<“!– ENDS: HTML5 PLAYER CODE SHOUTCASTWIDGETS –>

 

Aleviler ve Alevilik:
Aleviler özelikle Türkiye ve az miktarda komşu ülkelerde yaşayan inançsal bir topluluktur. Yaklaşık 20 milyonluk bir nüfusla, Türk, Kürt, Zaza ve diğer halklardan oluşan Aleviler Türkiye nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Danimarka’da yasayan Türkiyeli göçmenlerin de yaklaşık 1/3 Alevidir. Aleviler, inanç, yaşam şekli ve kültürleriyle, Türkiye nüfusunun diğer kesiminden önemli oranda farklıdırlar.

Alevilik Nedir?
Alevilik inanç, kültür ve toplumsal yaşamı kapsayan, 3 boyutlu bir öğreti, birçok inancın kaynaşmasından oluşan kendine özgü bir inançtır.  Aleviler öğreti ve inançlarını Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Bektaş Veli kamili insanlık yolu, kısaca ‘YOL’ olarak tanımlarlar.
Alevi-Bektaşi inancın temel ilke ve ikrarnamasi: Eline Diline Beline (EDEBe) sahip olmaktır.
Alevilikte tanrı inancı;
Aleviler insan ve doğanın uzaydaki tüm varlıkların birliğine, (Vahdeti-Mevcut = varlığın birliği)  aynı kaynaktan oluştuğu düşüncesine ve tanrının (Allah’ın) bunların toplamı olduğuna ve tanrının, alemde en mükemmel varlık olan insanın özünde olduğuna inanırlar.

Alevi öğretisinden bazı deyimler:
Her ne arar isen kendinde ara. – Benim Kabem insandır. – Okunacak en büyük kitap insandır. – İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. – Bilim bizim yolumuzdur. Sevgi bizim dinimizidir, başka dine inanmayız. – Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma. – Enel-Hak (gerçek, tanrı benim)Bu deyimlerden de anlaşılacağı üzere, Alevi öğretisinde (inancında) insan, bilim ve sevginin çok önemli bir yeri vardır.

Aleviliğin kültürel boyutu:
Müzik, dans (semah) deyiş/şiir ve her türlü sanatı kapsar. Alevilerde özelikle deyiş ve semah duygu ve düşünceleri yaymak dile getirmek için bir araç olarak kullanılır, aynı zamanda bir tür ibadettir. Aleviliğin Danimarkalılarında bildiği ‘dansende -dervisher’ (dans eden dervişler) ve sufizmle (tasarrufla da) yakın ilişkisi vardır.

Aleviliğin toplumsal boyutu:
Alevi toplumunda, zor yoktur, her şey, gönüllülük (rıza) üzerine kurulmuştur. Alevilerin toplumsal ütopyası, özlediği toplumsal düzen: Yarin yanağından gayri her şeyin paylaşıldığı, insanları ezmeden ezilmeden mutlu yaşadığı bir tür sosyalist bir düzendir.
Alevi öğretisi.
Doğada olduğu gibi, her şeyin değiştiği ilkesinden hareket eder. Kurallar, sınırlar ve yasaklar topluluk tarafından konulur ve kaldırılabilir. Alevi toplumunda 72 millete bir bakılır, toplumda herkes (ırk, milliyet, cinsiyet (kadın-erkek), eşit, aynı hak ve sorumluluklara sahip olmalıdır.. Aleviler tüm dinlerin temel/öz buyruklarına saygı duyarlar. Irkçılığın, milliyetçiliğin, fanatikliğin Alevi dünya görüşünde (felsefesinde) yeri yoktur.

Aleviliğin tarihi.
M. sonra 800-1100 yıllarında Orta Asyada göçebe halinde yasayan Türkler Ortadoğu ve Anadolu’ya gelirken ‘bavullarında’ kendi inançları (Şamanizm) dışında Budizm ve diğer inançlardan da bir şeyler getirmişlerdir. Anadolu’da bu inançlar, eski İran, Kürt inançları (Zerdüşt vs.) Ve ayrıca, Yahudililik, Hıristiyanlık, İslam ve eski Yunan doğa felsefesinden unsurlarla karışmış ve daha sonraları (Batınilik, Kızılbaşlık, Bektaşilik) ve sonuçta Alevilik olarak ortaya çıkmıştır.
Alevilik: Anadolu’da yasayan çeşitli halk ve kültürlerden oluşmuş ve o tarihte var olan hakim din ve toplumsal düzene karşı bir muhalefet hareketi olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

‘ALEVİ’ kelimesi:
Alevi kelimesinin çeşitli sembolik anlamları vardır: Felsefî anlamda alevi kelimesi; her şeyin ‘alevi’ öz kaynağı, ‘nur’ kutsal yaratıcı güce bağlanır. Doğada her şeyi hareket ettiren enerji ve canlılarda yasam gücü olarak kabul edilen aşk/sevgiye bağlanır. Diğer inançsal ve toplumsal yönüyle de; İslam peygamberi Muhammed’in amca oğlu ve damadı Hz. Ali’ye bağlanır.İslam’ın o zaman ki Arap toplumunda ki hakim güçlere karşı bir devrim olarak ortaya çıkmasında büyük emeği geçen fakat, İslam dini iktidar olduktan sonra ailece, (Eehli-Beyt olarak) haksizlik ve zulme maruz kalıp katledilen Hz. Ali ve yandaşlarına sevgi ve düşüncesine bağlılığı simgeler.

Alevilik ve İslam
Aleviler bütün dinlerin olduğu gibi, İslam’ında temel/öz buyruğuna inanır/saygı duyarlar, fakat oruç, namaz, haç vb. gibi ibadet ve birçok yüzeysel kural ve Kuran yorumlarına uymazlar. Ayrıca Aleviliğin temel inanç ve ibadet kurumu olan CEM ve cemde olan hiç bir uygulama bilinen islam kuralları içinde yoktur..

Alevilik öğretisi (4 Kapı – 40 Makam):
1200 yıllarında yaşamış ve Alevilerce Pir kabul edilen “Hünkar Bektaş Veli” tarafından kurulmuştur. HBV’nin öğretisi, 4 kapı-40 Makam üzerine kurulmuştur. Sırayla Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat, olarak isimlendirilen 4 Kapı, yine sırayla; Yasa – yol – eylem – Hakikat anlamındadır. Ve Hünkar Veli, bu 4 kapıyı, uzayda bulunan ve her zaman hareket hainde olan 4 ana maddeye hava, ateş (enerji) su, toprağa ve bunları da CANa bağlamaktadır. Buna 5 unsur denir. Hünkar ‘Bektaş’ ismi de  bu beş unsur (beş-taş) tan gelir. Burada hareket ettirici güç ateş/enerjidir. ‘Her şeyin bir yüzü, bin özü vardır’ önemli olan bu özleri bilmek öğrenmektir.


40 Makam:

İlk makamı iman (inanmaktır): HBV: ‘İnanmak akıl, mantık, bilim üzeredir, akla mantığa sığana kalbinden sahip çık’ ve ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ diyor. Kırkıncı son makam ise: Kamili-insan, Enel-Hak olmak (Kendini tanrı yerine koyabilecek, bilgi ve olgunluğa ulaşma) makamıdır. Kısaca insan, bilim ve sevgi yolundan 4 kapı-40 makamdan geçerek (tanrıya) tanrısal bir olgunluğa ulaşabilir.

Aleviler tarih boyu ezilmişler:
Aleviler tarih boyu, hakim güçlerin baskı sömürü sistemlerine karşı (inançsal, kültürel ve politik) yönden muhalefet olmuşlardır. Aleviler inançları yüzünden, yüzyıllarca iktidarlar, cahil kitleler ve fanatik dinciler tarafından baskı altında tutulmuş, katliamlara maruz kalmıştır. Buna karşı Aleviler örneğin Osmanlılar döneminde 200″ün üzerinde  halk ayaklanmasına öncülük etmiştir. Alevilere ve aydın lâik insanlara yönelik bu iktidar destekli, fanatik-dinci saldırıların en son örneklerinden biri 2 Temmuz 1993″te Sivas’ta olmuştur. Pir Sultan’ı anma şenlikleri altında yapılan etkinliklere katılan 33 aydın, sanatçı ve semahçı genç, güvenlik güçlerinin göz yumması nedeniyle, cahil fanatik kitlelerce kaldıkları Madımak Otelinde, yakılarak katledilmiştir. Yüzlerce yaralı arasında, uluslararası alanda tanınmış, yazar Aziz Nesil’de vardı.

Alevilikte Semah ve Cem;
Semah Alevilerin geleneksel ‘dansıdır’, bir çeşit ibadet biçimidir. Semah kelimesi; gökyüzü/uzay ve müzik ve sözle öğrenme anlamına gelir. Ayrıca evrende ki her şeyin hareket ettiğini, bir dönüşümden geçtiğini sembolize eder. Semahta insan duygusal bir dünyada uzayı/alemi dolanıp, aradığını yine kendinde bulması sergilenir. Semah normal olarak   Alevilerin CEM dedikleri özel toplantılarında dönülür.

Alevilikte CEM:
CEM ‘birlik’ demektir. Burada ki birlik hem insanin kendini bilmesi, toplumsal dayanışma, alemdeki varlıkların birliğini kapsar. Cem, derneklerde yapılan genel kurullara benzetilebilir. Cem’de tüm üyeler kendilerini görgüye/ toplum içinde sorguya (dara) çektirirler. Bu yönüyle Cem, bir tür halk mahkemesidir.

Alevilerin kişisel sabit, belirli, yer ve zamanda yapılan ibadet şekilleri yoktur. Önemli olan her an (ibadetli) iyi insan olmaya çalışmaktır.
Aleviliğin en önemli kurumlarının ve ibadetlerinin basında Cem gelir ve topluluk istediği zaman, uygun herhangi bir yerde yapılabilir.

 

Cem in kaynağı İslam öncesi eski Türk ve Iran inanç ve kültürlerinin İslam la birleştirildiği KIRKLAR MECLİSİ (CEMi) inancına dayanır.. 19 Kadın, 21 erkeğin ve  Hz. Ali’nin de olduğu bu Ceme/meclise, Hz. Muhammed Peygamber olarak değil, Hadümül-fukara, fakirlerin hizmetçisi olarak girebilmiştir.. Hizmet Alevilikte en önemli unsurlardan biridir, yola hizmet için girilir, halka hizmet, hakka hizmet olarak kabul edilir..
Bir kaç çeşit Cem vardır. Fakat hepsinin gündeminde, 12 hizmet vardır. 12 hizmetin; sosyal, kültürel, politik, ahlâksal, pratik ve inançsal anlamları vardır. Cem’de kadın erkek, yaşlı, çocuk eşit sayılır, herkes birbirine CAN veya bacı kardeş diye hitap eder. Cem’de 12 hizmetten birisi de semahtır.

Alevilikte Semah ve sembolik anlamları:
* Semah normalde Cem’de dönülür (dönmek hiçbir şeyin durmadığını ölmediğini hareket edip değiştiğini sembolize der. * Semah, Cem dışında ayrıca; toplumsal içeriği olan toplantılarda ve tanıtmak amacı için dönülebilir. Başka yerlerde düğün, eğlencelerde vs. kurallarına uyulamayacağı için, semah dönülmesi uygun görülmez.
* Yüzün üzerinde semah çeşidi vardır, hepsi için geçerli olan, ağır tempoyla baslar, hızlanır ve yavaşlayarak durur. Duyguların/ruhun uçuş ve geri dönüsünü sembolize eder.
* Cemde ve Semah dönülürken normalde çırağ/mum yakılır. Bu ışık, bütün alemi hareket ettiren/yaratan ilâhî NUR olarak kabul edilir. Ayrıca alevi/enerjiyi, bilim ve sevgiyi-aşkı sembolize eder.
* Semahta kadın ve erkek şarttır, bununda birlik, eşitlik, yaradılış, sevgi, karşıtların birliği gibi çok derin anlamları vardır.
* Semah yalın ayak dönülür, duygular dünyasında uçulsa da gerçeğe, doğaya/toprağa bağlılığı sembolize eder. (Oku; benim sadık yârim kara topraktır. A.Veysel)
* Semah günlük, fakat temiz elbiseyle dönülebilir, bazı semahlar dışında (üryan semahı) özel elbise gerekmez. Genelde bele, kendini kontrol etmeyi (Eline Diline Beline sahip olmayı) ve sevdiğine (yola) bağlılığı sembolize eden bir kuşak (kemerbest) bağlanır.
* Bazı semahlarda avuçlar yer ve gökyüzüne döndürülür, yerle gök arasında (1. kapı hava ve 4 kapı toprak / tanrı ve insan) arasında bağ kurulur.
* Gözler genellikle el/avuç içine bakar, bu da aynada kendini (insanda tanrıyı) görmeyi, sembolize eder. (Aynayı tuttum yüzüme Ali göründü gözüme. Nazar eyledim özüme Ali göründü gözüme)
* Semahta kalbe, (döşe) götürülen eller, Alevilerin bir tür selamıdır. İçten ve kalpten sevgi ve yola bağlılığı sembolize eder.
* Bazı semahlarda eller dairenin dışından içine uzatılır. Bu Haktan, hakkıyla, helâl alıp, halkla ‘yarin yanağından gayrisini paylaşmayı’ sembolize eder.
* Bazı semahlardaki figürlerde doğadaki canlı varlıkların (hayvanların, bitkilerin) özeliklerini, emek, sevgi, birlik vbg. çeşitli konuları sembolize eder.

Alevilik insanlık yoludur.

(Feramuz Acar. Pir-Der. Randers)

Evrenimizde süzülen nesneler ne kadar büyük olabilir?

Karşılaştırma videosu oldukça büyük bir nesne olan, uydumuz Ay ile başlıyor ve hayal etmekte zorlanacağımız boyutlardaki yıldızlarla sonlanıyor.

İyi seyirler.

Aşk beyinde nasıl örgütleniyor?

“Aşkın gözü kördür”. Shakespeare’in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ komedyasında, Helena böyle söyler. Shakespeare bu cümlesiyle, aşık bir kişinin sevdiğini gözleriyle değil, beyniyle gördüğünü söylemek istemektedir. Muhtemelen sinirbilimciler de böyle düşünür.

Aşkın gizemli hamlelerle yol aldığı düşünülür, ancak bilim insanları aşkın beyni nasıl etkisi altına aldığını oldukça net bir şekilde biliyor. Aşık bir beyin, keyif, takıntı ve bağlanma hissi üreten kimyasal maddelerin ve hormonların istilasına uğruyor.

Aşkın beyni nasıl etkilediğine bir göz atalım.

Hormonlar kontrolden çıkar

Sinirbilimciler aşkı üç evreye ayırır: şehvet, çekim ve bağlanma. Şehvet evresi boyunca, vücuda yoğun arzuları tetikleyen hormonlar akın eder.  Adrenalin ve nörepinefrin homonları ile kalp atışları hızlanır ve avuç içleri terlerken; beyin kimyasallarından dopamin, coşku duygusunu yaratır. Beyin, ilaçlar da dahil olmak üzere keyif verici uyaranlara tepki olarak dopamin salgılar. Bu durum aşıkların coşku dolu duygularını açıklar.

Aşk ilaç gibi çalışır

İnsanlar aşık olmadan önce, çekici bir yüz gördüklerinde bile, vücudun morfin benzeri ağrı kesiciler gibi etki gösteren kısmı harekete geçer: opioid sistem. Beynin bu kısmı hoşlanma ve beğenme duygularından sorumludur. Kısa bir süre önce yapılan bir araştırmada, az miktarda morfin verilen erkeklerin kadın fotoğraflarını, morfin almayan erkeklerinkinden daha çekici bulduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, opioid sisteminin çekiciliği algılayacak duruma getirilebileceği anlamına geliyor.

 Aşk beyni aydınlatır

Aşık olmak, kan akışının beynimizin zevk merkezine (nükleus akumbens)  doğru artmasına neden olur. İnsanlar aşık olduklarında beynin bu bölümü MR taramalarında ışık saçar. Bu, daha çok çiftler birbirleriyle etkileşim içinde olduklarında ve birbirlerine odaklandıklarında gerçekleşir.

Aşk biraz obsesiftir

Aşk, serotonin denilen beyin kimyasalında düşüşe neden olur. Bu obsesif kompulsif bozuklukların en önemli özelliğidir. Serotonindeki bu azalma, aşıkların sevdikleri kişiye karşı niçin sabit fikirli olduklarını açıklayabilir. Bu duygular sevgililerin, ilişkinin ilk aşamalarında eşlerinin olumsuz özelliklerini görmezden gelmelerini ve yalnızca iyi özelliklerine odaklanmalarını açıklayabilir.

Bağlılık duygusu yaratır

İnsanlar bir süre aşık olduktan sonra, vücut coşku hissettiren kimyasallara karşı geliştirir. Oksitosin ve vazopressin hormonları beyne nüfuz ederken, çekim evresi biter ve bağlanma evresi başlar. Bu yeni hormonlar, insanın kendini iyi ve güvenli hissetmesine yol açar

 

Kaynak: http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/ask-beyni-nasil-etkiliyor

1955 – Dr. Jonas Salk tarafından geliştirilen çocuk felci aşısının güvenli ve etkili olduğu açıklandı

Günümüzde çocuk felci Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde salgın hastalık durumunda. Bir zamanların en tehlikeli hastalığının, şimdi az sayıda ülkede etkin olmasını sağlayan kişi ABD’li doktor ve biyolog Jonas Salk. Ünlü “Eğer bütün böcekler dünyadan yok olacak olsaydı, 50 yıl içerisinde dünyada hayat sona ererdi. Eğer insanoğlu dünyadan yok olsaydı, 50 yıl içerisinde bütün yaşam kendini yeniler ve gelişirdi” sözünün sahibi bilim insanı.

Salk, yoksul bir göçmen ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası bir tekstil işçisiydi. Salk devlet okullarında ve New York Şehir Koleji’nde eğitim gördü. 1939 yılında tıp eğitimini tamamladı. II. Dünya Savaşı boyunca ABD kuvvetleri için grip aşısı geliştirmeye çalıştı.

1947 yılında Pittsburgh Üniversitesi’nde görevli olan Salk, grip aşısı çalışmasındaki bulgularını, çocuk felci için geliştirdiği bir aşının çalışmalarla birleştirdi. Çocuk felci virüsü, virüse yakalananlarının %5’i ila %10’u arasında ölümcül etki gösteriyordu. Diğerlerini ise sakat bırakıyor ya da kol ve bacaklarda işlev yetersizliğine yol açıyordu. 1952 yılında çocuk felci ile ilgili korkunç sonuçlar ortaya çıktı. Sadece o yıl ABD’de 3 bin çocuk bu hastalık nedeniyle öldü, 55 bin çocuk da sakat kaldı.

O dönemdeki yaygın görüş ölü virüsler ile aşı üretilemeyeceği yönündeydi. Ancak Salk, pek çok bilim insanının görüşlerinin aksi yönünde, ölü bir virüs aşısı üzerinde çalışıyordu. 1952 yılında formoldehid kullanarak virüsü etkisizleştirmeyi ve geliştirdiği aşı sayesinde virüsü taşıyan kişilerin çocuk felci virüsüne bağışıklık kazanmasını sağladı. Aşı önceleri maymunlar üzerinde denendikten sonra 12 Nisan 1955’te güvenli ve etkili olduğu açıklandı ve hastalar üzerinde uygulanmaya başlandı. Salk, aşıyı ailesi, çalışanları, diğer gönüllüler ve kendisi üzerinde de kullandı. 1969 yılına gelindiğinde ABD’de hastalıktan hiç kimsenin ölmediği rapor edildi. Bu tıp tarihinin en büyük zaferlerinden biriydi.

Salk, çocuk felci salgınının doruk noktasında olduğu sırada bulduğu aşıya patent almayı reddederek, 7 milyar doları elinin tersiyle bir kenara itti ve bu sayede aşının son sürat seri üretime girmesini sağlayarak milyonlarca çocuğu ömür boyu sakat kalmaktan kurtardı.

1961 – Sovyetler Birliği, uzaya ilk insanı gönderdi. Vostok 1 ile uzaya giden Yuri Gagarin, uzayda 108 dakika kaldı

Vostok 1 modülü ile uzay yörüngesine çıkma projesi 20’ye yakın kozmonot düşünülmüştü. Görev yaklaşırken, bu kozmonotların sayısını 2’ye indirildi: German Titov ve Yuri Gagarin. İkisi de genç, başarılı pilotlardı. Ancak bu görev için, daha sıcak bir imajı olan Yuri Gagarin isminde karar kılındı. Bu seçimde Gagarin’in köylü bir aileden yetişmiş olmasının da etkili olduğu söylenir. Gagarin, son ana kadar ailesine ‘tarihe geçecek yolculuğu’ söylemedi, çok riskli olduğunu biliyordu.

SSCB uzay roketlerinin baş tasarımcısı Sergey Korolyov, kalkışı bekleyen Yuri Gagarin’e son çağrısını gönderdi: ‘Birazdan kalkış başlayacak.’ Yuri Gagarin, kapsülünde bulunan kamera ile TV ekranlarına yanıt verdi: “Anlaşıldı. İyi hissediyorum, moralim yerinde. Gitmeye hazırım.” Ve 108 dakikalık, dünyanın ilk başarılı ‘uzay yolculuğu’ başladı. Dünya yörüngesinde turunu tamamladı. Görevde hiçbir problem yoktu, Yuri Gagarin, sürekli olarak uzay üssüyle iletişim halindeydi. Ancak hizmet modülü ile iniş modülünün ayrılması için emir verilmesinin ardından, modüller ayrılmadı. Kablolar sıkışmıştı… Kapsül bir süre dönmeye başladı. Gagarin kapsülle birlikte irtifa kaybederken paraşütünü açtı, ve SSCB topraklarına indi. Bir anne ve çocuğu tarafından fark edilen Gagarin, Moskova’yla görüşmek için bu aileden telefon istedi ve müjdeli haber başkente gitti. Görev tamamlanmıştı!

Artık dünya tarihine geçen bir isim olmuştu. Bir süre eğitim uçuşlarına dahi katılmasına izin verilmedi, SSCB, ‘ulusal başarı’ Yuri Gagarin’e bir şey olmasını istemiyordu. Ancak Gagarin, tekrar savaş pilotu olmak için rutin eğitim uçuşları yapıyordu, son uçuşunda eğitmeni ile birlikte hayatını kaybetti.  Yuri Gagarin’in ölümü sonrasında devlet gizlilik kararı aldı ve o gün yaşananlar bir sır oldu. Olayın üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen farklı iddialar bugün hala gündemde. Aynı gün farklı bir uçağın, Gagarin’in bulunduğu MIG-15 eğitim uçağını düşürdüğüne yönelik de iddialar var.

21 Nisan 1961’de Time dergisinde ‘Man in Space’ (uzaydaki adam) başlığı ile kapakta yer almasına rağmen zamanın Sovyet Bloku karşıtı ülkelerinde, bugün bile hala Yuri Gagarin geri planda kalmış durumda. Uzay aracı şu anda Rusya RKK Energiya Müzesi’nde, diğer uzay araçları ile birlikte sergileniyor. Birçok farklı ülkelerde Gagarin adına anıtlar da var. Dünya uzay partisi olarak da geçen ‘Yuri’s Night’ etkinlikleri, 12 Nisan günü dünyanın farklı bölgelerinde kutlanıyor.

12 Nisan 1961, Yuri Gagarinin komuta ettiği Vostok 1’in kalkışı Rus radyosunda

1981 – İlk uzay mekiği Columbia fırlatıldı

Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’ın onayı ile 1972’de başlayan Uzay Mekiği projesi, ilk test uçuşu ile 1976 yılında fiilen hayata geçti. İlk üretilen uzay mekiğinin adı Uzay Yolu dizisi hayranlarının başlattığı kampanya sonucunda bu Enterprise (Atılgan) oldu. Bu araç, ana motorları ve ısı kalkanı olmadan üretildiği için uzay uçuşlarına uygun değildi. Bu yüzden adece test uçuşu için kullanıldı.

Enterprise’ın test uçuşlarının ardından, uzaya çıkan ilk uzay mekiği Columbia, 12 Nisan 1981 yılında ilk uçuşunu yaptı. İlk görevinde iki astronot ile uçan uzay mekiğinde bu iki astronot uzay yürüyüşü yapmayı başardılar. 2,2 milyar dolar değerindeki uzay mekiği ile giden astronotlar, 16 günlük süre boyunca 80’den fazla bilimsel deney yaptı. Mekikte bulunan 4 tonluk bilimsel malzemenin değeri 78 milyon dolardı.

Columbia Uzay Mekiği uzayda yaklaşık 54,5 saat kaldı ve dünya etrafında tam 37 tur attı. ABD’nin Florida eyaletindeki Kennedy uzay üssünden kalkan Columbia, görevini başarıyla tamamlayarak, 14 Nisan 1981 tarihinde dünyaya döndü.

İlk tamamıyla işlevsel uzay mekiği olan Columbia, ilk görevinden 22 yıl sonra, 16 Ocak 2003’te çıktığı iki haftalık STS-107 görevini tamamlayıp 1 Şubat 2003 günü Dünya’ya dönerken yakıt sarnıcından kopan bir parçanın aracın kanadına çarpması nedeniyle iniş esnasında infilak etti. Columbia, o dönemde NASA’nın en yaşlı uzay mekiğiydi. 1981 yılında ilk görevini yapmış olan mekik, son uçuşunda 28. görevine gidiyordu. Bu kazanın ertesinde NASA, Uzay Mekiği uçuşlarına 2,5 yıl boyunca ara verdi.

12 Nisan 1981, Columbia’nın fırlatılma anı

1993 – Türkiye internete bağlandı

Kökenleri, ABD, Fransa ve İngiltere hükümetlerinin bilgisayarlar arasında bağlantı kurmak için yaptığı çalışmalara dayanan internetin bildiğimiz haliyle ortaya çıkışı 1980’lere uzanıyor. Bu teknolojinin Türkiye’ye gelişi ise, 1987 birçok üniversitenin öncülüğünde kurulan, Türkiye Üniversite ve Araştırma Kurumları Ağı ile gerçekleşti. Ancak ilerleyen yıllarda bu ağın hat kapasitesi yetersiz kaldı.

1991 yılı sonlarına doğru ODTÜ ve TÜBİTAK, internet teknolojilerini kullanan yeni bir ağın tesis edilmesi için ortak bir proje başlattı. 2 yıl süren uğraşların ardından Türkiye, 12 Nisan 1993’te 64kbit/sn kapasiteli kiralık hat ile ODTÜ’den Washington’a bağlanarak ilk kez internetle tanıştı. Aynı yıl ODTÜ ve Bilkent üniversiteleri ilk Türkçe web sitelerini yayına verdi. 64kbit/sn hızında olan bu hat, çok uzun bir süre ülkenin tek çıkışıydı.

1996 yılında Türk Telekom’un herkesin internetten yararlanmasını sağlayacak TURNET projesi hayata geçti ve İnternetin Türkiye’de ticari kuruluşlara ve evlere girmesi ise mümkün oldu. TURNET’in, ikisi İstanbul’dan (2MBit/sn ve 512 kbit/sn hızlarında); diğeri Ankara’dan (2Mbit/sn hızında) olmak üzere, toplam 3 hattından yararlanan servis sağlayıcı şirketlerin sayısı Ekim 1997’de 80’e ulaştı ve bu yıllarda Superonline gibi şirketler internet hizmetini üçüncü kişilere satmaya başladı.

1997’den itibaren dünyadaki kullanıma paralel olarak, internet ülkemizde de popüler oldu ve birçok banka, internet üzerinden kişisel bankacılık servisi vermeye başladı. Birçok günlük gazete ve dergi internet üzerinden yayınlanmaya ve yine aynı yıllarda bağlantı hızının düşük olmasına rağmen internet üzerinden radyo ve TV yayımcılığı popüler olmaya başladı.

Bugünün öne çıkan Ekşi Sözlük ve sahibinden.com gibi Türk internet girişimleri ise 2000’li yılların başlarında ortaya çıktı. Türkiye’de internet 20 yıllık kısa macerasında büyük aşamalar kaydetti. 1997 yılı sonlarında 250.000 kişi olarak tahmin edilen internet kullanıcı sayısı bugün 46,3 milyona ulaştı.

Güzel ve sağlıklı dişlerin, estetik avantajlarının yanı sıra genel vücut sağlığımıza daolumlu etkisi olduğunu vurgulayan Bakırköy Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Selma Kurtoğlu, “ İhmal edilen küçük bir çürük; kalp-damar hastalıklarına, romatizmaya, ülsere, böbrek ve karaciğer sorunlarına hatta kansere bile neden olabilmektedir. Ağız ve diş sağlığının öneminin farkındalığında olan ülkelerde diş hekimine 6 ayda bir gitme zorunluluğu varkenülkemizde böyle bir zorunluluk olmamakla birlikte 2 yılda bir diş hekimine gidilmektedir. İleride oluşabilecek sistematik rahatsızlıkların önüne geçebilmek için ağız ve diş bakımını düzenli yapmak, koruyucu ve önleyici tedavileri yaptırmak esastır. “diye konuştu.
Bakırköy Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Selma Kurtoğlu, ağız ve diş bakımında sağlıklı dişlere sahip olmak için 10 altın kuralı sıraladı.
1-) Sabah ve akşamdişleri fırçalamak, diş ipi kullanmak ve ağız gargaraları ile dişlerin detaylı tamtemizliğini yapmak.
Diş ipi çok yaygın olmamakla beraber diş temizliğini tamamlayan işlemdir. Dişler ne kadariyi fırçalansada ara yüzler ve protezlerin altı diş ipi yardımıyla temizlenir. Yapılan istatistiklere göre plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş fırçalamanın etkisi %66iken plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş ipinin rolü %34 olmaktadır. Günde 1 defamutlaka diş ipi kullanılmalıdır.
2-) Dengeli beslenme ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir.
Beslenmedeilkprensip vücut için gereklihertürlüprotein vitamin , mineral ,karbonhidrat gibi tam besinlerin dengelibirşekildealınmasıdır. Bu dengeyi bozacak her türlü alışkanlıkgenel sağlığımızı nasıl olumsuz etkiliyor isediş sağlığımızı da olumsuz etkileyecektir.
3-) Fındık, ceviz gibisert besinler dişlerle kırılmamalıdır.
4) Havuç, elma gibi lifli ve çok sert besinleri yemek bir nevi diş fırçası görevi üstlenerek, dişleri temizler ve güçlendirir.
5) Şeker,çikolata lokum gibi gıdalardan sonra dişlerin özellikle fırçalanması veya bol su ileçalkalanması gerekmektedir.
6) Özellikle çocukluk çağında dişlerin çıkması ile birlikteazı dişlere fissürörtücü uygulanması çürükleri önlemektedir.
7) Şekersiz sakız çiğnemek dişlerin temizlenmesine yardımcı olur.
8) Asitli içecekleryerine doğal meyvesularıveya maden suları tercih edilmelidir.
9) Düzenli diş hekimine giderek, belirli aralıklar ile panoramik röntgen çektirerekçürük kontrolü yapılmalıdır.
10) Flor uygulaması ile dişleri güçlendirmektedir.

Kaynak : www.hospitadent.com

Diş macunlarına beyazlatıcı olarak aşındırıcılar, peroksit ve bazı enzimler eklenmiştir. Diş macunlarının içindekiler kısmında okuduğumuz kalsiyum karbonat, dikalsiyum fosfat dihidrat, alümina, silika, sodyum bikarbonat aşındırıcı partiküllerdir. Aşındırıcı partiküller diş üzerinde biriken gıda artıklarını ve diş plağını uzaklaştırmak için diş macunlarında bulunması gerekli maddelerdir. Aşındırmadan beyazlatma yapan maddeler ise peroksit, sitrat, pirofosfat, heksametafosfat, yüzey aktif madde ve enzimlerdir. Ayrıca diş macunlarına ilave edilen hidroksiapatit diş minesi üzerindeki çukurcuklara çökerek dişlerin daha beyaz ve parlak görünmesini sağlar.

Beyazlatıcı diş macunları sadece dış renklenmelere etki edebilir. İçsel renklenmelere herhangi bir etkisi söz konusu değildir.

Günümüzde beyazlatıcı diş macunu olarak tanıtılan diş macunlarının çoğu aşındırıcı etki göstererek dişleri beyazlatır. Büyük partiküllü aşındırıcı içeren bu diş macunlarıyla uzun süreli dişleri fırçalamak diş minesini aşındırır ve renklenmeye karşı daha savunmasız hale getirir. Netice olarak incelen mine tabakasına sahip dişler hassaslaşır ve hedefimizin aksine daha sarı görünür.

Beyazlatıcı diş macunları günde en fazla bir kere kullanılabilir. Bu uygulama gece yatmadan önce değil, gündüz uygulanan fırçalama işlemlerinden birinde kullanılmalıdır.

Diş rengimizin saç ve ten rengi gibi kalıtımsal ve size özel olduğunu unutmamak ve sahip olduklarımızla mutlu olmak gerekir. Yine de daha beyaz dişlere sahip olmak istiyorsanız diş hekiminizin uygulayacağı beyazlatma işlemi en etkili ve zararsız yöntemdir.

 

Kayseri Hospitadent Diş Hastanesi – Dt. Büşra Akkaya 

– See more at: https://www.hospitadent.com/dis-sagligi/beyazlaticili-dis-macunlari-gercekten-etkili-mi.html#sthash.lzdyTN9F.dpuf

Dişeti neden kanar?

Dişetinde meydana gelen kanamalar altta yatan bir dişeti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diştaşı (tartar) birikimleri sonucunda dişetlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte o bölgeyle sınırlı iltihapsal bir alan oluşmakta ve dişeti kanaması ortaya çıkmaktadır.

Dişeti kanadığında ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeni en iyi seviyeye getirilmelidir ki vücudun kendini yenileme kapasitesi kendini gösterebilsin. Kanama oluşan bölgeler tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen toparlama göstermiyorsa en kısa zamanda diş hekimine kontrol amaçlı gidilmelidir.

Dişeti kanamaları için nasıl önlem alınmalıdır?

Dişeti kanaması olmadan önlem alabilmek için ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir. Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce, fırçalama süresi en az 2 dakika olacak şekilde fırçalanmalıdır. Fırçalama esnasında hem dişler hem de dişetleri masaj yapılacak şekilde fırça hareketleri uygulanmalıdır. Fırçalama sonrası için ise diş arası bakımları tam olarak yapabilmek için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır.

Dişeti kanaması diş kaybına neden olur mu?

Dişetlerinde meydana gelen kanamalar tek başına diş kayıplarına neden olmayacağı gibi altta yatan bir dişeti rahatsızlığının habercisi olabilir. Mutlaka kanama olan bölgeler hekim diş hekimi tarafından özenle incelenmeli ve sorunun kaynağı belirlenmelidir.

Dişeti kanaması olanlara tavsiyeler

Dişeti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarını her ne nedenle olursa olsun bırakmamaları gerekmektedir. Ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenileme kapasitesi ve hastalıklarla savaşması çok daha kolay olacaktır. Bu hastaların dişeti kanaması olmasından dolayı fırçalama yapmamaları olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır.

Kaynak www.hospitadent.com

Ağız kuruluğunun sebepleri nelerdir?

Tükürük salgısının azalmasıyla görülen ağız kuruluğuna xerostomia denir. Diyabet, parkinson, sjögren sendromu, AIDS gibi bazı hastalıklar sonucunda görülebildiği gibi hastaların devamlı kullandığı ilaçların yan etkisi olarak ,radyoterapi sonrasında, tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarıldığı durumlarda veya sigara, alkol, kafein kullanımı gibi daha basit nedenlerle de görülebilmektedir.

Ağız kuruluğunun belirtileri nelerdir?

Sık susama, ağız kokusu, konuşma ve yeme zorluğu, dilde yanma hissi ve ağzın tükürük tarafından temizlenememesine bağlı çürük ve periodontal hastalıklarda artış görülebilmektedir.

Ağız kuruluğunun önlenmesi ve tedavisi nasıldır?

Önce nedenini öğrenip nedeni ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulanmalıdır. Herhangi bir hastalıktansa o hastalık kontrol altına alınmalıdır. Dişler daha iyi temizlenmeli, ağız bakımına daha çok dikkat edilmelidir. Sigara, alkol ve şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Gerekirse doktor kontrolü altında eczaneden yapay tükürük tabletleri alınabilir. Şekersiz sakız çiğnenebilir, sık sık ağız suyla ıslatılabilir, floridli macun ve gargara kullanılabilir, C vitamini alınabilir.

Kanserler ağzın en sık hangi bölgelerinde görülür ve önemi nedir?

Ağız kanserleri genellikle dudak üstünde, ağzın içinde, gırtlak, bademcikler veya tükürük bezleri arkasında meydana gelir. Damakta ve yanakta nadir görülür. Tüm kanserlerde olduğu gibi tedavisinden olumlu sonuç almak için, kanserin vücudun diğer kısımlarına yayılmasını önlemek ve yüzde şekil bozukluğu ile konuşma ve çiğneme zorluğunu engellemek için erken teşhis çok önemlidir.

 

Dt. Yasemin Büyükkarhan – Hospitadent Bakırköy

 

Dişeti, dişi çevreleyen ve onu korumakla görevli bir dokudur. diş taşları, iyi yapılmamış köprüler ya da ailesel yatkınlığa bağlı olarak gelişebilmektedir. Diş kemiğinin bakterilere bağı olarak derinlere doğru erimesi ve bunun da sonucu olarak dişetinin de onu takip ederek aşağı doğru inmesidir. Diş eti çekilmesinin nedenleri arasında en büyük payı ise diş taşları ve diş eti hastalıkları alır. Diş taşları erken dönemde temizlenmezse dişin derinliklerine doğru kendine yer açmaya başlar. Erken süreçte bu rahatsızlıkla ilgilenilirse dişeti çekilmesi olmaz. Geç kalınmış müdahalede diş kayıplarına varan sorunlar yaşanabilmektedir. İstatistikler diş eti çekilmelerinden kaynaklanan diş kayıplarının, diş çürüklerinden daha fazla olduğunu göstermektedir.

DİŞ ETİ ÇEKİLMELERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Diş eti çekilmesi akut ve kronik olmak üzere iki kısımda sınıflandırılabilir. Diş eti çekilmesinin hangi tipte oluğu ancak bir doktor muayenesi ile anlaşılabilir. 1-2 mm. kadarlık diş eti çekilmesi genelde çok büyük sorunlara yol açmaz ve kronik diş eti çekilmesi olarak adlandırılır. Kronik diş eti çekilmesi daha yavaş ilerler. Ama 3-4 mm. lik diş eti çekilmeleri ya da çok hızlı ilerleyen diş eti çekilmeleri ise akut diş eti çekilmesi olarak adlandırılır. Tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Özellikle kanamalı durumlarda cerrahi operasyon gerekebilir.

DİŞ ETİ NEDEN ÇEKİLİR?

Dişeti genel olarak diş bakımının yapılmaması, yanlış fırçalama, genetik yatkınlık ya da kişide var olan dişeti hastalıkları nedeni ile çekilir. Bunlar arasında dişlerin fırçalanmaması merkezde yer alan en önemli etkendir. Diğer etkenler ise diş eti çekilmesini hızlandırır. Her diş doktorunun tavsiye ettiği gibi dişler günde 3 kez mutlaka fırçalanmalıdır. Çünkü diş fırçalama, yemek sonrası dişler arasında kalan yemek artıkları ile bakterilerin bütünleşerek burada üreyerek kalıcı bir hal almasını ve dişeti tahribatına neden olmasını engeller. Eğer, eğer her yemek sonrası fırçalanmazsa öğün hatta gün, hafta atlanarak fırçalanmaması dişe yapışan bakterilerin plak(tırnağınızla dişinizin üzerini kazıyarak plağı fark edebilirsiniz) oluşturmasına ve zamanla bir daha da kazınamamasına ve konuşlanmasına sebep olur. Dişetinde kalıcı hale gelen bakteriler, öğünlerle birlikte daha da çoğalarak yani beslenerek kendine daha fazla alan bulmak isterler. Sonuç olarak bakteri plağı yavaş yavaş aşağılara dişin derinliklerine doğru ilerler.


DİŞ ETİ ÇEKİLMELERİNİN DİĞER NEDENLERİ
Yaşlanma,
Dişleri sıkmak ya da gıcırdatmak,
Diş taşları ve bakteri plağı,(en sık görülen sebebi)
Çarpık, düzensiz, rotasyona uğramış bozuk diş dizileri,
Diş eti iltihabı veya periodontitis nedeni ile diş etinde oluşan iltihaplı ve dejeneratif değişimler,
Travmatik ve cerrahi yaralanmalar,
Dudak, yanak kas bağlantılarının diş etlerine yakın olmaları,
Dişler arasına gereksiz ve çok fazla kürdan, toplu iğne vb. cisimler sokularak, diş etinin tahriş edilmesi,
Sigara içme alışkanlığı,
Kötü beslenme ve bunun sonucunda bağışıklık sisteminin zayıflaması,
Şeker hastalığı,
Ağız içindeki restorasyonlar,
Doğum kontrol hapları, anti-depresanlar, kalp ilaçları kullanılması,
Hamilelik, puberte, menapoz, mensturasyon gibi hormonal değişiklikler,
Stres

DİŞ ETİ ÇEKİLMESİNİN BELİRTİLERİ

Diş eti çekilmesinin ilk belirtisi ise ağızda koku (halitozis) meydana gelmesidir. Daha sonra bu belirtiyi diş eti kanamaları takip eder. Sağlıklı diş etlerinde kanama meydana gelmemektedir.

DİŞ ETİ ÇEKİLMESİ NASIL ÖNLENİR?

Aslında diş eti çekilmesinin önlenmesi oldukça basit ve fazla zaman almayan bir iştir. Diş eti çekilmesinde ister tedavi öncesi olsun isterse de tedavi sonrası olsun mutlaka dişler fırçalanmalıdır. Günde 3 defa dişler fırçalanmalıdır. Ön, arka ve üst yüzeylerin fırçalanması zaten herkes tarafından yapılmaktadır. Dişler fırçalanırken dişetinden dişe doğru ve süpürme hareketi yapılarak fırçalanmalıdır. Yani, üst çenede yukarıdan aşağı alt çenede ise aşağıdan yukarı yapılmalıdır. Ağız temizliği yapılırken dişlerin yanında dilin temizliği de mutlaka yapılmalıdır. Dil, pürüzlü yüzeyi ile bakterileri barındırma yeteneğinde olan bir organımızdır. Ağız ve diş temizliğinde zengin lif ve sodyum bi karbonat iyonlarına sahip misvakın önemli rolünü de unutmamak gerekir.

Dişlerin, iki dişin birleştiği araları da mutlaka fırçalanmalıdır. Buna ilaveten diş fırçasının ulaşamadığı diş araları da diş ipi kullanılarak temizlenmelidir. Bazen dişler arası mesafe büyük olduğunda diş ipi bu yüzeyleri temizleyemez. Bu bölgeler için arayüz fırçası adı verilen fırçalar kullanılabilir. Ara yüz fırçasının da yetersiz olduğu durumlarda ağız duşu adı verilen ve eczanelerden temin edebileceğiniz aparatların kullanılmasında fayda bulunmaktadır. Ağız duşu, basıçlı su ile diş aralarının temizlenmesine yardımcı olur. Ağızda oluştuğu farkedilem diş taşları ya da diğer adı ile tartarların uzman biri tarafından temizlenmesi diş eti çekilmesinin önlenmesinde önemli bir adımdır. Ağız ve temizliğinde eczanelerde satılan ağız gargaraları da kullanılabilir.

Her annenin en çok uğraşı da bebeğine yemek yedirmesidir. Alması gereken bütün vitaminlerin içinde olduğu çorbaya ağzını sürmez çocuk, anne üzülür hatta sinirlenir. Yemek yiyen çocuklara ise gıptayla bakılır. Ancak çocuğunuzu yemek yemeye zorlamayın. Neden mi?

Kendi bedenlerini kontrol etmeyi öğrenemiyorlar!

Klinik Psikolog Dr. Gülin Güneri, özellikle ülkemizde annelerin çocuklarına zorla yemek yedirdiği gerçeğini anlattı. Zorla yemek yedirilmeye çalışılan çocukların kendilerini kontrol edemeyebileceklerini söyleyen Güneri, “Bu çok yanlış bir şey. Böylelikle çocuklar bedenlerini nasıl kontrol edebileceklerini öğrenmiyorlar. Halbuki çocuk ne zaman doyduğunu ne zaman aç olduğunu kendi başına bilse böylelikle tıka basa yeme alışkanlığını edinmemiş olacak.” dedi.

Obeziteye davetiye çıkarıyorsunuz.

Bu şekilde çocuklara zorla yedirilen yemekler, doydukları halde midesine fazladan gıda gitmesine ve midelerinin büyümesine sebep oluyor. İlerleyen yaşlarında ise daha fazla yeme isteğiyle birlikte fast food’a daha çok yöneliyorlar.

Davranış bozukluklarına yol açabilir

Yemek konusunda verilen savaşlar çocuğunuzun ilerde hırçın ve inatçı birisi olmasına neden olur. Çünkü yemek konusunda başlayan küçük mücadele, aslında bir inatlaşma mekanizmasıdır hatta anneyle çocuk arasında bir savaşa dönüşebilir. Bu şekilde büyüyen bebek ve çocuklar ise ne yazık ki sizden ilk öğrendiği şeylerden birisi de inat kavramı olacaktır.

Aslında zorla beslenme farkında olmadan emzirmeyle başlıyor

Doktorlar, bebek sarılığını ve bebeklerin vücudunda oluşabilecek sıvı kaybını önlemek için sık aralıklarla (örneğin 2-2,5 saatte bir) emzirin diyorlar. Bu nedenle de anneler bebeklerini uykularından kaldırarak emziriyorlar. Bu davranış yüzünden bebeğiniz memeyi ve mamayı onun ritmini bozan, vücuduna zorla uygulanan bir şey gibi sanıyor. Bebeklerin psikolojisinin olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok davranış bozukluğu ve psikolojik sorunlar bebek döneminde başlıyor.

Neler yapılabilir?

Damak tadını öğrenin

Bebeğinizin de (özellikle ek gıdalara başladığınızda) damak tadının gelişeceğini unutmayın. Onların da bir damak zevki var yani. Bu durumda bebeğinizi tanımanız çok önemli, eğer bebeğiniz peynir sevmiyorsa ona zorla peynir yedirmek yerine yoğurt yedirin. Ancak yemeklerini hazırlarken mutlaka dengeli beslendiğinden emin olun.

Sinirlenmeyin, üzülmeyin

Yemek yemeyi kabul etmediği zaman kesinlikle sinirlenmeyin, üzülmeyin. Özellikle üzüldüğünüz durumlarda daha farklı tepkilerle karşılaşabilir sizi cezalandırmak istediklerinde bunu yemek yemeyerek yapmaya çalışırlar.

Peşinden koşmayın

Bebeğinizin ve çocuğunuz yemek yesin diye tabiri caizse peşinden koşmayın. Yemek yeme olayını siz mutlu olun diye değil, onun hayatı için, büyümesi için gerekli bir şey olduğunu anlatın. İnatlaşmak yerine “sen bilirsin” diyerek zorlamamayı deneyin. Unutmayın ki bir, iki saat kalınan açlık kendisinin iştahla yemesini sağlayabilir.

Yemek yerine alternatif düşünmeyin

Yemek yemediği zamanlarda “aman yesin de ne yerse yesin” gibi bir düşüncede asla olmayın. Yemek yemiyorsa abur cubur ve patates kızartması gibi cazip gelen gıdlar asla vermeyin. Bunun yerine acıktığı zaman yemeğinin yenmesi gerektiğini hatırlatın.

Eğer bir üIkede göIgeIerin boyu insanIarın boyunu geçmişse o üIkede güneş batıyor demektir.

İnsan iki ruhIudur içinde bir iyi köpek birde kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok besIersen o kazanır

Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın Bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın Bahar’dı.

 

Yılmaz Erdoğan

Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım
Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara
Kaldırdık tüm tutuşmaları
Yasak kelime oyunu yapmak
Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
Tomurcuklanmak günah

Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün ardarda uyumamak
Kimse ölmesin diye kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
Güneşi ayı hatta hiç bir tabiat olayı
Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
Ne deniyorsa onu atacak kalp
Ve süresi yirmidört saate çıkartılacak meskun mahallerde ağlamanın

Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım
Ya sen bana fazla geldin
Ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

 

Yılmaz Erdoğan

Haksızlığa karşı haksızlık yapmak istersin ama bazen haksızlık yaptı diye vazgeçemezsin sevmekten. Senin canını yaktı diye canını yakmak istersin ama sonunda yaktığında o canı asıl haksızlık ona bu kadar üzülmeden edemezsin.

Haksızlığa uğrayan adam bir daha haksızlığa uğramamak için kapar kendini; taa ki bir daha istese de bir şey hissedemeyene dek. Haksızlığa uğrayınca bir kere en zoru inanmaktır yine kendine, hakkı yenen adam öfkeli değildir sırf utanır, utanır bütün bunlara izin verdiğine.

Haksızlıktan değil utancını kapasın diye karar verir kötü olmaya. Başkalarının umutlarına saplar hançerini çünkü korkar kendi umutlanmaya. Asıl haksızlık ihanet değildir, ihanetle aydınlığı kapamaktır, umutları öldürmektir. Taa ki hayat kendi nefesini sana ödünç verene dek, taa ki bir daha aynaya bakmaya cesaret edene dek.

Şimdi herkes sevdiğinin ona gelmesini bekliyor. Herkes mutluluğu kendi hakkı biliyor. Herkes onca acının sonunda karşılığını istiyor. Peki bu hikayede kim sonunda mutlu olmayı hak ediyor.

Haklı olmak yeterli değildir her zaman. Olur mu? Her şeye rağmen zayıfları ezen kocaman kötülere rağmen küçük mucizeler olur mu hayatta? İyiliklerinden başka hiç bir şey kuşanmamış küçücük savaşçılar hak ettikleri mutlululuğa kavuşacak mı sonunda?

Bu sefer herkes hakettiğini bulsun istiyorsun. Bu sefer içlerinden biri ölsün biri kurtulsun istiyorsun…

 

 

Kaynak

http://lyricstranslate.com/tr/tuncel-kurtiz-haks%C4%B1zl%C4%B1k-lyrics.html

Sadakat, ne menem şeydir bu sadakat…
Sessiz kalmak mıdır? …
Kıyametin kopacağını bile bile…

Ölüm gibidir sadakat pazarlığı olmaz,
Bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü…

Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat,
Çeker gider sadık kalmaz sana….

Ama kötülük öylemi?
Hep yanı başındadır insanın..

Sözler verilir sözler unutulur…

Gün gelir ihanet eden sadakat ister…

Sadaka gibi verilmez sadakat…
İsteyen hepsini ister…

Sevdiğine sadık kalan adam,
Kendinden vazgeçebilen adamdır…

Sadakat sevdiğinin kalbini çıkarıp,
Elinde tutmaktır…
Ama sadakat yeğenim gerektiğinde o yüregi,
Alıp yere fırlatmaktır…

Sadakat ya birine koşmaktır
ya da birinden kaçmaktır…

Sadakat, erdem değildir esasında
sevgiden kör olmaktır…
Hep kaçtığın şeye,
Eninde sonunda yakalanmaktır, sadakat…

Yemin etmeden bir daha düşün…
Çünkü, sadakatla başlayan herşey ihanetle biter…

 

http://lyricstranslate.com/tr/tuncel-kurtiz-sadakat-lyrics.html

Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur…
Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.

Necip Fazıl Kısakürek

Nisbetleri bozuldu,yedi ses,yedi rengin;
Mart kedisinin dili,bizimkinden çok zengin…
1974

Necip Fazıl Kısakürek

Kırılır da bir gün tüm dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizimYokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşların yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur dil tarih ahlak ve iman
Görürler nasılmış neymiş kahraman
Yer ve gök su vermem dediği zaman
Her tarlayı sular arkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda ŞARKIMIZ bizim…

Necip Fazıl Kısakürek

Denizin ve güneşin battığı yerde,
Bilin ki yeni umutlar da yeşerir,
Gündüzün bittiği, karanlığın bastığı yerde,
Bekler durur gece bitmez.Her haliyle bitecek o gece,
Yerini bırakacak, güne gündüze,
Ağaçlar yemyeşil rengi besbelli,
Yaşıyorum hala bu yeni günle.

Denizin ve güneşin birleştiği yerde,
Umutlar tükendi ve umutlar bitti,
Gündüz bitse de, karanlık gelse de
Umrunda değil artık bir yudum insanın..

Necip Fazıl Kısakürek

sana ey kanımda eriyen kadın
can nasıl dayansın, nasıl dayansın?
mezara çekmekse beni maksadın
önümde o siyah gözlerin yansın.

bir sütun alevsin, bir sütun duman,
yalnız seni görür gözünü yuman.
senden ateşine bir deva uman
bari gitsin kara toprağa kansın.

bir çukur solumda, bir taş sağımda
kabre girdiğim gün bu genç çağımda
öyle bir yüksel ki sen toprağımda
görenler ruhumu tütüyor sansın

Necip Fazıl Kısakürek

Ama bunu bir Irk ve Islamiyete mal etmeyi dogru bulmuyorum..
Dunya’nin heryerinde cocuk istismari cocuk pornosu vs. vs.vs. hayyukta.
Insanlar islamiyeti karalamak adina Peygamber efendimizin evliliklerini goz önüne getirmekte ..
Bir Avusturyada yakin gecmiste yasanan cocuk istismari ve kölelikle ilgili olaylar.
Taylandda aileleri tarafindan fuhuş sektorune satilan cocuklar aile ici yasanan ersest iliskiler vb. cok örnek verilebilir.Islamiyeti iyi arastirmadan kulaktan dolma duyumlarla islamiyeti karalamak Turk Irkına saldirmak tam bir sacmalik.Sürekli bu konu ile ilgili Dinime ve Irkıma saldiran diger ırk ve dinler adina söylüyorum..herkes benim gözümdeki cöpe bakacagina cok affedersiniz kendi kicindaki mertegi gorecek..Sapkinligin dini dili Irkı yoktur ..Sapkinlik Sapkinliktir..Islamiyet vucut gelişimi tamamlanmamış bir kiz cocugunla iliskiyi yasaklar caiz görmez…Dini kendine uyduran şarlatanlarin davranislari nedeniyle ne Islamiyet karalanabilir nede Bir Irk yargilanabilir..(Nokta)”Kendi görüsüm ve kurallarim geregi cizgi resim kullanmayi tercih ettim.Kücücük bir cocugun yasadigi travmayi boy boy resimlerini atarak daha cok ruhsal sagligina zarar vermeyide kiniyorum)

Company SA
CIF: B123456789
New Burlington St, 123
CP: W1B 5NF Londra (Birleşik Krallık)
Tel: 9XX 123 456

office@company.com

Hayata Dair Hersey
Araç çubuğuna atla