),
  • Menopoz sonrası hormon tedavisi,
  • İlk adet görme yaşının erken olması veya menopoz yaşının geç olması,
  • Genlerde oluşan bozukluklar (mutasyonlar),
  • Şeker hastalığının varlığı veya alkol kullanılması…

 

Yazı: Yrd. Doç. Dr. Osman Anıl Savaş

Meme kanserini engelleyen besinler

 

Düşük aktivite düzeyine eşlik eden hatalı beslenme alışkanlıkları; diyabet ve kalp hastalıklarının yanı sıra bazı kanser türleri gibi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri de hatalı beslenme alışkanlığı, dolayısıyla yağlanmanın artışı ile ilişkili oluyor. Meme kanserinden korunmak için fiziksel aktivite düzeyini arttırarak vücuttaki yağ oranını azaltmalı ve doğru beslenmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, meme kanserine karşı mücadelede ayrı bir önem taşıyan besinleri sofranızdan eksik etmemek. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz, meme kanserine karşı koruyucu etkileri nedeniyle düzenli olarak tüketmeniz gereken besinleri anlattı.

 

1- Kükürtlü sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin

 

Tüm sebzeler antioksidan içerikleri sayesinde kansere karşı koruyucu özelliğe sahipler. Özellikle de keskin kokusu ve tadı ile bilinen brokoli, karnabahar ve lahana gibi kükürtlü sebzeler anti-kanser özellikleriyle ön plana çıkıyor. Yapılan çalışmalar, bu sebzelerin içerdikleri glukozinolat adı verilen bileşik sayesinde, çeşitli organlarda kanseri durdurucu etkiye sahip olabileceğini göstermiş. Bu nedenle; özellikle mevsiminde bu sebzeleri sofranızdan eksik etmemeye özen gösterin.

 

2- Günde 1 tatlı kaçığı zerdeçal

 

Zerdeçal kendisine sarı-turuncu rengini veren kurkumin sayesinde eklem iltihaplanması ve kalp hastalıkları gibi birçok farklı hastalık türüne karşı kullanılabiliyor. Kanser hücrelerinin de büyümesini ve yayılmasını engellediği düşünülen zerdeçalı günde 1 tatlı kaşığı kadar kullanabilirsiniz. Zerdeçalı; salata, yoğurt ve çorbalara ekleyebilir ya da yemekleri pişerken az miktarda yağ ile çevirerek tüketebilirsiniz.

 

3- C vitamininden zengin beslenin

 

Antioksidan vitaminler grubundan olan C vitamininin yetersiz alınmasının kanser oluşumu ile ilgili olabileceği düşünülüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz her gün portakal ve greyfurt gibi turunçgiller, domates ile biber gibi sebzelerin herhangi birini beslenme listenize mutlaka eklemeniz gerektiğine dikkat çekiyor.

 

4- Balığı doğru tüketin

 

Genel sağlığımız üzerine birçok olumlu etkisi olduğunu bildiğimiz balık, meme kanserinden korunmada da olmazsa olmaz yiyeceklerden biri. Ancak, balıktan maksimum yarar sağlamak için bu formülü uygulamasınız: Haftada en az 2 kez balık tüketmeli, ızgara veya buğulama gibi doğru pişirme yöntemi uygulamalı, füme şeklinde olan işlenmiş balıkları tercih etmemelisiniz.

 

5- Zeytinyağı tüketin

 

Zeytinyağı içerdiği E vitamini sayesinde hem kanser oluşumunu engelliyor, hem de bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yağ tercihinizi zeytinyağından yana kullanarak bu olumlu etkilerden faydalanabilirsiniz. Ancak, bir besin ne kadar sağlıklı olursa olsun porsiyon kontrolü yapmanın önemli olduğunu unutmayın ve zeytinyağı kullanım miktarlarınızı gözden geçirin.

 

6- Kurubaklagilleri unutmayın

Meme kanserinden korunmak için normal vücut ağırlığında olmak önemli. “Kuru baklagiller bu noktada bizlere yardımcı olan yiyeceklerin başında geliyor. “ diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz sözlerine şöyle devam ediyor: “Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller içerdikleri posa sayesinde kan şekerinin dengelenmesine yardım ediyor ve tokluk süresini uzatıyor. Aynı zamanda bitkisel protein kaynağı olan bu grubu haftada 2-3 kez ister sıcak bir sulu yemek olarak isterseniz salatalarınıza haşlanmış şekilde ilave ederek tüketmenizde fayda var.“

7- Sarımsağı çiğ yiyin

 

Bilimsel çalışmalar, sarımsağın kalp, damar hastalıklarından koruyucu, bağışıklığı güçlendirici, ve kanserden koruyucu olduğunu gösteriyor. Bu olumlu etkileri ”allisin” adı verilen bir bileşen sayesinde oluyor. Allisinin etkinliği için sarımsağın ezilip, çiğ yenilmesi gerekiyor. Sarımsağı yemeklerle birlikte pişirmek yerine ezerek pişen yemeğe sonradan eklemeyi deneyebilirsiniz.

 

Yazı: Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz

 

Acıbadem Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Meme Vakfı Genel Koordinatörü Violet Aroyo’nun oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, meme kanserinde yanlış bilinen 25 konu hakkında açıklamalar yapıldı.

 

Her 6 ayda bir meme ultrasonografisi yaptırıyoruz. Mamografiye gerek yok, mamografi ışınları kanser yapıyor

 

Meme kanserinin erken teşhisinde ana yöntem mamografidir, diğer yöntemler mamografinin yardımcısı olabilirler.

 

Kadınlara 40 yaşın altında mamografi çekilmesi yanlıştır

 

Eğer kişinin şikayeti yoksa tarama mamografisini 40 yaşın altında yapmıyoruz. Ancak kişinin ailesinde risk varsa, meme başından akıntı geliyorsa, memede kitle gibi bulgular varsa erken yaşta da olsa mamografi yapılabiliyor.

 

Meme MR’ı çektirince mamografi çektirmeye gerek yoktur

 

Meme MR’ı çok hassas bir tetkiktir. Ancak meme MR’ı ve mamografi birbirini tamamlayan, birbirinin yerine geçmeyecek tetkiktir. Bu nedenle her yıl mamografi yaptırılmalıdır. Çünkü meme kanserinin birden fazla türü vardır. Meme kanserini 9 mm’nin altında yakalarsak tedavi etme şansımız yüzde 98 oranındadır. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemlidir.

 

Meme kanseri tek tiptir, yaşlılarda daha yavaş seyreder

 

Herkesin kanseri kendisine özeldir, kendisine aittir. Yapılan araştırmalara göre meme kanserinin yeni tipleri bulunmaktadır. Yaşlılarda yavaş seyrettiği doğru değildir, yavaş seyreden türleri de vardır, hızlı seyreden türleri de.

 

Meme kanseri ameliyatı sırasında yapılan incelemede lenf bezi temizse sonuç kesindir

 

Az miktardaki kanser hücresi ameliyat sırasındaki incelemede yüzde 10-15 oranlarında görülemeyebilir. Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonucunda kesinleşir.

 

Mamografi ve biyopsideki tümör boyutları aynıdır

 

Mamografi kanserin bulunduğu bölgeyi gösterir. Biyopsiden elde edilen sonuçla mamografiden elde edilen sonuç aynı olmayabilir. Mamografide elde edilen sonuçların çoğu zaman kanserle ilgisi olmayabilir.

 

Şeker kanser dokusunu büyütür

 

Kanser hücreleri vücuttaki normal hücrelere göre daha fazla şeker tüketir, bu bilimsel açıdan bir gerçektir ve doğrudur. Ancak şeker tüketmek, kanseri tetikler veya hızlandırır diye bilimsel bir gerçeklik yoktur.

 

Kemoterapi bağışıklığı çökertir

Vücudun bağışıklık sistemi ikiye ayrılır:

 

  • Kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu sistem.

 

  • Basit bağışıklık hücrelerinin bulunduğu sistem.

 

Kemoterapi kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu bağışıklık sistemine zarar vermez. Basit bağışıklık hücrelerine zarar verir.

 

Bağışıklık sistemini iyi beslenerek güçlendirmek mümkündür

 

Bağışıklık sisteminin ilaçlarla baskılanmasına karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Mantar yesek bağışıklığımız güçlenir mi diye sorular soruluyor. Bu alanda besinlerin etkisiyle ilgili birçok bilimsel çalışma yapılıyor. Ancak tek başına bir besinin bağışıklığı güçlendirdiğine ilişkin bilimsel bir veri yok.

 

Kemoterapi sonrasında çıkan saçları boyatmak kanserin nüks etmesine yol açar

 

Bu alanda çok bilimsel araştırma yapıldı. Ancak saç boyatmanın nüksü artırdığına ilişkin bir sonuç bulunamadı.

 

Meme kanseri olanlar doğuramaz

 

Eğer bir kadına meme kanseri tanısı konulmuşsa erken dönemde doğurmasına izin verilmiyor. Ancak uzun bir dönemi hastalıksız olarak geçirebildiyse, bu yapılan testler ile de doğrulandıysa doktorunun izniyle gebeliğe izin veriliyor. Ya da genç hastalar sözkonusu olduğunda, yumurta hücreleri ve yumurta dokusu saklanabiliyor.

 

 

Memenin tamamen çıkarılması kanserin sıçramasını önler

 

Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, meme koruyucu cerrahi ve memenin tamamen çıkarılması arasında, hastalığın nüksü bakımından fark yok. Meme tamamen çıkarılsa da hastalık nüksedebiliyor. Göğüs duvarında ya da başka organlarda nüks oluyor.

 

Tamamlayıcı tıptan fayda görülmez

 

Tamamlayıcı tıp ot, çöp kaynatmak değildir. Yoga, meditasyon, sanatla uğraşmak, hobi edinmek hastalar için son derece faydalıdır. Kanseri yenmiş kişilere biz daima uğraş edinlerini öneriyoruz. Spor yapmalılar, beslenmelerine dikkat etmeliler. Kilo almak, östrojeni artırıyor, bu da kanser riskini artırıyor. Kiloyu korumak için günde tempolu olarak 45-60 dakika arasında spor yapılmasını öneriyoruz. Unutmayın ki vitrin bakarken yürümek spor olmuyor, tempolu olması gerekiyor.

 

Kanser taramasında PET-BT yüzünden fazla radyasyon alınıyor

 

BT nedeniyle radyasyon ışını verildiği doğrudur. BT kanserin yerini belirlemede kullanılıyor. PET – BT gerçekten gerekliyse radyasyondan korkmak gereksizdir.

 

Radyoterapi süresince banyo yapılmamalıdır

 

Yıkanmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Aksine duş almaya devam edilebilir. Ancak tahriş edici ürünler kullanılmamalı, lif, kese yapılmamalıdır. Bebe sabunu veya bebe şampuanı kullanılmalıdır.

 

Radyoterapi süresince küçük çocuklarla temas etmek radyasyon bulaştırır

 

Radyoterapi sırasında radyasyon belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak veriliyor. Örneğin ışını göğüs duvarına veriyorsak yumurtalıklara etkisi olmuyor. Radyoterapi bitince korkmadan çocuklarınıza, torunlarınıza sarılabilirsiniz. Çünkü radyasyonu eve götüremezsiniz.

 

Silikon taktırmak kanser riskini artırıyor

Uzun yıllardır silikonun etkileri üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bunların sonuçlarına bakıldığında, memeye estetik amaçlı olarak silikon taktırmanın kanser yaptığına ilişkin bir bulguya rastlanmadı.

 

Meme kanseri ameliyatından sonra iki yılı tamamladım, risk geçti

 

Meme kanseri aslında çok farklı klinik seyri olan bir hastalıklar grubudur. Aksine ameliyattan sonraki ilk 2 yıl tekrarlama riski yüksektir. Bu nedenle üç ayda bir kontrol yapılmalıdır. İlk 2 yıl yapılan takip çok önemlidir, aksatılmamalıdır.

 

 

İleri yaşta tüp bebek yaptırmak meme kanseri riskini artırır, psikolojik travmalar hastalığa yol açar

 

Eğer kişide meme kanseri riski varsa, birden fazla tüp bebek denemesi nedeniyle alınan ilaçlar ve yoğun psikolojik zorlanmalar hastalığa zemin hazırlayabilir. Büyük acılar çekmek tek başına kanser için neden değildir. Öyle olsaydı deprem enkazında çocuklarını kaybeden tüm kadınların kanser olması gerekirdi. Bu tür olaylar direkt etkili değildir.

 

Paraben içerikli kozmetikler, antiperspirant deodorantlar kanser yapar

 

Paraben içerikli kozmetiklerin kanser yaptığı ya da terlemeyi önleyici antiperspirant deodorantların kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bulgular yoktur. Talk pudrası içeren deodorantları deneyimsiz hekimler, memede mikrokalsifikasyon olarak değerlendirebilir. Ama alanında deneyimli hekimler bunun kanser odağı olmadığını kolaylıkla anlar.

 

Her yıl mamografi yaptırmaya rağmen kanser çıkar

 

Meme kanseri eğer ele geliyorsa 8-10 yaşındadır. Yani 15-17 mm civarındadır. Tüm bu taramalarla ana amaç, ele gelmeden yakalamaktır. Bu nedenle tutabileceğimiz balıkların peşinden koşuyoruz. Tümör mamografinin görüntüleme alanı dışında kalıyorsa atlanabilir. Ancak hekim böyle bir şüpheyle ek incelemeler yaparak kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.

 

Kemoterapi sırasında saç boyatılmaz, zararlıdır

 

Eğer kötü bir saç boyası kullanılırsa saçlar dökülebilir. Çünkü sindirim sistemi tümörleri ve metastazlarda kullanılan bazı ilaçlar vardır. Bunların etkisiyle zaten saçlar dökülür bir de kötü boya bu dökülmeyi artırır. Kına yapılmasını önerebiliriz, besleyici etkisi vardır. Organik boyayla boyayabilirler.

 

Lazer epilasyon kanser riskini artırır

 

Lazer epilasyonun kansere yol açtığı ya da riski artırdığına dair bilimsel bir araştırma sonucu yoktur.

 

Meme alındıktan sonra silikon takılması zararlıdır

 

Artık tüm dünyada meme kanseri nedeniyle tüm meme alınırken (mastektomi ameliyatı yapılırken) aynı seansta meme silikonu da takılabilir. Hastaya bir zararı yoktur.

 

Yazı: Prof. Dr. Cihan Uras

 

Meme kanseri ile ilgili bunları yanlış biliyorsunuz!

 

1- Antiperspiranlar meme kanserine neden oluyor

Doğru değil. Antiperspiranların meme kanserine neden olduğuna dair hiçbir bilimsel bulgu yok. Meme kanseri hastalarının doku örnekleri üzerinde bazı çalışmalar yapıldı ve bazı durumlarda, ter önleyiciler ve bazı tümörlerde parabenler bulundu. Ama antiperspiranlar ve meme kanseri başlangıcı arasında net bir bağlantı kurulamadı. Deodorantınızdan vazgeçmek zorunda değilsiniz.

 

2- Ailemde yoksa bende de olmaz

Doğru değil. Kadın, erkek, meme dokusu olan herkes meme kanseri riski taşır. Bu risk kadınlarda daha yüksektir. Artan yaşla daha da yükselir. Eğer aile geçmişinde meme kanserine yakalanan birisi olduysa, daha dikkatli olmalı ve rutin doktor kontrollerini ihmal etmemelisiniz.

3- Meme kanseri tanısı ölüm fermanı demektir

Doğru değil. 20-25 yıl öncesine göre, erken teşhis edilen meme kanseri vakalarının iyileştirilme şansı oldukça gelişmiştir. Bugün teşhis konulan kadınların yüzde 80’i, teşhisten sonra en az 5 yıl hatta çoğu daha da uzun süre yaşıyor. Kanser yayılıyor olsa bile, yeni tedavi yöntemleri ve terapiler kaliteli bir yaşam sürdürmeyi kolaylaştırıyor. Yine de erken teşhis çok önemli.

4- Sadece yaşlı kadınlar meme kanserine yakalanır

Doğru değil. Meme riskine yakalanma riski yaşla beraber artsa da genç kadınlar da bu riski taşır. 40 ile 59 yaş arasında risk yüzde 4 artar ve 60 ile 79 yaş arasında ise yüzde 7 artar. Sağlıklı bir hayat tarzı sürdürmek sizi koruyacaktır.

5- Doğum kontrol hapları meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Eskiden doğum kontrol haplarında daha yüksek dozda hormon olurdu ama bugünkülerde östrojen ve progesteron hormonlarının oranı çok daha az. Konuya dair endişelerinizi doktorunuza yönelteceğiniz sorular ile giderebilirsiniz.

 

6- Yüksek yağ oranlı beslenme meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Konuya dair pek çok araştırma yapılmış olsa da yüksek yağ oranlı beslenme ve meme kanseri arasındaki bağ ispatlanmış değil. Aşırı vücut ağırlığı daha çok östrojen üretimine sebep olur ki yumurtalıklarınız hali hazırda gerekli olan kadarını üretmektedir. Bu ekstra östrojen yüklenmesi bazı göğüs tümörlerine sebep olabilir. Sonuçta az yağ oranlı beslenme tüm sağlığınız için çok daha iyidir.

7- Ailemde meme kanserine yakalanan var, ben de kesinlikle yakalanacağım

Doğru değil. Siz eşsiz bir insansınız ve vücudunuz kalıtsal niteliklerin bir araya gelmesinden oluşur. Meme kanseri genleri için test yaptırmış olsanız bile, genel sağlığınızın kontrolünü de elinizde tutmalısınız. Sağlıklı bir beslenme, sigara içmemek, dozunda alkol, düzenli egzersiz riski en aza indirecektir.

 

8- Çocuk sahibi olmak ve emzirmek meme kanserine yakalanmamak için garantili korumadır

Doğru değil. 30 yaşından önce en az 2 kez doğurmak ve emzirmek meme kanseri riskini büyük oranda azaltsa da korunmak için garantili bir yöntem değildir. Sağlıklı bir yaşam ve düzenli kontroller yine de ihmal edilmemelidir.

9- Sütyenler meme kanserine sebep olur

Doğru değil. Sütyen keşfedilmeden önceki tarihte de kadınlar göğüs kanserine yakalanıyordu. Amerikan Kanser Topluluğu’na göre, hiçbir giyim ürünü, sütyenler dahil, göğüs kanserine sebep olmuyor.

10- Cerrahi operasyonlar meme kanserinin yayılmasına neden olur

Doğru değil. Bu söylentinin kökleri cerrahların mikrop teorisi hakkında çok fazla bilgisi olmadığı ve cerrahi ekipmanların hijyenine dikkat edilmediği döneme denk geliyor. Üç yüz yıl önce, çok az hasta meme kanseri operasyonlarından sonra hayatlarına devam edebiliyordu ama bu operasyonun kanserin yayılmasına sebep olmasından kaynaklanmıyordu. Enfeksiyonlar çok yaygındı, kan kaybı kontrolü zordu ve modern tıp teknikleri yoktu. Metastaz düzgün tespit edilemiyordu ve bu yüzden kanser operasyondan önce yayılırsa, doktor onunla verimli şekilde savaşamıyordu.

Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

 

Memede ele gelen her kitle kanserdir

 

Yanlış. Memede elimize gelen her sertlik kansere işaret etmez. Bu kitlelerin büyük çoğunluğu iyi huylu çıkmaktadır. Memedeki her 10 kitleden 8’i iyi huyludur; yani kanser değildir. Özellikle ayın belli dönemlerinde ele gelen sertlikler, hassasiyet ya da ağrı olabilir. Bu duruma “fibrokistik meme değişiklikleri” denilmektedir. Bunlar normal değişikliklerdir. Menopozda olup hormon alanlarda da görülebilmektedir. Aylık meme muayenesi yapılarak bu değişiklikler kolaylıkla tanınabilir. Her kadın kendi meme yapısını tanıyabilmesi için düzenli olarak kendi kendine her iki memesini kontrol etmelidir.

 

Kanser saç kaybına yol açar

 

Yanlış. Kanserin kendisi hiç bir zaman saç kaybına yol açmaz. Tedavide kullanılan ilaçlar ve yöntemler nedeniyle saç dökülmesi görülebilir. Ancak meme kanseri tedavisinde giderek daha çok yaygınlaşan “akıllı ilaçlar” ile artık saç kaybı görülmemektedir.

 

Mamografiden alacağım radyasyon meme kanserine neden olabilir

 

Yanlış. Mamografi kanserin yayılmasına neden olmamaktadır; aksine erken teşhisini sağlayarak, hastalığın bölgelere yerlere yayılmadan tedavi edilme şansını sağlamaktadır. Kanser tedavisinde erken teşhis esastır. Hastalığın diğer organlara ilerlemeden tedavi edilmesi başarı şansını artırır. Mamografi çekilmesi de meme kanserinin erken evrede yakalanmasını sağlar. Yıllık olarak yapılması ile aşırı radyasyon alınmaz. Ayrıca mamografi çekimi sırasında memeye uygulanan sıkıştırma işlemi de kanser gelişmesine yol açmaz.

 

Meme kanseri bulaşıcıdır

 

Yanlış. Hiçbir kanser bulaşıcı değildir. Bir ailenin birçok bireyinde kanser görülmesi bu yanlış düşünceye sebep oluyor olabilir. Kişi kanser hastalığını başka bir kimseye bulaştıramaz. Ancak rahim ağzı (serviks), karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır.

 

Koltuk altı koku gidericiler meme kanserine yol açar

 

Yanlış. Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltuk altı ter ve koku gidericiler ile meme kanseri gelişim riski arasında bir ilişki bulunmamıştır. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmacılarına göre de bu konuda yeterli bir kanıt yoktur.

 

Meme kanseri sadece kadınlarda görülür, erkeklerde görülmez.

 

Yanlış. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 8-10 kadından birinde meme kanseri görülür ve yaş ilerledikçe gelişme riski artar. Erkeklerde meme kanseri nadir de olsa görülmektedir. Yaklaşık olarak her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülür. Kadınlardaki belirti ve bulgular ile aynı olmakla beraber; bu konunun farkında olunmaması nedeni ile erkeklerde meme kanseri genellikle ileri evrede tanı konulmaktadır.

 

Yazı: Prof. Dr. Gökhan Kandemir

Meme kanseri tedavisi

 

Koç Üniversitesi Hastanesi uzmanlarından Dr. Fatih Selçukbiricik, kadınlarda görülen kanser türlerinin yüzde 26’lık kısmını oluşturan meme kanseri riskinin 40 ila 50’li yaşlarda en yüksek seviyede olduğuna dikkat çekiyor. Hastalığın risk faktörlerini cinsiyet ve yaş, aile öyküsü, genetik faktörler, diyet, obezite, hormonal faktörler, üreme faktörleri ve çevresel faktörlerin yanı sıra daha önce yaşanan meme kanseri öyküsü olarak sıralayan Selçukbiricik konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor: “Memede kitle, meme ağrısı, çukurlaşma, kalınlaşma, çekinti, ülserleşme, kızarıklık gibi cilt değişiklikleri, düzleşme, ters dönme, çekilme, kanama ve/veya akıntı, pullanma ve egzema benzeri lezyonlar gibi meme başı değişiklikleri ve koltuk altında kitle ya da kolda ödem gibi lenf bezlerinin tutulumuna bağlı değişiklikler hastalığın belirtileri olabilir. Klinik muayene, görüntüleme yöntemleri ile inceleme ve biyopsi değerlendirmesi meme kanseri şüphesi olan hastaların yüzde 95’inde güvenli bir tanı sağlayacaktır.”

 

Meme kanserinin tedavisinde; cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ve hormonoterapi tedavileri uygulanmaktadır. Ancak meme kanserinin esas tedavisi eğer çıkarılabilecekse cerrahi tedavi oluşturmaktadır.

 

Meme kanserinde cerrahi tedavi

 

Meme kanserinde birden fazla ameliyat yöntemi mevcuttur. Yapılacak ameliyata türüne; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tümörün boyutu, yerleşimi, meme boyutu ve yapısı, ameliyat sonrası tedaviye uyumun ve tabi ki de beklentiler göz önünde bulundurularak karar verilmektedir. Bir kişi için birden fazla ameliyat seçeneği olabilmektedir.

 

Yapılan ameliyatların çoğunluğu, ya memenin tamamen alınması ya da meme krunarak tümörün uzaklaştırılmasıdır. Meme koruyucu cerrahi; lumpektomi, kadranektomi, segmental mastektomi ya da kısmi (parsiyel) mastektomide denilmektedir. Bu yöntemde ameliyat, tam tümörün üzerine denk gelen bölgeye yapılan kesiyle gerçekleştirilmektedir. Tümör, etrafındaki bir miktar sağlam sınırlı meme dokusuyla beraber çıkartılmaktadır. Bu tedavide amaç tümörlü dokuyu uzaklaştırırken, estetik olarak geride sağlam dokunun kalmasını sağlamaktır.

 

Son zamanlarda yapılan klinik çalışmalar meme koruyucu cerrahi tedavinin, memenin tümünün alınması ile yapılan cerrahi tedaviden farkının olmadığını ortaya koymuştur. Yani her iki uygulamanın birbirine bir üstünlüğü gösterilememiştir. Meme koruyucu cerrahinin yapılmaması gereken durumlar, daha önce meme veya göğüs duvarına radyoterapi uygulanmış olması, mamografiden yaygın hastalıktır.

 

Cilt-koruyucu mastektomi giderek daha sık kullanılmaya başlanan bir cerrahi tekniktir. Meme başı-areola kompleksi etrafından kesi yapılarak meme dokusu çıkarılır, meme cildi korunur ve rekonstrüksiyon uygulanır. Cildin ve meme altı kıvrımının korunması kozmetik açıdan daha iyi bir sonuç sağlamaktadır.

 

Mastektomi ise, meme dokusunun tamamının alınması ameliyatıdır. Meme boyunca kesi yapılarak, meme cildinin büyük bir kısmının ve tüm meme dokusu çıkartılması esasına dayanır. Meme koruyucu cerrahiye uygun olmayan hastalarda mastektomi yapılır. Sıklıkla birden fazla tümörü olan hastalara ya da memesi küçük olduğu için korunmaya uygun olmayan hastalara uygulanır. Meme koruyucu cerrahiden farklı olarak, erken evre hastalıkta uygulandığında ameliyattan sonra eğer koltuk altına hastalık geçmemişse radyoterapi verilmez.

 

Meme kanserinde radyoterapi

 

Radyoterapi meme kanserli hastada kanserin cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra tek başına veya kemoterapi ile birlikte yapılan bir tedavi şeklidir. Radyoterapi sadece hastalıktan etkilenen bölgeye genişce uygulanır. Memenin korunarak alındığı tüm hastalarda hastalığın bölgesel yinelemesini önlemek için ve meme kanserine bağlı ölümü azaltmak için radyoterapi yapılmalıdır. Hastalığın tedavi süresi 3-5 hafta kadar sürmektedir.

 

Radyasyon bir enerji şeklidir ve yaşamımız boyunca güneş ışınları, radyo dalgaları, mikrodalga, cep telefonu ve televizyon yayınları gibi çeşitlilik gösteren, düşük enerjileri nedeniyle kalıcı ve zararlı etkilerinin oldukça az olduğu bilinen birçok doğal ya da yapay iyonizan olmayan radyasyona maruz kalmaktayız.

 

Radyoterapi ise yüksek enerjili X ışınlarını kullanarak çevre normal dokularda en az hasarı oluştururken, hedef bölge içinde kanser hücrelerini yok eden tedavi şeklidir. Meme kanserindeki radyoterapi, tümörün çıkartıdığı bölgede, göğüs duvarında veya memenin geri kalanında hastalığın geri gelme olasılığını azaltmaktadır.

 

Radyoterapi; eğer gerekiyorsa, kemoterapinin bitmesini izleyen 3-4 hafta içinde başlamalıdır. Kemoterapinin uygulanmadığı durumlarda ise radyoterapi, cerrahiden sonraki 3-4 hafta içinde uygulanmaya başlayacaktır. Eğer kısmi meme ışınlama yapılacaksa cerrahiden sonraki hafta ya da üç hafta içinde uygulanmaktadır.

 

Meme kanserinde kemoterapi

 

Meme kanserinde cerrahi sonrası yineleyen hastalarda mikroskopik metastaz olduğu bilinmektedir. Bu durumu önlemek amacıyla hastalara cerrahi sonrasında yada öncesinde kemoterapi verilebilmektedir. Kemoterapi, hücrelerin büyümesini ve bölünerek çoğalmalarını durdurmak yoluyla kanseri yok etmeyi hedefleyen ilaç tedavisidir. Kemoterapi, adjuvan tedavi şeklinde yapılabilir. Adjuvan kemoterapinin temel amacı olası mikrometastatik hastalığın cerrahi sonrası erken dönemde ortadan kaldırılarak olası nükslerin engellenmesi ve böylece sağkalımın uzatılmasıdır. Kemoterapi ayrıca neoadjuvan tedavi (tümörü küçültmek amacıyla, cerrahiden önce verilmesi) olarak ta uygulanabilir. Ayrıca metastatik (başka organlara yayılmış) veya tekrarlayan meme kanserinde de uygulanmaktadır.

 

Sistemik kemoterapi çoğunlukla kan damarı yoluyla veya ağızdan hap şeklinde verilebilir.Kemoterapi haftada bir, iki haftada bir, üç hafta veya dört haftada bir verilebilir. Verilecek kemoterapiye karar verilirken, hastalığın evresine ve tümörün biyolojik kimliğine göre ilaç seçimi yapılmaktadır. Tedaviler tek seferde veya kombine şekilde olmaktadır.

 

Kemoterapi için hastalığın tipi, evresi, koltuk altı lenf durumu, uzak organ metastazının varlığı ya da yokluğu gibi parametreler değerlendirilmektedir. Amaç hastalığın yinelemesini önlemektir. Ayrıca hormon reseptörü barındıran hastalarda kemoterapi sonrasında ise 5-10 yıl süreli hormonal tedaviler verilebilmektedir.

 

Kemoterapinin yan etkilerine gelince; kişiye, kullanılan ilaca ve ilacın dozuna göre değişebilir. Genel olarak yorgunluk, enfeksiyon riski, ateş, bulantı,, kusma, saç dökülmesi, iştahsızlık, ağız yarası, kabızlık ve ishal sayılabilir. Adet düzensizlikleri ve bazen de erken menopoza yol açabilir. Doğurganlıkta bozulmalar görülebilir. Genellikle tedavinin bitiminde yan etkiler de kaybolur. Nadiren kalp ya da sinir hasarı gibi uzun dönem etkileri olabilir. Bazen tek seferde bir ilaç yapılırken bazen farklı ilaçlar birlikte verilebilir.

 

Yazı: Dr. Fatih Selçukbiricik

Meme koruyucu ameliyatlar nelerdir?

 

Neolife Tıp Merkezi Genel Cerrahı Op. Dr. Hamdi Koçer’den meme koruyucu ameliyatlar hakkında bilgiler aldık.

 

Yıllar önce meme kanseri ameliyatları sadece memenin alınması ve koltukaltı lenf bezlerinin temizlenmesi şeklinde yapılıyordu. Ancak günümüzde tümör henüz küçük boyutlardayken ve memenin tamamının alınmasına gerek kalmadan ameliyatla kolayca çıkartılabiliyor. Bu ameliyatı takiben hastalar ertesi gün taburcu oluyor ve günlük yaşamlarına hızla geri dönüyor.

 

Radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi gibi tedavi yöntemleri cerrahinin başarısını artırırken, sınırlarını da azalttı. Böylece eskiye oranla çok daha az sağlam doku çıkartarak, en güvenli operasyonları yapmak mümkün hale geldi. Kişinin meme hacmine ve tümörün yerleşimine göre memenin bir kısmı herhangi ciddi bir kozmetik sorun çıkarmadan alınabiliyor. Meme koruyucu cerrahi için tümörün evresi, şekli, biçimi ve yaygınlığına bakarak, çok ileri yaşta bir hastanın memesinin bile korunması mümkün. Üstelik bu ameliyatlardan 1 gün sonra kişi taburcu oluyor ve hızlı bir şekilde günlük yaşamına uyum sağlıyor.

 

Meme koruyucu ameliyatlar kimlere uygulanabilir?

 

Meme koruyucu ameliyatlarda önemli olan tümörün erken dönemde fark edilmesi ve hastalık meme içinde sınırlıyken tedaviye başlanmasıdır. Meme koruyucu ameliyatlar herkese uygulanabiliyor; ancak bazı durumlarda onkolojik prensipler açısından zorluklar meydana gelebiliyor. Örneğin, tümör meme başına çok yakın ise, tümör çıkarılırken meme başının da çıkarılması gerekebiliyor.

 

Bu durumda memeyi korumak estetik açıdan çok iyi sonuç vermeyebiliyor. Yine memenin çok küçük ve tümörün nispeten büyük olduğu durumlarda, meme koruyucu ameliyat sonrası yeterli meme dokusu kalmayabiliyor ve estetik açıdan kişi mutsuz olabiliyor. Bu noktalar hakkında kişiler, operasyon öncesi bilgilendirildiğinde meme koruyucu ameliyat yerine aynı seansta rekonstrüksiyon seçenekleri düşünülebiliyor.

 

Özellikle erken evre tümörlerde bu şekilde radyoterapi ihtiyacı da ortadan kalkmış oluyor. Tümörün birden fazla noktada bulunduğu durumlarda da, meme koruyucu ameliyatlar uygulanamıyor. Bu noktalar meme içinde yaygın veya birbirine çok uzak ise meme koruyucu ameliyatlar olanaksız hale geliyor. Bu gibi durumlarda en iyi çözüm olarak, memenin tamamının alınmasını takiben aynı seansta veya 1 yıl içinde yeni meme rekonstrüksiyonu yapılması öneriliyor.

 

Yazı: Op. Dr. Hamdi Koçer

Meme kanserine karşı bitki çayı

“Fagonia cretica” (bakire örtüsü)olarak bilinen bitkiden yapılan çayların, meme kanseri hastalarında tümörlü hücreleri öldürdüğü ortaya çıktı.

İngiliz bilim adamları, Latince adı fagonia cretica (bakire örtüsü) olarak bilinen bitkinin meme kanserine karşı savaştığını iddia etti. Bu bitkiden yapılan çayların, meme kanseri hastalarında tümörlü hücreleri öldürdüğü ortaya çıktı.

 

Bilim adamları bazı ülkelerde tıbbi çay olarak kullanılan bitkilerle ilgili deney gerçekleştirdi. Test tüplerine yerleştirilen tümörlerin bu bitkinin suyuyla karşılaştığında etkisiz hale geldiği ortaya çıktı. Uzmanlar bitkinin, Pakistan’daki bazı bölgelerde, meme kanserine yakalanan kadınlara içirildiğini ve çok uzun yıllardır alternatif tıpta kullanıldığını belirtti.

 

İngiltere’de Aston Üniversitesi uzmanları da bitkinin Pakistan, Hindistan, Afrika ve Avrupa’nın bir kısmında olduğunu ve laboratuvar testlerinde meme kanserine yol açan tümörü 24 saat içinde öldürdüğünü ifade etti.

 

Erken tanı meme kanseri tedavisinde başarının birinci şartını oluşturuyor. Bu nedenle hayat kurtaran erken tanı yöntemlerini bilmek ve ihmal etmemek büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Radyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ergin Sağtaş meme kanseri tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri mamografi ve ultrasanografi hakkında bilgi verdi.
“Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür ve kadınlarda kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır.” Kanserin tanı ve taramasında kullanılan mamografi için “Memenin filmini çeken özel bir cihazdır. Çekim sırasında düşük doz x-ışını kullanılmaktadır.” diyerek ultrasanografi gibi diğer tanı yöntemlerinin genellikle mamografiyi tamamlayıcı olarak kullanıldığını belirtti.


40 yaşından sonra 1 ya da 2 yılda bir mamografi yaptırın!

Mamografi meme kanserinin erken tanısında “altın standart” olarak kabul edilmektedir. Ve tarama amaçlı yapılan mamografi ile hedefin hiçbir yakınması olmayan ve muayenede ele gelmeyen kitlelerin tespit edilmesi olduğunu vurgulayarak şu bilgiler verildi: “Bu sayede tümör erken evrede yakalanabilmekte ve hastanın tedavi şansı artmaktadır. Tarama mamografisinde incelemeye başlama yaşı konusunda farklı görüşler bildirilmekle birlikte, risk faktörü bulunmayan kişilerde 40 yaşından itibaren 1 ya da 2 yılda bir kez mamografi çekilmesi önerilmektedir. Daha genç yaşlarda tarama ise ailesi ve yakın akrabalarında meme kanseri saptanan ve yüksek risk grubundaki kadınlarda uygulanabilir. Meme dokusunun yoğunluğu nedeniyle genç bayanlara ek olarak ultrasonografi incelemesi de yapılmalıdır.”

Mamografide dijital dönem…

Görüntüleme yöntemlerindeki teknolojilerin ilerlemesiyle dijital mamografinin, hızla klasik mamografinin yerini aldı. Böylelikle klasik mamografiden farklı olarak görüntülerin dijital ortamda elde edilebildiği belirtidi ve dijital mamografinin avantajlarını şu şekilde anlatıldı: “Dijital mamografi ile hem daha kısa sürede çekim tamamlanmakta hem de yanlış doza bağlı tekrar çekimler önlenebilmektedir. Bunun yanı sıra daha yüksek görüntü kalitesi elde edilebilmekte ve küçük lezyolar ve milimetrik kireçlenme odakları (mikrokalsifikasyon) daha kolay tespit edilebilmektedir. Ayrıca elde edilen görüntüler dijital ortamda saklanabilmekte ve taşınabilmektedir.”

 

Yazı: Uz. Dr. Ergin Sağtaş

 

Meme kanseri ölüme yol açması açısından da akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alıyor. Ancak endişe etmenize gerek yok, çünkü yaşam alışkanlıklarınızda alacağınız basit önlemlerle meme kanseri riskinden büyük oranda korunmanız mümkün. Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinden korunmanın püf noktalarını anlattı.

 

1- Formunuzu koruyun

İdeal kiloya sahip kadınların, fazla kilolu olanlara göre menopoz dönemi sonrası meme kanserine yakalanma riskleri daha az. Çünkü obez kadınlarda kandaki cinsiyet hormonları, insülin ve insülin büyüme faktörü 1, bel çevresi kalınlığını artırıyor. Bütün bu faktörler de meme kanseri açısından risk oluşturuyor. Yapılan araştırmalara göre; hormon tedavisi kullanmayan kadınlar menopozdan sonra 10 kilo veya daha fazla kilo verdiklerinde kilo vermeyenlere oranla daha az risk taşıyorlar.

2- Haftada en az 4 gün spor yapın

 

Düzenli olarak yapılan spor, kilo kontrolünü sağlıyor ve risk faktörü olan yüksek östrojen düzeyini dengeliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Çalışmalar, menopoz öncesi dönemde haftada en az 4 gün düzenli olarak spor yapmanın meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Menopoz sonrası dönemde düzenli olarak uygulanan spor, daha da önemli hale geliyor. Çünkü bu dönemdeki kilo alımı, östrojen düzeyini yükseltiyor ve meme kanseri riskini artırıyor.

 

3- Eti kısıtlayın, sebze ve meyveye ağırlık verin

 

Yağ içeriği yüksek besinler uzun süreli tüketildiklerinde kandaki östrojien düzeyleri yükseldiği için meme kanseri riski artıyor. Haftada 5 kez kırmızı et yenilmesiyle meme kanseri riskinde artış olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu nedenle meme kanserinden korunmak için kırmızı et tüketimini abartmayın. Günde 5-6 porsiyon sebze meyve tüketmeye de özen gösterin. Çünkü sebze ve meyveler içerdikleri antioksidan sayesinde meme kanserinin gelişme riskini yüzde 25 oranında azaltabiliyor.

 

4-Yağ tüketimini azaltın

 

Enerji alımını azaltıp, vücudunuzun yağ yüzdesini ideal seviyelerde tutarak meme kanseri riskini azaltabilirsiniz. Aldığınız total enerjinin sadece yüzde 20-25’inin yağdan gelmesine dikkat edin. Risk taşımıyorsanız bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.

 

5- Çocuğunuzu bol bol emzirin

 

Emzirme hem annenin hem de bebeğin kansere yakalanma riskini düşürüyor. Özellikle bebeğinizin büyümesinde bir sorun yoksa ve doktorunuz gerek görmüyorsa 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.

 

6- 30 yaşından önce anne olun

 

Yapılan araştırmalara göre; ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat artıyor. Bunun nedeni ise geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların memelerinin kanserojenik maddelerden daha fazla etkilenmeleri.

7- Sigarayı bırakın, alkolü sınırlandırın

 

Sigara kullanımı, meme kanseri dahil olmak üzere birçok kanserin gelişme riskini artırıyor. Ayrıca çalışmalar, her gün düzenli olarak 3 kadeh ve daha fazla alkol tüketenlerdeki meme kanseri riskinin tüketmeyenlere oranla yüzde 40 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise alkolün östrojen metabolizmasını etkilemesi ve risk faktörü olan östrojenin kandaki düzeyini yükseltmesi. Eğer alkol tüketmeniz gerekiyorsa günde 1 kadehle sınırlandırın.

 

8– Kadınlık hormonu ilaçlarından uzak durun

 

İleri yaştaki kadınlar, menopoz sonrasında başlanan hormon yerine koyma tedavileriyle (HRT) östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonları alıyorlar. Östrojenin yanı sıra progesteron da içeren kombine tedavilerin, sadece östrojen içeren tedavilerden daha riskli olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle tıbbi gerekçeler olmadan hormon kullanmayın.

 

9- Stresin esiri olmayın

 

Batı tarzı yaşamın vazgeçilmez unsurlarından bir olan stres, bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor. Bunun sonucunda meme kanseri riski artırıyor.

 

Yazı: Prof. Dr. Cihan Uras

Bartholin kisti nedir?

Bartholin kisti neden oluşur ve tedavi yöntemleri nelerdir? Prof. Dr. Faruk Buyru, Bartholin kisti hakkında bilmeniz gerekenleri anlattı.

Vajina girişinde şişlik, şişlikten kaynaklanan ağrı ve kızarıklık şikayetlerine sebep olan Bartholin kisti, birçok kadının yaşadığı sorunlar arasında yer alıyor. Üstelik tedavisinin ardından ne yazık ki bu kistin tekrarlama ihtimali var. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Tüp Bebek Koordinatörü Prof. Dr. Faruk Buyru, Bartholin kisti ile ilgili merak ettiğimiz soruları yanıtladı.

 

Öncelikle kist hakkında bilgisi olmayanlara kısaca anlatmak gerekirse… Bartholin kisti nedir?

Bartholin bezleri, vajina girişinde iki yanda bulunan bezelye büyüklüğünde organlardır. Bezler, 0.5 cm büyüklüğündedir ve yaklaşık 2.5 cm uzunluğunda bir kanalla vajina girişine açılırlar. Cinsel ilişkiyi kolaylaştıran, ilişki esnasında ağrı oluşmasını engelleyen vajinayı kayganlaştırıcı bir salgı oluştururlar. Normalde bu bezleri elle hissetmek mümkün değildir ancak özellikle enfeksiyon nedeniyle kist kanalı tıkandığında, bu kanal şişer ve 4-5 cm büyüklüğüne ulaşan bir kist halini alır.

 

Tıkanıklık dışında Bartholin kistinin nedenleri nelerdir? Ve kişi şişliğin Bartholin kistine işaret ettiğini nasıl anlar? Bartholin kistinin belirtileri nelerdir?

Bartholin kisti; bartholin bezinin salgıladığı sıvıyı vajinaya aktaran kanalın herhangi bir nedenden dolayı tıkanması sonucu gelişir. Sıvı boşalamayınca Bartholin bezinin içinde birikmeye başlar ve bunun sonucunda da Bartholin kisti oluşur. Bartholin kistinin nedeni kist kanalının tıkanmasıdır. Bu travma, tahriş veya enfeksiyona bağlı olarak oluşabilir. Olaya enfeksiyon da eklenirse abse halini alır. Tek taraflı veya her iki yanda kızlık zarının hemen dış kısmında şişlik en önemli belirtidir. Gerek kist, gerekse abse şiddetli ağrıya neden olur. Şişlik, kızarıklık ve ağrı en önemli belirtileridir. Ağrı o kadar şiddetlidir ki oturmak hatta yürümek bile çok ızdıraplıdır. Kist veya absenin olması durumunda cinsel ilişki mümkün değildir. Küçük kistler ilişkiye engel olmasa da, ilişki esnasında ağrı oluşur. Enfeksiyona bağlı olarak yüksek ateş, titreme, halsizlik de görülebilir.

 

Bartholin kistinin tedavi yöntemleri nelerdir? Tedavinin ardından bazı hastalarda bu kistin tekrar ettiğini biliyoruz. Peki Bartholin kisti neden tekrarlar? Tekrar riskini azaltmak için ne yapılmalıdır?

Küçük ve herhangi bir şikayete yol açmayan kistlerde tedaviye gerek yoktur. Her ne kadar enfeksiyon olsa da antibiyotikler tek başına yeterli değildir. Bu nedenle kist veya abse bir an önce boşaltılmalıdır. Lokal veya genel anestezi altında kist açılır ve içindekiler dışarıya akıtılır. Sadece boşaltma yeterli olsa da bu işlem sonrası tekrarlama riski daha fazladır. Önemli olan açılan kısmın tekrar kapanmamasıdır. Bu nedenle marsupiyalizasyon denilen, boşaltma sonrası kist ağzına dikiş konularak kanalın tıkanma riski azaltılabilir. Yine tekrarlama riskini azaltmak için kist içine alkol uygulaması, gümüş nitrat uygulaması da diğer tedavi seçenekleridir. Kist boşaltıldıktan sonra içine enjektörle alkol verilerek, kist içini döşeyen hücreler tahrip edilir. Aynı şeyi gümüş nitrat ile yapmak da mümkündür. Kist içine gümüş nitrat sürülerek kist duvarı tahrip edilir. Bu şekilde tekrarlama riski yüzde 10’un altına çekilebilir.

 

Word kateter denilen küçük bir hortumun kist içine yerleştirilip 4-6 hafta kadar tutulması da kanalın açık kalmasını sağlayarak tekrarlama riskini azaltır. Bu, ucunda şişirilebilir balonu olan bir hortumdur. Kist veya abse içeriği boşaltıldıktan sonra, bu hortum kist içine yerleştirilir. Ucundaki minik baloncuk şişirilerek dışarıya çıkmasına engel olunur. Kist iyice boşalıp iyileşinceye kadar hortum içeride tutulur. Kist iyileştikten sonra baloncuk boşaltılıp, hortum çıkartılır. Bezin tamamen çıkartılması pek tercih edilmez. Bez çıkartıldığı takdirde vajinal kuruluk problemi oluşabilir. Bu durumda cinsel ilişki esnasında ağrı oluşabilir. Ayrıca kistin çıkartıldığı yerde oluşabilecek hafif çöküntü görüntüyü bozabilir. Ancak sık tekrarlaması durumunda kistin çıkartılması düşünülebilir.

Bartholin kisti veya apsesinin tekrarlaması halinde ne yapılmalıdır?

Tekrarlaması halinde word kateter uygulaması, kist yatağına alkol veya gümüş nitrat uygulaması tercih edilebilir. Sadece kistin boşaltılması ile yüzde 30-40 olan tekrarlama riski bu yöntemlerle yüzde 10’un altına indirilebilir. Vajinal kuruluk ve cinsel ilişki esnasında ağrıya yol açabileceğinden derindeki bezin çıkartılması son çare olarak düşünülmelidir.

 

Jinekolojik muayene konusunda çekinen bireyleri düşünürsek… Bartholin kisti olan kişi tedavi yöntemlerine başvurmazsa ne olur?

Ağrı o kadar şiddetli olur ki oturmak, hatta yürümek bile çok zorlaşır. Bu durumda tedavi yapılmaması düşünülemez. Kist veya abse boşaltılarak hasta bir an önce rahatlatılmalıdır. Özellikle ileri yaşta ortaya çıkan Bartholin kistlerinde kanser olasılığı da akla getirilmelidir. Kanser riski çok düşük olsa da özellikle 40 yaş üstündeki kadınlarda biyopsi alınması düşünülmelidir. Kanser durumunda daha geniş kapsamlı cerrahi, lenflerin çıkartılması ve hatta radyoterapi gündeme gelebilir.

 

Bartholin kistine sahip hastaların yapması gerekenler nelerdir?

Bartholin kisti oluşumu hastanın davranışlarıyla çok ilgili değildir. Yine de genital hijyene dikkat edilmesi önerilir. Dış genital bölge temizliğinde pH değeri uygun sıvı sabunlar tercih edilmelidir. Abse oluşumu ise enfeksiyona bağlı olarak ortaya çıkar. Güvenli bir cinsel yaşam hem cinsel yolla bulaşan hastalıklardan hem de Bartholin enfeksiyonundan korunmak için ilke edinilmelidir. Küçük kistlerin fark edilip antibiyotik uygulanması abse oluşumunu engelleyebilir.

 

Röportaj: Dilay Argün

Meme kanseri ile ilgili bilmeniz gereken tüm bilgileri bir araya getirdik. İşte konunun uzmanlarından meme kanseri…

 

Meme kanseri nedir?

 

Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, meme kanserini tanımlıyor.

 

Meme kanseri özellikle kadınlarda görülen, meme hücrelerinin anormal derecede çoğalması ve kontrolsüz büyümesi ile gelişebilen bir kanser türüdür. Yaş ilerledikçe meme kanser riski artmaktadır.

 

Meme kanseri neden olur?

 

Meme kanserinde en önemli risk faktörü kadın olmaktır. Özellikle kadınlık hormonu olarak da bilinen östrojene maruz kalınma süresinin uzun olması meme kanseri riskini artırmaktadır. 12 yaşından önce adet görme, 55 yaşından geç menopoza girme östrojen hormonuna maruz kalma süresini artırmaktadır. Hiç hamile kalmamış kişiler için de risk mevcuttur. Doğurganlık çağında doğum kontrol hapları kullanmak özellikle bu kullanımların 5 yılı geçmesi riski artırır. Menopoz sonrası şikayetlerini gidermek için uygulanan hormon tedavisinin içinde de östrojen hormonu bulunmaktadır. Bunun için bu hormonların da 5 yıldan fazla alınması meme kanseri gelişme riskini artırabilmektedir.

 

Erkekler de meme kanseri olabilir!

 

Özellikle kadınlarda rastlanan meme kanseri nadir de olsa erkeklerde de kendini gösterebilmektedir. Yaklaşık olarak her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülmektedir. Kadınlardaki belirti ve bulgular ile aynı olmakla beraber; bu konunun farkında olunmaması nedeni ile erkeklerde meme kanseri genellikle ileri evrede tanı konulmaktadır.

 

Yazı: Prof. Dr. Gökhan Kandemir

Alzheimer nedir? Alzheimer hastalığı genetik midir?

 

Alzheimer hastalığı hakkında merak ettiklerinizi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Gamze Eroğlu Arığ açıkladı.

 

Halk arasında bunama olarak bilinen Alzheimer hastalığı, hafızayı etkileyen yakın zamanı hatırlayamama ile başlayan; zamanı ve bulunduğu yeri unutma, karıştırma, günlük yaşam kalitesinde bozulma ile seyreden yüzde 5 genetik özelliği olan, tedavi edilebilen, yalnız şifa sağlanamayan bir hastalıktır. Dilimizde sık kullanılan bunama, demans kelimesi; Latince zihin anlamına gelen mens kelimesinden türemiştir. Demans zihin yitirilmesi anlamına gelir. Alzheimer hastalığı demans tanımının yüzde 66’sını teşkil eder.

Alzheimer hastalığında süreç nasıl ilerler?

 

Hastalık sürecinde hafif kişilik değişikliği, uyku bozukluğu, aşırı hareketlilik, depresyon görülebilir. Uyku bozukluğunun en sık nedeni kötü uyku düzenidir. Çoğu hasta zamanlama hislerini kaybeder ve uyku zamanını geldiğini fark etmez. Kısa zaman yatakta kaldıktan sonra kalkarlar. Hastanın gündüz uyumasının engellenmesi ve düzenli saatlerde yatağa yatmasının sağlanması uygundur.

 

Alzheimer, başlangıçta depresyon ile karşımıza çıkabilir. Bu sebepten hem depresyon hem de Alzheimer tedavi edilmelidir. Alzheimer hastalarında sıkıntıların görülmesi doğaldır. Hastaya güven verilmeli, gün içinde rutin program hazırlayarak aklı bu konulardan uzaklaştırılmalıdır.

 

Alzheimer hastaları bazen ajitasyon, sözel veya fiziksel saldırganlık, volta atmak gibi durumlar gösterebilirler. Bu durumu tetikleyen sebebi ortadan kaldırmak gerekebilir. Alzheimer hastaları ileri safhalarda sık sık hayaller görürler. Ölmüş yakınlarının yanında olduğunu kendileri ile konuştuğunu söylerler ve yardım edilmesini isterler. Çocuklarını, tanımazlar veya karıştırırlar. Onların kendilerine kötülük yapacaklarından korkarlar. Alzheimer hastalarında idrar tutamama, kaçırma ileri safhalarda sık rastlanır. Uyanıkken hastayı 2 saatte 1 tuvalete götürmek tavsiye edilebilir. Gece uygun, yatak-giyim düzeni sağlanmalıdır.

 
Yazı: Uzm. Dr. Gamze Eroğlu Arığ

Aşk, evlilik, ilişkiler ve özveriyle ile ilgili düşündüğünüz her şeyin ıvır zıvır olduğunu fark ettiğinizde, yanlış gidenin ne olduğuna odaklanırsınız. Ve bir dahaki sefere neleri farklı yapacağınızı düşünmeye dair de oldukça zaman harcarsınız, tabii tekrar aşkı yakalama şansını elde derseniz.

 

Artık genç yaşta evlenmenin kötü bir fikir olduğuna inanıyorum. Elbette aksini kanıtlayacak ilişkiler yaşanıyordur ama yeterince büyümeden bu kadar ciddi bir karar almak oldukça tehlikeli. İnsanlar değişir ve gençken evlenen insanlar bambaşka yönde insanlar olarak gelişebilir. Üstelik, genç yaşlardaki, hormonlar tehlike işaretlerini görmenize de engeldir çünkü çoook aşıksınızdır.

 

Her neyse, tekrar evlenmeden önce daha yaşlı ve bilge olmanın dışında, yaşamayı planladığım diğer farklılıklar da var:

 

 

Daha uzun bir flört dönemi.

Kocam ve ben hiç flört etmedik. En yakın arkadaşlıktan direk nişanlılık dönemine geçtik ve 7 ay sonra da evlendik. Eskiden bunun romantik olduğunu düşünürdüm ama şimdi anlıyorum ki hayatımızın geri kalanını birlikte yaşamaya karar vermeden önce birbirimizi yeterince tanıyacak fırsatımız olmamış.

 

Daha sık ‘hayır’ demek.

Doğuştan insanları memnun etmeyi seven bir yapım var. Sıklıkla başkalarının duygularını incitmemek için kendim için önemli olan şeylerden ödün verebiliyorum. Ama artık bunu yapmama gerektiğini biliyorum.

 

Kendi duygularını sahiplenmesine izin vermek.

Elbette birlikte olduğum insanın benimle birlikte mutlu olmasını isterim ama onu mutlu etmek benim görevim değil. Aynı zamanda sinirli, stresli ya da mutsuz hissetmesi de benim suçum değil. Benim yapabileceğim tek şey, yanında ve istediği sürece yardımcı olmak.

 

 

İlgi alanları paylaşmak.

Eskiden zıt kutupların birbirini çektiğine inanırdım. Belki çekiyorlardır da. Ama birlikte olacağınız insanla ortak ilgi alanları da paylaşmanız da, aradaki bağı kuvvetlendirmek için, önemli.

 

Suçlu hissetmekten vazgeçmek.

Çamaşırlar hala kirliyse ne olmuş ya da akşam yemeği zamanında yetişmediyse? Bu ve benzeri örnekler başarısız olduğumu değil, yorulduğumu gösterir.

 

Küçük şeyleri görmezden gelmekten vazgeçmek.

Küçük şeyler zamanla büyür. Sizi rahatsız eden ya da kafanıza takılan şey ne kadar küçük olursa olsun, zamanında müdahale etmeniz gerekir.

 

Özerklik

Birlikte olsak da her zaman iki farklı insanız. Kendi düşüncelerimiz, fikirlerimiz ve görüşlerimiz var. Bir çift olmak için her konuda hem fikir olmamız gerekmiyor.

 

 

Çocuk yapmak için beklemek.

Bir gün daha fazla çocuk istiyorum. Eğer doğru insanla tanıştığımda zihinsel ve fiziksel sağlığım elverirse tabii. İki tane dünya güzeli kızım var ama bir dahaki sefere evlenir evlenmez hamile kalmaya niyetim yok.

 

Sadece aşk istemek.

Birlikte olduğum insandan özür ya da izin dilemek istemiyorum. Ondan sadece aşk istiyorum. Beni olduğum gibi kabul etmesini ve sevmesini bekliyorum.

 

 

 

Kaynak: Jenny Erikson, CafeMom Blogu, The Stir

Bel inceltme hareketleri yapmaya başladığınızda dikkat etmeniz gereken üç nokta var:

  • Vücut fazla yağı en hareketsiz yer olan bel bölgesinde depolar. Yağ alımını azaltırsanız bel bölgenizin incelmesi hızlanır.

 

  • Bel inceltme hareketlerini yaparken sınırlarınızı zorlamayın. Düzenli olarak egzersizlere devam ettiğinizde zaman içinde esneklik kazandığınızı ve uzayan kaslarınızın bel bölgenizi biçimlendirdiğini fark edeceksiniz.

 

  • Hareketleri hızlı biçimde sık tekrarlamanız gerekmiyor. Belli sayıda tekrarlarla hareketlerin etkisini hissetmeye ihtiyacınız var. Kendinizi fazla yormaz ve zorlamazsanız severek yaparsınız ve sonuca daha çabuk ulaşırsınız.

 

1. Ayakta dik durup kendini iki yana bırakma

Ayakta dik durun. Ayaklarınızın arası iki yumruğunuz genişliğinde olsun.

Nefes alın.

İki elinizin iç kısmı bacaklarınıza değecek biçimde kendinizi sağ yanınıza bırakın.

Gidebildiğiniz yere kadar gidin ve orada bir-iki saniye durun.

Sonra nefes verirken doğrulun.

Aynı hareketi sağ ve sol yanınıza 10’ar kere tekrarlayın.

İlk üç günden sonra hareketleri 2’şer artırabilirsiniz.

 

 

2. Ayakta eller belde sağa ve sola dönme

Ayakta dik durun. Ayaklarınızı iki yumruğunuzun sığacağı kadar ayırın.

Ellerinizi belinizin iki yanına yerleştirin. Nefes alırken gövdenizi sağ yanınıza çevirin. Eğer bakışlarınızı bir noktaya sabitlerseniz hareketi daha kolay yapabilirsiniz.

Nefes verirken yeniden başlangıç noktanıza dönün.

10’ar kere sağ ve sol tarafa dönerek hareketi tekrarlayın.

İlk üç günden sonra hareketleri 2’şer kez artırabilirsiniz.

 

 

3. Yerde dizleri kırıp başı kaldırma

Sırtüstü yere uzanın.

Dizlerinizi kırın.

Hafifçe kaldırdığınız başınızın altına ellerinizi yerleştirin.

Nefes alırken başınızı yerden biraz kaldırın. Başınıza elleriniz destek olsun, ensenizi zorlamayın.

Nefes verirken başınızı taşıyan ellerinizi yere bırakın.

Birkaç saniyelik dinlenmelerle hareketi 10 kere tekrarlayın.

İlk üç günden sonra 2’şer artırın.

 

Bel inceltme hareketleri

+6

Sırtüstü yatıp, bir bacağınızı kırıp, dizinizi karnınıza doğru çekin. Diğer bacağınızı dümdüz bir şekilde bacağınızı yukarı doğru uzatın. Ayak parmak ucunuzla tavanda küçük daireler çizer gibi hareket edin.

Her annenin en çok uğraşı da bebeğine yemek yedirmesidir. Alması gereken bütün vitaminlerin içinde olduğu çorbaya ağzını sürmez çocuk, anne üzülür hatta sinirlenir. Yemek yiyen çocuklara ise gıptayla bakılır. Ancak çocuğunuzu yemek yemeye zorlamayın. Neden mi?

Kendi bedenlerini kontrol etmeyi öğrenemiyorlar!

Klinik Psikolog Dr. Gülin Güneri, özellikle ülkemizde annelerin çocuklarına zorla yemek yedirdiği gerçeğini anlattı. Zorla yemek yedirilmeye çalışılan çocukların kendilerini kontrol edemeyebileceklerini söyleyen Güneri, “Bu çok yanlış bir şey. Böylelikle çocuklar bedenlerini nasıl kontrol edebileceklerini öğrenmiyorlar. Halbuki çocuk ne zaman doyduğunu ne zaman aç olduğunu kendi başına bilse böylelikle tıka basa yeme alışkanlığını edinmemiş olacak.” dedi.

Obeziteye davetiye çıkarıyorsunuz.

Bu şekilde çocuklara zorla yedirilen yemekler, doydukları halde midesine fazladan gıda gitmesine ve midelerinin büyümesine sebep oluyor. İlerleyen yaşlarında ise daha fazla yeme isteğiyle birlikte fast food’a daha çok yöneliyorlar.

Davranış bozukluklarına yol açabilir

Yemek konusunda verilen savaşlar çocuğunuzun ilerde hırçın ve inatçı birisi olmasına neden olur. Çünkü yemek konusunda başlayan küçük mücadele, aslında bir inatlaşma mekanizmasıdır hatta anneyle çocuk arasında bir savaşa dönüşebilir. Bu şekilde büyüyen bebek ve çocuklar ise ne yazık ki sizden ilk öğrendiği şeylerden birisi de inat kavramı olacaktır.

Aslında zorla beslenme farkında olmadan emzirmeyle başlıyor

Doktorlar, bebek sarılığını ve bebeklerin vücudunda oluşabilecek sıvı kaybını önlemek için sık aralıklarla (örneğin 2-2,5 saatte bir) emzirin diyorlar. Bu nedenle de anneler bebeklerini uykularından kaldırarak emziriyorlar. Bu davranış yüzünden bebeğiniz memeyi ve mamayı onun ritmini bozan, vücuduna zorla uygulanan bir şey gibi sanıyor. Bebeklerin psikolojisinin olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok davranış bozukluğu ve psikolojik sorunlar bebek döneminde başlıyor.

Neler yapılabilir?

Damak tadını öğrenin

Bebeğinizin de (özellikle ek gıdalara başladığınızda) damak tadının gelişeceğini unutmayın. Onların da bir damak zevki var yani. Bu durumda bebeğinizi tanımanız çok önemli, eğer bebeğiniz peynir sevmiyorsa ona zorla peynir yedirmek yerine yoğurt yedirin. Ancak yemeklerini hazırlarken mutlaka dengeli beslendiğinden emin olun.

Sinirlenmeyin, üzülmeyin

Yemek yemeyi kabul etmediği zaman kesinlikle sinirlenmeyin, üzülmeyin. Özellikle üzüldüğünüz durumlarda daha farklı tepkilerle karşılaşabilir sizi cezalandırmak istediklerinde bunu yemek yemeyerek yapmaya çalışırlar.

Peşinden koşmayın

Bebeğinizin ve çocuğunuz yemek yesin diye tabiri caizse peşinden koşmayın. Yemek yeme olayını siz mutlu olun diye değil, onun hayatı için, büyümesi için gerekli bir şey olduğunu anlatın. İnatlaşmak yerine “sen bilirsin” diyerek zorlamamayı deneyin. Unutmayın ki bir, iki saat kalınan açlık kendisinin iştahla yemesini sağlayabilir.

Yemek yerine alternatif düşünmeyin

Yemek yemediği zamanlarda “aman yesin de ne yerse yesin” gibi bir düşüncede asla olmayın. Yemek yemiyorsa abur cubur ve patates kızartması gibi cazip gelen gıdlar asla vermeyin. Bunun yerine acıktığı zaman yemeğinin yenmesi gerektiğini hatırlatın.

Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla