Cezzar Ahmet Paşa Kimdir?

Cezzar Ahmet Paşa, 1708 yılında Bosna’da doğup, adını tarihe yazdırcak olan Akka’da 1804 yılında 96 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Ünlü Fransız lider Napoléon Bonaparte’a karşı Akkâ Kalesi’ni savunmasıyla ünlü bir Osmanlı veziridir. Devletine balılığıyla bilinen Ahmet Paşa, Sayda bölgesindeki çatışmaları yatıştırıp, çeyrek yüzyılı aşkın süre tam bir egemenlik kurmuştur.

Cezzâr Ahmed Paşa 1780’de emîr-ül-haclık vazifesiyle Şam eyâletine tâyin olundu. Gerek Sayda ve gerek Şam vâliliği sırasında, Akka kalesinde oturdu. Burada kuvvetli bir ordu kurdu ve küçük bir donanma yaptırarak hâkimiyetini âdeta kendi başına devam ettirdi.

1799 yıllarında Fransa imparatoru Napolyon, Ortadoğu seferine çıkmış, Mısır’a asker çıkararak Kâhire’yi ele geçirmişti. Mısır’dan sonra Suriye’yi de fethetmek için 10 Şubat 1799 günü harekete geçen Napolyon’un ordusunda 21.000 asker vardı. Ayrıca Osmanlılarla müttefik olan İngilizlerle, yaptığı Ebûkır deniz muhârebesinden kurtulan, yedi firkateyn, altı korvet, üç brik, on şalupe, yedi golet, on yedi nakliye gemisi de orduyu tâkib ederek kıyıdan kuzeye doğru yol alıyordu. Bu zayıf Fransız deniz kuvveti Yafa önlerine geldiğinde, İngiliz donanması tarafından yakalanarak Akka önüne getirildi. Diğer taraftan Kölemen süvarilerinin ufak tefek taarruzlarına aldırmadan ilerleyen Napolyon Bonapart, El’ariş’i sekiz gün muhasaradan sonra 20 Şubat 1799’da ele geçirdi. Burada Suriye halkını aldatmak için bir genelge dağıttı.

Âsi Kölemenlerle Cezzâr Ahmed Paşa için savaştığını, İslâm dininin muhterem ve muazzez olduğunu, câmi ve mescidlerin ibâdete açık olmalarını ve bunun Suriye halkı aleyhine olmadığını bildirdi. İleri hareketine devam eden Napolyon, 24 Şubat 1799’da Gazze’yi, 5 günlük kanlı savaşlar sonunda ise Yafa’yı aldı. Yafa’daki çarpışmalarda esir aldığı 4000 İslâm askerini îdâm etmesi ve yerli halkı, katliâma tâbi tutması; bölgede Napolyon ve Fransa aleyhinde büyük bir nefretin uyanmasına sebeb oldu. Napolyon, Yafa’dan sonra Suriye’nin son müdâfaa kalesi olan Akka önlerine geldi ve kaleyi muhasara altına aldı. Akka kalesini Cezzâr Ahmed Paşa savunuyordu. Esasen Napolyon Bonapart, Mısır’ı işgalinden beri karşılaşacağı en çetin rakibin Cezzâr Ahmed Paşa olacağını biliyordu.

Bu sebeble çok önceden Cezzâr Ahmed Paşa’ya mektuplar göndererek onu kendi tarafına çekmeye çalışmış fakat başarı sağlayamamıştı. Çünkü Cezzâr Ahmed Paşa ilk mektubu getireni huzurundan kovmuştu. Şan ve şöhrete, dolayısıyla herkesten iltifat ve hürmet görmeye alışmış olan Bonapart, bu defa, saçını sakalını vatanına hizmette ağartan, seksen yaşlarına merdiven dayayan Cezzâr Ahmed Paşa’yı tehdîd edici ikinci bir mektup gönderdi. Cezzâr Ahmed Paşa, bu ikinci mektuba da gerekli cevâbı verdi. Yafa katliâmından sonra gönül alıcı üçüncü mektubunu gönderen Bonapart, bu sefer Paşa’dan kendisine dost, düşmanlarına düşman olmasını istedi. Cezzâr Ahmed Paşa bu mektuba, kalenin savunma tertiplerini daha da kuvvetlendirmek suretiyle cevap verdi.

Cezzâr Ahmed Paşa’nın bu savunmasına yardım için, Osmanlı donanmasıyla birlikte bir İngiliz filosu Akka önlerine geldi. Ayrıca İstanbul’dan çok iyi eğitim görmüş bir mikdâr nizâm-ı cedîd askeri de gönderilmişti. Ancak bu sırada İstanbul’dan yardım için gönderilen cephane yüklü iki Osmanlı gemisi yanlışlıkla Akka diye Yafa’ya yanaşmıştı. Orada bulunan Fransızlar, kaleye Osmanlı bayrağını çekerek gemileri aldatmışlardı. Bu suretle Cezzâr Ahmed Paşa’ya cephane ile birlikte gönderilen 36.000 altın da iki gemiyle elden çıkmıştı.

Napolyon bundan sonra bütün güçleriyle Akka kalesine taarruza başladı. Ancak kaleden gördükleri şiddetli mukavemetten dolayı başarı sağlayamadı. Napolyon, bu muhârebede silâh kuvveti kadar propagandaya da önem veriyor, çevredeki Dürzî aşiretlerine ve Lübnan halkına kendisini bir kurtarıcı şeklinde göstermek için durmadan söylentiler yaptırıyordu. Fransız askerleri olanca gücü ile taarruzlarına devam ediyordu. Fakat Cezzâr Ahmed Paşa’nın gösterdiği sebat ve metanet karşısında, taarruz hamleleri her seferinde kırıldı. Bir ara Fransız ordusu, Ali Burcu adındaki kaleye girmeye muvaffak oldu. Fakat Osmanlı yiğitleri müdâfaada daha şiddetli bir direnme göstererek düşmanı geriye püskürttüler. Özellikle gece muhârebesi pek şiddetli oluyordu. Büyük bir ustalıkla mazgal deliklerinden ve yer altından lağım açarak içeri giren Fransız kuvvetleriyle, kılıç ve bıçaklarla göğüs göğüse amansızca bir mücâdele başladı. Bu arada tehlikeyi gören Cezzâr Ahmed Paşa, Fransız askerlerinin yoğunlaştığı lağım yakınındaki cephaneyi bizzat ateşlemek suretiyle kaleye giren Fransız kuvvetlerini havaya uçurdu. Böylece Cezzâr Ahmed Paşa kale içinde beliren bu çok önemli tehlikeyi büyük bir maharetle önledi. Alevler içinden kurtulabilen Fransız kuvvetleri, muhasara merdivenlerini de bırakarak geriye çekilmek zorunda kaldılar. Bir ateş deryası içinde cereyan eden bu muhârebeyi yakından tâkib eden İngiliz amirali, Cezzâr Ahmed Paşa’nın başarısını görünce, onun cesaret ve harb bilgisine bir defa daha hayran kalmıştı. Yaşlılığına rağmen gösterdiği cesaret akıllara durgunluk verecek nitelikteydi.

Harb, bu şekilde iki aya yakın gece-gündüz devam etti. Cezzâr Ahmed Paşa bu eşsiz mü’dâfayla Fransızları şaşkına çevirdi. Muhasaranın 52. günü Rodos mutasarrıfı Yaşar Kaptan emrindeki 3000 kişilik yeni ve taze bir nizâm-ı cedîd askeriyle Akka kalesinin takviye görmesi, Napolyon’un ümitlerinin kırılmasına sebeb oldu. İhtiyar fakat cesaret, azim ve irâde örneği olan Cezzâr Ahmed Paşa’nın bu olağanüstü savunmasını kıramayacağını anlayan Fransız imparatoru, 64 gün süren muhasaradan sonra bir akşam üstü karanlığından faydalanarak, üzüntülü bir şekilde çekilmeye başladı. Çünkü Akka önünde iki şöhretli generalini ve binlerce Fransız askerini kaybetmişti. Ayrıca bir çok yaralı askerini ve ağırlıklarını taşımak çök güçtü. Neticede cephanesini ve toplarını toprağa gömüp, yaralı askerlerini zehirleyerek Akka’yı terketti.

AKKA CENGİ

Destanlaşan Akka müdâfaasını, kaledeki mücâhidlerden biri kaleme alarak şöyle demiştir:

Dinle pâdişâhım Akka’nın çengin
Seyret hilesini kahbe Frengin
Birden ateş edip top ve tüfengin
Burçu barusını döğer hünkârım

Güllenin darbından burçlar söküldü
Yıkılıp kalanın beli büküldü
Deryaya sel gibi kanlar döküldü
Bahr ile bir oldu yerler hünkârım

Altmış iki günde yetmiş bin kâfir
Kırkdört yürüyüşle ceng etti vâfir
Ali tabyasından içeru âhir
Girüp verdi zarar hayli hünkârım

Tâbi olup cümle urban şeyhleri
Öğrettiler Bonapart’a her yeri
Yetişsin imdada İslâm askeri
Yoksa Akka elden gider hünkârım

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla